![]() |
![]() |
|
ARICILIK
ARI
YETİŞTİRİCİLİĞİ 1.
TARİHÇESİ
Arıcılığın tarihi insanlık tarihi
kadar eskidir. MÖ 7000 yıllarına ait mağara resimleri, çok eski tarihlere ait
arı fosilleri ve tarihi buluntular bu görüşü doğrulamaktadır. Mısırda 4000 yıl
önce Firavun mezarlarında bal ve balmumları bulunmuştur. Yine mısırlıların
ayinlerinde balın yer aldığı ve kral hanedanlarından birisinin arıyı simge
olarak kullandığı bilinmektedir. Mısır’da göçebe arıcılık yapılmaktaydı ve bu
nedenle buradan Yunanistan, Filistin ve Kıbrıs’a arıcılığın yayıldığı
düşünülmektedir. Hindistan’da MÖ 3000-2000 yılları
arasında arı ve bala ait bilgiler bulunmuştur. Babilliler balı hem gıda hem de ilaç olarak kullanmışlardır.
MÖ 384-322 yılları arasında yaşayan Aristo, yazmış olduğu Hayvanlar Tarihi adlı
eserinde (5 ve 9. kitap) kovan içerisinde ana arı, erkek arı ve işçi arı olarak
3 tip arının olduğunu, arıların çiçek tozu topladıklarını, işçi arıların su
taşıdıklarını ve işçi arılar arasında iş bölümü bulunduğunu ifade etmiştir. Bu
eserde sadece, arıların çiçek tozundan balmumu ürettikleri konusunda yanılgıya
düşmüştür. Yunanlılar saplardan örülmüş kovan, sepet kovan ve tahta kovan
kullanmışlardır. Romalılar arılar hakkında çok yazı yazmışlardır. Milattan önce
Cato, miladi yıl başlangıcında Columella, Virgil ve 4. Georgies arı hakkında bilgiler vermişlerdir. Columella arılıktan 2.5 ton bal alınabileceğini, kovanların
arılığa nasıl yerleştirileceğini, kovanların nasıl yapılması gerektiğini ve
arıcılıkta kullanılan alet ve malzemelerin esaslarını yazmıştır. Boğazköy
kazıları, MÖ 1300 yıllarında Hititler devrinde arıcılığın önemli bir zirai
faaliyet olduğunu göstermiştir. Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan
Süleyman ve Yavuz Sultan Selim devirlerinde çıkarılan Kanunnamelerde arıcılığa
ait hükümler bulunmaktadır. Türk köylüsü balı asırlardır bir ilaç ve şifalı
besin kabul etmiş ve hastalara bal yedirmiştir. Arı ve bala, İncil ve Kur’an gibi mukaddes kitaplar da yer vermişlerdir. Kur’anı-Kerim’in Nahl suresinin 68 ve 69. ayetlerinde mealen şöyle buyurulmuştur; "Ve Rabbin balarısına dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin. Her çeşit üründen ye, sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollarda yürü diye emretti. Karınlarında insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen milletler için bunda ibret vardır."
1.1. Arıcılığın
gelişmesi
Butler, 1609 yılında, balmumunun arının
vücudunda pulcuklar halinde meydana geldiğini bildirmiştir. Jan Swammerdam (1637-1680) arı
biyolojisi üzerinde çalışmıştır. François Huber (1750-1831) "The Encyclopaedia Britannica" adlı
eserinde arılara ait bazı ilgi çekici ifadelere yer vermiştir; kovanların
havalandırılması arıların yelpazeleriyle yapılmaktadır, ana arılar işçi arı
yumurta ve larvalarından yetiştirilebilir, ana arı yalnız havada çiftleşir,
çiçektozu arı yavrularının asıl besinidir, yavru yetiştirme sıcaklığı 30 °C
civarında olmalıdır, arıların antenleri dokunma organıdır. Huber ayrıca antenlerin fonksiyonları ve temel petek gibi
konularda çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalarını "New Observations on the Bee" adlı kitapta toplamıştır. Peter Prokopovyrch 1814’de
çerçeveli modern kovanı geliştirmiştir. Mehring
1857’de ilk temel petek kalıbını keşfetmiştir. Dzierzon çerçeveli Langstroth
kovanını geliştirmiş, 1845 yılında arıların parthenogenesis teorisine göre çoğaldıklarını tespit etmiş,
arıların iki çeşit yavru hastalığının olduğunu ve İtalyan yerli arı ırkının iyi
bir ırk olduğunu iddia etmiştir. Modern kovanın babası sayılan Langstroth ve ticari arıcılığı ortaya atan Moses Guinby, arıcılık malzemeleri
fabrikası kuran A.I. Root ve Charles Dadant arıcılığa önemli hizmetlerde bulunan önemli
kişilerdir. Günümüzde arıcılık ticari bir iş
haline dönüşmüştür. Türkiye şartları göz önüne alındığında arıcılığın hızla
ilkel kovandan modern kovana doğru değişim içinde olduğu, 10-50 kovanlık aile
işletmeleri yerine, 100-500 kovanlık ticari işletmeler haline dönüştüğü dikkati
çekmektedir. Önceleri genellikle bal ve balmumu üretmek amacıyla kurulan
işletmeler son zamanlarda arı sütü, polen ve arı zehiri gibi sağlık açısından önemli ürünlere yönelik
faaliyetlerde de bulunmaktadırlar. 2.
