![]() |
![]() |
|
ARICILIK
ARI
YETİŞTİRİCİLİĞİ 1.
TARİHÇESİ
Arıcılığın tarihi insanlık tarihi
kadar eskidir. MÖ 7000 yıllarına ait mağara resimleri, çok eski tarihlere ait
arı fosilleri ve tarihi buluntular bu görüşü doğrulamaktadır. Mısırda 4000 yıl
önce Firavun mezarlarında bal ve balmumları bulunmuştur. Yine mısırlıların
ayinlerinde balın yer aldığı ve kral hanedanlarından birisinin arıyı simge
olarak kullandığı bilinmektedir. Mısır’da göçebe arıcılık yapılmaktaydı ve bu
nedenle buradan Yunanistan, Filistin ve Kıbrıs’a arıcılığın yayıldığı
düşünülmektedir. Hindistan’da MÖ 3000-2000 yılları
arasında arı ve bala ait bilgiler bulunmuştur. Babilliler balı hem gıda hem de ilaç olarak kullanmışlardır.
MÖ 384-322 yılları arasında yaşayan Aristo, yazmış olduğu Hayvanlar Tarihi adlı
eserinde (5 ve 9. kitap) kovan içerisinde ana arı, erkek arı ve işçi arı olarak
3 tip arının olduğunu, arıların çiçek tozu topladıklarını, işçi arıların su
taşıdıklarını ve işçi arılar arasında iş bölümü bulunduğunu ifade etmiştir. Bu
eserde sadece, arıların çiçek tozundan balmumu ürettikleri konusunda yanılgıya
düşmüştür. Yunanlılar saplardan örülmüş kovan, sepet kovan ve tahta kovan
kullanmışlardır. Romalılar arılar hakkında çok yazı yazmışlardır. Milattan önce
Cato, miladi yıl başlangıcında Columella, Virgil ve 4. Georgies arı hakkında bilgiler vermişlerdir. Columella arılıktan 2.5 ton bal alınabileceğini, kovanların
arılığa nasıl yerleştirileceğini, kovanların nasıl yapılması gerektiğini ve
arıcılıkta kullanılan alet ve malzemelerin esaslarını yazmıştır. Boğazköy
kazıları, MÖ 1300 yıllarında Hititler devrinde arıcılığın önemli bir zirai
faaliyet olduğunu göstermiştir. Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan
Süleyman ve Yavuz Sultan Selim devirlerinde çıkarılan Kanunnamelerde arıcılığa
ait hükümler bulunmaktadır. Türk köylüsü balı asırlardır bir ilaç ve şifalı
besin kabul etmiş ve hastalara bal yedirmiştir. Arı ve bala, İncil ve Kur’an gibi mukaddes kitaplar da yer vermişlerdir. Kur’anı-Kerim’in Nahl suresinin 68 ve 69. ayetlerinde mealen şöyle buyurulmuştur; "Ve Rabbin balarısına dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin. Her çeşit üründen ye, sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollarda yürü diye emretti. Karınlarında insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen milletler için bunda ibret vardır."
1.1. Arıcılığın
gelişmesi
Butler, 1609 yılında, balmumunun arının
vücudunda pulcuklar halinde meydana geldiğini bildirmiştir. Jan Swammerdam (1637-1680) arı
biyolojisi üzerinde çalışmıştır. François Huber (1750-1831) "The Encyclopaedia Britannica" adlı
eserinde arılara ait bazı ilgi çekici ifadelere yer vermiştir; kovanların
havalandırılması arıların yelpazeleriyle yapılmaktadır, ana arılar işçi arı
yumurta ve larvalarından yetiştirilebilir, ana arı yalnız havada çiftleşir,
çiçektozu arı yavrularının asıl besinidir, yavru yetiştirme sıcaklığı 30 °C
civarında olmalıdır, arıların antenleri dokunma organıdır. Huber ayrıca antenlerin fonksiyonları ve temel petek gibi
konularda çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalarını "New Observations on the Bee" adlı kitapta toplamıştır. Peter Prokopovyrch 1814’de
çerçeveli modern kovanı geliştirmiştir. Mehring
1857’de ilk temel petek kalıbını keşfetmiştir. Dzierzon çerçeveli Langstroth
kovanını geliştirmiş, 1845 yılında arıların parthenogenesis teorisine göre çoğaldıklarını tespit etmiş,
arıların iki çeşit yavru hastalığının olduğunu ve İtalyan yerli arı ırkının iyi
bir ırk olduğunu iddia etmiştir. Modern kovanın babası sayılan Langstroth ve ticari arıcılığı ortaya atan Moses Guinby, arıcılık malzemeleri
fabrikası kuran A.I. Root ve Charles Dadant arıcılığa önemli hizmetlerde bulunan önemli
kişilerdir. Günümüzde arıcılık ticari bir iş
haline dönüşmüştür. Türkiye şartları göz önüne alındığında arıcılığın hızla
ilkel kovandan modern kovana doğru değişim içinde olduğu, 10-50 kovanlık aile
işletmeleri yerine, 100-500 kovanlık ticari işletmeler haline dönüştüğü dikkati
çekmektedir. Önceleri genellikle bal ve balmumu üretmek amacıyla kurulan
işletmeler son zamanlarda arı sütü, polen ve arı zehiri gibi sağlık açısından önemli ürünlere yönelik
faaliyetlerde de bulunmaktadırlar. 2.
YERİ VE ÖNEMİ
Arıcılık, çeşitli tarım kolları ile
birlikte uyumlu bir şekilde yürütülebilen ve toprağa bağlı kalınmaksızın
yapılabilen bir yetiştiricilik koludur. Birçok bitki üretimi, arıcılık ile
birlikte ve karşılıklı yarar sağlayarak sürdürülebilir. Deniz seviyesinden
binlerce metre yüksek yaylalara kadar, bitki ve çiçeğin bulunduğu her yerde
arıcılık yapılabilir. Ülkemizde çiçeklenme zamanlarının
hemen hemen bütün yıla yayılmış olması, kovan üretimi
için gerekli kerestenin yeterli miktarda bulunması, arıya ve ürünü olan bala
geleneksel bir önem verilmesi, arıcılığa aktarılabilecek iş gücünün bulunması,
önemli bir yatırım gerektirmemesi ve toprağa bağlı kalınmaksızın yapılabilmesi,
arıcılığın önemini gittikçe arttırmaktadır. Ancak arının önemli ürünlerinden
olan bal, balmumu ve arı sütünün diğer tarım ürünlerinde olduğu gibi hak ettiği
fiyatla satılamaması, arıcılık ile ilgili birliklerin yaygın olarak kurulamaması
ve mevcut kuruluşların etkili çalışmalarda bulunamamaları, arıcılığın gelişme
hızını oldukça düşürmektedir. Türkiye’de 1989 yılında 340,020 adedi eski tip,
2,740,640 adedi yeni tip olmak üzere toplam 3,080,660 adet kovan bulunduğu ve
40,180 ton bal ile 2,316 ton balmumu üretildiği bildirilmektedir (Tablo
1). Türkiye kovan sayısı, bal ve balmumu
üretimi bakımından birçok ülkeden ileri durumdadır. Ayrıca üretilen ballar
dünyanın en kaliteli balları arasındadır. Ancak kovan başına üretim miktarı
oldukça düşük ve dünya ortalamasının gerisindedir. 2.1. Arıcılığın tarım
içindeki önemi
Arıcılık çeşitli tarım kollarıyla
birlikte uyumlu bir şekilde yürütülebilen ve toprağa bağlı kalınmaksızın
yapılabilen bir hayvancılık koludur. Tarım işletmelerini, Bitkisel üretim
işletmeleri ve Hayvansal üretim işletmeleri olarak 2 gruba ayırmak mümkündür. Arıcılık her iki grupla da yakından
ilgilidir. Bir çiftlik sahibi zirai faaliyetlerinin yanı sıra arıcılık da
yaparsa, hem arının gelirinden hem de zirai üretim artışından ek fayda
sağlayabilir. Bu işletme şekilleri, dengeler bozulmadığı takdirde arıcılıkla
uyum içinde yürütülebilir. Özellikle zirai ilaçlamalar bu dengeyi olumsuz yönde
bozmaktadır. Tablo 1. Türkiye’de 1956-1983 yıllar arasındaki kovan
miktarı
ve bal üretimi.
Kaynak: Başbakanlık D.İ.E. Tarım İstatistikleri
Özeti, 1989. Arının çiçek tozu ve nektar toplamak
için bütün çiçekleri dolaşması meyve ağaçları ve özellikle elma ağaçları
açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılan bir denemede etrafı arının girmesini
engelleyecek bir malzemeyle kaplanan elma ağacının, hiç elma vermediği veya
veriminin % 99 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Çünkü elma ağaçları kendi
kendilerini dölleyemezler. Ayrıca arının çiçekten çiçeğe dolaşması ve her
seferinde aynı cins çiçekleri defalarca ziyaret etmesi, çiçeklerin kendi kendini
döllemesi (yakın akraba evliliği veya kan yakınlığı) sonucu oluşabilecek genetik
bozuklukların ortaya çıkmasını da önemli ölçüde engellemektedir. Bu sayede
oluşan heterozigotluk nedeniyle meyveler daha bol ve
kaliteli olur. Arıların tozlanma yoluyla
sağladıkları ürünün değeri bal ve balmumu üreterek sağladıklarının 10-20 katı
kadar daha fazladır. Bu nedenle meyve bahçesi sahipleri ile tohumluk bitki
yetiştirenler tarla ve bahçelerinde bal arısı kovanları
bulundurmalıdırlar. Bal arıları tarafından tozlanan
meyvelerden; badem, elma, zerdali, şeftali, kiraz, üzüm, kavun, karpuz, armut,
Trabzon hurması, erik, ahududu, çilek, tohumluk bitkilerden ise yonca,
kuşkonmaz, karnabahar, lahana, havuç, kereviz, tırfıl,
pamuk, salatalık, keten, soğan, biber, kabak, turp, kolza, şalgam, ayçiçeği ve
bakla sayılabilir. Arının dolaylı olarak toprağın
erozyonunu önlediği ve gübrelenmesini sağladığı da ifade edilebilir. Meyve ve
tohum üretimini gerek sanayi ve gerekse yabani bitkilerde arttırarak bitkilerin
çoğalmasını ve dolayısıyla toprağın su ve rüzgar yoluyla erozyonunu engellediği
ve toprağa karışan bitkilerle de gübrelenmeyi sağladığı söylenebilir. Çayır ve
meraların yaşaması ve kalitesini de aynı yolla etkilediği ve hayvancılığa uygun
ortamın sağlanması açısından dolaylı rol oynadığı ifade
edilebilir. 2.2. Ülke ekonomisindeki yeri
ve önemi
Arıcılık, her yaştaki insanın
yapabileceği nadir işlerden birisidir. Tarım işletmelerindeki gizli işsizliği
ortadan kaldırabilecek veya fazla işgücünü değerlendirebilecek bir faaliyet
alanıdır. Ailenin asıl işi olabileceği gibi, tarım işletmelerinde yan gelir
olarak yer alabilir. Arıcılık az sermaye ile çok kar sağlayabilir. Yatırım bir
defa yapıldığında uzun süre işletilebilir. Araziye, suya, işletme tesislerine,
traktöre ve bunları çalıştıracak işçiye ihtiyaç yoktur. Arılar; bal, balmumu, arı, arı sütü,
çiçek tozu, arı zehiri ve propolis üretirler. Bu ürünlerin üretilmesi ve pazarlanması
aile ekonomisine katkıda bulunur. Ekonomik olarak, arıcılığın
gelişmesi arıcılık sektörü için gerekli arı, ana arı, kovan, bal süzme makinesi,
temel petek, arıcılık malzemeleri ve ambalaj maddelerinin üretildiği sanayi iş
kollarının ortaya çıkmasına ve bu alanda istihdamın sağlanmasına yardımcı olur.
Dünyadaki en kaliteli bal, çok sayıda çiçek türüne sahip olması nedeniyle
Türkiye’de elde edilmektedir. Dünyadaki çiçek türlerinin 3/4’ü
Türkiye’dedir. Profesör Zander, II. Dünya Savaşından önce Almanya’nın 1 yılda bal ve
balmumu üretiminden 30 milyon marklık bir gelir sağladığını, buna karşılık
tozlanmadaki yardımlarıyla ise 300 milyon marklık gelir fazlası elde edildiğini
ifade etmiştir. Bu fazla gelirin bütün Avrupa ülkeleri için toplam 1 milyar 800
milyon mark olduğunu hesaplamıştır. 2.3. İnsan sağlığı yönünden
önemi
Arıcılık zevkli bir iştir. Arı
kendisiyle uğraşan kişiye iş bölümü, çok üstün seviyede çalışma gücü kazandırır,
iyi ahlak ve fedakarlık örneği olur. Arıcılar açık havada ağır olmayan ve
sürekli bir işle meşgul oldukları için sağlıklıdırlar. Ayrıca sık sık bal yemeleri ve arı sokması sonucu vücutlarına giren arı
zehiri nedeniyle hastalıklara karşı dayanıklıdırlar.
Bağışıklık sistemlerinin devamlı çalışıyor olması hastalıklara karşı koymada
vücudu tetikte tutar. Arı denilince aklımıza ilk olarak
bal gelir. Bal insanlık tarihi boyunca beslenmenin yanı sıra ilaç olarak kullanılagelmiştir. Yara ve berelerde oldukça yaygın olarak
kullanıldığı gibi, bazı yörelerde sünnet işleminde de kullanılmaktadır. Bal
bileşimi itibariyle organizma için önemli ve uyumlu, genç ihtiyar herkesin
tüketebileceği ve sindirebileceği bir maddedir. İçinde bulunan şekerlerin
çoğunun monosakkarit halinde olması nedeniyle
sindirimi çok kolaydır, midede pek fazla kalmaz, bağırsaklardan kolayca emilir,
karaciğerde çok az bir işlemle depolanır. Bileşimindeki karbonhidratlar
nedeniyle enerji deposudur, ayrıca vitaminler, enzimler, mineraller ve bileşimi
açıklanmamış bir çok madde bulunmaktadır. Midedeki ülser ve yaraları kapatıcı
rol oynar, ılık suyla içildiğinde kabızlığı, soğuk suyla içildiğinde ishali
önler. Uykusuzluk ve sinirlilik hallerinde sakinleştirici olarak kullanılabilir.
Kalp ve damar hastalıklarında ayrıca şeker hastalığında tavsiye edilir. Ciltteki
yara ve sivilcelerin iyileşmesi, cildin taze ve yumuşak kalması için kullanılır.
Bazı krem, sabun ve losyon gibi güzellik ürünlerine de
katılmaktadır. Arı sütünün bileşimi bal ve çiçek
tozundan çok farklıdır. Arı sütü fiziki, ruhi ve hormonal etkiye sahip bir çeşit ilaçtır. Genel olarak vücuda
sıhhat verir, iştah açar, kadınlarda adeti düzenler, çocuklarda gelişmeyi
sağlar, saçlara canlılık verir, yorgunluğu giderir. Ülserli 100 hasta üzerinde
yapılan bir denemede % 60 başarı sağlanmıştır. G.F. Townsend adlı bir araştırıcı 2000 fareye kanserli hücre
aşılamış, 1000 fareye hiçbir müdahale yapmamış diğer 1000 fareye ise arı sütü
vermiştir. Kendi haline bırakılan farelerin kanserden öldüğü, arı sütü
verilenlerin ise sağlıklı yaşadığını, her hangi bir kanser belirtisi
göstermediklerini tespit etmiştir. Arı sütü vital
(hayat veren) bir maddedir. Balla birlikte yenilen arı sütünün günlük dozu 1
mg/kg canlı ağırlık olarak tavsiye edilmektedir. Kalp,
damar ve sinirler üzerinde olumlu etkileri olan arı sütü, gelişmiş ülkelerde
ampul veya kapsüller halinde kullanılmaktadır. Türkiye’de son zamanlarda arı
sütü genellikle bal ve polenle karıştırılarak piyasaya sürülmektedir. Ancak bu
durum, içerisinde yer alan arı sütünün miktarını gizlemekte ve tüketici
nazarında inandırıcı olmamaktadır. Arı zehrinin özellikle romatizmaya
iyi geldiği ve bu konuda çeşitli tedavi şekillerinin geliştirildiği
bilinmektedir. Arıcılarda romatizmal ağrılara pek sık
rastlanmaz. Adale ağrıları, bel ağrıları, sinir ağrıları ve sinir yangılarında
tedavi edici olarak kullanılmaktadır. Arı zehiri
üretimi oldukça karışık ve teknik bir konudur. Temel olarak; bir kab üzerine arının sokmasını sağlayacak ve iğnesinin
çıkmasını kolaylaştıracak gergin bir zar gerilerek arı zehiri toplanır. Arı sütünün esasını teşkil eden
çiçek tozunun besleyici değeri çok yüksektir, % 35 protein içerir. Ayrıca içinde
B, C, A, H ve E vitaminleri, hemen hemen tüm amino asitler ve mineraller bulunmaktadır. Polenin insan
beslenmesi ve sağlığı üzerine önemli etkileri bulunmaktadır. Ayrıca sindirim ve
sinir sistemini olumlu yönde etkiler, sedatiftir,
kansızlığı giderir, büyümeyi hızlandırır, yorgunluğu ve halsizliği giderir,
metabolizmayı düzenler, yaşlı erkeklerde görülen prostat büyümesi üzerine
oldukça etkilidir. Bu amaçla günde 20 g, şok etki elde etmek için günde 32 g
tüketilebilir. Balla birlikte alındığında daha etkilidir. Sabah ve akşam aç
karına alınmalı, normal dozlar halinde 2 ay devam edilmeli, bir süre sonra kür
tekrarlanmalıdır. Çocuklarda günde 16 gram, yetişkinlerde 20 gram tedavi edici
dozdur. Normal olarak bal içinde çok az da olsa polen
bulunmaktadır. 3.
