|
YUMURTA
VERİMİNİN 8. AYINDA (YAŞLILARDA)
Tablo 4.
Kuluçka makinasında olabilecek kesinti ve kapının açık olması durumlarında
kuluçka süresi ve randıman değerleri (10).
Bıldırcın
civcivleri için oda sıcaklığı 27-29 °C, civciv seviyesindeki ısı ise 35-37 °C
arasında olmalıdır (59). Bu sıcaklığın sağlanabilmesi amacıyla soba veya
infra-red lambalar kullanılabilir. Fakat en uygun olanı civcivlerin rahat
olmasını sağlayacak ısının hayvanların hareketlerine bakarak belirlenmesidir.
Özellikle düşük ısıdan sakınmalıdır. Üşüyen bıldırcın civcivleri birbirlerine
sokularak hatta üst üste yığılarak ısınmaya çalışırlar. İlk birkaç gün içindeki
ölümlerin çoğunluğunun sebebi ısı düşüklüğüne bağlı sıkışmalar ve ezilmelerdir.
Yine hayvanların hareketlerine bağlı olarak her hafta sıcaklık 2-2.8 °C
azaltılabilir. Her hafta ısı azaltılarak 5-6. haftalarda en iyi yumurta
veriminin sağlandığı 21-22 °C civarına ulaşılır (15, 24). Her ne kadar
bıldırcınların iyice büyüyünceye kadar ısıya duyarlı oldukları söylenirse de
Freeman (22) kritik çevre sıcaklığının 1. haftada 35 °C, 2. haftada 31 °C ve 3.
haftada 23 °C olduğunu göstermiştir. Zamanla çevre sıcaklığı 5. haftada fert
olarak barındırılan bıldırcınlarda 19 °C’nin altına düşürülmüştür. Sefton ve
Siegel (59) 5. haftada en düşük ısı 15.5 °C olacak şekilde yetiştirme
yapmışlardır. Bıldırcınların
barındırıldığı ortamın nemliliği hakkında her hangi bir bilgi bulunamamıştır,
fakat bıldırcınlar oldukça farklı derecedeki nemli ortamlara tahammül
edebilirler (15). Arıtürk ve ark. (6) bıldırcınlarda yaptıkları araştırmada
sabit çevre şartları oluşturmak amacıyla 28 °C oda ısısı ve higrostat ile
nemlendirici kullanarak % 70-80 relatif nem sağlamaya
çalışmışlardır. Yetiştirme
odasında bıldırcın kokusunun oluşması ve temiz havaya olan ihtiyaç nedeniyle
yeterli miktarda havalandırma yapılmalıdır. Bıldırcınlarda
görülebilecek gagalama ve kanibalism durumlarında gaga kesimi, ışık yoğunluğunun
azaltılması, yemde selüloz ve grit arttırılması gibi tedbirler
alınabilir. 5. BESLEMEJapon
bıldırcınlarıyla çalışan araştırıcılar genellikle % 25-29.4 ham protein içeren
hindi başlangıç yemi kullanmışlardır. Howes (29) % 23 protein ve 2090 kcal verim
enerjisi içeren mısır ve soya küspesine dayalı rasyonu kullanmıştır. 9 haftalık
bıldırcınlarda, % 18-36 arasında protein içeren rasyonların verildiği gruplar
arasında önemli bir farklılık bulamamıştır. Enerjinin 2530 kcal/kg’ı aştığı
durumlarda ölümlerin arttığını ve bunun rasyondaki yüksek orandaki yağın
değerlendirilmesindeki yetersizlikten kaynaklandığını belirtmiştir. Metionin
ilavesi yumurta verimini arttırmış, glisin ve lizin ise etkili olmamıştır.
Protein oranı % 16 ve 20 olan rasyonlarla beslenen bıldırcınların canlı
ağırlıkları % 24 proteinle beslenen bıldırcınlardan daha hafif bulunmuştur. % 20
oranındaki protein oranı yumurta verimini biraz geciktirmiş, % 16 protein ise
durdurmuştur. % 16 proteinli rasyona metionin, glisin ve lizin ilavesi yumurta
verimini artırmıştır. Weber ve Reid (72) 5 haftalık bıldırcınların protein
ihtiyaçlarını belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada, 5 birimlik artışlarla %
13’den % 35’e kadar değişen rasyonları kullanmışlar ve % 24 proteinli rasyonun
ihtiyacı karşıladığını tespit etmişlerdir. En iyi protein birikimi, yemden
yararlanma ve canlı ağırlık artışının enerji/protein oranının 36-38 olduğu
rasyonla sağlandığını bildirmişlerdir. Sefton
ve Siegel (59) bıldırcın civcivlerine % 28 proteinli başlangıç rasyonu,
yetişkinlere % 26 proteinli damızlık rasyonu vermişler, Havenstein ve ark. (24)
bıldırcın civcivlerine ilk 6 haftada % 29.4 protein içeren hindi başlangıç yemi,
daha sonra % 2.25 Ca ve % 0.43 P içeren hindi damızlık yemi kullanmışlardır. Marks
(45) 17 generasyon boyunca % 28 proteinli tam rasyon (TAR) ve 19 generasyon % 47
proteinli 2351 kcal/kg ME ve % 9 proteinli 3332 kcal/kg ME’li tercihli rasyon
(TER) vererek hafif (H) ve ağır (A) canlı ağırlık (4. hafta) yönünden selekte
ettiği bıldırcın hatlarının büyüme ve yemden yararlanma özelliklerini 8 haftalık
yaşa kadar incelemiştir. Bu araştırma sonuçları Tablo 5’de verilmiştir.
Tablo 5.
Farklı besleme şartlarında canlı ağırlık bakımından selekte edilen
bıldırcınların büyüme ve yemden yararlanma özellikleri (45). CANLI
AĞIRLIKLAR (gram)
YEM
TÜKETİMİ (g/gün/bıldırcın)
Rasyonun
enerji düzeyi (3200 ve 3000 kcal ME) ve yem formunun (toz ve pelet) incelendiği
bir çalışmada (5) 7200 civciv kullanılmış; pelet ile beslemenin yem ve enerji
tüketimini azalttığı, yemden yararlanmayı iyileştirdiği ve canlı ağırlık
artışını etkilemediği, yüksek enerjili rasyonla beslemenin yem tüketimini
azalttığı, yemden yararlanmayı iyileştirdiği ve enerji tüketimini etkilemediği
belirlenmiştir. Sonuç olarak, bıldırcınların enerji düzeyine göre yem tüketimini
ayarladıkları bildirilmiştir. Nelson ve ark. (52) % 25 protein içeren rasyonu temel alarak bıldırcınların kalsiyum ve fosfor ihtiyaçlarını belirlemeye çalışmışlardır. % 1.0, 1.5 ve 2.0 oranında kalsiyum içeren rasyonlarla beslenen bıldırcınların 8. haftadan sonra yumurta verimlerinin düştüğünü, % 90 yumurta veriminin 13-21. haftalarda % 2.5 ve 3.0 kalsiyum içeren rasyonlarla sağlandığını bildirmişlerdir. 6. CİNSİYET TESPİTİCanlı
ağırlık ortalamaları ergin erkeklerde 100-130 gram ergin dişilerde ise 120-160
gram arasındadır. Görünüş olarak erkeklerin göğüs tüyleri düz kahve renkli,
dişilerin ise gri renkli ve siyah beneklidir. Ayrıca erkeklerin ve dişilerin
başlarında göğüs tüylerinin renginde şeritler yer alır. Civcivler 2 haftalık
olur olmaz tüylerin rengine bakılarak cinsiyet tespiti mümkündür. Ancak kesin
olarak 3 haftalık bıldırcınlarda cinsiyet tespit edilebilir. Daha erken yaşlarda
cinsiyeti belirlemek gerekirse, Homma ve ark. (28) tarafından tarif edilen
kloakanın incelemesi metodu kullanılabilir. Ayrıca albino, tümüyle siyah renkli
veya göğsü kahve renkli ve benekli bazı bıldırcınların cinsiyeti tüy rengine
bakılarak yapılamayabilir. Bu durumda ergin bıldırcın kloakası yukarı gelecek
şekilde tutulur. Erkeklerde kloaka şişmiştir ve sıkılınca bol miktarda köpük
şeklinde sperma çıkar. Dişilerde ise kloaka genişlemiştir ve kloakaya
dokunulduğunda bazı hallerde yumurtayı hissetmek mümkündür. Yeni
doğmuş bıldırcınların tanınmasında ayak bantları ve özellikle renkli veya
numaralı ayak bantları kullanılabilir. Ancak bu bantların ayağı sıkmaması için
7-10. günlerde çıkarılması gerekir. Büyük bıldırcınlarda ise yine renkli,
numaralı ve perçinli kanat takıları kullanılır (15).