YERİ VE ÖNEMİ
Arıcılık, çeşitli tarım kolları ile
birlikte uyumlu bir şekilde yürütülebilen ve toprağa bağlı kalınmaksızın
yapılabilen bir yetiştiricilik koludur. Birçok bitki üretimi, arıcılık ile
birlikte ve karşılıklı yarar sağlayarak sürdürülebilir. Deniz seviyesinden
binlerce metre yüksek yaylalara kadar, bitki ve çiçeğin bulunduğu her yerde
arıcılık yapılabilir. Ülkemizde çiçeklenme zamanlarının
hemen hemen bütün yıla yayılmış olması, kovan üretimi
için gerekli kerestenin yeterli miktarda bulunması, arıya ve ürünü olan bala
geleneksel bir önem verilmesi, arıcılığa aktarılabilecek iş gücünün bulunması,
önemli bir yatırım gerektirmemesi ve toprağa bağlı kalınmaksızın yapılabilmesi,
arıcılığın önemini gittikçe arttırmaktadır. Ancak arının önemli ürünlerinden
olan bal, balmumu ve arı sütünün diğer tarım ürünlerinde olduğu gibi hak ettiği
fiyatla satılamaması, arıcılık ile ilgili birliklerin yaygın olarak kurulamaması
ve mevcut kuruluşların etkili çalışmalarda bulunamamaları, arıcılığın gelişme
hızını oldukça düşürmektedir. Türkiye’de 1989 yılında 340,020 adedi eski tip,
2,740,640 adedi yeni tip olmak üzere toplam 3,080,660 adet kovan bulunduğu ve
40,180 ton bal ile 2,316 ton balmumu üretildiği bildirilmektedir (Tablo
1). Türkiye kovan sayısı, bal ve balmumu
üretimi bakımından birçok ülkeden ileri durumdadır. Ayrıca üretilen ballar
dünyanın en kaliteli balları arasındadır. Ancak kovan başına üretim miktarı
oldukça düşük ve dünya ortalamasının gerisindedir. 2.1. Arıcılığın tarım
içindeki önemi
Arıcılık çeşitli tarım kollarıyla
birlikte uyumlu bir şekilde yürütülebilen ve toprağa bağlı kalınmaksızın
yapılabilen bir hayvancılık koludur. Tarım işletmelerini, Bitkisel üretim
işletmeleri ve Hayvansal üretim işletmeleri olarak 2 gruba ayırmak mümkündür. Arıcılık her iki grupla da yakından
ilgilidir. Bir çiftlik sahibi zirai faaliyetlerinin yanı sıra arıcılık da
yaparsa, hem arının gelirinden hem de zirai üretim artışından ek fayda
sağlayabilir. Bu işletme şekilleri, dengeler bozulmadığı takdirde arıcılıkla
uyum içinde yürütülebilir. Özellikle zirai ilaçlamalar bu dengeyi olumsuz yönde
bozmaktadır. Tablo 1. Türkiye’de 1956-1983 yıllar arasındaki kovan
miktarı
ve bal üretimi.
Kaynak: Başbakanlık D.İ.E. Tarım İstatistikleri
Özeti, 1989. Arının çiçek tozu ve nektar toplamak
için bütün çiçekleri dolaşması meyve ağaçları ve özellikle elma ağaçları
açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılan bir denemede etrafı arının girmesini
engelleyecek bir malzemeyle kaplanan elma ağacının, hiç elma vermediği veya
veriminin % 99 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Çünkü elma ağaçları kendi
kendilerini dölleyemezler. Ayrıca arının çiçekten çiçeğe dolaşması ve her
seferinde aynı cins çiçekleri defalarca ziyaret etmesi, çiçeklerin kendi kendini
döllemesi (yakın akraba evliliği veya kan yakınlığı) sonucu oluşabilecek genetik
bozuklukların ortaya çıkmasını da önemli ölçüde engellemektedir. Bu sayede
oluşan heterozigotluk nedeniyle meyveler daha bol ve
kaliteli olur. Arıların tozlanma yoluyla
sağladıkları ürünün değeri bal ve balmumu üreterek sağladıklarının 10-20 katı
kadar daha fazladır. Bu nedenle meyve bahçesi sahipleri ile tohumluk bitki
yetiştirenler tarla ve bahçelerinde bal arısı kovanları
bulundurmalıdırlar. Bal arıları tarafından tozlanan
meyvelerden; badem, elma, zerdali, şeftali, kiraz, üzüm, kavun, karpuz, armut,
Trabzon hurması, erik, ahududu, çilek, tohumluk bitkilerden ise yonca,
kuşkonmaz, karnabahar, lahana, havuç, kereviz, tırfıl,
pamuk, salatalık, keten, soğan, biber, kabak, turp, kolza, şalgam, ayçiçeği ve
bakla sayılabilir. Arının dolaylı olarak toprağın
erozyonunu önlediği ve gübrelenmesini sağladığı da ifade edilebilir. Meyve ve
tohum üretimini gerek sanayi ve gerekse yabani bitkilerde arttırarak bitkilerin
çoğalmasını ve dolayısıyla toprağın su ve rüzgar yoluyla erozyonunu engellediği
ve toprağa karışan bitkilerle de gübrelenmeyi sağladığı söylenebilir. Çayır ve
meraların yaşaması ve kalitesini de aynı yolla etkilediği ve hayvancılığa uygun
ortamın sağlanması açısından dolaylı rol oynadığı ifade
edilebilir. 2.2. Ülke ekonomisindeki yeri
ve önemi
Arıcılık, her yaştaki insanın
yapabileceği nadir işlerden birisidir. Tarım işletmelerindeki gizli işsizliği
ortadan kaldırabilecek veya fazla işgücünü değerlendirebilecek bir faaliyet
alanıdır. Ailenin asıl işi olabileceği gibi, tarım işletmelerinde yan gelir
olarak yer alabilir. Arıcılık az sermaye ile çok kar sağlayabilir. Yatırım bir
defa yapıldığında uzun süre işletilebilir. Araziye, suya, işletme tesislerine,
traktöre ve bunları çalıştıracak işçiye ihtiyaç yoktur. Arılar; bal, balmumu, arı, arı sütü,
çiçek tozu, arı zehiri ve propolis üretirler. Bu ürünlerin üretilmesi ve pazarlanması
aile ekonomisine katkıda bulunur. Ekonomik olarak, arıcılığın
gelişmesi arıcılık sektörü için gerekli arı, ana arı, kovan, bal süzme makinesi,
temel petek, arıcılık malzemeleri ve ambalaj maddelerinin üretildiği sanayi iş
kollarının ortaya çıkmasına ve bu alanda istihdamın sağlanmasına yardımcı olur.