VÜCUT YAPISI
Arılar genel olarak diğer böceklere
benzemekle birlikte vücutları yoğun bir kıl örtüsüyle kaplıdır. Vücutları baş,
göğüs ve karın olmak üzere 3 ana bölümde incelenebilir (Şekil
1). 3.1. Baş
Başta bir çift bileşik göz ve üç
adet basit göz bulunmaktadır. Bileşik gözler ana arıda 3000, işçi arıda 4000 ve
erkek arıda 8000’den fazla gözün birleşmesiyle oluşmuştur. Bu gözlerin her biri
objenin ancak küçük bir parçasını görüntüler ve görüntüler birleştirilerek görme
gerçekleştirilir. Basit gözlerin ise karanlıkta görev yaptığı sanılmaktadır.
Genel olarak arının hareketleri algıladığı, tam manasıyla görme olayının
şekillenmediği ifade edilmektedir. Yapılan çalışmalarda arıların yeşil rengi
grinin değişik tonları şeklinde algıladıkları ve bu sayede çiçekleri parlak ve
renkli noktalar halinde daha kolay buldukları tespit edilmiştir. Bu nedenle
arılara yaklaşan kişilerin canlı ve parlak renkli giyeceklerden kaçınmaları, gri
veya yeşilin değişik tonlarını tercih etmeleri tavsiye edilir. Ayrıca güneşte
bulunan kişilerin gölgede duran kişilere göre daha fazla rahatsız ettikleri
ifade edilmektedir. Yüzün ortasına yakın bir yerde,
özellikle dokunma ve koku alma organları olan bir çift hareketli duyarga, anten
bulunur. Duyargaların hemen altında clypeus ve ona
bağlı üst dudaklar yer alır. Üst dudakların arkasında başın iki yanında üst
çeneler uzanır. Üst çenelerin gerisinde alt çeneler ve alt dudak birleşerek tüp
şeklindeki probozis’i oluştururlar. Probozisin uzantısı olan dil ise sıvı besinlerin alınmasını
sağlar. Arı sıvı besini alacağı zaman dip parçalar bir araya gelerek bir boru
oluşturur ve dilin etrafını sararak emici düzeni şekillendirirler. Probozis kullanıldıktan sonra parçalarına ayrılarak başın
arka kısmına çekilir, uç kısmı kıvrılarak katlanır. Sadece işçi arılarda bulunan
ve arı sütü salgılayan bezler başın iki yanında bulunur. Bu bezlerden çıkan
kanallar ağız düzlüğüne açılırlar. Arı sütü ağız düzlüğünden sarkan kanadımsı
kısımdan aşağı doğru inerek probozisin zemininde yer
alan gıda kanalında birikir. Diğer ergin arılar arı sütünü dillerini buraya
sokarak alabilirler. Arı sütünü üreten arı, çenelerinin arasından arı sütünü
larvaları beslemek amacıyla boşaltabilir.
3.2. Göğüs
Arının göğsü 4 segmentten (parça, bölüm) oluşmuştur; protoraks, mezotoraks, metatoraks ve propodeum. İlk üç
segmentte birer çift bacak bulunur. Protoraks incelerek boynu oluşturur. Protoraksın arka plakası mezotoraks üzerine yaka gibi yerleşerek birinci çift hava
deliklerini örter. Mezotoraks göğsün en büyük
parçasıdır ve kanat kaidesini oluşturmaktadır. Metatoraks ince bir segment
halindedir. Propodeum daralarak bel adını
verebileceğimiz kısmı şekillendirir. Bacaklar büyüklük ve şekil olarak
birbirinin aynı değildir fakat hepsi de 6 segmentten
oluşmuştur. Bu segmentler vücuttan itibaren koksa,
trohanter, femur, tibia, tarsus (tarsomerlerden oluşur) ve pretarsus (iki yan tırnak ve ortada aroliumdan oluşur) adlarını alırlar. Arının bacakları sadece
öne ve arkaya doğru bir bütün olarak hareket edebilir. Tırnaklar yardımıyla
pürüzlü yüzeylere tutunabilen arı, arolium ile de düz
kaygan yüzeylere yapışabilmektedir. Ön ayaklar antenlerin temizlenmesinde, orta
bacaklar göğüsün temizlenmesinde, polen sepetçiğinin boşaltılmasında, kanat ve
hava deliklerinin temizlenmesinde ve karında üretilen balmumu pulcuklarının
alınmasında, arka bacaklar baş, göz ve ağzın temizlenmesinde kullanılır. Ön ve
orta bacaklarla vücuttan toplanan polen arka bacaklara yığılıp polen sepetçiğine
özel hareketlerle sıkıştırılır. Üst çenelerle ağaç ve bitkilerden toplanan propolis yine ön ve orta bacaklar yardımıyla arka
bacaklardaki sepetçiklerde toplanır. Bal arılarında ön çift ve arka çift
kanatlar olmak üzere iki çift kanat vardır. Ön kanatlar arka kanatlardan daha
büyük ve daha damarlıdır. Uçuş anında ikisi birden çalışmaktadır. Dengeyi
sağlamak amacıyla uçuş sırasında arka kanatlardaki tutunma çengelleri ön
kanatlardaki çengel yatağı ile birleşir. Böylece kanatlar birleşerek birlikte
aynı hareketi yapar. Kanatlar aşağı yukarı, ileri geri ve uzun eksenleri
etrafında yaptıkları dairesel hareketlerle uçuşu gerçekleştirirler. Uçuşta yön
tayin etme işini sadece kanatlar yapar. Kanatlar, arıya çok yüksek manevra
kabiliyeti kazandırır. 3.3. Karın
Arının karın kısmında; mide,
bağırsak, üreme organları gibi iç organların yanı sıra arıya özel olan balmumu
bezleri ve iğne gibi organlar bulunmaktadır. Segmentleri genellikle belirgin durumda olan karın; göğüs ve
baş gibi karmaşık bir yapıya sahip değildir. Arı larva döneminde iken on karın
segmentine, ergin dönemde iken de 9 karın segmentine sahiptir. Son karın segmentlerinin içiçe geçmesiyle işçi ve ana arıda karın 6 segmentliymiş gibi görünür. Sekiz, 9 ve 10. segment, 7. segmentin içine
gizlenmiştir. Onuncu segment sadece anüsü taşıyan bir
koni halindedir. Karın, bel denen ince bir bağlantı
ile göğüsün propodeum kısmına bağlanmıştır. Böylece
göğüs üzerinde yüksek derecede bir hareket kabiliyeti sağlanmış olur. Karın
kısmında bulunan ve arıya özel başlıca organlar; balmumu bezleri, koku bezi ve
iğnedir. İşçi arının 4, 5, 6 ve 7. karın
segmentlerinin ön plakalarında balmumu bezleri
bulunur. Her segmentte balmumu aynası denilen sağlı
sollu iki adet düzgün, büyük, parlak oval kısımlar görülür ve bu kısımlar
birbirlerinden koyu renkli dar şeritlerle ayrılırlar. Salgılanan balmumu petek
gözlerinin yapımında kullanılmaktadır. Balmumu belirli bir dönemde salgılanır
sonra bu bezler dejenere olur. Koku bezi, işçi arılarda 7. karın
segmentinin iç yüzeyinde bulunmaktadır. İğne odacığı
karnın en uç segmentinde bulunmakta ve ince, sivri
uçlu iğne buradan çıkmaktadır. İğne üç parçadan oluşur. Stilet ve lansetler arasında zehir
kanalı bulunmaktadır. İğnenin iki tarafında 9 veya 10 adet testere dişini
andıran çıkıntılar vardır bundan dolayı iğne battığı yerde kalır. İğneyle
birlikte zehir torbası ve zehir bezleri de çıkar. Bunun sonucunda arı ölür. Arı
soktuğunda yapılacak ilk iş iğnenin çıkarılmasıdır. Çünkü iğne kendisine bağlı
zehir torbasındaki zehiri girdiği yere pompalamaya
devam eder. 3.3.a. Sindirim
sistemi
Arılarda sindirim sistemi ağızla
başlar. Ağız başla dikey olarak duran emme pompasına açılır. Emme pompasının üst
ucunda, dar ve ince bir boru olan yemek borusu vardır. Yemek borusu, boyundan ve
göğüsten geçerek karnın ön ucunda genişleyip ince
cidarlı bir kese haline dönüşür. Bu kese diğer böceklerdeki kursağın karşıtıdır
ve arı tarafından nektar veya balın biriktirildiği yer olarak kullanıldığı için
genellikle bal midesi olarak isimlendirilir. Sindirim kanalının bal midesinden
sonra gelen kısa ve dar geçit kısmına ön mide (proventrikülüs) denir. Bunu takiben karın içerisinde
genellikle S harfi şeklinde enine kıvrılmış olan silindirik uzun ve kalın bir
kese gelir ki bu ventrikülüs denilen gerçek midedir.
Mideden sonra bağırsak kısmı gelir ve bağırsaklar karın içinde kıvrımlar yaparak
anüsle son bulur. Arılar uzun kış ayları boyunca kovandan dışarı çıkmazlar,
dolayısıyla dışkılarını kovan içine bırakmazlar ve bağırsaklarında
biriktirirler. İlkbaharda kovan dışına çıktıkları ilk fırsatta uçuşa geçerek, dışkılarını havadayken
bırakırlar. 3.3.b. Dolaşım
sistemi
Böceklerde vücut boşluğu, organlarla
veya dokularla değil kan veya hemolenf olarak
tanımlanan bir sıvı ile doldurulmuş bulunmaktadır. Kanda hemosit denilen birçok kan hücresi bulunur. Bunlar oksijen
naklinde kullanılmazlar ve omurgalıların akyuvarlarına benzer işlevleri vardır.
Kan sıvısı bir miktar oksijeni taşımakla beraber başlıca görevi sindirim
kanalından emilen sindirilmiş besinlerin dağıtılması, boşaltım organları
tarafından atılan metabolizma artığı maddelerin depolanması ve solunum organları
veya deri yoluyla atılacak olan karbondioksit gazının taşınmasıdır. Bal arısının
kanı açık kehribar rengindedir. Vücutta kan dolaşımı atar damarlar ve titreşim
zarları yoluyla sağlanmaktadır. Genel olarak; karında toplanan kan, aort
yardımıyla ve karın hareketleriyle başa pompalanır, baştan geriye doğru bütün
dokuları geçerek ve süzülerek karında tekrar
toplanır. 3.3.c. Solunum
sistemi
Canlı vücut hücrelerinde sürekli
olarak yer alan kimyasal değişiklikler sonucunda devamlı oksijen tüketilip
karbondioksit üretilmektedir. Hem dokuların ihtiyacı olan oksijenin getirilmesi
hem de karbondioksitin dokulardan uzaklaştırılması gereklidir. Arılarda bu iş
derinin dışarıdan içeri açılmasıyla oluşmuş borucuk sistemi (trake) ile
yapılmaktadır. Hava borucuğu kolları vücut hücrelerinde son bulmakta ve böylece
dokular oksijenlerini kan ile taşınarak değil de doğrudan doğruya almakta,
karbondioksitlerini de bırakmaktadırlar. Kan sadece kendi kullandığı oksijeni
emer. 3.3.d. Üreme
sistemi
Arılarda döllenmiş yumurta dişi,
dölsüz yumurta ise erkek arıya dönüşmekte ve üreme hücreleri dişilerde yumurta,
erkeklerde spermatozoa olarak gelişmektedir. Erkek
arıda üreme organları bir çift testis, bir çift sperma kanalı, bir çift mukoza
bezi, bunların birleştiği ejekülasyon kanalı ve
penisten meydana gelir. Yumurtalıklar, bir çift yumurta kanalı, bu kanalların
birleştiği bir ana kanal ve kanalın açıldığı üreme odacığından oluşmaktadır. Ana
arıda üreme odacığı, iğne düzeneğinin dibinde bulunan kısım ve ana kanalın
açıldığı vagina olmak üzere iki bölümde incelenir.
Ayrıca spermaların biriktirildiği sperma torbası (spermateka) denilen kısım vardır. Dişi olan işçi arılarda da üreme
organları bulunmaktadır. Ancak bunlar çok özel durumlarda aktif hale geçebilirler. Yumurtalıklar gelişmemiştir ve 2-12 kadar ince
tüpçükten oluşmuştur. Bu yumurtalıklar dejenere oldukları halde yumurtlama
özelliğini korumakta ve kovanın ana arısız kalması durumunda gelişerek normal
yumurta üretebilmektedirler. Yalnız işçi arılar çiftleşemediklerinden dölsüz
yumurta üretmekte ve bu dölsüz yumurtalardan sadece cılız ve zayıf erkek arılar
meydana gelmektedir. 4.
ARI TÜRLERİ ve IRKLARI
Bal arısına ilk defa 1758 yılında
Linnaeus tarafından "bal taşıyan arı" anlamında Apis mellifera adı verilmiştir.
Daha sonra "bal yapan arı" anlamında Apis mellifica adı kullanılmışsa da ilk adı kadar yerleşmemiştir.
Zoolojik sistemdeki yeri ise aşağıda gösterilmiştir.
Bu dört tür arı içinde dünyada en
çok yaygın olanı ve ticari arıcılıkta kullanılanı Apis
mellifera’dır. Bu tür kendi içerisinde birçok ırklara
ayrılmaktadır. 4.1. Siyah veya Esmer
balarıları (Apis mellifera L.):
Dünyanın hemen hemen her tarafına yayılmışlardır. Asya, Orta Avrupa,
İngiltere, Kuzey Afrika ve Amerika’da bu tip arılar görülebilir. Siyah menşeli
arılar Hollanda, Almanya, İskandinavya ve Rusya’da görülür. Ana vatanı Orta
Avrupa Alplerinin batısı ve kuzeyi ile Orta Rusya’dır. 17. asırdan itibaren
esmer arılar Kuzey ve Güney Amerika’ya ve Uralları aşarak Sibirya’ya
götürülmüştür. Modern arıcılığın gelişmesi ile birlikte önemleri azalmıştır.
İspanya, Polonya ve Rusya’nın bazı yerlerinde bölgesel olarak önem taşımaktadır.
İsviçre, Avusturya Alpleri, Almanya ve İskandinavya’da hatlar geliştirilmiştir.
Sıkı kan yakınlığıyla yetiştirilen ve bir babadan elde edilen hatlardır. Başka
bölgelerde Ligustica, Carnica ve Kafkas ırklarıyla
melezleşmişlerdir. Dilleri kısadır, yaklaşık 5.7-6.4
mm’dir. Büyük arılardır, 2 ve 3. karın halkaları
üzerinde sarı çizgiler değil sarı noktalar mevcuttur. Vücutları uzun ve seyrek
kıllarla kaplıdır. Erkek arının göğsündeki kıllar koyu kahverengi, bazen de
siyahtır. Çok çalışkandırlar, fakat dilleri kısa olduğu için yonca gibi bazı
bitkilerden fazla yararlanamazlar. Birkaç istisna dışında bu ırk tercih
edilmemektedir. Zengin fundalıklara sahip İngiltere ve Norveç’te iyi sonuçlar
alınmıştır. Oğul vermeye meyilli değildirler. Heather
ya da Funda arısı adı verilen sadece oğul verme
yönünde selekte edilmiş bir hat bulunmaktadır. Şiddetli iklim şartları altında
kışlama yetenekleri iyidir. Yavru verimleri fazla değildir. İlkbahar gelişmeleri
yavaştır. Yavru gözlerinde daima yeterli miktarda bal bulunur ve açlıktan ölme
tehlikeleri çok zayıftır. Bitki örtüsü zayıf bölgelerde diğer arı ırkları
depolarını yiyip bitirdikleri halde tutumlu ve idareci olan Esmer arıların
kovanlarında bir miktar bal bulunur. Başka ırklarla melezlendiklerinde üstün bir yaşama gücü ve performans
gösterdikleri halde çok kuvvetli olan sokma eğilimleri ortadan
kaldırılamamıştır. Genellikle sinirlidirler ve kovandan kaçmaya hazırdırlar.
Fazla olmamakla birlikte saldırgandırlar. Yavru hastalıklarına ve balmumu
güvesine hassastırlar. 4.2. Sarı balarıları (A. m.
ligustica Spin):
Anayurdu İtalya, özellikle Sicilyadır. Davranış olarak petek üzerindeki sakinliği ile
tanınan bu ırk, hızlı ve yıl boyunca üreme özelliği ile Akdeniz ekolojisinde
büyük koloniler oluşturur. Yetersiz flora koşullarında ve uzun kış yaşayan
yörelerde açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Yağmacılık eğilimi yüksek,
oğul verme eğilimi düşük bir ırktır (1). Bu ırkın yayılma alanı esmer arılar
kadar değildir. İtalya ve Akdeniz çevresinde toplanmıştır. 1853 yılında Dzierzon tarafından Venedik’ten Almanya’ya götürülmüştür.