7. LABORATUVAR HAYVANIJapon
bıldırcınlarının laboratuar hayvanı olarak kullanılması konusu Badgett ve Ivey
(7), Wilson ve ark. (76) ile birçok araştırıcı tarafından ortaya atılmış ve
tartışılmıştır. Daha sonraları Japon bıldırcınları kanatlı hastalıkları,
davranış, embriyoloji, endokrinoloji, genetik, fizyoloji, farmakoloji,
toksikoloji, tümör çalışmaları, doku çalışmaları ve benzeri birçok çalışma
alanında kullanılmıştır. Bir
laboratuar hayvanı olarak Japon bıldırcınlarının avantajları; 16-17 günlük
kuluçka süresi, erken seksüel olgunluk ve yaklaşık 42 günde yumurta üretimine
başlaması, bir yılda 4 veya daha fazla generasyon elde edilebilmesi, yüksek
yumurta verimi ve doğal dayanıklılığıdır. Civcivler hemen yetiştirme ortamına
alınabilirler. Japon bıldırcınları odalarda veya laboratuar hayvanları için
kullanılan kutularda kolayca tutulabilirler ve temin edilmeleri de oldukça
ucuzdur. Kuluçka
kabiliyeti, fertilite ve kuluçka süresindeki varyasyonlar başlıca
dezavantajlarıdır. Özellikle birkaç bıldırcınla başlanan sürülerde ve kapalı
yetiştirmenin uygulandığı sürülerde bu dezavantajlarla karşılaşmak mümkündür.
Sittman ve Abplanalp’ın (61) çalışması Japon bıldırcınlarının saf yetiştirmeye
tavuklardan 2-4 kez daha duyarlı olduğunu göstermiştir. Kanyakınlığının döl
veriminde kayıplara ve diğer ciddi problemlere neden olması, elde edilen
sonuçların tavuklara uyarlanmasını güçleştirmektedir. Bu nedenle bıldırcınlarda
yapılacak herhangi bir saf yetiştirme çalışması, tavuklar için gerekli
populasyondan daha büyük populasyonlarda yapılmalıdır (3). Genetik karakterlerin
korunması amacıyla çalışmalarda bir kontrol populasyonu bulunmalıdır (43). Değişik
amaçlarla bıldırcınlardan kan almak gerekebilir. En etkili metot tavuklarda
olduğu gibi kalbe bir iğne ile girerek belirli miktardaki kanı almaktır. 2-3
haftalık bıldırcın civcivlerinden kan almak için 12 numara hipodermik iğne
kullanılabilir ve sağlığını etkilemeden 1.5 ml kadar kan alınabilir. 4 numara
serum iğnesi kullanılarak kontrollü bir şekilde yetişkin bir bıldırcından 5-7 ml
kan alınabilirse de ölüme sebep olmadan ve sağlığa zarar vermeden alınabilecek
miktar 3 ml’dir.
Bıldırcınlarda metabolizma hızı oldukça yüksektir ve vücut sıcaklığı 42.2 °C’dir.
8. DAVRANIŞ8.1.
Şartlanma:
Bıldırcınlara şartlanma yoluyla, zil sesi verildiğinde kur yapma davranışı
göstermeleri sağlanabilmiştir. Bir zil sesinden sonra erkek bıldırcının kafesine
bir dişi bıldırcın koyulmuştur. En erken kur yapma davranışı 5 tekrardan sonra
şekillenmiş, 32 tekrardan sonra bütün erkekler dişiyi görmeden sadece zil
sesiyle kur yapmaya başlamışlardır (20).
8.2.
Zeka:
Bıldırcınlar yem elde etmek için bir anahtar objeyi gagalamayı öğrenebilirler.
İçinde bir adet zorunlu dönüşün yer aldığı seçme noktası bulunan labirent
testlerinde, ne ilk tercih ne de zorunlu dönüşün yönlendirmesi, bıldırcınların
seçme davranışını önemli ölçüde etkilememiştir. Bıldırcınlar görsel taklit
yapabilirler. Sadece eğitilmiş bıldırcınları seyrederek uygun gagalamayı ve
dolayısıyla bulmaca kutusunu açmayı öğrenebilirler (20).
8.3. Ses
iletişimi:
Bıldırcınların kendilerine has ses iletişimleri vardır. Kuluçkadan çıkmadan
hemen önce, hava alımı ile birlikte şekillenen kısa ve keskin pıtlama ve
tıkırdama sesi, kuluçkadan çıkışın aynı zamanda gerçekleşmesini sağlayan uyarıcı
bir faktördür. Yetişkin bıldırcınlarda, erkeklerin özel ötüşü, memnuniyet ve
yemlenme sesi, tehlike durumunda çıkarılan ses ve dişinin çiftleşmeye davet sesi
gibi farklı sesler dikkati çeker (20).
8.4. Yem
ve su tüketimi: Sabah
ışıklarından sonra ve karanlık basmadan önceki 3 saat içerisinde yem tüketiminde
önemli artışlar görülür. Tatlı ve ekşi sıvıları tercih ederler, acı ve
tuzlulardan sakınırlar. Her ne kadar tuzlu sıvılardan sakınırlarsa da, içme
suyundaki normal düzeyde bulunan tuzu uzun süreli kullanımlarda bile tolere
edebilirler (20).
8.5.
Seksüel davranış: Evcil
bıldırcınların cinsel gelişimi ışık kontrolü altındadır. Sonbahar dışındaki
zamanlarda, 32.5° enlemde tutulan bıldırcınların döl verimi fonksiyonlarının
elde edilmesi ve hızlı seksüel olgunluk sağlamak için ilave ışık uygulamasına
ihtiyaçları vardır. Devamlı karanlıkta tutulan bıldırcınların seksüel davranış
ve yumurta veriminin tamamen durduğu, devamlı ışıkta tutulanlarda ise ilk yıl
yumurta veriminin çok yüksek olduğu ve ikinci yılın sonunda durduğu görülmüştür
(20).
8.6.
Analık içgüdüsü: Evcil
bıldırcınlarda kuluçka yani analık içgüdüsü yok olmuştur. Yabani bıldırcınlarda
yuva yapımı genellikle ilk yumurtaya kadar başlamaz, dişi bıldırcın yalnız
kaldığında yuvayı yapar. Normal olarak yumurtalar üzerine dişi yatar. Bir
kuluçkada ortalama 6 yumurta bulunur, yılda iki mevsim civciv çıkarırlar (20).
8.7.