Dünyadaki en kaliteli bal, çok sayıda çiçek türüne sahip olması nedeniyle
Türkiye’de elde edilmektedir. Dünyadaki çiçek türlerinin 3/4’ü
Türkiye’dedir. Profesör Zander, II. Dünya Savaşından önce Almanya’nın 1 yılda bal ve
balmumu üretiminden 30 milyon marklık bir gelir sağladığını, buna karşılık
tozlanmadaki yardımlarıyla ise 300 milyon marklık gelir fazlası elde edildiğini
ifade etmiştir. Bu fazla gelirin bütün Avrupa ülkeleri için toplam 1 milyar 800
milyon mark olduğunu hesaplamıştır. 2.3. İnsan sağlığı yönünden
önemi
Arıcılık zevkli bir iştir. Arı
kendisiyle uğraşan kişiye iş bölümü, çok üstün seviyede çalışma gücü kazandırır,
iyi ahlak ve fedakarlık örneği olur. Arıcılar açık havada ağır olmayan ve
sürekli bir işle meşgul oldukları için sağlıklıdırlar. Ayrıca sık sık bal yemeleri ve arı sokması sonucu vücutlarına giren arı
zehiri nedeniyle hastalıklara karşı dayanıklıdırlar.
Bağışıklık sistemlerinin devamlı çalışıyor olması hastalıklara karşı koymada
vücudu tetikte tutar. Arı denilince aklımıza ilk olarak
bal gelir. Bal insanlık tarihi boyunca beslenmenin yanı sıra ilaç olarak kullanılagelmiştir. Yara ve berelerde oldukça yaygın olarak
kullanıldığı gibi, bazı yörelerde sünnet işleminde de kullanılmaktadır. Bal
bileşimi itibariyle organizma için önemli ve uyumlu, genç ihtiyar herkesin
tüketebileceği ve sindirebileceği bir maddedir. İçinde bulunan şekerlerin
çoğunun monosakkarit halinde olması nedeniyle
sindirimi çok kolaydır, midede pek fazla kalmaz, bağırsaklardan kolayca emilir,
karaciğerde çok az bir işlemle depolanır. Bileşimindeki karbonhidratlar
nedeniyle enerji deposudur, ayrıca vitaminler, enzimler, mineraller ve bileşimi
açıklanmamış bir çok madde bulunmaktadır. Midedeki ülser ve yaraları kapatıcı
rol oynar, ılık suyla içildiğinde kabızlığı, soğuk suyla içildiğinde ishali
önler. Uykusuzluk ve sinirlilik hallerinde sakinleştirici olarak kullanılabilir.
Kalp ve damar hastalıklarında ayrıca şeker hastalığında tavsiye edilir. Ciltteki
yara ve sivilcelerin iyileşmesi, cildin taze ve yumuşak kalması için kullanılır.
Bazı krem, sabun ve losyon gibi güzellik ürünlerine de
katılmaktadır. Arı sütünün bileşimi bal ve çiçek
tozundan çok farklıdır. Arı sütü fiziki, ruhi ve hormonal etkiye sahip bir çeşit ilaçtır. Genel olarak vücuda
sıhhat verir, iştah açar, kadınlarda adeti düzenler, çocuklarda gelişmeyi
sağlar, saçlara canlılık verir, yorgunluğu giderir. Ülserli 100 hasta üzerinde
yapılan bir denemede % 60 başarı sağlanmıştır. G.F. Townsend adlı bir araştırıcı 2000 fareye kanserli hücre
aşılamış, 1000 fareye hiçbir müdahale yapmamış diğer 1000 fareye ise arı sütü
vermiştir. Kendi haline bırakılan farelerin kanserden öldüğü, arı sütü
verilenlerin ise sağlıklı yaşadığını, her hangi bir kanser belirtisi
göstermediklerini tespit etmiştir. Arı sütü vital
(hayat veren) bir maddedir. Balla birlikte yenilen arı sütünün günlük dozu 1
mg/kg canlı ağırlık olarak tavsiye edilmektedir. Kalp,
damar ve sinirler üzerinde olumlu etkileri olan arı sütü, gelişmiş ülkelerde
ampul veya kapsüller halinde kullanılmaktadır. Türkiye’de son zamanlarda arı
sütü genellikle bal ve polenle karıştırılarak piyasaya sürülmektedir. Ancak bu
durum, içerisinde yer alan arı sütünün miktarını gizlemekte ve tüketici
nazarında inandırıcı olmamaktadır. Arı zehrinin özellikle romatizmaya
iyi geldiği ve bu konuda çeşitli tedavi şekillerinin geliştirildiği
bilinmektedir. Arıcılarda romatizmal ağrılara pek sık
rastlanmaz. Adale ağrıları, bel ağrıları, sinir ağrıları ve sinir yangılarında
tedavi edici olarak kullanılmaktadır. Arı zehiri
üretimi oldukça karışık ve teknik bir konudur. Temel olarak; bir kab üzerine arının sokmasını sağlayacak ve iğnesinin
çıkmasını kolaylaştıracak gergin bir zar gerilerek arı zehiri toplanır. Arı sütünün esasını teşkil eden
çiçek tozunun besleyici değeri çok yüksektir, % 35 protein içerir. Ayrıca içinde
B, C, A, H ve E vitaminleri, hemen hemen tüm amino asitler ve mineraller bulunmaktadır. Polenin insan
beslenmesi ve sağlığı üzerine önemli etkileri bulunmaktadır. Ayrıca sindirim ve
sinir sistemini olumlu yönde etkiler, sedatiftir,
kansızlığı giderir, büyümeyi hızlandırır, yorgunluğu ve halsizliği giderir,
metabolizmayı düzenler, yaşlı erkeklerde görülen prostat büyümesi üzerine
oldukça etkilidir. Bu amaçla günde 20 g, şok etki elde etmek için günde 32 g
tüketilebilir. Balla birlikte alındığında daha etkilidir. Sabah ve akşam aç
karına alınmalı, normal dozlar halinde 2 ay devam edilmeli, bir süre sonra kür
tekrarlanmalıdır. Çocuklarda günde 16 gram, yetişkinlerde 20 gram tedavi edici
dozdur. Normal olarak bal içinde çok az da olsa polen
bulunmaktadır. 3.