Amerika’ya 1859 yılında İtalya’dan götürülmüştür. Sarı arılar içinde en çok
tanınan ve ticari değeri olan İtalyan arısıdır ve modern arıcılığa katkısı da
çok büyük olmuştur. Amerika’da İtalya’da verimli çalışmalar yapılmakta ve bu
ırka ait ana arılar Dünya’nın her yanına gönderilmektedir. Görünüş olarak sarı kitin, sarı kıl
rengi ve ince uzun abdomeni ile tanınırlar. İtalyan arı ırkının karın
halkalarında bulunan şerit sayısına göre 3 şeritli ve 5 şeritli (altın arı)
olmak üzere 2 tipi vardır. Esmer arıya nazaran küçük, karnı ince, dili nispeten
uzundur (6.3-6.6 mm). Kübital indeks 2.2-2.5 olarak
tespit edilmiştir. Karın altında ve 2-4. halkalardaki kitin rengi daha
parlaktır. Ön halkaların üzerinde sarı bantlar vardır. Geniş açık renkli bantlı
veya kahverengi daha ince çizgili ailelere de rastlanır. Açık renkliler
genellikle sarı pulludurlar. Sadece karın ucunda siyah bir nokta bulunan Ligustica’nın çok açık renkli tipleri Altın arı veya Aurea olarak bilinir. Sarımsı renk özellikle erkek arılarda
belirgindir. Sakin yaratılışlıdır, az hareket
ederler, kovan muayene edilirken çerçeveler üzerinde koşmazlar, çoğalma
kabiliyetleri fazladır. Kuvvetli ailelerde çoğalma ilkbahar başlarında başlar
sonbahara kadar devam eder. Yavru büyütme özellikleri iyi, oğul verme eğilimleri
zayıftır. Ana arıyı diğer ırklardan daha kolay kabul ederler. Oburdurlar ve kış
mevsimi süresinde fazla bal tüketirler. Kış mevsimini uzun sürmesi halinde yavru
büyütme sırasında işçi arı kayıpları artar, ailelerin gelişmesi yavaş ve güç
olur. Nektarın az olduğu bölgelerde tüketimin fazla olması nedeniyle açlıkla
karşı karşıya kalabilirler. Ligustica ırkı, Akdeniz
bölgesinin kısa, yumuşak ve nemli kışlarına, nektar veriminin çok olduğu kuru
yazlarına uyum sağlamış tipik bir arı ırkıdır. Kışların uzadığı ve ilkbaharın
geciktiği bölgelerde başarılı olamazlar. Uzun dilleri ile yonca gibi bitkilerden
yararlanabilirler. Üstün petek yapma gücü sayesinde en iyi petek balı üreten arı
ırkı olarak bilinir. Kafkas ırkı kadar kış için bal depo etmezler. Ailelerin
kuvvetli, dayanıklı ve kurnaz olması yağmacılık alışkanlığına neden olmakta
fakat performanslarını da arttırmaktadır. Bu ırkın yağmacılık alışkanlığı
istenmeyen bir özellik olarak dikkati çekmektedir. Genellikle yanlış kovana
doğru uçarlar. Kovanı iyi temizler, mum güvesi ve Avrupa yavru çürüklüğü
hastalıklarına karşı esmer arılardan daha dayanıklıdırlar.
4.3. Karniola arısı (A. m. carnica Pollmann):
Ana vatanı Avusturya Alplerinin
güney kısmı ve kuzey Balkanlardır. Güney Rusya’da görülen ve karniolaya benzeyen Step arısı, Esmer arı ile Karniola arısı arasında bir geçit ırkı olarak tanınır.
Görüntü itibariyle Ligusticaya benzer, ince yapılı ve
uzun dillidir (6.4-6.8 mm). Karniola ırkının kübital indeks değeri 2.4-3.0 arasıdır. Kısa ve sık kıl
örtüsüne sahiptir. Gri arılar da denilen Karniola
arılarının kitini koyu renklidir, 2. ve 3. halkalar üzerinde kahverengi
noktalar, bazen de çizgiler bulunur. Erkek arının kıl rengi griden grimsi
kahverengiye kadar değişir. Karın kısmında parlak renkli kıllar
mevcuttur. Karniola arısı iyi huyludur, en sakin ve
uysal arı ırkı olarak bilinir. Petekler uzun süre kovan dışında tutulduğunda
bile kaçmadıkları gözlenmiştir. Yavru verimleri çok iyidir, fazla oğul verirler,
çok yavru yapar ve büyük aile oluştururlar. Son yıllarda çok ilgi gören bu ırkın
yüksek olan oğul eğiliminin ıslahına ağırlık verilmiştir. Polen yeterli olduğu
sürece yavru yetiştirme işlemi devam eder. Sonbaharda ailenin nüfusu hızla
azalır, küçük aileler halinde kışlarlar, bu nedenle yiyecek tüketimleri azdır ve
çok sert iklim şartlarında bile kışlama yetenekleri iyidir. Yönü tayin etme ve
kovanların bulma yetenekleri iyidir. Kovan muayenesi sırasında ana arının
tespiti kolay değildir. Yoncadan çok iyi yararlanırlar. Çok az propolis kullanırlar, bu nedenle gömeçleri temiz ve beyaz
olarak kalır. Yavru hastalıklarına karşı hassas
değildirler. Bu ırk, Avrupa’nın uzun şiddetli
kışları, kısa ilkbaharları ve sıcak yazları ile karakterize, kuvvetli kıta hava
hareketlerinin etkili olduğu bir iklim kuşağında yaşamaktadır. Bu nedenle bu
ırkta yaşama gücü ve çevre faktörlerindeki değişikliklere uyma kabiliyeti
yüksektir. Diğer arı ırklarıyla yapılan melezlemelerde
yüksek yavru verimi ve yaşama gücüne sahip arılar elde
edilmektedir. 4.4. Kafkas arısı (A. m.
caucasica Gorb.):
Anavatanı Orta Kafkasya’dır, iki
tipi vardır. Birincisi aynı bölgenin yüksek vadilerinde yaşayan gri renkli
Kafkas arısı, diğeri yine aynı bölgenin alçak arazilerinde yaşayan sarı renkli
Kafkas arısıdır. Dağ tipi daha çok tercih edilir. Türkiye’de özellikle Doğu
Anadolu yaylalarında ve Kafkas sınır bölgelerinde bu ırka saf ve melez olarak
rastlanılmaktadır. Kafkas arısı Karniola arısına benzer, kitin rengi koyudur, kıl örtüsü
daha açık gridir, 1. karın halkası üzerinde kahverengi noktalar bulunur. Erkek
arının göğsü üzerindeki kıllar siyahtır. Arı ırklar içerisinde en uzun dile
sahiptirler (7.2 mm). Uysaldır, petek üzerindeki
sakinlikleri en tipik özelliğidir. Yavru verimi yüksektir ve kuvvetli aileler
oluştururlar. En kuvvetli oldukları zaman yaz ortasıdır. Fazla oğul vermezler.
Propolisi çok kullanırlar ve bu nedenle kovanların
temizlenmesi zordur. Sonbaharda kovan girişi çok küçük bir delik kalacak şekilde
propolisle kapatılır. Kış için fazla bal depo ederler.
Bal verimleri esmer arılara nazaran çok daha üstündür. Ana arıyı kolay kabul
etmezler, yağmacılığa meyillidirler. Nosema
hastalığına hassasiyetleri bulunmaktadır. 4.5.
Diğerleri:
Kıbrıs arısı (A. m. Cypria) İtalyan arı ırkına benzer, biraz daha küçük ve koyu
sarı renkli, havuç rengindedir. İtalyan arısının anası sayılmaktadır. Çok hırçın
ve sokucu tabiatlı olmaları nedeniyle idare edilmeleri oldukça zordur.
Melezlerinin çok iyi sonuç vermemesi nedeniyle ıslah çalışmalarında tercih
edilmemektedirler. Aynı durum sarı ırka mensup Suriye arısı (A. m. Syriaca) için de geçerlidir. Güney Yugoslavya ve Kuzey
Yunanistan’daki Makedonya arısı (A. m. cecropia Kiews) ve Romanya’daki Karpatya
arısının Karniola ırkına ait olduğu tespit edilmiştir.
Performansları düşüktür. Parlak ve cazip görünüşlü Mısır arısı melezlemelerde oldukça iyi sonuçlar vermesi nedeniyle diğer
ülkelere götürülmüş ve Karniola ile Kafkas ırklarının
ana arılarına erkek Mısır arılar verilerek kullanılmıştır. 4.6. Yerli
ırklarımız:
Brother Adam tarafından Anadolu arısı
olarak isimlendirilen ve belirli bir ırk özelliği göstermeyen Anadolu arıları
genellikle esmer renkte, uysal, sakin tabiatlı, kışlama kabiliyetleri iyi,
çalışkan, dayanıklı arılardır ve yağmacılığa fazla meyilli değillerdir. İç
Anadolu bölgemizde bulunan ve melezleme çalışmalarında
başarılı bir şekilde kullanılan bu ırkımızın yanı sıra Kars ve Erzurum yöresinde
Kafkas ırkı, Batı Anadolu’da İtalyan ırkı, Karadeniz bölgesinde Karniola ırkı ve Akdeniz bölgesinde Kıbrıs ırkı arıların saf
ve melez tiplerine rastlamak mümkündür. 5.
ARI BİYOLOJİSİ
Bal arıları ergin hale gelinceye
kadar sırasıyla yumurta, larva ve pupa dönemlerini yaşarlar. Bütün bu gelişme
devreleri ana arı, erkek arı ve işçi arıda aynıdır. Fakat bu devreleri
geçirdikleri süreler farklıdır (Tablo 2). Tablo 2. Bal arılarında biyolojik hayat
evreleri.
Ana arının yumurta bırakacağı gözler
işçi arılar tarafından defalarca temizlenir ve kontrol edilir. Ana arı da bu
gözleri bir kez daha kontrol eder ve gözün çapına göre döllenmiş veya
döllenmemiş yumurta bırakır. Bal arısı yumurtası 1.5 mm uzunluğunda, beyaz
renkli ve sosis şeklindedir. Ana arı döllenmemiş yumurta bırakmışsa ilk gün
yumurta çekirdeği bölünerek çoğalmaya başlar. Üç günlük yumurtada embriyo oluşur
ve 5. gün sonunda embriyo yumurtayı parçalayarak dışarı çıkar ve böylece larva
dönemi başlamış olur. Larva, gelişmesi döneminde 5 defa
değişime uğrar. İki değişim arasındaki devreye instar
denir. Her değişimde larva eski kutikulasını atarak
gömlek değiştirir. Larva, kanatları ve bacakları olmayan basit bir yaratık olup
besleyici arıların verdiği yiyeceği yemekten başka bir iş yapmaz. Ufak bir başı
ve 13 segmentten oluşan bir gövdesi vardır. Henüz
göğüs ve karın birbirinden ayrılmamıştır. Başın uç kısmında antenlerin oluşacağı
yerler belirgin olarak görülebilir. Ağız yapıları labium (üst dudak) ile bir çift mandibula (çene) ve bir çift de basit yapılı maxilladan oluşmuştur. Bal arısı larvalarının gözleri
yoktur. Larva döneminde gözlerde bol miktarda yiyecek olduğundan ve larvalar
yiyecek üzerinde yüzdüğü için bu devrede görme duyusuna ihtiyaçlar yoktur.
Larvalar ilk 3 gün işçi arıların
salgıladıkları arı sütü ile beslenirler. Daha sonraları arı sütüne polen ve
nektar ilave edilir. Bal arısı larvalarının beslenmesinde iki ayrı devre ve
yöntem vardır. Genç larvalar (0-3 günlük) ihtiyaçlarından çok fazla miktarda arı
sütü ile donatılırlar. Yaşlı olan larvalar ise ihtiyaç duydukları zamanlarda az
miktarda beslenirler. Gelişmekte olan bir arının yumurta ve larva devreleri
süresince işçi arılar tarafından yaklaşık 10,000 kez ziyaret edildiği
bildirilmektedir. Ana arı ile işçi arılar arasında
genetik olarak hiçbir farklılık yoktur. Bütün ayrıcalık larva dönemindeki
beslenmeden kaynaklanmaktadır. Eğer larvalar sürekli olarak ve bol miktarda arı
sütü ile beslenirlerse bunlardan ana arı oluşur. İlk devrede (0-3. gün) arı sütü
ve daha sonraları (3-6. gün) arı sütü, polen ve nektar karışımı daha sonraları
ise (6-9. gün) nektar ve polen karışımı ile beslenirlerse bunlardan da işçi
arılar oluşur. Erkek arı larvaları daha iri
oldukları için ana arı veya işçi arı olacak larvalardan daha fazla yiyecek
tüketirler. Genç larvalar arı sütü bileşimindeki yiyeceklerle, yaşlı larvalar
ise polen içeriği fazla sarımsı-kahverengi bir yiyecekle
beslenirler. Bal arısı larvalarının tek
yaptıkları iş beslenmek ve büyümektir. Bu nedenle çok büyük bir mideleri vardır.
Stomedeum adı verilen tüp şeklindeki ufak bir organ,
ağzı mideye bağlar. Mideden sonra gelen tüp şeklindeki croctedeum anüse kadar uzanır. Proctodeumun mideyle birleştiği yerden çıkan 4 adet malpighi tüpleri boşaltım organı görevini yerine getirir.
Larvalar, mide ve malpighi tüplerinin bağırsak ile
birleştiği yerde bu organlar arasında geçit olmadığından larvaların
oluşturdukları sindirim artıkları pupa dönemine girinceye dek dışarı atılamaz,
mide ve malpighi tüpleri içerisinde depolanır. Pupa
döneminde ise mide ve malpighi tüpleri proctodeumla birleşir ve artık maddeler de anüs yolu ile
dışarı atılırlar. Bu arada larvalar kozalarını örerler ve bu kılıf içerisinde
bir değişim daha geçirerek pupa devresine girerler. Pupa devresinde antenler, ayaklar,
kanatlar oluşmuş, ağız parçaları ve petek gözler belirgin hale gelmiştir. Göğüs
segmentleri eşit büyüklüktedir ve göğüs ile karın
henüz birbirinden ayrılmamıştır. Pupa gelişmesini tamamladıkça ergin arıya
benzemeye başlar. Göğüs ile karın birbirinden ayrılır. Bu arada birinci abdominal segment, göğüs ile
birleşmiştir ve Propodeum adı verilen bu segment göğsün bir parçası görünümünü verir. Gelişmesini
tamamlayan pupa vücudunu kaplayan kutikula tabakasını
parçalayarak ergin hale gelir. Gelişmekte olan yavruların ana, işçi ve erkek arı
gözlerinin açık ve kapalı dönemlerindeki kalış süreleri de farklı olmaktadır.
Ana arı yumurtladıktan 9 gün sonra
işçi arı larvalarının bulunduğu petek gözleri, 12-18 günlük işçi arılar
tarafından balmumu ile kapatılırlar. Bu kapak esmer hatta kahverengi renkte ve
dışa doğru bombelidir. Petek gözlerinin kapanmasıyla birlikte gözler
içerisindeki larvalar kafalarındaki salgı bezlerinden salgılanan ipek
yapısındaki maddelerle koza adı verilen bir gömlek veya kılıf örmeye başlarlar.
Onuncu günde koza tamamlanmıştır ve yavru koza içerisinde hareketsiz olarak
kaldığı prepupa devresine girer. Bundan bir gün sonra
(11. gün) ise yavrular pupa devresine girerler. Bal arılarında larvalar,
fizyolojik ve morfolojik yönden ergin arılardan çok farklıdırlar. Pupa dönemi
ise larva dönemi ile ergin dönem arasındaki bir geçit devresidir. Bu devrede
ağız parçaları, antenler, ayaklar ve kanatlar serbest hale geçerler ve bu arada
pupa da ergin arıya dönüşmüş olur. Yirmi birinci günde ağızları ile balmumu
kapağı delerek dışarı çıkarlar. 6.
TEKNİK ARI YETİŞTİRİCİLİĞİ
6.1. Arıcılık yapılacak
bölgenin seçimi
Bitki florası devamlı ve zengin
olan, zirai mücadele ilaçları kullanılmayan, rüzgar almayan, işlek yollardan
uzak, yazın gölgeli kışın ise güneye bakan bir yer seçilmelidir. Kovanlar yağmur
ve çamurdan etkilenmeyecek şekilde sehpalar üzerine konulmalı, arılığın
yakınında temiz su bulunmalıdır. Bal veren bitki yoğunluğuna göre kovan
koyulmalıdır. Korunga, yonca ve üçgül ekili bölgelerde 4 dönüme (4000 m²) bir
kovan, narenciye sahalarında 2 dönüme 1 kovan, pamuk ve ayçiçeği tarlalarında
7-8 dönüme 1 kovan, akasya alanlarında 1 dönüme bir kovan, meyve bahçelerinde
ise 4-5 dönüme bir kovan hesaplanmalıdır. Arılıklar arasında 2 km mesafe
bulunmalıdır. Arılarla çalışırken dikkat edilecek
hususlar: Kovanlar, arıların faal uçuşta
oldukları ılık güneşli günlerde açılmalı, rahat çalışmak için hava ısısı 20
°C’nin üzerinde olmalı, giysiler temiz ve açık renkli
olmalı, çalışırken maske takılmalı, körük yakılmalı, kovanı incelerken (larva ve
arıları rahat görmek için) güneş arkaya alınmalı, giriş deliğinin önü
kapatılmamalı, kovan açılmadan önce giriş deliğinden biraz duman verilmeli,
yavaş ve sakin çalışılmalı, kontrol esnasında dışarı çıkarılan petekler dışarıda
unutulmamalıdır. 6.2. Arıcılık
malzemeleri
6.2.a.