Saldırganlık:
Bıldırcınlar birbirlerinin özellikle boyun, baş ve göz çevresini gagalar veya
yakalarlar. Asya’nın bazı bölgelerinde dövüş bıldırcınları yetiştirilmektedir
(20). 9. YUMURTA VERİMİJapon
bıldırcınlarının gelişme hızları ve yumurta verimleri oldukça yüksektir. Japon
bıldırcınlarının yumurta ağırlığı canlı ağırlığının % 7-8’i kadardır. Bu oran
tavuklardaki % 3 ve hindilerdeki % 1 ile karşılaştırıldığında oldukça yüksektir
(80). Erkekler yaklaşık olarak 36 günde, dişiler ise 42 günde eşeysel olgunluğa
erişirler. İlk verim yılında 300 kadar yumurta verirler (77, 35). Woodard
ve Abplanalp (80) Şubat, Mayıs ve Eylül aylarında kuluçkadan çıkan
bıldırcınlarda yaptıkları çalışmada 14 saat ışık kullanarak elde ettikleri
sonuçları sırasıyla, % 50 verime ulaşma yaşı 49, 51 ve 54 gün, ilk yıl verimleri
201, 230 ve 218 yumurta, ikinci yıl verimleri 97, 104 ve 112 yumurta olarak
bildirmişlerdir. 17 generasyon boyunca saf yetiştirilen bir sürüde 19. haftadan
sonraki ortalama yumurta verimi % 70 bulunmuştur (15). Yumurta
ağırlığı 9-13 gram arasındadır, daha ağır yumurtalara da rastlanılabilirse de
kabuk kalitesindeki bozukluklar ve çift sarılılık nedeniyle kuluçkalık yumurta
olarak kullanılması mümkün değildir. Uzunluğu yaklaşık 30 mm, genişliği ise 24
mm’dir. Beş
bıldırcın yumurtasını bir tavuk yumurtasına eşdeğer kabul ederek değerlendirecek
olursak; fosfor 5 kat, demir 7-8 kat, B1 vitamini 6 kat ve B2 vitamini 15 kat
daha yüksektir (35). Yumurtanın kısımları ise; % 56.7 ak, % 34.7 sarı, % 7.4
kabuk ve % 1.2 kadarı zardan oluşmuştur. Yumurtanın içeriği ile ilgili bilgiler
Tablo 6’da verilmiştir.
Tablo 6.
Bıldırcın yumurtasının içeriği.
Imai ve
ark.’nın (30) 23-33 °C ve % 67-90 nisbi nemde beklettikleri yumurtaların
içeriklerini inceledikleri araştırmalarından elde ettikleri sonuçlar Tablo 7’de
verilmiştir. Aynı araştırmada 0, 3, 7, 14, 21 ve 28 gün beklettikleri bıldırcın
yumurtalarındaki ağırlık kayıplarını % 0.00, 0.94, 1.82, 2.99, 4.34 ve 5.90,
hava boşluğunun yüksekliğini ise 1.4, 1.9, 2.7, 3.0, 3.4 ve 3.8 mm olarak tespit
etmişlerdir. Kabuk, yumurta sarısı ve yumurta akı oranlarını 0. günde % 10.51, %
31.14 ve % 58.35, 7. günde % 10.55, % 32.16 ve % 57.30, 14. günde ise % 10.47, %
33.22 ve % 56.31 hesaplamışlardır.
Tablo 7. Bekletilen bıldırcın yumurtalarının içeriklerindeki değişiklikler (30).
Wilson
ve Huang (75) 5.00 ile 19.00 saatleri arasında 14 saatlik ışık gören
bıldırcınların % 80’inin saat 16.00’dan sonra yumurtladıklarını bildirmişlerdir.
Cooper (15) ise kendisinin geliştirdiği bir bıldırcın hattı ile yaptığı
çalışmasında, 6.00 ile 20.00 saatleri arasında 14 saatlik ışık süresi ve 20-30
lükslük ışık şiddeti kullanmış ve yumurtaların % 60’ının 12.30’dan önce ve
çoğunluğunun ise saat 9.00 civarında yumurtlandığını tespit etmiştir. Ernst ve
Coleman (21) m²’ye 43 ve 172 bıldırcın konarak büyütülen ve yumurtlama döneminde
ferdi kafeslere alınan bıldırcınlarda 100 günlük yumurta verimini 83.5 ve 85.8
olarak tespit etmişlerdir. Yumurta ağırlığı yönünden herhangi bir farklılık
bulamamışlardır. Bıldırcınların sık olarak büyütülebileceklerini ancak yumurta
verimi için daha seyrek barındırılmaları gerektiğini vurgulamışlardır. Kabuk
ağırlığı ilk yumurtlanan yumurtalarda daha hafiftir. İlk yumurtalar
sonrakilerden daha küçüktür. Bıldırcın yumurtalarının taşınmasında oldukça
dikkatli olmak gerekir. Özellikle yumurta kabuğunun zayıflığı, yumurta zarının
kuvvetli olması ve yumurtaların renkliliği nedeniyle yumurta kabuğu kolayca
kırılabilmekte ve kırık fark edilmemektedir. Kabuk
renginde dikkati çekecek kadar varyasyon bulunmaktadır. Beyazdan açık ten rengi
veya açık kahverengine kadar değişir. Genellikle mavi ve/veya kahverengi
beneklidir. Kabuk rengi yumurtlanmadan 3.5 saat önce şekillenir (81).
Yumurtalara araştırma amacıyla virus inokule edilecekse renklilik problem
yaratabilir. Kabuk rengi bulaşık teli ve sabunlu bezle kolayca
uzaklaştırılabilir (56). Dişi bıldırcınların yumurtladıkları yumurtaların
büyüklüğü, şekli ve renk dağılımı kendine özeldir ve yumurtalarına bakarak
dişileri ayırt etmede kullanılabilir (33).
10. CANLI AĞIRLIK VE KARKASGünlük
civcivlerde canlı ağırlık 5.9-9.0 gramdır (48, 59). Bir haftalık civcivlerin
ağırlığı yaklaşık 3-6 katına ulaşır. Erkek ve dişilerin ağırlıkları seksüel
olgunluğa ulaşıncaya kadar birbirine benzerlik gösterir. Olgunluk sonrası
dişiler erkeklerden daha ağırdır ve bu artışın yumurtalıklar, karaciğer ve ince
bağırsaklardaki artıştan kaynaklandığı ifade edilmektedir. (77). Woodard
ve Abplanalp (80) yaşın artışına bağlı olarak genellikle dişilerin canlı ağırlık
kaybettiklerini buna karşılık erkeklerin ağırlık kazandıklarını, her hafta
dişilerin % 1’inin öldüğünü ve bu ölüm oranının 100. haftadan sonra azaldığını,
54 haftalık periyotta dişilerin toplamalı ölüm oranının % 50 olduğunu ve
gruplardaki en son dişinin 1192-1382 günler arasında, en son erkeğin ise
1657-2023 günler arasında öldüğünü ifade etmişlerdir. Dişilerin erken ve yüksek
ölüm oranı göstermelerinin nedenini yumurta veriminden kaynaklanan yıpranma ve
strese bağlamışlardır. Tserveni-Gousi
ve Yannakopoulos (70) 42 ve 156 günlük erkek ve dişi bıldırcınlarda yaptıkları
incelemede dişilerin vücut ve karkas ağırlıklarının fazla, karkas randımanının
ise düşük olduğunu, yaşlı bıldırcınlarda göğüs eti ağırlığının erkeklerde but
ağırlığının dişilerde fazla bulunduğunu belirtmişlerdir. Sittmann
ve ark. (64) kanyakınlığının her % 10’luk artışında 6. hafta canlı ağırlığın
erkeklerde 2 gram dişilerde ise 4 gram düşmeye sebep olduğunu tespit
etmişlerdir. Sefton
ve Siegel (59) canlı ağırlığın kalıtım derecesini inceledikleri çalışmalarında
erkek ve dişi cinsiyetlere göre canlı ağırlık ortalamalarını sırasıyla, 1. günde
7.9-9.0 ve 8.0-9.0 g, 7. günde 21.6-23.5 ve 22.3-24.6 g, 14. günde 37.8-43.4 ve
38.7-45.1 g, 21. günde 62.0-63.4 ve 64.3-66.0 g, 28. günde 82.0-84.2 ve
85.5-88.0 g, 35. günde 94.4-94.7 ve 99.3 g, 42. günde 100.3-102.7 ve 109.8-113.1
g olarak tespit etmişlerdir. Garwood
ve Diehl (23) yaptıkları bir çalışmada canlı ağırlığa göre selekte edilen
hatlardaki 39 günlük canlı ağırlık ve sadece tüyleri alınmış karkas
ağırlıklarını, hafif grup erkekler için 80 ve 73 g, dişiler için 92 ve 82 g,
kontrol grubunda erkekler için 116 ve 106 g, dişiler için 125 ve 111 g, ağır
grup erkekler için 179 ve 166 g, dişiler için 189 ve 168 gram olarak tespit
etmişlerdir.