VÜCUT YAPISI
Arılar genel olarak diğer böceklere
benzemekle birlikte vücutları yoğun bir kıl örtüsüyle kaplıdır. Vücutları baş,
göğüs ve karın olmak üzere 3 ana bölümde incelenebilir (Şekil
1). 3.1. Baş
Başta bir çift bileşik göz ve üç
adet basit göz bulunmaktadır. Bileşik gözler ana arıda 3000, işçi arıda 4000 ve
erkek arıda 8000’den fazla gözün birleşmesiyle oluşmuştur. Bu gözlerin her biri
objenin ancak küçük bir parçasını görüntüler ve görüntüler birleştirilerek görme
gerçekleştirilir. Basit gözlerin ise karanlıkta görev yaptığı sanılmaktadır.
Genel olarak arının hareketleri algıladığı, tam manasıyla görme olayının
şekillenmediği ifade edilmektedir. Yapılan çalışmalarda arıların yeşil rengi
grinin değişik tonları şeklinde algıladıkları ve bu sayede çiçekleri parlak ve
renkli noktalar halinde daha kolay buldukları tespit edilmiştir. Bu nedenle
arılara yaklaşan kişilerin canlı ve parlak renkli giyeceklerden kaçınmaları, gri
veya yeşilin değişik tonlarını tercih etmeleri tavsiye edilir. Ayrıca güneşte
bulunan kişilerin gölgede duran kişilere göre daha fazla rahatsız ettikleri
ifade edilmektedir. Yüzün ortasına yakın bir yerde,
özellikle dokunma ve koku alma organları olan bir çift hareketli duyarga, anten
bulunur. Duyargaların hemen altında clypeus ve ona
bağlı üst dudaklar yer alır. Üst dudakların arkasında başın iki yanında üst
çeneler uzanır. Üst çenelerin gerisinde alt çeneler ve alt dudak birleşerek tüp
şeklindeki probozis’i oluştururlar. Probozisin uzantısı olan dil ise sıvı besinlerin alınmasını
sağlar. Arı sıvı besini alacağı zaman dip parçalar bir araya gelerek bir boru
oluşturur ve dilin etrafını sararak emici düzeni şekillendirirler. Probozis kullanıldıktan sonra parçalarına ayrılarak başın
arka kısmına çekilir, uç kısmı kıvrılarak katlanır. Sadece işçi arılarda bulunan
ve arı sütü salgılayan bezler başın iki yanında bulunur. Bu bezlerden çıkan
kanallar ağız düzlüğüne açılırlar. Arı sütü ağız düzlüğünden sarkan kanadımsı
kısımdan aşağı doğru inerek probozisin zemininde yer
alan gıda kanalında birikir. Diğer ergin arılar arı sütünü dillerini buraya
sokarak alabilirler. Arı sütünü üreten arı, çenelerinin arasından arı sütünü
larvaları beslemek amacıyla boşaltabilir.