Kovan
a. İlkel kovanlar: Toprak, oyma ağaç
(kütük), yarma ağaç, sepet, hasır veya tahta sandıkları halindeki ilkel kovanlar
bazı arıcılar tarafından halen kullanılmaktadır. Sepet şeklinde olanlar içten ve
dıştan, sandık şeklinde olanlar sadece dıştan çamur veya hayvan gübresiyle
(genellikle sığır dışkısı) sıvanır. Bu işlem delik ve çatlakların kapanmasını ve
dolayısıyla dış etkenlerden korunmayı sağlar. İlkel kovanlarda genellikle önde
ve arkada birer kapak, önde bir uçma deliği bulunur. Bu kovanlara gerektiğinde
müdahale etmek ve verimli arıcılık yapmak mümkün değildir. Arıcı kovana oğulu koyar, sonbaharda balını alır. b. Modern kovanlar (Fenni kovanlar):
Farklı ölçülere sahip olmakla birlikte esas olarak; dip tahtası, kuluçkalık,
ballık, örtü tahtası, kapak ve çerçeveler gibi kısımlara sahiptir. Modern
kovanların Langstroth ve Dadant-Blatt kovanı olmak üzere
iki tipi bulunmaktadır. Sistemleri hemen hemen aynı,
ölçüleri farklıdır. Langstroth kovanı: -Kuluçkalık ve ballık 10
çerçeveliktir, -Kuluçkalık ve ballığın ölçüleri
aynıdır, -Gövde duvar kalınlığı 25 mm’dir, -Florası uzun ve kışları hafif geçen
bölgelerde kullanılır. Dadant-Blatt
kovanı (Şekil 2): -Kuluçkalık ve ballık 12
çerçeveliktir, -Ballık kuluçkalıktan daha kısadır,
dolayısıyla çerçeve boyları da farklıdır, kuluçkalık çerçeveleri büyük olduğu
için daha çok arı ve iş üretilebilir, -Gövde duvar kalınlığı 30 mm’dir -Nektar süresi kısa ve kışları ağır
geçen bölgelerde kullanılır. Bu kovanların geniş olması kışlatma esnasında büyük
önem taşır. Uzun süre kapalı kalacak olan arı kovanının havalandırılması daha
kolay yapılabilir. Modern kovanların özellikleri ve
avantajları: a. Kovan parçaları hareketli olduğu
için açılarak muayene edilmeleri kolaydır. b. Ana arının varlığı, arı miktarı,
yavrulu peteklerin miktarı, kovanın polen ve bal durumu incelenerek kovanın
kuvveti hakkında bilgi elde edebiliriz. c. Eskimiş peteklerin
değiştirilmesi, kuvvetli kovanlardan ballı veya yavrulu petek takviye edilmesi
mümkündür. ç. Ana arısı bulunmayan, ana arısı
sakat, yaşlı veya hasta kovanlara diğer kovanlardan ana arı
verebiliriz. d. Kovanların verimini yönlendirmek
mümkündür. Ana arı, arı, arı sütü veya bal üretebiliriz. e. Zayıf kovanları birleştirerek
kuvvetli kovan elde edebilir veya kuvvetli kovanları bölerek
çoğaltabiliriz. f. Yağmacılık veya hastalık yayma
riski olmadan arı ailesini kolayca besleyebiliriz. g. Temel petek ilave ederek arıların balmumu üretmek amacıyla fazla bal tüketmelerini ve bu sırada aşırı güç harcayarak hayat sürelerinin kısalmasını önleyebiliriz. Süzülen petekleri tekrar kovana geri vererek daha fazla bal üretebiliriz. ğ. Ballı peteklerin petek balı
şeklinde pazarlanması mümkündür.
Modern kovan imal ederken dikkat
edilecek hususlar: a. Kullanılacak kereste beyaz veya
sarı çam olmalıdır, b. Kereste kuru, fırınlanmış,
budaksız ve çırasız olmalıdır, c. Kovan dıştan beyaza
boyanmalıdır, ç. Mümkünse örtü tahtası yekpare
olmalıdır, örtü tahtasının uygun bir yerinde havalandırma deliği
bulunmalıdır, d. Standart ölçülere dikkat
edilmelidir, çerçeve yan çıtaları ile kovan duvarları arasında ve çerçeveler ile
örtü tahtası arasında 8 mm’lik mesafe bulunmalı, kovan
dip tahtası önden arkaya yükselen meyilli olmalı, çerçeve alt çıtası ile taban
arasında önde 25 mm, arkada 15 mm mesafe olmalıdır, e. Nakliyede kolaylık olması için
kapak düz olmalı, üzeri paslanmaz, su geçirmez çinko veya sacla kaplanmalıdır,
ön ve arkasında hava deliği bulunmalıdır, f. Kovanın taşınması için gövdenin
yanlarında tutma yerleri olmalıdır, g. Gövdenin çerçeve kulakları ile
temas eden iki kısmına çerçevenin kolaylıkla hareket etmesini sağlayan çember
takılmalıdır, çerçeve kulakları meyilli olmalıdır, ğ. Uçma çıtası üzerinde büyük ve
küçük uçma delikleri bulunmalı, istenildiğinde değiştirilebilmesi için hareketli
olmalıdır. 6.2.b.
Körük
Arıcının kovanı herhangi bir nedenle
açması ve muayene etmesi gerektiğinde, çalışmayı kolaylaştırmak, arıları
sakinleştirmek ve fumigasyon şeklinde kullanılacak
ilaçları uygulamak amacıyla duman üreten bir alettir. Bu amaçla genellikle
kurumuş sığır tezeği, pamuklu bez, ağaç rende talaşı veya telis parçası yakılır.
Pis ve ağır koku veren veya kükürtlü duman çıkaran yünlü bez, koyun talaşı vb
maddeler kullanılmamalıdır. 6.2.c.
Maske
Arıcının yüzünü korumak amacıyla
kullandığı, şapka şeklinde giyilebilen ve başı tamamiyle örten, yüze rastlayan kısmı koyu renkli tül veya
sinek teli olan, arıcıyı bunaltmayacak ve görüşünü engellemeyecek, gömlekli ve
gömleksiz tipleri bulunan bir alettir. 6.2.ç.
Eldiven
Elleri arı sokmasından korumak
amacıyla genellikle arıcılığa yeni başlayanlar tarafından kullanılan eldivenler
rahat çalışmayı sağlayacak, bilek kısmı kapalı ve arı iğnesinin geçmeyeceği kalınlıkta olmalıdır. Tecrübeli arıcılar
hassasiyeti azalttığı için genellikle eldiven kullanmayı
istemezler. 6.2.d. El
demiri
Kazıyacak veya kovan açacağı da
denilen, örtü tahtalarını açmak, çerçeveleri çıkarmak, balmumu, propolis veya döküntüleri kazımak, kovanı temizlemek,
kuluçkalık, ballık ve dip tahtasını birbirinden ayırmak gibi çok amaçlı kullanılabilen, iki tarafı da
keskin, demirden yapılmış bir alettir. 6.2.e. Fırça ve
tüy
Kovanda çalışırken çalışılan
bölgedeki arıları, zarar vermeden uzaklaştırmak amacıyla, yumuşak ve beyaz
renkte kıllarla kaplı fırçalar veya hindi, kaz vb hayvanların uzun ve geniş
kullanım yüzeyli kanat tüyleri kullanılabilir. 6.2.f. Çerçeve kalıp
tahtası ve çerçeve teli
Çerçeve üst çıtası kalınlığında ve
çerçeve büyüklüğüne göre yapılmış basit bir tahtadır. Temel petek bu tahta
üzerinde çerçeveye geçirilir. Gürgenden olması ve kullanılırken ıslatılması
gerekir. Çerçeve teli temel peteklerin çerçeveye tespitini sağlar ve bal süzme
işlemi sırasında peteklerin kırılmasını önler. 6.2.g. Arıcı
mahmuzu
Temel peteğin çerçeveye tutturulması
sırasında çerçeve telinin temel petek içine batmasını sağlayan ortası oyuk ve
dişli küçük bir tekerlektir. Isıtılarak kullanılır, fazla ısıtılırsa temel
peteği eritebilir. Elektrikli olan tipleri de
bulunmaktadır. 6.2.ğ. Arıcı
bizi
Çerçeve telinin takılabilmesi için
çerçeve yan çıtalarında delik açmaya yarar. 6.2.h. Mum eritme
ibriği
Temel petek çerçeveye takılırken
temel peteğin girdiği üst çıta yivine eritilmiş balmumunun akıtılmasını
sağlayan, çift cidarlı bakır veya alüminyumdan yapılmış bir alettir. İçine petek
parçaları ve artık mum kırıntıları konulur. 6.2.ı.
Yemlik
Kovanda yeterli miktarda bal
bulunmadığı zamanlarda arılara kuru veya sulu yem verilmesini sağlayan
kaplardır. Yağmacılığı önler, ekonomiktir ve hastalık bulaştırma riski yoktur.
Şurup vermek amacıyla genellikle kapağı ince çiviyle birkaç yerinden delinmiş
cam kavanozlar veya çerçeveye takılmış plastik veya çinko kaplar
kullanılabilir. 6.2.i. Ana arı
kafesi
Ana arısı bulunmayan kovanlara ana
arı vermek veya yaşlı ana arıları genç ana arı ile değiştirmek amacıyla
kullanılan tahta çıta ve sinek telinden yapılan, çıtanın kenarında ana arının
konulması veya çıkarılması amacıyla deliği bulunan bir
alettir. 6.2.j. Ana arı
ızgarası
Ana arının ballığa geçmesini ve yumurta bırakmasını engellemek amacıyla ballık
ile kuluçkalık katları arasına konulan üzerinde 4.4 mm genişlikte delikler
bulunan metal veya fırınlanmış tahtadan yapılmış bir ızgaradır. Bu ızgaradan
sadece işçi arılar geçebilir, ana arı veya erkek
arılar geçemez. 6.2.k. Erkek arı
kapanı
Kovan uçma deliği önüne konularak
erkek arıların veya yabani arıların kovana girişini veya ıslah çalışmalarında
erkek arıların kovandan çıkmasını engelleyen basit bir
alettir. 6.2.l. Polen
kapanı
Arıların kovana getirdikleri çiçek
tozlarını (polenleri) toplamak amacıyla kovan uçma deliği önüne konulan bir
alettir. Bu aletten geçen işçi arıların arka ayaklarındaki polenler düşerek
aletin alt kısmındaki bölmede toplanır. 6.2.m. Arı
kaçıran
İki katlı kovanlarda, üst kattaki
arıların alt kata inmelerini sağlayan ve üst kata çıkmalarını engelleyen bir
alettir. 6.2.n. Sır bıçağı ve
tarağı
Bal mevsiminde sırlı peteklerin
süzülebilmesi ve ilkbaharda ballı peteklerin arılara yedirilmesi amacıyla
sırları uzaklaştırmak veya bozmak amacıyla kullanılır. 6.2.o. Bal süzme
makinası
Bal mevsiminde peteklerdeki balı
süzmek amacıyla silindir şeklinde sac veya çinkodan yapılmış, içinde 2, 3, 4, 24
veya 48 çerçeve alabilen telli haznesi bulunan, bu hazneyi döndürecek
mekanizmaya ve toplanan balların akacağı musluğa sahip büyükçe bir alettir. El
veya elektrik ile çalışan tipleri bulunmaktadır. 6.3. İlkbahar
çalışmaları
Kovanların ne durumda olduğunu ve
hangi kovana ne gerektiğini, ana arının ırkını, yaşını, yumurtlama durumunu,
kovandaki yavru ve ergin arı miktarını, bal ve polen miktarını ve hastalık
durumunu göz önünde bulundurmak için kovan sicil kartları veya defterleri
tutulur. Yine, ilkbahar muayenesinin yanı sıra ana arının varlığı ve
performansının tespitiyle hastalık ve zararlıların teşhisi yapılır. Böylece
gerekli tedbirler zamanında alınmış olur. 6.4. Zayıf kovanların
birleştirilmesi
Bu işlemin amacı, anasız kovanları
analı kovanlarla birleştirerek daha güçlü kovanlar oluşturmaktır. Zayıf
kovanlarda yetersiz arı olacağından kışlık bal ihtiyacını dahi karşılayamazlar.
Ayrıca ana arıyı da kış soğuğundan koruyamazlar ve çevreden gelen yağmacı
arılara karşı da kendilerini koruyamazlar. Kovan birleştirme en çok sonbahar
ya da ilkbaharda yapılır. Özellikle sonbaharda
birleştirilerek kışın öldürücü soğuklarına dirençli kovanlar oluşturulmuş olur.
Diğer birleştirme sebeplerinden biri de ana arı faktörüdür. Yani bir kovanda
yeterince ergin arı olabilir. Fakat ana arı yoksa yine ana arısı olan bir
kovanla birleştirilmesi gerekir. Birleştirme öncesi her iki kovan
tütsülenir ve hemen kovanlar açılır. Yavrulu çerçeveler tek bir kovanda
birleştirilir. Arılar da bu kovanın önüne çırpılarak işlem tamamlanmış olur. Bir
diğer metot ise birleştirilecek iki kovanı üst üste koymaktır. Üst üste
konulacak kovanlardan analı kovan altta anasız kovan üstte olacak şekilde
aralarına birkaç yerinden delinmiş gazete kağıdı yerleştirilerek birleştirilir.
İki kovan arasındaki gazete kağıdını işçi arılar zamanla parçalayarak dışarı
atmaya çalışırlar, birbirlerinin kokusuna alışırlar. Her iki kovanın da ana
arısı varsa, ana arılar karşılaşır ve birisi ölünceye kadar dövüşürler. Gazete
kağıdı konulmadan birleştirilmesi durumunda bazen her iki ana arı da ölebilir.
Gazete kağıdı konulmadan birleştirme yapılacaksa; kovanın petekleri kovanın bir
kenarına yanaştırılır, diğer kenarına diğer kovanın petekleri arılarıyla
birlikte yerleştirilir. Aralarına ana arı ızgarası konulur, arılar üzerine şurup
püskürtülür. 6.5. Arıların
beslenmesi
Arıların kendi ihtiyaçlarını
karşılamaları için kovanda 15-20 kg bal bulunmalıdır. Eğer kovanda yeterli bal
olmazsa bu durumda suni olarak beslenmelidirler. Ölümlerin ilkbaharda çok
görülmesinin sebebi açlık yani yiyecek yetersizliğidir. Bir de yavru verimi
baharda artacağından kovan stok balının önemi büyüktür. Baharla birlikte nektar
ve polen toplama başlar. Bu nektar akımına kovanın en iyi kadrosu ile girmesi
istenir. Bu da çok sayıda genç işçi arı ile mümkündür. Nektar alım sürecine
girmeden 4-5 hafta önce suni beslemeye başlamak gereklidir.
İlkbahar
şurupları:
1.
Bal kullanarak
: 2 kg bal + 1 litre su veya
4 kg bal + 3 litre su + 1 kg şeker. 2. Şeker kullanarak: 1 kg şeker + 1 litre su
veya 2 kg şeker
+ 1 litre su. Hazırlanması: Önce su kaynama ısısına getirilir.
Sonra ocaktan indirilip şeker ya da bal ilave edilerek
karıştırılır. Şurup hiç bir zaman kaynatılmaz. Kaynatılırsa karamelleşme
şekillenir ve karamel kokusu nedeniyle arılar şurubu
yemezler. Kovana şurup verme
şekilleri: 1. Kovan dip tahtası uçuş deliğinin
10-12 cm gerisinden çıta ile bölünerek yemlik olarak kullanılabilir.
2. Dip tahtasında yemlik bulunan
kovanlar kullanılabilir. 3. Gömeç yani petek yemlik olarak
kullanılabilir. 4. Standart bir çerçeve ölçüsündeki
yemlik şurupla doldurularak bir petek gibi kovana yerleştirilebilir.
5. Kapağı delikli cam veya çelik
kavanozlar kovan uçma deliği önüne veya örtü tahtası deliğine yerleştirilebilir.
Bu kavanozların kovan üzerine bir kat şeklinde konulabilen 8 lt kadar şurup alabilen plastik olanları da
bulunmaktadır. Her kovana yaklaşık olarak 4-5 litre şurup verilmelidir.