Baumgartner ve ark.’nın (8) 90 erkek ve 90 dişi English White bıldırcını ile
yaptıkları çalışmadan elde ettikleri sonuçlar Tablo 8’de verilmiştir.
Tablo 8. Değişik yaşlarda kesilen erkek ve dişi English White bıldırcınlarından elde edilen sonuçlar (8).
Akın (4)
bıldırcınlarda 6 generasyon boyunca yaptığı seleksiyon çalışmasında 5. hafta
canlı ağırlığını kontrol grubunda, erkekler için 115.25- 122.22 gram, dişiler
için 125.64-133.11 gram olarak tespit etmiştir. Ağır canlı ağırlık yönünde
selekte edilen bıldırcınlarda ise erkeklerin 129.93 gramdan 153.70 grama,
dişilerin 137.11 gramdan 153.70 grama ulaştığını bildirmiştir. Caron ve
ark. (11) 45. gün canlı ağırlık yönünden 17-20 generasyon boyunca yaptıkları
seleksiyon sonucunda 3 hat ağır ve 1 hat kontrol grubuna ait canlı ağırlıkları
sırasıyla 237.6, 251.9, 195.1 ve 147.7 gram olarak bildirmişlerdir. Ayrıca
seçilen hatların daha ağır karkas, daha fazla et ve daha fazla abdominal yağa
sahip olduğunu, 1. ve 2. hatların 3. hattan daha ağır ve yağlı olduğunu ve
kontrol hattında her hangi bir genetik değişikliğin bulunmadığını ifade
etmişlerdir. Merkley
ve Garwood (48) düşük ve yüksek vücut yoğunluğuna sahip bıldırcın hatlarını
değişik düzeylerde beta agonist (cimaterol) ilave edilmiş rasyonlarla
beslemişlerdir. Elde ettikleri sonuçlar aşağıdaki Tablo 9’da özetlenmiştir.
Tablo 9a. Düşük (D) ve yüksek (Y) vücut yoğunluğu yönünden selekte edilmiş bıldırcınlarda cimaterol ilaveli rasyonlarla beslemenin etkisi (48).
Tablo 9b. Düşük (D) ve yüksek (Y) vücut yoğunluğu yönünden selekte edilmiş bıldırcınlarda cimaterol ilaveli rasyonlarla beslemenin etkisi (48).
Collins
ve Abplanalp (13) 6. hafta canlı ağırlık yönünden selekte ettikleri ağır hat ile
kontrol grubu bıldırcınlarda yaptıkları çalışmada elde ettikleri veriler Tablo
10’da verilmiştir.
Tablo 10. Ağır ve kontrol hattı bıldırcınların değişik dönemlerdeki canlı ağırlık ve bazı organ ağırlıkları, gram.
Datta ve
ark. (17) bıldırcın karkas parçalarını inceledikleri çalışmalarında en yüksek
göğüs oranını 6. haftada dişilerde % 38.10 q 1.08 ve erkeklerde % 37.87 q 1.25,
üst but oranını erkeklerde 5. haftada % 12.63 q 0.80 ve 8. haftada % 14.02 q
0.34, dişilerde 5. haftada % 14.49 q 0.38, alt but oranını 5. haftada erkeklerde
% 11.06 q 0.50 ve dişilerde % 11.30 q 0.30 olarak hesaplamışlardır. 11. MUTASYONLAR VE FARKLILIKLAR
Bıldırcınlarda bildirilen mutasyonlar ve büyük farklılıklar piliçlerle
karşılaştırıldığında azdır. Her ne kadar bıldırcınlarla çok sayıda çalışma
yapılmışsa da araştırmaların çoğunluğunda bıldırcın, bir model veya
karşılaştırma aracı olarak kullanılmış, çok az sayıdaki araştırıcı ise
bıldırcının kendisiyle ilgilenmiştir. Küçük olması nedeniyle bıldırcınlar elde
uygun şekilde tutulmaz ve dikkatli bir şekilde incelenmezse birçok morfolojik
değişiklikler tespit edilemeyebilir. Seleksiyon programı uygulayan tavuk
genetikçileri, zor ölçülebilen fizyolojik özellikler için kolay belirlenebilen
morfolojik özelliklerin tespitine yönelmişlerdir. Japon bıldırcınlarında
seleksiyon azdır ve morfolojik göstergelere fazla ihtiyaç duyulmamaktadır.
Piliçlerdeki birçok resesif mutasyon homozigottur ve kan yakınlığı uygulanan
hatlarda kolayca fark edilebilir. Bıldırcınlar kan yakınlığı depresyonuna birkaç
istisna dışında çok duyarlıdır ve hat oluşturma denemelerinde fazla başarı
sağlanamamıştır. Piliç, güvercin ve bazı su kuşlarında birçok renk farklılıkları
gözlenmiştir. Renk ve davranış özellikleri genellikle gizlidir (12).
11.1.
Tüy rengi ve şekli: Vahşi
Japon bıldırcınlarının doğuştaki tüy rengi, diğer kanatlılarınkine benzer fakat
daha koyudur. Baş küçük siyah lekeli esmer renklidir, başın üzerinde baş boyunca
uzanan siyah şeritlerle sınırlandırılmış sarımsı bir şerit vardır. Sırt ve
kanatlar açık kahverengi, sırtta koyu kahverengili siyahlı 4 adet şerit bulunur. Genç
bıldırcınların tüyleri yetişkinlere oldukça fazla benzerse de sırttaki krem
renkli hat daha dar ve yüzdeki işaretler belirgin değildir. Gençlerde distal ilk
parmaklar keskin uçlu yetişkinlerde ise daha küttür. Vahşi
yetişkin Japon bıldırcınları kahve renklidir, fakat göğüs ve boğazdaki
işaretlerde ve kahverengi rengin tonlarında büyük farklılıklar bulunmaktadır.
Yetişkin erkeklerde alın, baş ve ense küflü kahverengi şeritli siyah renklidir.