3.2. Göğüs
Arının göğsü 4 segmentten (parça, bölüm) oluşmuştur; protoraks, mezotoraks, metatoraks ve propodeum. İlk üç
segmentte birer çift bacak bulunur. Protoraks incelerek boynu oluşturur. Protoraksın arka plakası mezotoraks üzerine yaka gibi yerleşerek birinci çift hava
deliklerini örter. Mezotoraks göğsün en büyük
parçasıdır ve kanat kaidesini oluşturmaktadır. Metatoraks ince bir segment
halindedir. Propodeum daralarak bel adını
verebileceğimiz kısmı şekillendirir. Bacaklar büyüklük ve şekil olarak
birbirinin aynı değildir fakat hepsi de 6 segmentten
oluşmuştur. Bu segmentler vücuttan itibaren koksa,
trohanter, femur, tibia, tarsus (tarsomerlerden oluşur) ve pretarsus (iki yan tırnak ve ortada aroliumdan oluşur) adlarını alırlar. Arının bacakları sadece
öne ve arkaya doğru bir bütün olarak hareket edebilir. Tırnaklar yardımıyla
pürüzlü yüzeylere tutunabilen arı, arolium ile de düz
kaygan yüzeylere yapışabilmektedir. Ön ayaklar antenlerin temizlenmesinde, orta
bacaklar göğüsün temizlenmesinde, polen sepetçiğinin boşaltılmasında, kanat ve
hava deliklerinin temizlenmesinde ve karında üretilen balmumu pulcuklarının
alınmasında, arka bacaklar baş, göz ve ağzın temizlenmesinde kullanılır. Ön ve
orta bacaklarla vücuttan toplanan polen arka bacaklara yığılıp polen sepetçiğine
özel hareketlerle sıkıştırılır. Üst çenelerle ağaç ve bitkilerden toplanan propolis yine ön ve orta bacaklar yardımıyla arka
bacaklardaki sepetçiklerde toplanır. Bal arılarında ön çift ve arka çift
kanatlar olmak üzere iki çift kanat vardır. Ön kanatlar arka kanatlardan daha
büyük ve daha damarlıdır. Uçuş anında ikisi birden çalışmaktadır. Dengeyi
sağlamak amacıyla uçuş sırasında arka kanatlardaki tutunma çengelleri ön
kanatlardaki çengel yatağı ile birleşir. Böylece kanatlar birleşerek birlikte
aynı hareketi yapar. Kanatlar aşağı yukarı, ileri geri ve uzun eksenleri
etrafında yaptıkları dairesel hareketlerle uçuşu gerçekleştirirler. Uçuşta yön
tayin etme işini sadece kanatlar yapar. Kanatlar, arıya çok yüksek manevra
kabiliyeti kazandırır. 3.3. Karın
Arının karın kısmında; mide,
bağırsak, üreme organları gibi iç organların yanı sıra arıya özel olan balmumu
bezleri ve iğne gibi organlar bulunmaktadır. Segmentleri genellikle belirgin durumda olan karın; göğüs ve
baş gibi karmaşık bir yapıya sahip değildir. Arı larva döneminde iken on karın
segmentine, ergin dönemde iken de 9 karın segmentine sahiptir. Son karın segmentlerinin içiçe geçmesiyle işçi ve ana arıda karın 6 segmentliymiş gibi görünür. Sekiz, 9 ve 10. segment, 7. segmentin içine
gizlenmiştir. Onuncu segment sadece anüsü taşıyan bir
koni halindedir. Karın, bel denen ince bir bağlantı
ile göğüsün propodeum kısmına bağlanmıştır. Böylece
göğüs üzerinde yüksek derecede bir hareket kabiliyeti sağlanmış olur. Karın
kısmında bulunan ve arıya özel başlıca organlar; balmumu bezleri, koku bezi ve
iğnedir. İşçi arının 4, 5, 6 ve 7. karın
segmentlerinin ön plakalarında balmumu bezleri
bulunur. Her segmentte balmumu aynası denilen sağlı
sollu iki adet düzgün, büyük, parlak oval kısımlar görülür ve bu kısımlar
birbirlerinden koyu renkli dar şeritlerle ayrılırlar. Salgılanan balmumu petek
gözlerinin yapımında kullanılmaktadır. Balmumu belirli bir dönemde salgılanır
sonra bu bezler dejenere olur. Koku bezi, işçi arılarda 7. karın
segmentinin iç yüzeyinde bulunmaktadır. İğne odacığı
karnın en uç segmentinde bulunmakta ve ince, sivri
uçlu iğne buradan çıkmaktadır. İğne üç parçadan oluşur. Stilet ve lansetler arasında zehir
kanalı bulunmaktadır. İğnenin iki tarafında 9 veya 10 adet testere dişini
andıran çıkıntılar vardır bundan dolayı iğne battığı yerde kalır. İğneyle
birlikte zehir torbası ve zehir bezleri de çıkar. Bunun sonucunda arı ölür. Arı
soktuğunda yapılacak ilk iş iğnenin çıkarılmasıdır. Çünkü iğne kendisine bağlı
zehir torbasındaki zehiri girdiği yere pompalamaya
devam eder. 3.3.a. Sindirim
sistemi
Arılarda sindirim sistemi ağızla
başlar. Ağız başla dikey olarak duran emme pompasına açılır. Emme pompasının üst
ucunda, dar ve ince bir boru olan yemek borusu vardır. Yemek borusu, boyundan ve
göğüsten geçerek karnın ön ucunda genişleyip ince
cidarlı bir kese haline dönüşür. Bu kese diğer böceklerdeki kursağın karşıtıdır
ve arı tarafından nektar veya balın biriktirildiği yer olarak kullanıldığı için
genellikle bal midesi olarak isimlendirilir. Sindirim kanalının bal midesinden
sonra gelen kısa ve dar geçit kısmına ön mide (proventrikülüs) denir. Bunu takiben karın içerisinde
genellikle S harfi şeklinde enine kıvrılmış olan silindirik uzun ve kalın bir
kese gelir ki bu ventrikülüs denilen gerçek midedir.
Mideden sonra bağırsak kısmı gelir ve bağırsaklar karın içinde kıvrımlar yaparak
anüsle son bulur. Arılar uzun kış ayları boyunca kovandan dışarı çıkmazlar,
dolayısıyla dışkılarını kovan içine bırakmazlar ve bağırsaklarında
biriktirirler. İlkbaharda kovan dışına çıktıkları ilk fırsatta uçuşa geçerek, dışkılarını havadayken
bırakırlar. 3.3.b. Dolaşım
sistemi
Böceklerde vücut boşluğu, organlarla
veya dokularla değil kan veya hemolenf olarak
tanımlanan bir sıvı ile doldurulmuş bulunmaktadır. Kanda hemosit denilen birçok kan hücresi bulunur. Bunlar oksijen
naklinde kullanılmazlar ve omurgalıların akyuvarlarına benzer işlevleri vardır.