6.6. İlaç
uygulamaları
Bahar mevsimine girerken arılara
koruyucu ya da tedavi amacıyla ilaç verilecek ise
şuruba katılarak verilmelidir. Önce şurup hazırlanır, soğutulur daha sonra
vitamin veya ilaç ilave edilir. Varroa, yavru
çürüklüğü, nosema gibi hastalıklarla erken mücadele,
ancak bahar şurubu ile ilaçlama yapmakla mümkündür. 6.7. Arılarda
yağmacılık
Çiçeklerin ve nektar alımının az
olduğu bölgelerde sık görülen yağmacılık, bir kovanın arılarının başka
kovanların hazır balların çalmasıdır. Kovanlar güçlü değilse bu tür saldırılara
karşı kendilerini koruyamazlar. Yağmacı arıları bilmek oldukça zordur. Dikkat
edilirse bu arılar; ürkek, diğer arılara dokunmadan kovana girmeye çalışan ve
zaman zaman kaçma eğilimi gösteren arılardır.
İlkbahardaki oyun uçuşları ile yağmacıların anormal uçuşlarını ayırt etmek
gerekir. Bu oyun uçuşları güzel havalarda genç arılar tarafından yapılır. Bazen
yağmacılık çok sakin gerçekleşir, herhangi bir arı kavgası olmayabilir.
Yağmacılıktan korunma
yolları: a. Kovan kontrolü hızlı
yapılmalıdır. Şüpheli arılar varsa o gün kontrol
yapılmamalıdır. b. Bal hasadı sırasında çevreye bal
bulaştırılmamalıdır. Çevreye eski gömeç ve mumlar
atılmamalıdır. c. Şurup uygularken çevreyi
kirletmemelidir. ç. Boşaltılan çerçeveler kovanlara
akşamları yerleştirilmelidir. d. Kovanlarda delik ve çatlaklar
bulunmamalıdır. e. Kovanlar uzun süre açık
tutulmamalıdır. f. Yağmacılığa uğrayan kovanların
uçuş deliği daraltılmalı, yabancı arıların girişi engellenmeli ve arıların
kovanlarını korumalarına yardımcı olunmalıdır. g. Zayıf kovanlar
birleştirilmelidir. ğ. Kovanların yerleri değiştirilerek
yağmacılar şaşırtılmalıdır. 6.8. Bal
mevsimi
Bal, Mayıs, Haziran ve Temmuz
aylarında alınır. Bu üç ay boyunca çok fazla nektar alımı olacağından arıcının
çok dikkatli ve hazırlıklı olması lazımdır. Yani, bir kovanda yer kalmazsa veya
yeterli petek bulunmazsa arıların getirdiği nektarın büyük bölümü ziyan olur
ya da arılar oğul vermek isterler. Bol miktarda ballık
bulunması arıların daha hızlı çalışmasına sebep olur. Üç dört gün içinde bir
ballığı doldurabilirler. Ballıklar belli bir düzende ve gerektiği kadar
verilmeli, dolan ballıklar hemen çıkarılmadan üzerine yeni bir kat ballık
takılmalıdır. Eğer dolan ballık hemen çıkarılırsa bal olgunlaşmadan çıkarılmış
olur. Arılar olgunlaşmış balın üzerini ince bir balmumu ile sırlarlar. Bu
sırlama oluşmadan bal çıkarılmamalıdır. Bal hasadı, bal mevsimi içerisinde
ve kuraklık başlamadan yapılmalıdır. Yoksa yağmacılık kuraklıkla birlikte hat
safhaya çıkar ve arılar arası mücadele artar. Bal olgunlaşmış ise hasadı
yapılmalıdır. Eğer nektar alımı çok fazla ise 3/4 oranında sırlanmış olan
petekler de olgunlaşmış kabul edilebilir. Çok zorunlu olunursa 1/3 düzeyinde
bile hasat yapılmalıdır. Hasat sırasında çevreye bal bulaştırmamaya, hasat
edilen ballı petekleri veya kırıntılarını ortada bırakmamaya ve kovanda yeterli
miktarda kışlık bal kalmasına dikkat etmek gerekir. Hasat
yöntemleri: 1. Silkeleme ve fırçalama:
Çerçeveler ele alınarak silkelenip fırçalanarak petek bal hasat odasına taşınır.
2. Arı kaçıran yöntemi: Arı
kaçıranlar kovan örtü tahtasının ortasına ve hasat edilecek peteklerin üzerine
yerleştirilir. Daha sonra kovan kapağı hafifçe aralanarak tütsülenir.
3. Asit tahtası yöntemi: Benzaldehit bütirik anhidrat gibi asitli maddeler beze emdirilerek kovan
kapağının alt yüzüne yerleştirilir. Arılar asit kokusundan dolayı aşağıya
inerler. 4. Arı üfleyici kullanma : Benzinle
çalışan ve hızlı hava akımı sağlayabilen bir alet olduğundan ve arılara hiç
zarar vermediğinden oldukça kullanışlıdır. Bal süzme ve
dinlendirme: Süzülecek petek ve ballıklar önce
süzme odasına alınırlar. Tüm çerçeveler çıkarılarak, petekler üzerindeki sırlar
sır tarağı ya da bıçağıyla kazınırlar. Sırları açılan
petekler süzme makinesine yerleştirilirler. Bu makinelerin santrifüj esasına
dayanan bir mekanizması vardır. Bu süzme aletinin elektrikle ve insan gücüyle
çalışan farklı modelleri vardır. Süzülmüş peteklerde yine de bal
bulaşığı kalmaktadır. Bu petekleri kuvvetli kovanlara vererek temizliğini ve
tamiratını sağlamak, bir gün sonra da diğer kovanlara dağıtmak gerekir. Süzme
makinesinden çıkan bal temiz değildir. İçinde petek parçaları, larvalar, arı
ölüleri ve polen taneleri bulunabilir. Balın içindeki yabancı maddeleri
uzaklaştırmak amacıyla sıfır numara tel elek kullanılır. Bal süzüldükten sonra
bal dinlendirme kaplarına doldurulur ve pazarlanır. 6.9. Gezici
arıcılık
Gezici arıcılık, kovanlardan alınan
verimi arttırmak amacıyla yapılmaktadır. Bu yetiştiricilik şeklinde ilkbaharın
erken başladığı bölgelerden başlanarak, zaman zaman
çiçeğin yeni çıktığı bölgelere doğru bir hareket yolu izlenir, bu işleme genel
olarak çiçek kovalamak adı verilir. Daha sonra kış yaklaşınca, kışları sert
geçen bölgelerden güneye veya Ege bölgesine taşınarak arılar kışlatılır. Gezici
arıcılık çok fazla itina ister. Özellikle coğrafi bölgelerimizin flora ve iklim
özelliklerini takip etmek, uygun olan sıraya göre konaklamak gerekir. Çok gezen
kovanların paraziter invazyonlar açısından devamlı olarak kontrolü
gerekir. Gezici ya
da sabit arıcılık yapan kişilerin kovan taşırken dikkat etmesi gereken hususlar:
1. Kovandaki çatlak ve delikler
onarılmalıdır. 2. Kovanlar yüklemeden önce
tütsülenmelidir. 3. Kamyon, yükleme sırasında
rölantide çalıştırılmalıdır. 4. Kovanlar dizilirken rüzgar
boşluklar bırakılmalıdır. 5. Mola verilmemeye dikkat edilmeli,
eğer verilirse araba yine rölantide çalıştırılmalıdır. Kovanlar üzerine su
serpilmelidir. 6. Kovan uçuş delikleri hava alacak
şekilde açık tutulmalıdır. 7. Kovan yükleme işlemi gece ya da şafakta yapılmalıdır. 6.10. Sonbahar
çalışmaları
Arıcılığın işinin bir sonraki sezon
devam edebilmesi için dikkat edilmesi gereken mevsimler sonbahar ve kış
mevsimleridir. Sonbaharda bütün kovanlar tek tek
incelenerek ananın durumu, stok bal düzeyi ve koloninin yetişkin arı miktarı
gözden geçirilir. Kovanlar teknik açıdan incelenir. Delik, çatlak ve su
geçirgenliği araştırılır. Ana arısız kovanlara ana arı temin edilir. Zayıf
kovanlar birleştirilir. Sonbahar beslemesi yapılırsa arılar, yeni nesil genç
arılar yetiştirir ve güçlü bir şekilde kışa girerler. Böylece bahara güçlü bir
kadro hazırlanmış ve kış ölümleri de önemli ölçüde azaltılmış olur. Eğer kovan
zayıf ise kış salkımı oluşturamaz ve soğuktan ölürler. Bu durumda kovan içinde
bölme oluşturularak alan daraltılması yoluna gidilmelidir. Sonbaharda bal hasadı
bittikten sonra hastalık ve parazitlere karşı mücadele yapılmalıdır. Nosema ve yavru çürüklüğüne karşı sonbahar şurubuna ilaç
katılır. Varroa mücadelesi için tüm yavru gözlerinin
açılması beklenir. Sonbahar
şurubunun hazırlanması: 1 lt su + 4 kg bal ya
da 1/2
lt su + 1 kg şeker. 6.11.
Kışlatma
Sonbahar muayenesinde bal
bırakılması en önemli konudur. Her kovanda 20-25 kg bal ve 12,000-20,000 adet
arıdan oluşan kovan kışı emniyetle geçirebilir. Arıcının yapacağı en önemli iş
olan soğuk mücadelesi ise kovanın iç alanının daraltılmasıyla mümkün
olabilmektedir. Kovan içi ısıyı; dış çevre ısısı, salkım çevre ısısı, kovanın
yapısı ve kovan içi hava dolaşımı etkiler. Dış hava ısısı iyice düşünce arılar
birbirlerine sokularak “kış salkımı” denilen topluluğu gerçekleştirirler. Kış
salkımında ısı 14 °C’ye ayarlanır. Salkımın içindeki
arılar ısı üretirken, çevresindekiler ısı izolasyonunda görev alırlar. Isı 7
°C’nin altına düşerse salkım iyice
sıklaşır. Kışları sert geçen yerlerde, kapalı
kışlatma sistemi uygulanabilir. Bu amaçla kullanılacak yerin; rutubetsiz
aydınlık ve havalandırılabilir olması gerekir. Isı derecesinin değişmemesi
gerekir. Bu yere kovanlar taşınmadan önce uçuş delikleri tel kafesle
kapatılmalıdır. Kışları karlı geçmeyen bölgelerde
içeri almaya gerek yoktur. Ancak sonbahar bakımı ve beslenmesi çok iyi
yapılmalıdır. Dışarıda kışlatma sırasında bazen
kovanların üzeri örtülerek soğuktan korunmaları gerekebilir. Böyle uygulamalarda
uçuş deliklerini kapatmamaya özen gösterilmelidir. Kovanlar bol güneş gören,
rutubetten korunan ve şiddetli rüzgar almayan bir yere dizilmelidir. Kovanlar
muhtemel bir su baskınından korunmak amacıyla 30-40 cm’lik yükseklikte bir sehpa üzerine konulmalıdır. Ayrıca
öne doğru meyil verilerek içinde oluşacak su ve nemin uçuş deliğinden çıkması
sağlanmalıdır. 7.
ARI AİLESİ
Arılar, koloni ya da kovan adı verilen topluluklar halinde yaşayan sosyal
böceklerdir. Diğer sosyal hayvanlarda olduğu gibi bal arılarında da koloniyi
oluşturan bireyler değil, koloninin kendisi işlevsel bir birimdir. Bazı
amaçlarla bir koloniyi oluşturan ana arı, işçi arı ve erkek arı ayrı ayrı ele alınırlarsa da koloni yaşamını mümkün kılan ve
arıcılığı uygulanabilir yapan bunların aralarındaki
ilişkilerdir.
7.1. Ana arı
Kraliçe arı olarak da anılan ana
arının en önemli görevi yumurtlamaktır. Ana arı kovandaki bütün birimlerin anası
ve gerçek dişisidir (Şekil 3). Döllenmiş yumurtadan çıkan ve diploid olan ana arı kovandaki arıların en irisidir. İşçi ve
erkek arılardan uzun fakat erkek arıdan daha dardır. Diğer arılardan daha koyu
renklidir. Kanatları boyuna göre biraz kısadır, vücudunu örtemez, karın kısmı
uzundur ve yumurtlama mevsiminde daha da uzar. Arka ayaklarında polen sepeti
bulunmaz. Eğri bir iğnesi vardır, insanları genellikle sokmaz, iğnesini rakip
ana arılar için kullanır. Mum salgı bezleri yoktur. Yavruları besleyemez ve
kendisi için besin hazırlayamaz, genç işçi arılar tarafından beslenir ve
korunur. Gece gündüz özenle bakılır ve özel arı sütü verilir. Ana arının vücut
uzunluğu 18-20 mm kadardır. Kovan içerisinde iyi bir işbirliği
vardır. Bu düzenin sağlanmasında ana arının rolü büyüktür. Ana arı ağız
çevresindeki bezlerden bazı kokular salgılamaktadır, bunlara feromon adı veriyoruz. Bu feromonlardan 9-oxodec 2-enoic asid ve 9-hydroxodec 2-enoic asid “cinsel feromonlar” veya
“toplanma feromonları” adıyla anılır. Bu feromonlar; işçi arıları cezbederek arı ailesini bir arada tutar, erkek arıyı cezbederek çiftleşmenin gerçekleşmesini sağlar, işçi
arıların yeni ana arı veya yüksük üretmelerine engel olur, herhangi bir işçi
arının yumurtlamasını engeller, kovana girebilecek yabancı arıların tanınmasını
sağlar. Ana arı çerçeve üzerinde ağır
hareket eder fakat gerekirse hızlı da yürüyebilir. Yumurta bırakacağı gözler
işçi arılar tarafından temizlenmiş ve cilalanmış olmalıdır. Ana arı
yumurtlamadan önce başını petek gözüne sokar, gözün temiz olup olmadığını,
yumurta bulunup bulunmadığını kontrol eder daha sonra karın kısmını petek gözüne
sokarak 9-12 saniye içerisinde yumurtlar. Ana arı genellikle ortadaki peteklerin
orta kısımlarına ve genellikle geceleri yumurtlar. İlkbahar ve yaz mevsiminde
devamlı yumurtlar, yavru çıkarılması ve yumurta geliştirilmesi işleriyle
uğraşmaz. Yumurtalar petek gözlerine normal
olarak birer tane konulur. 0.1 mm kalınlığında ve 1.5 mm boyunda sosis ya da beyaz iplik parçası şeklindedir. İlk gün dik, 2. gün
biraz yatık ve 3. gün tamamen yatık durumdadır. İlk 3 gün arı sütü ile beslenir.
Ana arı olacak yumurtalar 8. güne kadar arı sütüyle beslenmeye devam edilir.
Yeterli arı sütü ile doldurulduktan sonra göz kapatılır. 16. günde ana arı
çıkar. Bir kovanda, kaybolan ana arı yerine
yenisini üretmek, mevcut ana arıyı değiştirmek veya oğul elde etmek amacıyla ana
arı yetiştirilir. Yeni çıkan ana arı önceleri ilgi görmez, hizmet kadrosu
oluşuncaya kadar kendi kendine 3-4 gün bal yiyerek beslenir. Bu durumda ana
arının karnı çekik ve kısa, kendisi küçüktür. Gözden çıkışını takip eden 3-5 gün
içerisinde uçma talimlerine başlar, bu uçuşlar 10-30 dk sürer. Daha sonra çiftleşme uçuşuna
çıkar. Genç ana arılar hayatları boyunca
sadece bir dönem çiftleşirler. Bu dönem 24 güne kadar uzayabilir. Gerçekte ana
arıdaki çiftleşme arzusu 12-13. günden sonra azalır. Normal olarak 20. güne
kadar çiftleşmeyen ana arılar damızlıkta kullanılmamalıdır. Genç ana arılar
kovan dışında ve uçarken çiftleşirler, çiftleşme uçuşu 12-17 saatleri arasında
olmakla birlikte genellikle saat 14-16 arasında yapılır. Bir çiftleşme süresi
5-30 dk sürer. Hava sıcaklığı 20 °C’nin üzerinde ve rüzgarsız olmalıdır. Çiftleşmek için bazen
16 km kadar yol aldıkları gözlenmiştir. Ana arılar genellikle iki kez
çiftleşmektedirler. Ana arı çiftleşme döneminde 3-4 hatta 7-10 erkek arı ile
çiftleşebilir. Çiftleşmeler genellikle birbirini izleyen günlerde olmaktadır.
Fakat aynı gün içinde farklı saatlerde de yapılabilir. Çiftleşmeden sonra ana
arının arkasında görülen erkeklik organı çiftleşmenin başarılı olduğuna
işarettir. Kovana geri gelen ana arının çiftleşip çiftleşmediğini ana arının
arkasındaki erkeklik organından anlayan işçi arılar ana arıyı hemen kabul
ederler ve özel bir özen gösterirler. Çiftleşmeden sonra spermanın spermatekaya ulaşması için geçen zaman ortalama 24 saattir.