Ortada ve kaşlar üzerinde bulunan çizgiler kremimsi beyaz renklidir. Sırttaki
yan tüyler grimsi siyah geniş krem çizgili ve ince krem renkli transversal
çubukludur. Tüyler uçlara doğru grimsi siyahtan küflü kahverengine doğru
değişir. Kanat örtü tüyleri grimsi kahve renkli, uçları krem renge dönen gri
renklidir, Örtü tüyleri koyu kahve renkli tüylerle sıkıştırılmış 5 veya 6 krem
renkli çubukla çaprazlanmış şekildedir. Boyun kızılımsı kahve renkli, göğüs
sarımsı kahve renkli, karın ve kuyruk altı soluk krem renklidir. Ergin dişilerin
rengi erkeklere benzer ancak boyun ve göğüs koyu kahverengi noktalı kremimsi
beyaz renktedir (12). Kısa
ışık süresi uygulandığında yetişkinlerin rengi daha donuk kışlık tüy örtüsüne
dönüşür, çene ve boyun tüylerinin uçlarında noktalar çoğalır ve tüyler
beyazlaşır. Erkek ve dişinin tüy örtüsü daha benzer hale gelir (12).
Eumelanin, pheomelanin ve trikokromlarla ilişkili pheomelaninler melanin
pigmentleridir. Evcil kanatlıların tüy rengindeki sonsuz varyasyonları ortaya
çıkaran gen veya gen kompleksleriyle melaninin varlığı ve dağılımını etkileyen
karışık gen interaksiyonları bulunmaktadır. Japon bıldırcınlarındaki renk
farklılıklarını bildiren yayın sayısı oldukça azdır ancak aynı genetik
mekanizmaların geçerli olduğu söylenebilir. Son çalışmalar farklı boyun rengine
sahip erkek bıldırcınların ışık uyarımlı testis gelişimi sonucunda farklılık
gösterdikleri (9, 53), birkaç farklı renkteki bıldırcınların ışık uyarımlarına
genetik olarak farklı görme tepkisi verdikleri bildirilmiştir (40). Melanin
pigmentinin yaygın olduğu durumlarda yaygın kahverengi, yaygın siyah, kuluçkadan
çıkan civcivlerin siyah olması ve sinirsel bozuklukla birlikte seyreden koyu
renklilik görülebilir. Yaygın kahve renklilik geni (E) yabani renklilik genine
(e+) dominant, sarı renklilik genine (Y) epistatik, resesif beyazlık genine
hipostatiktir. Beyaz göğüslülük (wb), kaba tüylülük (rt), kısa tüylülük (sb) ve
kabarık tüylülük (rf) genlerinden bağımsız, fosfoglukoz izomeraz (Pgi) geniyle
cinsiyetle ilişkili bileşiktir. Yaygın siyah renkliliğin (D) fenotipik
tanımlanması ve resesif beyaz renklilikle (wh) epistatik ilişkisi göz önüne
alındığında yaygın kahve renklilikle homolog olma ihtimali bulunmaktadır (12).
Siyah (D) ve alacalık (ps) genlerinin incelendiği bir çalışmada (71) her iki
genin allel olduğu, siyah > yabani renklilik > alacalık şeklinde dominant
resesif kalıtım yolu izlediği ve bu nedenle ps sembolünün dps şeklinde
değiştirilmesi gerektiği bildirilmiştir.
Kuluçkadan çıkan civcivlerde görülen siyahlık (Bh) homozigot olduğunda letal
özellik gösteren otozomal dominant bir genle determine edilir. Homozigot BhBh
fertler kuluçkanın 4.5-8. günlerinde ölür (49, 55). Bh lokusu tamamen
bağımsızdır. Renk
açılmaları içinde kızıl başlılık (erh), alacalık (ps), açık kahve renklilik (YF),
sarı renklilik (Y), tarçın renklilik (cin), kahverengimsi sarı renklilik (pk),
siyah gözlü açık renklilik (alD), cinsiyete bağlı tarçıni renklilik (alc),
kırmızı gözlü kahve renklilik (reb), cinsiyete bağlı kahve renklilik (br),
dominant beyazlık (W), ebrulu (gri, gümüşi ve mavi) tüylülük (ma), mavi (bl) ve
gümüşi renklilik (rs) sayılabilir (12). Sınırlı
renkli alanlarla karakterize fenotiplerin görüldüğü diğer durumlarda, kahverengi
parçalı beyaz renklilik (p), yabani bıldırcın renginde parçalı beyaz renklilik (wh),
göz etrafı koyu beyaz renklilik (panda) (s), dominant gümüş renklilik (B), beyaz
göğüslülük (wb), beyaz ay benzeri parçalılık (cr), beyaz sakallılık (bi) ve
beyaz uçlu tüylülük (wp) genleri söz konusudur (12).
Albinismusda yetişkin bıldırcınların vücudu saman sarısı renginde, fakat yumurta
kabuğu ile yumurta sarısı normal renktedir. Bütün tüylerdeki pigmentasyonun
yokluğu ile ifade edilebilen fenotiplerin oluşmasında beyaz tüylülük (c), eksik
albinoluk (al) ve tam albinoluk (a) genleri rol oynamaktadır (12). Lauber (39)
albinoluk genini cinsiyete bağlı resesif bir gen olarak tanımlamıştır. Görünüş
olarak kesin ayırım ancak göz rengine bakılarak yapılabilir. Beyaz tüylülükte
gözler normal, eksik albinolukta pembe ve tam albinolukta yakut kırmızısıdır.
Homozigot olmaları halinde embriyonik ölümlere veya kuluçka sonrası ilk 2-4 gün
içinde ölümlere neden oldukları bazı araştırıcılar (47, 62) tarafından
bildirilmiştir.
11.2.
Tüy gelişimi ve yapısı:
Bıldırcın tüyleri tavuk tüylerine çok benzer. Yabani tip bıldırcın civcivlerinin
kuluçka tüyleri, tomurcuk benzeri tüylerle kaplı tüy demetleri halindedir. Olgun
tüyler keskin kenarlıdır ve kancacıklara sahip küçük tüycüklerden oluşmuştur.
Tüycüklerin kancacıkları tüyün kaidesine bağlıdır ve birbirlerine
kenetlenmişlerdir. Tüylerin gelişiminde ve yapısında 6 mutasyon bildirilmiştir.
Bunlar; dalgalı yapı (rt), kıvrık tüylülük (pc), kısa tüylülük (sb), bozuk
tüylülük (Df ve mdf), tüysüzlük (dl-1 ve dl-2) ve kabarık tüylülük (rf) genleri
ile determine edilirler (12).
11.3.
Yumurta kabuk rengi: Değişik
ırk tavuklarda kremden mora kadar değişen yoğunluklarda kahverengi yumurta
kabuğu pigmenti protoporphyrin olarak adlandırılan hemoglobin porphyrindir. Mavi
veya yeşil yumurta veren bazı ırklarda kabuk pigmenti biliverdin ve muhtemelen
biliverdin çinko kompleksidir. Japon bıldırcını yumurtalarının görünen rengi
aynı zamanda kabuğun asıl rengidir. Üzerindeki daha koyu lekeler asıl renk
üzerine ilave beneklerdir. Her ne kadar belirgin değilse de beneklilik hindi
yumurtalarında da görülür. Yabani
bıldırcın yumurtasının asıl rengi beyazdan bej rengine kadar değişir, renkli
lekeler ise mavi veya kahverenginin nüansları halindedir. Tavuklarda olduğu gibi
yumurta kabuğunun asıl rengi, yumurtlamadan birkaç saat önce uterusta bulunan
kabuğun kalsifikasyonunda görevli özel hücrelerden protoporphyrin ve/veya
biliverdin salınması sonucu oluşur. Japon bıldırcını yumurtalarında koyu
lekelerin oluşumu yumurtlamadan çok kısa süre önce şekillenir. Japon bıldırcını
yumurtalarında kırmızı (R), beyaz (we) ve mavi (ce) renk variyasyonları
bildirilmiştir (12). Beyaz
renkli yumurtalar otozomal resesif we geni ile determine edilir. Yumurtanın asıl
rengi tebeşir beyazıdır, lekeler ise kahverengi üzerine açık kızılımsı
kahverengi noktalar halindedir. Mutantların yumurtaları heterozigotlardan % 10
daha ince olmasına rağmen yumurtaların kuluçkadaki su kaybında önemli bir artış
söz konusu değildir. Homozigot dişilerin (we/we) ilk yumurtlama yaşları daha
geç, 8. hafta canlı ağırlıkları daha düşük ve kuluçka verimi % 15 daha azdır.