Kan sıvısı bir miktar oksijeni taşımakla beraber başlıca görevi sindirim
kanalından emilen sindirilmiş besinlerin dağıtılması, boşaltım organları
tarafından atılan metabolizma artığı maddelerin depolanması ve solunum organları
veya deri yoluyla atılacak olan karbondioksit gazının taşınmasıdır. Bal arısının
kanı açık kehribar rengindedir. Vücutta kan dolaşımı atar damarlar ve titreşim
zarları yoluyla sağlanmaktadır. Genel olarak; karında toplanan kan, aort
yardımıyla ve karın hareketleriyle başa pompalanır, baştan geriye doğru bütün
dokuları geçerek ve süzülerek karında tekrar
toplanır. 3.3.c. Solunum
sistemi
Canlı vücut hücrelerinde sürekli
olarak yer alan kimyasal değişiklikler sonucunda devamlı oksijen tüketilip
karbondioksit üretilmektedir. Hem dokuların ihtiyacı olan oksijenin getirilmesi
hem de karbondioksitin dokulardan uzaklaştırılması gereklidir. Arılarda bu iş
derinin dışarıdan içeri açılmasıyla oluşmuş borucuk sistemi (trake) ile
yapılmaktadır. Hava borucuğu kolları vücut hücrelerinde son bulmakta ve böylece
dokular oksijenlerini kan ile taşınarak değil de doğrudan doğruya almakta,
karbondioksitlerini de bırakmaktadırlar. Kan sadece kendi kullandığı oksijeni
emer. 3.3.d. Üreme
sistemi
Arılarda döllenmiş yumurta dişi,
dölsüz yumurta ise erkek arıya dönüşmekte ve üreme hücreleri dişilerde yumurta,
erkeklerde spermatozoa olarak gelişmektedir. Erkek
arıda üreme organları bir çift testis, bir çift sperma kanalı, bir çift mukoza
bezi, bunların birleştiği ejekülasyon kanalı ve
penisten meydana gelir. Yumurtalıklar, bir çift yumurta kanalı, bu kanalların
birleştiği bir ana kanal ve kanalın açıldığı üreme odacığından oluşmaktadır. Ana
arıda üreme odacığı, iğne düzeneğinin dibinde bulunan kısım ve ana kanalın
açıldığı vagina olmak üzere iki bölümde incelenir.
Ayrıca spermaların biriktirildiği sperma torbası (spermateka) denilen kısım vardır. Dişi olan işçi arılarda da üreme
organları bulunmaktadır. Ancak bunlar çok özel durumlarda aktif hale geçebilirler. Yumurtalıklar gelişmemiştir ve 2-12 kadar ince
tüpçükten oluşmuştur. Bu yumurtalıklar dejenere oldukları halde yumurtlama
özelliğini korumakta ve kovanın ana arısız kalması durumunda gelişerek normal
yumurta üretebilmektedirler. Yalnız işçi arılar çiftleşemediklerinden dölsüz
yumurta üretmekte ve bu dölsüz yumurtalardan sadece cılız ve zayıf erkek arılar
meydana gelmektedir. 4.
ARI TÜRLERİ ve IRKLARI
Bal arısına ilk defa 1758 yılında
Linnaeus tarafından "bal taşıyan arı" anlamında Apis mellifera adı verilmiştir.
Daha sonra "bal yapan arı" anlamında Apis mellifica adı kullanılmışsa da ilk adı kadar yerleşmemiştir.
Zoolojik sistemdeki yeri ise aşağıda gösterilmiştir.
Bu dört tür arı içinde dünyada en
çok yaygın olanı ve ticari arıcılıkta kullanılanı Apis
mellifera’dır. Bu tür kendi içerisinde birçok ırklara
ayrılmaktadır. 4.1. Siyah veya Esmer
balarıları (Apis mellifera L.):
Dünyanın hemen hemen her tarafına yayılmışlardır. Asya, Orta Avrupa,
İngiltere, Kuzey Afrika ve Amerika’da bu tip arılar görülebilir. Siyah menşeli
arılar Hollanda, Almanya, İskandinavya ve Rusya’da görülür. Ana vatanı Orta
Avrupa Alplerinin batısı ve kuzeyi ile Orta Rusya’dır. 17. asırdan itibaren
esmer arılar Kuzey ve Güney Amerika’ya ve Uralları aşarak Sibirya’ya
götürülmüştür. Modern arıcılığın gelişmesi ile birlikte önemleri azalmıştır.
İspanya, Polonya ve Rusya’nın bazı yerlerinde bölgesel olarak önem taşımaktadır.
İsviçre, Avusturya Alpleri, Almanya ve İskandinavya’da hatlar geliştirilmiştir.
Sıkı kan yakınlığıyla yetiştirilen ve bir babadan elde edilen hatlardır. Başka
bölgelerde Ligustica, Carnica ve Kafkas ırklarıyla
melezleşmişlerdir. Dilleri kısadır, yaklaşık 5.7-6.4
mm’dir. Büyük arılardır, 2 ve 3. karın halkaları
üzerinde sarı çizgiler değil sarı noktalar mevcuttur. Vücutları uzun ve seyrek
kıllarla kaplıdır. Erkek arının göğsündeki kıllar koyu kahverengi, bazen de
siyahtır. Çok çalışkandırlar, fakat dilleri kısa olduğu için yonca gibi bazı
bitkilerden fazla yararlanamazlar. Birkaç istisna dışında bu ırk tercih
edilmemektedir. Zengin fundalıklara sahip İngiltere ve Norveç’te iyi sonuçlar
alınmıştır. Oğul vermeye meyilli değildirler. Heather
ya da Funda arısı adı verilen sadece oğul verme
yönünde selekte edilmiş bir hat bulunmaktadır. Şiddetli iklim şartları altında
kışlama yetenekleri iyidir. Yavru verimleri fazla değildir. İlkbahar gelişmeleri
yavaştır. Yavru gözlerinde daima yeterli miktarda bal bulunur ve açlıktan ölme
tehlikeleri çok zayıftır. Bitki örtüsü zayıf bölgelerde diğer arı ırkları
depolarını yiyip bitirdikleri halde tutumlu ve idareci olan Esmer arıların
kovanlarında bir miktar bal bulunur. Başka ırklarla melezlendiklerinde üstün bir yaşama gücü ve performans
gösterdikleri halde çok kuvvetli olan sokma eğilimleri ortadan
kaldırılamamıştır. Genellikle sinirlidirler ve kovandan kaçmaya hazırdırlar.