Çiftleşmesini tamamlayan ana arı 2-4 gün içinde yumurtlamaya başlar. Bu süre 1-8
gün arasında da değişebilir. Bir çiftleşmede sperma torbasına düşen sperma 3-4
yıl boyunca üretilecek yumurtaları döllemeye yeterlidir. Yeterli sperma
depolayamayan ana arı 2. kez çiftleşmeye çıkmaktadır, ancak ana arı yumurtlamaya
başladıktan sonra genellikle başka bir çiftleşme uçuşuna çıkmamaktadır. Ana arı
5-6 yaşına kadar yaşar, ancak 3 yaşına gelmiş bir ana arının sperma kesesindeki
spermatozoitler azalacağı için dölsüz yumurta
bırakmaya başlar ve dölsüz yumurtalardan erkek arılar çıkar. Sonuç olarak
tüketici erkek arıların artması ve üretici işçi arıların azalması sonucu bal
verimi düşer, işçi arı üretilmediği için kovan zayıflar, zayıf kovanlar
kendilerini arı zararlıları ve hastalıklarına karşı koruyamaz, hastalıkların ve
zararlıların diğer kovanlara bulaşmasına ve yağmacılığa neden olur, hatta ölür.
Bu nedenle kovanın ana arısı 2 yılda bir değiştirilmeli yani
gençleştirilmelidir. Kovanların sicil defterlerinin tutulması ana yaşını
belirlemede en güvenilir yoldur. Ancak sicil defteri tutulmayan işletmelerde ana
arının yaşını pratik olarak belirleyebilmek de mümkündür. Yaşlı ana arıların
göğsündeki ve bilhassa sırtındaki kıllar dökülmüş, karnı sarkmış, hantallaşmış
ve kanat uçları pürtükleşmiş olur. Petekler incelenerek de ana arının yaşı
hakkında hüküm verilebilir. Yumurtalar peteklere gelişi güzel dağıtılmış veya
bırakılmışsa, bir gözde birden fazla yumurta varsa, yavrulu gözlerden erkek
arılar çıkıyorsa, yeterli miktarda işçi arı yumurtası bulunmuyorsa ana arı
yaşlanmaya başlamıştır. Kovanın oğul çıkarmaya teşebbüs etmesi de ana arının
yaşlanmasından kaynaklanabilir. İyi bir ana arı günde ortalama 1500
yumurta bırakmalıdır. Bu rakam bazı ırklarda 3000’e kadar çıkabilir. Ana arının
bir günde yumurtlayabileceği yumurtaların ağırlığı kendi ağırlığı kadardır.
Yumurtlamaya iklim, mevsim, kovan içi sıcaklık, ana arının yaşı ve beslenmesi
etkili olmaktadır. Dışarıda bulunan polen kaynaklarının zenginliği ana arının
yumurtlamasını olumlu yönde etkiler ve ana arı yumurta miktarını hemen hemen buna göre ayarlar. Ana arı beslenip büyütülebilecek
kadar yumurta bırakmaya dikkat eder. Ana arı bütün bir yıl yumurtlar fakat
Kasım-Aralık aylarında birkaç hafta için yumurtlamayı keser. Daha sonra gerekli
gördüğü miktarda yumurtlamaya devam eder. İyi bir ana arı yılda 200.000 yumurta
bırakabilir. Ana arı küçük petek gözlerine döllü,
büyüklerine ise dölsüz yumurta bırakır. Döllü yumurtalardan işçi dölsüzlerden
ise erkek arılar meydana gelir. Ancak bazı hallerde büyük ve küçük iki petek
gözü yanyana olduğunda ana arı şaşırıp büyük göze
döllü yumurta bırakabilmektedir. Böylece arı ailesindeki erkek dişi oranını
küçük ve büyük petek gözleriyle işçi arılar tayin etmektedir. Ayrıca herhangi
bir nedenle kovanda ana arının bulunmaması durumunda işçi arılar hemen bir ana
arı gözü (yüksük) oluşturarak döllü yumurtalardan birisini bu göze taşırlar ve
ana arı adayını arı sütüyle beslerler. Ana arı ile ilgili bulgular ve
değerlendirilmesi: -Kovan açıldığı zaman kovandaki
ergin arı az, yavrular hiç yoksa ya da çok az ise, ana
uzun süre önce ölmüş demektir. -Kovanda mühürlenmiş yavru gözleri
var, fakat genç yavru ve yumurta yoksa ana arı yakın bir zamanda
ölmüştür. -Yumurtalar düzensiz, gelişi güzel
ve dağınıksa, aynı zamanda erkek arı gözlerine de rastlanırsa ana arı
yaşlanmıştır. -Kovanda ana arı ve yavrulu çerçeve
mevcut, ama ana arı düzensiz yumurtluyorsa, yani bir çerçeveyi doldurmadan
diğerine atlıyorsa yaşlanmıştır ya da genetik
kapasitesi düşük demektir. -Kovanda yavru yok, fakat henüz
fazla irileşmemiş bir ana arı varsa kovan anasını değiştirmiştir. Yakın bir
gelecekte bu ana çiftleşerek yumurtlamaya başlayacaktır. -Kovandaki arı populasyonu iyi, kuluçkalıktaki petekler kapalı yavru gözler
ile kaplı ise ana gen ve iyi demektir. 7.2. İşçi
arılar
Arı ailesinin en büyük topluluğunu
teşkil eden işçi arılar döllenmiş yumurtalardan çıkarlar ve diploid kısır dişilerdir. Vücut uzunlukları 14-15 mm’dir (Şekil 3). Kanatları karınlarını örtecek kadar
uzundur. Koloninin devamını sağlayan her türlü içgüdüsel ve yapısal yeteneklere
sahiptir. Kendi aralarında iş bölümü yapmak suretiyle çeşitli işleri düzen
içinde yürütürler. Bazı organları ana arı ve erkek arıdan farklı yaratılmıştır.
Arka bacaklarında çiçek tozlarını yükleyip kovana taşımalarını sağlayan etrafı
kıllarla çevrili polen sepeti bulunur. Arka bacaklarda fırça ve tarak tabir
edilen kısımları vardır. Kovandaki sayılar 20-30 bin civarındadır, bu sayı 15-80
bin arasında değişebilir. İğnesi tırtıklıdır, soktuğu yerden geri çıkaramaz,
iğne iç organlarla birlikte girdiği yerde kalır, bu da ölümüne sebep olur.
Gelişmemiş yumurtalıklara sahiptir. Kovanda herhangi bir nedenle ana arı
bulunmadığı ve ana arı üretiminde kullanılabilecek yumurta olmadığında bazı işçi
arılar ana arı görevini üstlenerek yumurtlamaya başlar. Dölsüz olan bu
yumurtalardan sadece erkek arılar çıkar, bu da kovanın kısa zamanda ölümüne
neden olur. Buna benzer işçi arılara yalancı ana, kovanlara ise erkeklemiş kovan denir. İşçi arı oluşacak larvalar
yumurtadan çıktıktan sonra ilk üç gün arı sütü ile beslenir, 8. güne kadar bal
ve polen karışımıyla beslenmesine devam edilir. 8. günde gözler kapatılır 21.
günde işçi arılar çıkar. Gözlerden çıkan işçi arılar ilk gün kendilerini
temizler, yavru peteklerinin üzerinde durarak yavrulu peteklerin ısınmasını
sağlarlar. 2-3 günlükken yaşlı işçi arılar tarafından beslenirler, çevreye
alışırlar ve ana arının yumurtlayacağı gözleri temizleyerek cilalarlar. 4-6
günlük olunca polen ve bal karışımıyla yaşlı larvaları beslerler. Bu sırada
almış oldukları polen sayesinde, arı sütü salgılayacak olan yutak bezleri
gelişir. 10-13 günlük oluncaya kadar genç kurtçukları ve ana arı larvalarını arı
sütüyle beslerler. Genç arılar her bir larva gözünü, kapatılıncaya kadar
yaklaşık 10.000 defa ziyaret ederler. 12-18. günlerde kovan temizliği,
havalandırma, mum üretimi ve petek yapımı, 18-20. günlerde kovanı dış
tehlikelerden korumak amacıyla bekçilik görevlerini üstlenirler. 20 gün boyunca
kovan içi görevlerini tamamlayan genç arılar 21 günlük olduklarında nektar,
polen, propolis ve su toplama işleri gibi kovan dışı
görevlere başlarlar. Hayatlarının son iki haftasını da bu işlerle geçirirler.
Mart ayında gözlerden çıkan işçi arılar 35 gün, Haziranda çıkanlar 28 gün, Eylül
ve Ekim aylarında çıkanlar da 304 gün yaşayabilirler. Uzun ömürlü olmalarının
nedeni kış mevsimi boyunca dışarıda çalışmamaları ve kovan içinde fazla hareket
etmemeleridir. İşçi arılar görevlerine göre evci ve
tarlacı arılar olmak üzere ikiye ayrılırlar. Tarlacı arılar da keşfedici ve
toplayıcı olarak sınıflandırılırlar. Arılar saatte 20-25 km hızla uçarlar. Ancak
bu hız rüzgara bağlıdır ve 40 km’ye kadar çıkabilir.
Besin kaynağının rüzgarsız ve sakin bir yerde olmasını tercih ederler. Günde
ortalama 10-15 sefer yaparlar sefer sayısı 4-110 arasında değişebilir.
Kovanlarından 15 km kadar uzağa gidebilirler. Hava sıcaklığı 8 °C’nin altına düştüğünde çalışmazlar, en uygun hava sıcaklığı
16-32 °C’ler arasıdır. Sıcaklık 34 °C’nin üstüne çıktığında çoğunlukla su taşırlar.
Kovan içindeki sosyal düzenin
bozulmaması ve ailenin gücünü kaybetmemesi amacıyla yaşlı arılar ile sakat ve
işe yaramaz genç arılar kovan dışına atılır. Bu durum ana arı için de
geçerlidir. Kovan içindeki böcek ve zararlılar da dışarı atılır, dışarı
atılamayacak kadar büyükse bozulup kokmaması ve hastalıklara neden olmaması için
propolisle sıvanır ve
mumyalanır. 7.2.a. Mum ve petek
yapımı
Mum yapımını gerçekleştiren işçi
arılar 12-18 günlük yaştadır. Balmumu üretimi için kovan sıcaklığının 35 °C veya
fazlası olması gerekir. Balmumu üretecek arılar karınlarını bal ile doldururlar,
birbirlerine tutunup salkım oluştururlar. Karın halkalarından pulcuklar halinde
çıkan balmumunu diğer işçi arılar ağızlarına alıp yumuşatırlar, gerekli şekli
vererek çerçeveye takılan temel petek üzerine petek gözlerini inşa ederler.
Peteklerin kalınlıkları 25 mm’dir. Bir peteğin
yüzeyindeki gözler 25 mm’de 5 adet ise işçi arı gözü,
daha az ise erkek arı gözü olarak imal edilmiştir. Alan olarak 1 dm²’de 857 göz
varsa işçi arı gözü 520 göz varsa erkek arı gözüdür. Erkek arı gözleri peteğin
yan ve alt taraflarında bulunur. Petek gözleri altıgen şeklindedir. Peteklere
depolanan balın dökülmemesi, larvaların gözlerden düşmemesi ve larvaları
beslemek için verilen arı sütü vb sıvıların dökülmemesi için gözler yukarı doğru
9-14x meyilli olarak inşa edilmişlerdir. 7.2.b. Bekçilik
görevi
Kovanı dış tehlikelerden korumak ve
zaman zaman havalandırmayı sağlamak amacıyla 18-20
günlük arılar kovan uçma deliğinin iç kısmında bekçilik yaparlar. Herhangi bir
tehlikeye karşı hazırlıklıdırlar. Kovana dışarıdan gelen arının kokusunu kontrol
ederler, gelen arının kokusu kendi kovanlarının veya ana arının kokusuna
benziyorsa veya gelen arı nektar, polen veya su gibi yükle gelmişse kovana
girmesine müsaade ederler. Kokusu yabancı olan arıyı bal veya polenle yüklü
olması durumunda kabul edebilirler. Kovan uçma deliğine yaklaşan yabancı
canlıları fark ettiklerinde saldırırlar, gerekirse sokarlar. Kovanlarına
yapılacak ani sert hareketleri ve saldırıları diğerlerine hemen iletirler. Sokan
ve iğnesini kaybeden arıdan izopentil asetat yapısında
bir madde yayılır. Bu maddeye “alarm feromonu” adı
verilir. Bu kokuyu hisseden diğer arılar yakınlarında saldırılması gereken bir
tehlikenin var olduğunu anlarlar ve kokunun kaynağına doğru saldırıya geçerler.
Arılar bazı kokuları hiç sevmezler. Sevmedikleri kokuların alarm feromonu kokusuna benzer olduğu tahmin edilmektedir.
Tecrübeli arıcılar, arıların bazı insanların kokularını hiç sevmediklerini, bu
insanların arılara yaklaşmaları halinde ölümle sonuçlanabilecek saldırılara
uğradıklarını -hatta ağız ve burun deliklerinin arılar tarafından tıkanacak
şiddette saldırıların olabildiğini- anlatırlar. Bekçilik görevi, zayıf
kovanlarda gerektiği gibi yapılamadığı için yağmacılık olayları görülür. Sarıca
arı ve Eşek arısı gibi yabani arıların saldırılarından kendilerini koruyamazlar,
mum güvesini engelleyemezler. Dolayısıyla kovanlar daha da zayıflayarak
ölürler. Kovanın havalandırılması
gerektiğinde uçma deliğinin biraz dışına çıkan bekçi arılar başları kovana
dönük, karınları yukarı dikilmiş halde dururlar, kanatlarını süratli bir şekilde
devamlı çırparak havalandırmayı sağlarlar. 7.2.c. Su
taşınması
Su, larvalara yedirilecek besinlerin
ıslatılması, sıcak havalarda kovan ısısının ayarlanması ve kendi ihtiyaçları
için taşınır. Genellikle su nektarın bol olmadığı zamanlarda, nemli topraktan,
dere, çay, pınar gibi kaynaklardan, göl, havuz ve arılığa yerleştirilmiş
suluklardan alır. Arı su getirdiğini anlatmak için dansını yapar ve diğer
arıları haberdar eder. Kötü hava şartlarında kullanmak için su depolarlar. Bir
arı su için günde 50-100 arasında sefer yapar. 7.2.ç. Propolis
taşınması
Arılar uçma deliğini küçültmek,
diğer delik ve çatlakları kapatmak, çerçeveleri oynamaması için yapıştırmak,
örtü tahtalarının aralarını doldurmak, örtü tahtalarındaki havalandırma deliğini
kapatmak ve kovandan dışarı atılamayan yabancı ve zararlı maddeleri mumyalamak
amacıyla propolis kullanırlar. Reçineli bir madde olan
propolise "eğin mumu" da denilir. Tıpta antiseptik
olarak, dericilikte ve tahta işlerinde parlatıcı olarak kullanılır. Keman
yapımında da kullanılmaktadır. Propolis, bitkilerin filiz ve
tomurcuklarında oluşur. Sıcakta yumuşar, soğukta katılaşır, erime noktası
balmumunun altındadır. Sarı, gri, kahverengi ve kırmızı renkte olabilir. Sıcak
havalarda eriyerek yapışkan bir hal alır, kovana, çerçevelere, aletlere ve
arıcının eline bulaşır, çalışmayı güçleştirir. Temizlemek için alkol ve kolonya
kullanılabilir. Alkolde kısmen, eter ve kloroformda tamamen erir. Kovan ve
çerçeveler temizlenirken balmumuna karıştırılmamasına dikkat edilmelidir. Kışa
hazırlık amacıyla özellikle sonbaharda toplanır. Arılar propolisi taşımak için polen sepetlerini kullanırlar.
Yapışkan bir madde olması nedeniyle toplanması ve boşaltılması oldukça zordur.
Propolis toplayan arı yükünü evci arıya yaklaşık 30
dakikada aktarabilir. Genellikle 10-14 saatleri arasında toplanır. Havaların
sıcaklığına bağlı olarak daha erken veya daha geç saatlerde de toplanabilir. Arı
propolisi depo etmez, ihtiyaç duyuldukça toplanır.
7.2.d. Polen
toplanması
Polen çiçek tozudur. Arıların
ekmeğidir, kendisi yer yavrularına yedirir, fazlasını da depolar. Arı çiçekten
üst çenesiyle kopardığı polenleri alt çenesiyle diline alır, biraz ıslatır, orta
bacakları yardımıyla arka bacaklarındaki polen sepetine yerleştirir. Vücuduna ve
diğer bacaklarına bulaşan çiçek tozlarını bacaklarını birbirine sürterek fırça
ve tarakları yardımıyla polen sepetine yükler. Çiçeklerin yoğun olduğu
ilkbaharda arıların çiçek tozlarına bulanmış halde kovana geldiklerini görmek
mümkündür. Polenle yüklü arılar kovana geldiklerinde ya boş bir göze ya da daha önceden
polen konulmuş bir göze yüklerini boşaltırlar ve diğer arılara kaynağın yeri ve
uzaklığını bildirmek amacıyla danslarını yaparlar. Evci arılar gözlere konulan
polenleri alınlarıyla bastırarak hava almayacak şekilde yerleştirirler. Kış için
saklanacak polenlerin yüzeyi ince ve parlak bir yüzeyle kapatılır veya balla
doldurulur. Bal arısı bir seferde 15 mg polen
getirebilir. Kuvvetli bir kovanda 20-30 kg polen
toplanabilir. 7.2.e. Nektar toplanması
ve bal yapılması
Bitkilerin çiçeklerinin dip
tarafında bulunan bezler tarafından salgılanan tatlı sıvıya nektar veya bal özü
adı verilir. Bitkilerin diğer kısımlarından elde edilen bitki suları nektar
kadar güzel değildir. Balın kalitesi toplandığı çiçeğe yani nektara bağlıdır.