Kırmızı
kabuk rengi otozomal dominant R geni ile determine edilir. Asıl renk grimsi
beyazdan koyu pembeye kadar değişen tonlardadır, lekeler ise açık pembeden koyu
kırmızıya kadar değişir. Mavi renkli yumurtaların oluşumuna neden olan ce
geninin kalıtımı henüz açıklığa kavuşmamıştır (12). Asıl renk grimsi beyazdır,
lekeler ise mavinin tonlarını gösterir. Ito ve ark. (32) parlak açık mavi kabuk
renginde (porselen rengi) lekeleri olmayan yumurtalar yumurtlayan bıldırcınlar
tespit etmişlerdir. Yapılan incelemede mutasyon sonucu ortaya çıkan otozomal
resesif ce geni tarafından determine edildiği ortaya konulmuştur.
11.4.
İskelet ve kaslar: İskelet
ve kaslardaki anormal durumların birçoğu embriyo gelişiminin erken
dönemlerindeki metabolik sapmalardan kaynaklanmaktadır. Bu büyük değişiklikler
çoğunlukla yaşama gücünü zayıflatmakta veya embriyonik ölüme sebep olmaktadır.
Ölümle sonuçlanan iskelet ve kas sistemindeki mutasyonlardan embriyo ölümleri
konusunda değinilecektir. Bu konuda ölüme sebep olmayan bozukluk veya
sakatlıklardan bahsedilecektir. Uzun
gagalılık geni (lb) otozomal resesif bir gendir, çoğunlukla gagadaki diğer
deformasyonlarla kolaylıkla karıştırılabilir ve tespiti oldukça zordur. Eğri
veya kıvrık boyunluluk ve kıvrık parmaklılığı oluşturan durumlar bilinmekte ise
de kalıtımı konusunda açık bilgiler bulunmamaktadır. Tek veya çift taraflı kulak
çıkıntılarını oluşturan otozomal resesif genin (hfd) homozigot olduğu durumların
büyük çoğunluğunda hyomandibular aralık bozuklukları görülmüştür. Yine hfd
geniyle ilişkili olmayan bıldırcın hatlarında hyomandibular bozuklukla birlikte
boğaz çıkıntılarına da rastlanılmıştır (12).
11.5.
Embriyo ölümleri:
Bıldırcınlar kan yakınlığına oldukça duyarlıdır ve kanyakınlığı yetiştirmesi
uygulanan sürülerde letal mutasyonların ortaya çıkması beklenilmelidir.
Kanyakınlığının embriyonik ölümler üzerindeki etkisinin incelendiği bir
çalışmada (64), ebeveyn kanyakınlığının her % 10’luk artışında kuluçka
kabiliyetinin % 3 kadar düştüğü, kuluçkanın ilk 8 günündeki embriyonik ölümlerin
önemli oranda arttığı, embriyonun kanyakınlığının % 10 artması halinde
kuluçkadan çıkışın % 7 kadar azaldığı, kuluçkalık yumurtaların 1 hafta daha
depolanması halinde kanyakınlığının artmasıyla birlikte kuluçka randımanının
düştüğü ve kontrol grubunun depolanmadan etkilenmediği bildirilmiştir. Letal
faktörlerin kalıtımını belirlemek ve bu konuda çalışmak oldukça zordur. Bununla
birlikte anormal başlılık (ab), arostroperosefali (ar), kondrodistrofi (ch),
kondrodistrofi-2 (ch-2), eğri boyunlu cücelik (cn), micromelia (m) ve bozuk
gagalılık (db) durumları tespit edilmiştir.
Micromelia otozomal resesif bir genle determine edilir. Baş kısa ve geniş,
gözler dışarı çıkmış, alt çene az gelişmiş, üst gaga papağan gagası gibi kıvrık
ve kısa, kanatlar ve bacaklar ayrık ve uzun kemikler yarı uzunluktadır.
Kuluçkanın 11 ile 16. günleri arasında embriyonik ölüme neden olur (27). Kıvrık
boyunlu cücelik otozomal resesif kalıtım yolu izler. Kuluçkanın 14 ve 19.
günleri arasında ölüme sebep olur. Embriyolarda vücut küçülmüş, boyun genellikle
sağa doğru bükülmüş ve sert, üst gaga alt gagadan daha kısa, bacaklar çapraz
durumda ve bükülmez haldedir (63).
Arostroperosefali embriyolarda gözlenmiştir. Gaganın zarsı kemiği ve burun
septumu yoktur, göz yuvarlakları orta çizgide birleşmiş, üst çene ve damak
gelişmemiştir. Otozomal resesif genle determine edilen bu özellik kuluçkanın 14.
gününde ölüm şekillendirmektedir (18). Anormal başlılık tavuk bıldırcın
hibritlerinde tespit edilmiştir (50).
Micromelia’yı inceleyen Hill ve ark.’nın (27) çalıştıkları aynı bıldırcın
hattında Collins ve ark. (14) embriyo ölümüne neden olan ve tavuklardaki
kondrodistrofiye benzerliği nedeniyle kondrodistofi olarak adlandırdıkları
otozomal resesif bir gen (ch) ayırt etmişlerdir. Kısa ekstremiteler ve papağan
gagalılık görülmekle beraber mikromeliadaki gibi kısa geniş kafa, çıkık gözler,
bacak ve kanat bozuklukları bulunmamaktadır. Embriyonik ölüm 8-9. günlerde
şekillenmektedir. Hermes ve ark. (25) bütün uzun kemiklerin kısalığı ile
karakterize bir diğer kondrodistrofi (ch-2) olayı bildirmişlerdir. Kanat ve
bacakların kısalmış uzun kemiklerinde değişik oranlarda eğilmeler görülmüştür. Bozuk
gagalılık (db) çok kısa üst gaga ile karakterizedir ve çoğunlukla ensefalosel
veya açık kafa kemikleri arasından beynin çıkması ile birlikte bulunur.
Kuluçkanın değişik devrelerinde ölüme neden olur (12).
11.6.
Sinirsel bozukluklar: Bu
konuda incelenen konjenital loko (lo) ve yıldıza-bakarlık (star-gazing) (sg)
durumları genellikle birbiriyle karışmaktadır. Bu anormalliklerde civcivlerin
başları geriye doğru kıvrık ve gaga yukarı dönüktür. Konjenital loko semiletal
özellik taşır, civcivlerin denge mekanizmaları bozuktur, başlarını geriye doğru
ani olarak atarlar veya hızlı bir şekilde sallarlar, herhangi bir harekette çoğu
zaman yere düşerler. Konjenital loko olayında iç kulaktaki semisirküler
kanallarda yaygın defektler bulunmaktadır, seksüel olgunluğa erişenlerin oranı
ve yaşama güçleri çok düşüktür. Yıldıza-bakarlıkta ise iç kulakta herhangi bir
anormallik yoktur, birçoğu çiftleşebilir ve yavru verebilir, penetransı yaklaşık
% 98 olan otozomal resesif sg geni tarafından determine edilir (12, 58). Siyah
tüylülük ile birlikte görülen sinirsel bozukluk (dn) durumunda vücutta ve
ekstremitelerde titremeler, yürüme bozuklukları ve takla atma gibi serebellum
fonksiyon bozuklukları görülmektedir. Birçok bıldırcın kalça çıkığı nedeniyle
ölür. Otozomal resesif olan gen semiletal özellik göstermektedir ve % 40 kadarı
20 haftalık yaşa kadar yaşayabilir. Büyüme ve seksüel olgunlukta gecikme,
yumurta, fertilite ve kuluçka kabiliyetinde düşme görülür (12). Otozomal
resesif myd geni ile determine edilen myelin noksanlığı durumunda günlük
civcivlerde titremeler görülür ve titremeler hayatı boyunca devam eder.