Fazla olmamakla birlikte saldırgandırlar. Yavru hastalıklarına ve balmumu
güvesine hassastırlar. 4.2. Sarı balarıları (A. m.
ligustica Spin):
Anayurdu İtalya, özellikle Sicilyadır. Davranış olarak petek üzerindeki sakinliği ile
tanınan bu ırk, hızlı ve yıl boyunca üreme özelliği ile Akdeniz ekolojisinde
büyük koloniler oluşturur. Yetersiz flora koşullarında ve uzun kış yaşayan
yörelerde açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Yağmacılık eğilimi yüksek,
oğul verme eğilimi düşük bir ırktır (1). Bu ırkın yayılma alanı esmer arılar
kadar değildir. İtalya ve Akdeniz çevresinde toplanmıştır. 1853 yılında Dzierzon tarafından Venedik’ten Almanya’ya götürülmüştür.
Amerika’ya 1859 yılında İtalya’dan götürülmüştür. Sarı arılar içinde en çok
tanınan ve ticari değeri olan İtalyan arısıdır ve modern arıcılığa katkısı da
çok büyük olmuştur. Amerika’da İtalya’da verimli çalışmalar yapılmakta ve bu
ırka ait ana arılar Dünya’nın her yanına gönderilmektedir. Görünüş olarak sarı kitin, sarı kıl
rengi ve ince uzun abdomeni ile tanınırlar. İtalyan arı ırkının karın
halkalarında bulunan şerit sayısına göre 3 şeritli ve 5 şeritli (altın arı)
olmak üzere 2 tipi vardır. Esmer arıya nazaran küçük, karnı ince, dili nispeten
uzundur (6.3-6.6 mm). Kübital indeks 2.2-2.5 olarak
tespit edilmiştir. Karın altında ve 2-4. halkalardaki kitin rengi daha
parlaktır. Ön halkaların üzerinde sarı bantlar vardır. Geniş açık renkli bantlı
veya kahverengi daha ince çizgili ailelere de rastlanır. Açık renkliler
genellikle sarı pulludurlar. Sadece karın ucunda siyah bir nokta bulunan Ligustica’nın çok açık renkli tipleri Altın arı veya Aurea olarak bilinir. Sarımsı renk özellikle erkek arılarda
belirgindir. Sakin yaratılışlıdır, az hareket
ederler, kovan muayene edilirken çerçeveler üzerinde koşmazlar, çoğalma
kabiliyetleri fazladır. Kuvvetli ailelerde çoğalma ilkbahar başlarında başlar
sonbahara kadar devam eder. Yavru büyütme özellikleri iyi, oğul verme eğilimleri
zayıftır. Ana arıyı diğer ırklardan daha kolay kabul ederler. Oburdurlar ve kış
mevsimi süresinde fazla bal tüketirler. Kış mevsimini uzun sürmesi halinde yavru
büyütme sırasında işçi arı kayıpları artar, ailelerin gelişmesi yavaş ve güç
olur. Nektarın az olduğu bölgelerde tüketimin fazla olması nedeniyle açlıkla
karşı karşıya kalabilirler. Ligustica ırkı, Akdeniz
bölgesinin kısa, yumuşak ve nemli kışlarına, nektar veriminin çok olduğu kuru
yazlarına uyum sağlamış tipik bir arı ırkıdır. Kışların uzadığı ve ilkbaharın
geciktiği bölgelerde başarılı olamazlar. Uzun dilleri ile yonca gibi bitkilerden
yararlanabilirler. Üstün petek yapma gücü sayesinde en iyi petek balı üreten arı
ırkı olarak bilinir. Kafkas ırkı kadar kış için bal depo etmezler. Ailelerin
kuvvetli, dayanıklı ve kurnaz olması yağmacılık alışkanlığına neden olmakta
fakat performanslarını da arttırmaktadır. Bu ırkın yağmacılık alışkanlığı
istenmeyen bir özellik olarak dikkati çekmektedir. Genellikle yanlış kovana
doğru uçarlar. Kovanı iyi temizler, mum güvesi ve Avrupa yavru çürüklüğü
hastalıklarına karşı esmer arılardan daha dayanıklıdırlar.
4.3. Karniola arısı (A. m. carnica Pollmann):
Ana vatanı Avusturya Alplerinin
güney kısmı ve kuzey Balkanlardır. Güney Rusya’da görülen ve karniolaya benzeyen Step arısı, Esmer arı ile Karniola arısı arasında bir geçit ırkı olarak tanınır.