Nektar bala hem rengini hem de kokusunu verir. Arılar şeker oranı % 20 veya daha
fazla olan nektarları tercih ederler, % 10’un altında şeker içeren nektarları
almazlar. Arının dili nektarın şeker oranını çok iyi tayin eder, % 1 ve % 2
oranında şeker içeren sıvıları birbirinden ayırabilirler. Bu hassaslık arıların çalışmasını
kolaylaştırır, verimini arttırır. Şeker oranı yüksek nektarın bulunması kısa
zamanda daha fazla balın üretilmesini sağlar. Arının dili ekşi, tuzlu ve acı
maddeleri birbirinden ayırabilir. Elma, erik gibi
ağaçlar arıların kolaylıkla nektar alabileceği ağaçlardandır. 260 gram nektardan
100 gram bal üretilir. Bir arı bir seferde 30 mg
nektar taşır, bu miktar bazı arılarda 50-70 mg’a kadar
çıkabilir. Kuvvetli bir kovandan 60-70 kg bal elde edilebilir. Bir arının
ağırlığının 80 mg olduğu düşünülürse nektar taşımak
için harcadığı kuvvetin büyüklüğü anlaşılabilir. Kovana nektar getiren arı yükünü
evci arıya aktarır ve kaynağın yeri ve uzaklığını bildirmek amacıyla dansını
yapar. Nektarı alan evci arılar bunu ağızlarında yoğurur, bir miktar suyunu
uçurur, bala çevirir ve bal gözlerine doldururlar. Petek gözünün önce 1/4 kadar
balla doldurulur. Bu sırada kovanı havalandırılarak balın suyunun uçması
sağlanır. Bu işlem nektardaki şeker oranı % 20-30 arasındaysa 3 gün, % 30’dan
fazlaysa 2 gün sürer. Petek gözünün % 60 şeker oranına sahip balla
doldurulabilmesi için 2.5 gün gereklidir. Gözün tamamının balla doldurulması ise
5 günü alır. Olgunlaşmış balla dolu gözler arılar tarafından sırlanarak
kapatılır. Sırlanmamış ve olgunlaşmamış ballar petek ele alındığında veya
çevrildiğinde damlalar halinde dökülür. Özellikle dışarıda nektarın bol olduğu
dönemlerde, arıcılar kovanları kontrol ederken dikkatli olmalıdırlar. Balın çok
üretildiğini ve kısa zamanda kovandan alınması gerektiğini düşünerek henüz
olgunlaşmasını tamamlamamış balları da hasat edebilirler. Suyu uçmamış yani
olgunlaşmamış balın muhafazası ve pazarlanması oldukça
güçtür. 7.2.f. Oğul
verme
Bir kovanda bir ana arı bulunur.
Kovanın ana arısı bölgelere göre değişen zamanlarda, 20-25 günlük süre içinde ve
genellikle öğle saatlerinde kovanı terk ederek yeni bir yuva yani yeni bir arı
ailesi oluşturmaya çalışır, buna oğul verme adı verilir. Oğul verme zamanları
ilkbahar başlangıcıdır, örneğin Aydın ilindeki oğul mevsimi 25 Nisan ile 15 veya
20 Mayıs arasıdır. Bu tarihlerden önce ve sonra çıkan oğullar genellikle
zayıftır, bal mevsiminde yeterli kuvvete ulaşamazlar ve ekonomik değildirler. Bu
mevsimden önce, oğul verecek kovandaki işçi arılar yüksükler oluşturarak yeni
ana arılar üretmeye başlar ve eski ananın bu yüksükleri bozarak yeni çıkacak ana
arıları öldürmesini engellerler. Yüksüklerden çıkacak yeni ana arılar, çıkmadan
2-3 gün önce "vang vang"
veya "guvak guvak" benzeri
sesler çıkarmaya yani ötmeye başlarlar. Bu sesleri duyan eski ana kovanı terk
etmek için çıkış hazırlıkları yapar, yeni çıkacak ana arılarla kaval veya ıslık
benzeri sesler çıkararak anlaşır ve taraftarlarıyla en kısa zamanda kovanı terk
ederek yeni bir arı ailesi oluşturur. Bu nedenle kovandan çıkan ilk oğulda (baş
oğul) genellikle bir ana arı bulunur ve bu ana arı kovanın eski anasıdır. Baş
oğullar en makbul oğullardır. Daha sonra çıkan genç -bakire- ana arılar
"ti-ti-ti" şeklinde ses çıkarırlar, ilk oğul çıktıktan yaklaşık 5 gün sonra ardı
ardına çiftleşme uçuşuna çıkarlar, bu sırada ana arıya yol gösterici olarak
katılan işçi arılar da çıktığı için oğul çıkışına benzer bir görüntü ortaya
çıkar. Genç ana arıların çokluğu nedeniyle bazen işçi arılar arasında bölünmeler
görülür. Bazı ana arılar çiftleştikten sonra işçi arılar tarafından kovana geri
getirilebilir, bazıları da dışarıda kalarak oğul kümesi oluşturabilir. Bu gibi
ikinci oğullar genellikle zayıftır ve çıktıkları kovan kontrol edilerek
akıbetleri hakkında karar verilmesi gerekir. Buna göre; 1- Çıktıkları kovan ve çıkan oğul
kuvvetli ise yeni bir kovana alınır, 2- Çıktıkları kovan ve çıkan oğul
zayıf ise eski kovanlarına geri verilir, 3- Çıktıkları kovan kuvvetli çıkan
oğul zayıf ise ya eski kovana geri verilir ya da bir başka zayıf kovan veya oğula ilave edilir. Oğul verme
belirtileri: -Kovanda erkek arı sayısı
artar, -Ana arı yüksükleri
oluşturulur, -Ana arı çok sayıda yumurta
bırakmaya başlar, -Kovandan yaşlı ve gen ana arılara
ait sesler duyulur, -Ana arının kendine has kokusu
yardımıyla arılar uçma tahtası önünde toplamaya başlarlar, -Oğul çıkmadan hemen önce kovanın
önünde telaşlı ve hareketli bir kaynaşma olur, -Son olarak kovanda kuvvetli bir
kaynaşma görülür ve çok miktardaki genç işçi arı, az miktardaki yaşlı işçi arı
ve bir miktar erkek arı kovanın ağzından dökülür gibi yoğun olarak dışarı
fırlarlar. Kovan dışına çıkan arılar kalabalık
kovanların bulunduğu yerde bile birbirlerini tanır ve birlikte uçarlar. Önce
kovana yüzleri dönük olarak kovanın önünde uçan arı topluluğu daha sonra birkaç
metre yukarıda oğul dansı denilen uçuşlarını yaparlar. Bu olay birkaç dakika
sürer. Kovandan çıkmadan önce karınlarını balla doldurmaları nedeniyle işçi
arılar fazla uzaklaşamazlar. Ayrıca baş oğulun eski
ana arısının yaşlı olması, kanatlarının yıpranmış olması ve karnındaki
yumurtalar nedeniyle ağır olması sonucu ana arı kovandan fazla uzaklaşamaz, en
yakın dal vb yere konar. Ana arı ile birlikte çıkan işçi arıların karınlarının
tok olması nedeniyle tekrar eski kovanlarına dönmeleri söz konusu değildir, yeni
kovanlarını benimserler. Aç olarak çıkmaları halinde oğulu terk ederek eski kovanlarına döndükleri tespit
edilmiştir. Oğul veren kovan sakinleşir, kovan içi işleri düzene sokar ve kovan
dış kaynaklara yönelerek çalışmaya devam eder. Oğul vermeye neden olan
faktörler; -İlkbaharda arı ailesinin çoğalma
içgüdüsü nedeniyle çoğalmaları ve kovanda sıkışmaları, -Gen arı miktarının yaşlı arılardan
fazla olması, -Ana arının herhangi bir nedenle
sakat kalması, ölmesi, yaşlanması ve fazla sayıda dölsüz yumurta
bırakması, -Kovanın küçük veya içinin dar
olması, -Uçma deliğinin küçük
tutulması, -Zamanında veya gerektiğinde ballık
ilave edilmemesi veya balların süzülerek alınmaması, bal depo edilecek yerin
olmaması, -Ana arı ızgarası
konulması, -Kovanın güneşte
tutulması, -Arının
ırkıdır. Oğul vermenin
engellenmesi: Arıcılıkta asıl gaye kovan başına
verimin en yüksek seviyede tutulmasıdır. Bu amaçla kovanların arı miktarını
arttırmak ve bal mevsimine kuvvetli kovanlarla girmek gerekir. Arı ailesi oğul
nedeniyle parçalandığında kovan kuvvetten düşebilir, dolayısıyla kovanlardan
elde edilecek ürünler azalır. Ayrıca çıkan oğulların kaçmamaları için arılıkta
beklenilmesi, takip edilmesi, yerine yerleştirilmesi, bakımı ve kontrolü zaman
alıcı işlerdir ve işgücü kaybına neden olur. Modern arıcılıkta tabii oğul
kontrol altına alınmalı, ihtiyaç duyulursa suni oğul alma yoluna gidilmelidir.
Tabii oğula engel olmak için; -Ana arı yüksüklerinin
bozulması, -Kuluçkalığın veya kovanın iç
hacminin genişletilmesi, -Uçuş deliğini büyüterek kovan içi
havalandırmanın sağlanması, -Kovanların gölgede
tutulması, -Oğul verecek kuvvetli kovan ile
zayıf kovanın yerlerinin değiştirilmesi, -Kuvvetli kovanların bölünmesi yani
suni oğul alınması, -Uygun olmayan hava şartları
nedeniyle uzun süre kapalı kalan kovanlara şerbet
verilmesi, -Yaşlı ana arıların genç ana
arılarla değiştirilmesi, -Yavrulu peteklerin azaltılması,
yerine kabartılmamış temel petek konulması, -Ballı peteklerin sayısının
azaltılması veya sık sık süzülerek bal depolama
hacminin arttırılması, -Kovan girişine erkek arı kapan
konulması, -Oğul vermeye temayülü olmayan arı
ırklarıyla çalışılması veya ıslah çalışmalarında oğul verme kriterinin dikkate
alınması, gibi yöntemler uygulanabilir. Yine de dikkat edilmesi gereken konu,
oğul vermesi engellenecek kovandaki ana arı yüksüklerinin mutlaka ortadan
kaldırılması gereklidir. Unutulan yüksüklerden çıkacak yeni ana arılar kovanın
oğul vermesine neden olur. Suni oğul alınacak yani bölünecek
kovanlar, sadece oğul vermeye temayülü olan kovanlar değildir. Kuvvetli
kovanların bazen bölünerek hem oğul vermeye kalkışmasını engellemek hem de
kuvvetli 2 veya daha fazla kovan elde etmek mümkündür. Bu amaçla; kuvvetli
kovanın ana arısı bulunur, asıl kovanda bırakılır, daha sonra kovanın yavrulu
petekleri, ballı petekleri ve mevcut arısı eşit olarak bölünerek iki yeni kovan
oluşturulur. Dikkat edilmesi gereken noktalar; yeni kovana genç ana arı
verilmesi ya da yüksüklü peteklerin verilmesidir.
Yüksüklü petek bulunamadığı durumlarda yeni yumurtlanmış yumurtaların bulunduğu petekler verilerek işçi
arıların ana arı üretmeleri yoluna gidilebilir. 7.3. Erkek
arılar
Erkek arılar gelişimlerini 24 günde
tamamlarlar. Larvalar yumurtadan 3 gün içinde çıkarlar, işçi arılar gibi
beslenen larvaların bulunduğu petek gözleri 10. günde kapatılır, 24. günde ergin
erkek arılar petek gözlerinden çıkmaya başlarlar. İşçi arılardan daha iri ve
tombul, ana arıdan daha kısa ve kalındırlar (Şekil 3). Yazın ortalama 54-59 gün
yaşarlar. Bazen anasız kovanlarda kışladıkları tespit edilmiştir. İğneleri
yoktur, antenleri ve petek gözleri iyi gelişmiştir. Polen sepetleri yoktur,
balmumu salgılayamaz, petek yapamazlar. Bölgelere göre bodat veya saka gibi isimlerle
anılırlar. Normal olarak erkek arılar işçi
arıların üretilmesini takip eden 6-8 haftalık süre içerisinde görülürler. Bu
dönem Nisan, Mayıs aylarıdır. Vücutları hiçbir iş yapmaya elverişli değildir.
Bazen yavrulu petekler üzerinde yavruları ısıtmak için durdukları söylenirse de
en önemli görevi çiftleşmektir. Çiftleşme işini en güçlü olan erkek arı yapar.
2. günden itibaren işçi arılar tarafından beslenirler, 5. günden sonra besleme
işlemi azalır, yaşlandıkça kendi kendilerine beslenirler. Bal mevsiminin sona
ermesiyle birlikte kovan dışına atılırlar, açlıktan ölürler. Bazen bal mevsimi
devam ederken de dışarı atıldıkları görülmüştür. Hiçbir iş yapmadan bol bol yiyecek tüketmeleri nedeniyle teknik arıcılıkta erkek
arıların görevi bittikten sonra kovandan uzaklaştırılmaları gereklidir. Bu
amaçla kovan uçma deliği önüne erkek arı kapanı konulur ve erkek arıların
kovanlara girmeleri engellenir. Erkek arılar 4 günlük olduklarında
uçmaya başlarlar. Genellikle 6-8 günlükken ilk uçuşuna çıkar. Uçuşa çıkmadan
önce gözlerini ve antenlerini temizler. İlk uçuşunda fazla uzağa gitmezler,
kovan çevresinde dolaşırlar. Uçuş talimleri saat 14-16 arasında 6-15 dk süreyle yapılır. Çiftleşme uçuşu günde yarım saat ile bir
saat kadar sürer. Uçuş talimleri öncesi bir şey yemediği halde çiftleşme uçuşu
öncesi karnını doyurur. 12 günlük olunca cinsiyet organları gelişir. Kovandan
3-4 km uzaklaşabilir, 10-16 km hızla uçabilir. Açık ve güneşli günlerde günde 4
defa, bulutlu havalarda 1 defa uçuşa çıktığı, hava ısısının 15 °C’nin altında olduğu zamanlarda uçuşa çıkmadığı tespit
edilmiştir. Çiftleşme uçuşuna çıkmış erkek arı ana arıyı havada yakalar, ana arı
çiftleşme pozisyonunda ise çiftleşme gerçekleşir, değilse 3-4 dk bu pozisyonda kalır ve daha sonra ayrılır. Ana arı başka
bir erkekle aynı pozisyona girer. Çiftleşme gerçekleştiğinde erkek arı baş aşağı
sarkar ve çiftleşme organını ana arıda bırakarak ayrılır ve ölür. Ana arıda
kalan erkek çiftleşme organı ritmik hareketlerle dışarı atılır, atılamazsa
kovandaki işçi arılar tarafından çıkarılır. 8.
YER TESPİTİ
Arılar kendi kovanlarının yerini
mükemmel bir şekilde tespit ederler. Eski yerinden uzak olan ve daha önce hiç
gitmedikleri bir yere getirildiklerinde, kovandan çıkan arılar hemen uçup
gitmezler. Kovanın yerini tespit ve tanımak amacıyla kovanın önünde ve üzerinde
çok yavaş uçarlar, özellikle kovanın önünü ve uçuş deliğini belirlemek amacıyla
kovanın önünde uzun süre dolaşırlar, hatta havada sabit kalarak uçarlar. Daha
sonra çevreyi tanımak ve geri dönüşü sağlamak amacıyla gittikleri yerin adeta
fotoğrafını çekerler. Kovanın yerini bulmada kovanın ve kendi ana arısının
kokusunun önemli rol oynadığı bildirilmektedir. Arılar oğul olarak çıktıktan sonra
yeni kovanlarının yerini tespit ihtiyacı duyarlar. Kovanda yaklaşık 21 gün görev
yaptıktan sonra kovan dışı göreve ilk defa çıkan genç arılar da keşif uçuşu
yaparlar, bu olayı ifade etmek için arıcılar kovan yavru uçuruyor tabirini
kullanırlar. 9.