Homozigot fertlerde fertilite % 25, fertil yumurtalardan çıkış % 40 ve kuluçka
sonrası 6 haftalık yaşa kadar ölüm % 80 civarındadır (12). Geri
gitme (back-drawing) (bkd-1, bkd-2) durumu gösteren bıldırcınlarda çömelme ve
boynun bacaklar arasından geriye doğru eğilmesi görülür. Bıldırcınlar geriye
doğru yürür, ileriye doğru ancak takla atarak veya yuvarlanarak ilerlemeleri
mümkündür. Atlama ve sıçramalar geriye doğru da olabilir (12). 12. YETİŞTİRME12.1.
Barınak: Japon
bıldırcınları birçok şekilde barındırılabilir. Sıçan ve fare kafesleri gibi
küçük laboratuvar üniteleri, bıldırcınların birbirlerini göremeyecekleri
malzemelerle ayrılarak kullanılabilir (62). Küçük sürüler, tel örgü veya hem tel
örgü hem de ince tahtalardan yapılmış kafeslerde, birbirine eklenmiş tel örgü
kafeslerde, ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş elektrikli civciv ana makinalarında
veya civcivler için kullanılan kalın altlık serilmiş odalarda tutulabilirler. En
basit yol olarak kalın altlıklı 105 cm çapında metal, plastik veya kartonla
çevrili ve 250 watt’lık infra-red ampul kullanılan sistemlerde 150 bıldırcın
civcivi 3 hafta % 10 kadar düşük bir ölüm oranıyla başarılı bir şekilde
yetiştirilebilir. Bu
sistemde görülen ölümlerin çoğunluğu suda boğulmalardır ve önlemek amacıyla
suluklara çakıl taşı yerleştirmek gerekir. Oda sisteminin kafes sistemine olan
avantajları; bıldırcınlar daha uysal olması, kafa yaralanmalarının görülmemesi
ve erkeklerin dişiler tarafından sindirilmelerinin önüne geçilmesidir (15). Yetişkin
bıldırcınların bir çifti 13 X 20 X 25 cm ebatlarındaki pedigri kafeslerinde, 25
bıldırcınlık bir sürü 60 X 60 X 25 cm’lik koloni kafeslerinde, 50 bıldırcınlık
sürü ise 60 X 120 X 25 cm’lik koloni kafeslerinde barındırılabilir. Yetişkinler
bıldırcınlar için 100-160 cm²’lik alan yeterlidir (20).
Bıldırcınlar sürü halinde kafeslerde tutulduklarında kafesin bazı kısımlarında
yeterli ısının sağlanamaması söz konusudur. Bıldırcınlar fazla heyecanlanırlar
ve kafes içerisinde yukarı doğru zıplayarak uçmaya çalışırlar. Bu esnada
kafalarını kafes tavanına vurarak yaralandıkları için kafes sistemlerinde ölüm
oranı daha yüksektir. Kafes yetiştiriciliğinde, dişilerin cüsse olarak iri
olması nedeniyle erkeklere üstünlük kurarak ezmeleri söz konusudur ve
çiftleşmenin gerçekleşmemesine bağlı olarak fertilite düşüklüğü görülmektedir
(15).
Çiftleşme grupları oluşturulduğunda ortaya çıkan davranış bozukluklarını
azaltmak amacıyla gaga kesimi tavsiye edilmektedir. Marks (44) ile Mahn ve
Blackwell (42) gaga kesiminin fertilite ve kuluçka kabiliyetini etkilemediğini
tespit etmişlerdir. Bu işlem üst gaganın yaklaşık olarak yarısının kesilmesi
şeklinde yapılır.
Bıldırcınların aşırı kalabalık olarak barındırılması, tüy kırılmalarına, kirli
yumurta üretimine ve yetersiz tüylenmeye sebep olur. Das ve ark. (16) her
bıldırcına 83, 94, 109, 125 ve 156.5 cm} düşecek şekilde kafeslerde barındırılan
bıldırcınların canlı ağırlıklarının 103.5 gramdan 97.1 grama kadar düştüğünü,
yemden yararlanmanın sırasıyla 3.54, 3.73, 3.92, 3.89 ve 3.83 olarak
gerçekleştiğini bildirmiştir. Ernst ve
Coleman (21) m} ye 43 veya 215 bıldırcın konulmasının büyümeyi önemli oranda
etkilemediğini (6 haftalık 108.1-109.3 gram) fakat m²’ye 86 bıldırcından fazla
konulmasının tüy kırılmasını ve kirli yumurta üretimini artırdığını
bildirmişlerdir. Ayrıca en yüksek fertilite ve kuluçka randımanının m²’ye 46
bıldırcın konulduğunda elde edildiğini ifade etmişlerdir. Okamoto
ve ark. (54) 322 cm²/10 bıldırcın ve 966 cm²/10 bıldırcın olarak düzenledikleri
2 deneme grubundan elde ettikleri bulgulara göre 2-6. haftalardaki canlı ağırlık
artışı seyrek grupta daha fazla ve yemden yararlanma daha yüksektir.
Nagarajan ve ark. (51) her bıldırcın için 150, 180, 210 ve 240 cm²’lik alan
ayırdıkları çalışmalarında, alan arttıkça canlı ağırlık artışı, % 50 yumurta
verim yaşı, ölüm oranı, günlük yumurta verimi ve yemden yararlanmada önemli
gelişmeler elde ettiklerini, yumurta ağırlığı ve kalitesi ile yumurta kabuk
kalınlığında önemli bir değişiklik görülmediğini belirtmişlerdir.
12.2.
Yemlik ve suluklar: Yemlik
olarak değişik tipte kaplar kullanılabilir. Küçük bardaklar, porselen veya
plastik kaplar ve metal tepsiler bu amaç için uygundur. Yem zayiatı, yemliklerin
üzerine tel kafes konularak azaltılabilir. Çok sayıdaki günlük civcivler için en
ucuz ve en etkin yemlikler yumurta viyolleridir. Bir haftalık civcivlerin canlı
ağırlık artışlarının yüksek olduğu göz önüne alındığında viyoller yetersiz
olacaktır ve yemlik olarak üzeri tel örgü ile kaplı kanal şeklindeki yemliklerin
kullanılması zayiatın önüne geçilmesi için uygun olacaktır. Açlık nedeniyle ölüm
veya yetersiz büyümenin önüne geçilmesinde yem miktarından çok yemlik sayısı
önem taşımaktadır (15). Küçük
birimlerde, kafes kuşları için kullanılan plastik su kapları suluk olarak
kullanılabilir. Bileşik kafeslerde U şeklindeki kanal suluklar kafeslerin
arkasına takılabilir. Yer yetiştiriciliğinde yarım litrelik suluklar uygundur,
ancak civcivlerin boğulmalarını önlemek için temiz çakıl taşları kullanılmalıdır
(15). Her bir bıldırcın için 1.25-2.50 cm’lik yemlik, 0.65 cm’lik suluk
hesaplanabilir (20).