Görüntü itibariyle Ligusticaya benzer, ince yapılı ve
uzun dillidir (6.4-6.8 mm). Karniola ırkının kübital indeks değeri 2.4-3.0 arasıdır. Kısa ve sık kıl
örtüsüne sahiptir. Gri arılar da denilen Karniola
arılarının kitini koyu renklidir, 2. ve 3. halkalar üzerinde kahverengi
noktalar, bazen de çizgiler bulunur. Erkek arının kıl rengi griden grimsi
kahverengiye kadar değişir. Karın kısmında parlak renkli kıllar
mevcuttur. Karniola arısı iyi huyludur, en sakin ve
uysal arı ırkı olarak bilinir. Petekler uzun süre kovan dışında tutulduğunda
bile kaçmadıkları gözlenmiştir. Yavru verimleri çok iyidir, fazla oğul verirler,
çok yavru yapar ve büyük aile oluştururlar. Son yıllarda çok ilgi gören bu ırkın
yüksek olan oğul eğiliminin ıslahına ağırlık verilmiştir. Polen yeterli olduğu
sürece yavru yetiştirme işlemi devam eder. Sonbaharda ailenin nüfusu hızla
azalır, küçük aileler halinde kışlarlar, bu nedenle yiyecek tüketimleri azdır ve
çok sert iklim şartlarında bile kışlama yetenekleri iyidir. Yönü tayin etme ve
kovanların bulma yetenekleri iyidir. Kovan muayenesi sırasında ana arının
tespiti kolay değildir. Yoncadan çok iyi yararlanırlar. Çok az propolis kullanırlar, bu nedenle gömeçleri temiz ve beyaz
olarak kalır. Yavru hastalıklarına karşı hassas
değildirler. Bu ırk, Avrupa’nın uzun şiddetli
kışları, kısa ilkbaharları ve sıcak yazları ile karakterize, kuvvetli kıta hava
hareketlerinin etkili olduğu bir iklim kuşağında yaşamaktadır. Bu nedenle bu
ırkta yaşama gücü ve çevre faktörlerindeki değişikliklere uyma kabiliyeti
yüksektir. Diğer arı ırklarıyla yapılan melezlemelerde
yüksek yavru verimi ve yaşama gücüne sahip arılar elde
edilmektedir. 4.4. Kafkas arısı (A. m.
caucasica Gorb.):
Anavatanı Orta Kafkasya’dır, iki
tipi vardır. Birincisi aynı bölgenin yüksek vadilerinde yaşayan gri renkli
Kafkas arısı, diğeri yine aynı bölgenin alçak arazilerinde yaşayan sarı renkli
Kafkas arısıdır. Dağ tipi daha çok tercih edilir. Türkiye’de özellikle Doğu
Anadolu yaylalarında ve Kafkas sınır bölgelerinde bu ırka saf ve melez olarak
rastlanılmaktadır. Kafkas arısı Karniola arısına benzer, kitin rengi koyudur, kıl örtüsü
daha açık gridir, 1. karın halkası üzerinde kahverengi noktalar bulunur. Erkek
arının göğsü üzerindeki kıllar siyahtır. Arı ırklar içerisinde en uzun dile
sahiptirler (7.2 mm). Uysaldır, petek üzerindeki
sakinlikleri en tipik özelliğidir. Yavru verimi yüksektir ve kuvvetli aileler
oluştururlar. En kuvvetli oldukları zaman yaz ortasıdır. Fazla oğul vermezler.
Propolisi çok kullanırlar ve bu nedenle kovanların
temizlenmesi zordur. Sonbaharda kovan girişi çok küçük bir delik kalacak şekilde
propolisle kapatılır. Kış için fazla bal depo ederler.
Bal verimleri esmer arılara nazaran çok daha üstündür. Ana arıyı kolay kabul
etmezler, yağmacılığa meyillidirler. Nosema
hastalığına hassasiyetleri bulunmaktadır. 4.5.
Diğerleri:
Kıbrıs arısı (A. m. Cypria) İtalyan arı ırkına benzer, biraz daha küçük ve koyu
sarı renkli, havuç rengindedir. İtalyan arısının anası sayılmaktadır. Çok hırçın
ve sokucu tabiatlı olmaları nedeniyle idare edilmeleri oldukça zordur.
Melezlerinin çok iyi sonuç vermemesi nedeniyle ıslah çalışmalarında tercih
edilmemektedirler. Aynı durum sarı ırka mensup Suriye arısı (A. m. Syriaca) için de geçerlidir. Güney Yugoslavya ve Kuzey
Yunanistan’daki Makedonya arısı (A. m. cecropia Kiews) ve Romanya’daki Karpatya
arısının Karniola ırkına ait olduğu tespit edilmiştir.
Performansları düşüktür. Parlak ve cazip görünüşlü Mısır arısı melezlemelerde oldukça iyi sonuçlar vermesi nedeniyle diğer
ülkelere götürülmüş ve Karniola ile Kafkas ırklarının
ana arılarına erkek Mısır arılar verilerek kullanılmıştır. 4.6. Yerli
ırklarımız:
Brother Adam tarafından Anadolu arısı
olarak isimlendirilen ve belirli bir ırk özelliği göstermeyen Anadolu arıları
genellikle esmer renkte, uysal, sakin tabiatlı, kışlama kabiliyetleri iyi,
çalışkan, dayanıklı arılardır ve yağmacılığa fazla meyilli değillerdir. İç
Anadolu bölgemizde bulunan ve melezleme çalışmalarında
başarılı bir şekilde kullanılan bu ırkımızın yanı sıra Kars ve Erzurum yöresinde
Kafkas ırkı, Batı Anadolu’da İtalyan ırkı, Karadeniz bölgesinde Karniola ırkı ve Akdeniz bölgesinde Kıbrıs ırkı arıların saf
ve melez tiplerine rastlamak mümkündür. 5.
ARI BİYOLOJİSİ
Bal arıları ergin hale gelinceye
kadar sırasıyla yumurta, larva ve pupa dönemlerini yaşarlar. Bütün bu gelişme
devreleri ana arı, erkek arı ve işçi arıda aynıdır. Fakat bu devreleri
geçirdikleri süreler farklıdır (Tablo 2). Tablo 2. Bal arılarında biyolojik hayat
evreleri.
|