HABERLEŞME
İnsan gözünden uzak kapalı bir
ortamda süren koloni yaşamı, her zaman muammalı ve sihirli bir dünya olarak
düşünülmüş ve araştırıcıların dikkatini çekmiştir. Acaba böyle bir ortamda veya
açık havada fiziksel olarak bağımsız fakat fizyolojik olarak birbirine bağımlı
binlerce arı birlikte nasıl hareket edebiliyorlar? Koloni işlevlerini uyumlu bir
şekilde yerine getirebilmek için nasıl hareket ediyorlar? Bal arıları toplumsal
hayat yaşayan hayvanlardır. Toplumsal varlığın vazgeçilmez temel ihtiyacı da
etkili bir haberleşmedir. Haberleşme olmazsa bir canlı yarı sosyal veya
yalnızdır. Çünkü, basit işaretler bile olsa toplumsal etkileşimler haber
aktarılmasına ihtiyaç gösterirler. Bal arılarındaki haberleşme, basit olarak
algılanan cezbedici davranış uyarılarının intra-spesifik aktarılmasına veya uyarıyı alan bireylerdeki
fizyolojik cevapları ifade eder. Arılar haberleri insanlardaki gibi zeka, akıl
veya farkına varma yoluyla kavrayıp anlayamazlar. Bal arılarında koku alma
duyusu büyük önem taşımaktadır. Arıların birbirlerine bilgi aktarımı
veya haberleşme amacıyla kullandıkları yöntemler; koku yayma, arı dansı, dokunma
ve ses çıkarmadır. Kovana gelen yabancı bir arıyı kokusundan tanırlar,
buldukları nektar kaynaklarının yerini ve uzaklığını dans ederek gösterirler,
arının hangi çiçekten polen getirdiğini antenleriyle dokunarak tespit ederler ve
ana arı sesiyle propaganda yaparak taraftarlarını toplar ve oğul çıkarır. Bazı
haberleşme yollarından daha önceki konularda bahsedilmişti. Bu bölümde koku ve
dans konuları ele alınacaktır. 9.1. Feromonlar
Feromon kelimesinin kökü yunanca olup,
pherine (taşıma) ve hormon (stimüle etme, uyarma, teşvik etme) kelimelerinin
birleşmesinden meydana gelmiştir. 1959 yılında Carlson
ve Butemant tarafından önce ektohormon olarak adlandırılan maddeler ilk kez feromon adı altında ele alınmışlardır. Koloni içerisinde
haberleşmenin esas aracı feromonlardır. Feromonlar haber taşıyan, biyolojik olarak aktif maddeler
olup bireyin vücudundan havaya bırakılırlar. Arılar bir kimyasal uyarı koduyla
bu maddeler aracılığıyla haberleşirler. Aynı türün diğer bireyleri tarafından
alındığında, alan bireyin davranış ve fizyolojisinde değişiklikler meydana
getirerek belli bir reaksiyon hasıl ederler. Bezsel salgı olduklarından
hormonlara benzerler fakat gerçek anlamda hormon değildirler. Salınmaları ve
işlevleri tümüyle farklıdır. Koloni bireylerinin çalışmaları, gittikçe artan ve
değişen koloni ihtiyaçlarıyla yakından ilgilidir. Koloni bireylerinin
davranışlarının çoğu koloni bireylerinin larva ve ergin devrelerinde çıkarmış
oldukları feromonlar tarafından düzenlenir. Örneğin,
işçi arı meydana getirecek larvaların çıkarmış oldukları feromonlar çiçek tozu toplamayı teşvik eder, işçi arıların
yumurtalıklarının gelişmesini önler, işçi arı gözlerinin yapımını, temizlenip
cilalanmasını, yavru yetiştirmeyi, yiyecek toplamayı, bal ve çiçek tozu
depolanmasını teşvik eder. Feromonlar arılar arasında hava, fiziksel
temas ve yiyecek alış verişi yoluyla aktarılırlar. Bal arılarında feromonlar, Mandibular, Nasanov ve Kozhevnikov bezleri
tarafından salgılanırlar. Ana arı feromonları,
çiftleşme feromonları, alarm feromonu, iz işaretleyici (nasanov) feromonlar başta olmak
üzere bal arılarında 31 farklı feromon tespit
edilmiştir. 9.1.1. İz işaretleyici
feromonlar:
İşçi arıların 6. ve 7. karın segmentleri altında yerleşmiş ve tek epidermal bezsel hücrelerin bir araya gelmesinden oluşan
Nasanov bezinden salgılanır. Her hücrenin kanalı
dışarıya açılır. Feromonun kokusu, geraniol, genarik asit, sitral ve nerolik asit içerir.
Yiyecek kaynağı keşfedildikten sonra kovanlarına geri dönen arılar tarafından
bırakılırlar. İzlenen yol daha sonra aynı türün diğer bireyleri tarafından
kullanılarak kaynak bulunur. Bu feromon kovan içinde
bırakılmaz. Ayrıca oğuldaki kılavuz arıların çıkarmış oldukları iz işaretleyici
feromonlar ise oğula yol
gösterir. Kılavuz arılar yuva yeri olmaya uygun bir yer bulduklarında,
yaptıkları danslarla yerin uzaklığını ve yönünü tayin
ederler. 9.1.2. Ana arı
feromonları
Bir kovandaki çalışmaların düzenli
yürümesinde ana arının kovan içinde bıraktığı feromonların büyük önemi vardır. Kovan içerisinde devamlı
olarak hissedilmesi gereken bu feromonların varlığı,
işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesini dolayısıyla yalancı ana oluşumunu ve
yeni bir ana arı yetiştirilmesini engeller. Çeşitli nedenlerle kovan içinde ana
arının ulaşamadığı bölgelerdeki iş düzeni bozulur, ana arının olmadığını
zanneden işçi arılar ana arı üretimine başlarlar. 9.1.3. Çiftleşme
feromonları
Ana arının salgıladığı çiftleşme
feromonları, çiftleşme uçuşu esnasında erkek arıları
cezbeder, feromon
yoğunluğunu izleyen erkek arılar ana arıya ulaşır ve onunla çiftleşirler. Kovan
içinde çiftleşmeyi önler, açık havada belirli bir yükseklikte ise çiftleşmeyi
teşvik eder. Erkek arılar kovan içinde ana arının varlığına değer vermezler.
Açık havada ise ana arının 12 m yüksekliğe çıkınca bıraktığı feromon erkek arıları cezbeder. 9.1.4. Alarm
feromonları
Kovanın savunması ile ilgili bir
işçi arı rahatsız edildiğinde veya kovan için tehlikeli bir durum sezdiğinde
abdomenini kaldırarak iğne çemberini açar, iğnesinin ucundan bir damla arı zehiri salgılar. Kanatlarını hızlı hızlı yelpazeleyerek alarm feromonlarının çevreye yayılmasını sağlar. Önemli bir alarm
feromonu olan 2-heptanon
adlı bileşik işçi arıların mandibular bezlerinden
salgılanır. Ana arılar ve erkek arılar 2-heptanonu
salgılayamazlar. Kovan içine giren yağmacı ve yabancı arılar 2-heptanon ile işaretlenir. Çiçekler üzerine sürülen 2-heptanon arıların bu çiçeklere yaklaşmasını önlemektedir.
Arıların nektarı alınmış çiçekleri bu madde ile işaretleyerek diğer arıların
uğramasını engelledikleri sanılmaktadır. Bal arıları herhangi bir yerde
yürüdükleri zaman diğer arıları da cezbeden ayak izi feromonu denilen bazı kimyasal maddelerle burayı
işaretleyebilirler. Ayak izi feromonlarının vücudun
neresinden salgılandığı kesin bilinmemekle beraber arıların ayakları ve karın
ucu ile bulunduğu yüzeye yayıldığı sanılmaktadır. 9.1.5. Feromonların uygulamadaki
önemi
1. Çıkan oğullar boş kovanlara veya
istenilen alçak yerlere kolayca çekilebilirler. Özellikle tropikal bölgelerde
göçer arı kolonilerinin kovanlara alınması olanağı sağlanır. Ayrıca Afrika
arıları bu sayede yakalanarak analarının imha edilmesi ve bu arıların
zararlarının önlenmesi olanağı doğmaktadır. 2. Arılar gıda işleyen fabrikalardan
çiçekli bitki ıslahı yapılan seralardan uzak
tutulabilirler. 3. Ana arıların kokuları
maskelenerek başka kovanlara kolayca verilebilirler, böylece çiftleşmiş ve
çiftleşmemiş ana arıları güvenilir bir şekilde kabul ettirme olanağı vardır.
Yapay oğulların veya kolonilerin birleştirilmeleri de problem olmaktan
çıkacaktır. 4. Yapay cezbediciler (feromon) katılan
yemlerin ve şurubun kovan içindeki tüketimi artar. Dışarıdan bal özü ve çiçek
tozu toplamayı teşvik eder. Koloni gelişmesini hızlandırır. Hem etkili bir
tozlaşma sağlar hem de bal üretimini artırır. 5. Kaynak seçmede titiz davranan
arıların ziyaret etmeye pek istekli olmadıkları kaynakları yapay cezbedicilerle kokulandırılarak hem etkin bir tozlaşma hem
de arıların bu kaynaklardan yararlanmaları sağlanır. 6. Tarımsal ilaçların kullanılması
sonucu tozlaşmada etkili böcekler ortadan kalkar. Yapay cezbediciler kullanılarak bu olumsuzluk ortadan
kaldırılabilir. 9.2. Arı
dansı
Arılarda oldukça ilginç bir
haberleşme sistemi kullanılır. Herhangi bir yerde yararlanılabilecek bir besin
kaynağı bulan arılar, kovana döndüklerinde "arı dansı" denilen özel birtakım
hareketlerle kaynağın yerini ve uzaklığını diğer arılara bildirirler (Şekil 4).
Arıların haberleşmede kullandıkları bu yöntem Alman Karl Von Frisch tarafından tespit edilerek arıcılık dünyasına
sunulmuştur. Arıların kullandıkları başlıca danslar şunlardır; dairesel dans,
orak yada yarım ay şeklindeki dans, dairesel danstan kuyruk sallama dansına
geçiş, kuyruk sallama dansı ve sürüklenme
dansı.
Arılar tarafından yapılan dansların
türü ve hızının özel bir anlamı vardır. Arı yaptığı dansın türü ve sayısıyla
kaynağın hangi yönde, ne kadar uzaklıkta ve ne ölçüde zengin olduğunu
anlatabilmekte ve yapılan dansı izleyerek gerekli mesajı alan diğer arılar,
bazen kovandan kilometrelerce uzaktaki bu kaynağı kolaylıkla
bulabilmektedirler. Arıların yaptıkları danslardan en
önemli 2 tanesi dairesel dans (dönme dansı) ve kuyruk sallama dansıdır. Bulunan
kaynak 100 m’den daha yakın olduğu zaman dairesel
dans, 100 m’den uzak olduğu zaman ise kuyruk sallama
dansı kullanılır. Bu danslar haricinde arıların alarm dansı, temizlik dansı vb.
danslar da mevcuttur. Yapılan dansı izleyen arılar ne
kadar fazla ve dikkatle dansı izlerlerse mesajı o kadar iyi algılarlar ve
kaynağı kolaylıkla bulurlar. Kaynağı bulamayan arılar kovana dönerek kaynağa
gidip gelen arıları izleyerek sonuca ulaşırlar. Dairesel dans ve kuyruk sallama
dansı az bir değişiklikle değişik kaynaklar için kullanılabilmektedir (nektar,
su veya propolis). Eğer yapılan dans, hangi besin
maddesi için yapıldığını kesin olarak tanımlamıyorsa, dansı izleyen arılar
kaynağın türünü dans eden arıyı koklayarak anlamaya çalışırlar. Tanımlanmaya
çalışılan kaynak 5 m içerisindeki bir alanda ise sürüklenme dansı, 8-10 m
arasında ise orak dansı uygulanır. 10 m ile 100 m arasındaki kaynaklar için ise
orak dansı ile kuyruk sallama dansı arasındaki geçiş
dansları kullanılır. Geçiş dansları arasındaki açı
daraldıkça kaynağın uzaklığı 100 m’ye kadar daha yakın
demektir. 9.2.1. Dairesel
dans:
Dairesel dans kovana uzaklığı 100 m
yarıçaplı bir daire içerisinde olan besin kaynaklarının yerini tanımlamada
kullanılan oldukça hızlı ve ani hareketlerle yapılan bir danstır. Dairesel dans
petek üzerinde çok dar bir alanda yapılır. Dans eden arı petek üzerinde ara sıra
dans yerini değiştirir ve genellikle kendisini izleyen 1-6 kadar işçi arı
vardır. İzleyici arılar antenleriyle dansçıya dokunarak dansı uygulamaya
çalışırlarsa da hiç bir zaman aynısını yapamazlar. Dairesel dans daha çok
kovanın 100 m etrafındaki nektar kaynaklarının varlığını bildirmek için
kullanılır. Fakat uzaklık ile yönü tanımlamaz. İzleyici arılar kaynağın cinsini
dansçıyı antenleri ile yoklamak suretiyle üzerine bulaşık materyalden
anlarlar. 9.2.2. Kuyruk sallama
dansı:
Kovana uzaklığı 100 m’den daha fazla olan kaynakları tanımlamak için kuyruk
sallama dansı kullanılır. Kuyruk sallama dansı ile yön ve uzaklık da tanımlanır.
Tanımı yapılan kaynak güneş yönünde olduğu zaman arılar çerçeve üzerinde baş
yukarı olarak, kaynak ters tarafta ise baş aşağı olarak dans ederler. Arı dans
ederken çeşitli açılar oluşturarak kaynağın güneşe göre kovanın ne tarafına
düştüğünü ayrıntılı olarak anlatır (Şekil 5). Kaynağın kovana olan uzaklığı da
hareketlerin sıklığı ile anlatılır. 15 saniye içerisinde yapılan dans sayısı 100
m civarındaki bir kaynak için 9-10 adet iken, 600 m uzaklıktaki bir kaynak için
7, 1000 m uzaklıktaki bir kaynak için 4, 6000 m uzaklıktaki bir kaynak için ise
2 adettir. Arı bu dansta bir yana doğru yarım daire çizer sonra ani keskin bir
dönüş yaparak başlama noktasına doğru düzgün bir hat üzerinde koşar ve ters
yönde bir yarım daire çizer. Böylece tam bir daireyi tamamlamış olur. Ardından
arı tekrar düz bir hat üzerinde başlangıçtaki düz hattı izleyerek başlangıç
noktasına ulaşıncaya kadar hızla koşar. Dansın düz hat bölümünde arı
koşarken vücuduyla bir yandan kuvvetli titreme hareketleri yapar. Titreme
hareketleri esnasında 250 Hertz’lik düşük frekansta ses titreşimleri meydana
getirir. Bu sesleri insan kulağı duyamaz. Ses titreşimlerinin sayısı bilinen
yiyecek kaynağının uzaklığı ile yakından ilişkilidir. Uzaklık bildirmenin
muhtemel başka bir vasıtası da dans bölümlerindeki arıları cezbeden zamandır.
Farklı uzaklıklarda yiyecek toplayan arıların her 15 saniyede düz koşma sayıları
ölçülmüş ve bu sayıların uzaklıkla ilişkili olduğu tespit edilmiştir (Tablo
3). Tablo 3. Yiyecek toplayan arıların her 15 sn’de düz koşma
ve kuyruk sallama dansını yapma süresi.
Bu haberleşme sırasında kovandaki
arılara aktarılan başka bilgiler de mevcuttur. Bunlar; a. Haberleşme faaliyeti esnasında
diğer bir haberleşme kaynağı da çiçeklerin hoş cezbedici kokularıdır. Yiyecek toplayan arılar çiçekte
çalışırken çiçeğin kokusu tüylerle kaplı vücuda siner. Arı bu kokuyu da kovana
taşır. Arılar dans boyunca bu güzel kokuları algılamak için bol zaman bulurlar.
Tarlada yiyecek kaynağını araştırırken bu kokuyu seçerek cevap verirler. Bu tip
haberleşmenin belki danstan daha önemli olabileceği öne
sürülmektedir. b. Bal özündeki koku da aynı
derecede önemlidir. Kovana geri dönen yiyecek toplayan arılardan, yiyecek
toplayacak arılara geçen bal özünün kokusunda da haberleşme ile ilgili bilgiler
vardır. Belki de bu mekanizma arıların yüksek şeker içeren yiyecek kaynaklarına
uçmalarını sağlamaktadır. c. Arılar kokulara karşı aşırı derecede duyarlıdırlar. İşçi arılar özellikle bir karışım içerisinde tek kokuyu ve aynı kokuyu değişik oranlarda içeren karışımları birbirinden ayırt etmede üstün bir yeteneğe sahiptirler. Kokuları insanlardan 10-100 kat daha fazla bir duyarlılıkla algılarlar. Örneğin, arılar izobütil benzoat ve amil salisilat gibi birbirine çok benzeyen kokuları ayırt edebildikleri halde insanlar ayırt edemezler. Akbay, R. (1986). Arı ve İpekböceği Yetiştirme. A.Ü.
Ziraat Fakültesi Yayınları, No:956. A.Ü. Basımevi, Ankara. Frisch, K.V. (1976). Bees, Their Vision, Chemical Sences and Language. Cornel University Press, Ithata and London. Genç, F. (1994). Arıcılığın Temel Esasları. Atatürk
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, No:166, Erzurum. Gülşahin, H. (1965). Arıcılık. Akın Matbaası,
Ankara. Öder, E. (1989). Bal Arılarının Beslenmesi. Hasad Yayıncılık ve Reklamcılık, 34400,
İstanbul. Öder, E. (1989). Balarılarında feromonlar. Ziraat Mühendisliği Dergisi,
219:23-25. Öder, E. (1989). Balarılarında cinsel cezbedici feromonlar. Ziraat
Mühendisliği Dergisi, 220:20-22. Öder, E. (1990). Balarılarında iz işaretleyici,
toplanma, yüzey ve yasaklayıcı primer feromonlar. Ziraat Mühendisliği Dergisi,
226:20-22. Kaynak: http://veteriner.selcuk.edu.tr/veteriner/not_soru/ari.htm
|