12.3.
Altlık: Kafes
yetiştiriciliğinde günlük civcivlerin ayaklarının kafes tabanındaki tel örgüye
takılmasını önlemek amacıyla 1-2 hafta süreyle gazete kullanılabilir. Bu aynı
zamanda ortamdaki hava sirkülasyonunun civcivler üzerinden olmamasını sağlar.
Özellikle yer yetiştiriciliğinde ihtiyaç duyulan altlık, iri marangoz talaşı
veya hızar talaşı adı verilen toz halinde olmayan odun artıklarıdır. Bu ve
benzeri altlıklarda dikkat edilecek nokta yabancı cisimleri ihtiva etmemesidir.
Bıldırcınlar yabancı cisimlere karşı diğer kuşlar gibi çok meraklıdırlar ve tel,
çivi ve benzeri cisimleri yutmaları neticesinde kursak delinmeleri
şekillenebilir (15).
12.4.
Işıklandırma:
Havenstein ve ark. (24) bıldırcın civcivlerine ilk 2 hafta devamlı, yumurtlama
kafeslerine alınıncaya kadar 6 saat ve yumurtlama döneminde 14 saat ışık
uygulamışlardır.
Sefton
ve Siegel (59) civcivlere ilk 5 hafta devamlı daha sonra 16 saat ışık
vermişlerdir. Merkley
ve Garwood (48) ilk 21 gün devamlı aydınlatma, 21-49. günler arasında 6 saat,
daha sonra her gün 0.5 saat uzatarak 16 saat ışık uygulamışlardır. Bu uygulama
sonucunda gruplara göre 80-91. günler arasında yumurtaya başlayan bıldırcınların
ilk yumurtlama canlı ağırlıkları 131 ile 156 gram arasında değişmiştir.
Abplanalp (2) ışık yoğunluğunun yumurta verimini tavuklardaki gibi etkilediğini
göstermiştir. 14 saatlik ışık süresi 7-8 haftalık bıldırcınlarda yüksek oranda
yumurtlamayı uyarır. Işık süresinin artırılması daha erken seksüel olgunluk
sağlar. Aynı şekilde gün uzunluğunun azalması da seksüel olgunluğu
geciktirebilir (78). Stein ve Bacon (67) bir günlükten itibaren bıldırcınlara
günde 14, 8 ve 6 saat ışık uygulamışlar, ilk yumurtlama yaşını sırasıyla 42.8,
112.7 ve 130.8 gün olarak tespit etmişlerdir. Aynı bıldırcınların 165 günlük
yaşa kadar sırasıyla % 100, 65, ve 62’sinin yumurtladığını ifade etmişlerdir.
Okamoto
ve ark. (54) 14 saat ışık ve 24 saat ışık verdikleri 2 deneme grubunda elde
ettikleri sonuçlara göre, 14 saat ışık dişilerin büyümesini ve yemden
yararlanmasını etkilememiştir. Ancak 14 saat ışık alan erkekler ise daha iyi
büyüme ve yemden yararlanma performansı göstermişlerdir. Woodard
ve ark. (82, 83) ışık rengi ve şiddetinin bıldırcınlarda büyüme ve seksüel
olgunluk üzerine olan etkisini inceledikleri çalışmalarında oldukça ilginç
sonuçlar elde etmişlerdir. 10 lüks veya daha fazla şiddetteki yeşil veya mavi
ışıkta 5. haftaya kadar büyütülen dişiler kırmızı veya beyaz ışıkta
büyütülenlerden daha az gelişme göstermişlerdir. Kırmızı ışıkta
yetiştirilenlerin seksüel olgunluğu daha erken şekillenmiştir. Kırmızı ışıkta
yetiştirilen erkeklerin testis gelişimi yeşil ışıkta yetiştirilenlerden iki kat,
mavi ışıkta yetiştirilenlerden üç kat daha fazla olmuştur. Kırmızı ışıkta
büyütülen dişilerin yumurta verimi mavi ve yeşil ışıkta yetiştirilen dişilerden
2 hafta önce ve daha fazla miktarda gerçekleşmiştir. Fertil yumurta miktarı mavi
ışıkta yetiştirilen dişilerde daha az bulunmuştur.
Kobayashi ve ark. (34) 411 bıldırcın civcivi ile yaptıkları çalışmada düşük
(3.8-4.7 lux), orta (46-83 lux) ve yüksek (1620-1746 lux) ışık şiddeti
uygulamışlar, ışık şiddetinin erkeklerin yaşama gücünü ve canlı ağırlığını
etkilemediğini, dişilerde ise düşük ışık şiddetinin canlı ağırlığı düşürdüğünü,
orta şiddette ışık uygulamasının testis ve ovaryum ağırlığını arttırdığını
tespit etmişlerdir. Orta şiddette ışığa maruz bırakılan erkeklerin tamamı 46
günlükken ejekülat vermiş, bu grubu yüksek ışık şiddeti grubu % 81 ve düşük ışık
şiddet grubu % 5 ile takip etmiştir. 53 günlük dişilerde orta grubun % 97’si,
yüksek grubun % 71’i ve düşük grubun % 9’u yumurtlamıştır.
12.5.
Tutma ve taşıma:
Bıldırcınların tutulması genellikle elle yapılır. Özellikle civcivler fazla
sıkıştırılmadan avuç içinde, ergin bıldırcınlar ise kanatları zapt edecek
şekilde sıkıca tutulmalıdır. Uzun süre elde tutulan bıldırcınlarda kusma veya
şoka kadar varabilen bayılmalar görülebilir.
Civcivlerin taşınmasında özellikle çevre ısısına, civciv sayısına ve yeterli
hava girişine dikkat edilmelidir. Nakliye sırasında soğukla karşılaşan civcivler
birbirlerine sokulur hatta üst üste yığılırlar. Bu nedenle bunalan, nefes
alamayan ve ezilen civcivler ölebilirler. Ergin bıldırcınların taşınmasında ise
çevre ısısı civcivlerdeki kadar önemli olmamakla birlikte, bir arada bulunacak
bıldırcın sayısına ve havalandırmaya dikkat edilmeli, aşırı sıcak havalarda az
sayıda bıldırcın mümkünse kafeslerde taşınmalıdır.
12.6.
Çiftleşme: Normal
çiftleştirme oranı bir erkeğe 3 dişi bıldırcın olmasına rağmen bilimsel
çalışmalarda bir erkeğe 2 dişi bıldırcın verilmektedir. Woodard ve Abplanalp
(79) 20 ile 24 arasında bıldırcının yer aldığı sürülerde cinsiyet oranını
1:1’den 1:6’ya kadar uygulamışlar, en yüksek fertilitenin 1:1 ve 1:2 oranlarında
görüldüğünü, erkekler uzaklaştırıldıktan sonraki döllülük süresinin 9-10 gün
olduğunu bildirmişlerdir. 6 aylık yaştaki erkek ve dişilerin fertilitesi
azalmış, fertil yumurtaların kuluçka verimi yaşlı erkeklerle çiftleşen genç
dişilerin aksine yaşlı dişilerde azalmıştır. Genç dişilerin yaşlı dişilerden
daha sık çiftleştikleri ve genç erkeklerin yaşlı erkeklerden iki kat daha fazla
başarılı çiftleşmeyi gerçekleştirdiklerini ifade etmişlerdir. Aynı araştırıcılar
bir başka çalışmalarında (80) 44. haftaya kadar kuluçkadan çıkış oranının % 70
civarında olduğunu ve daha sonraki haftalarda düşüş görüldüğünü bildirmişlerdir. Kumar ve
ark. (36) genç (142 günlük) ve yaşlı (170 günlük) erkek ve dişi bıldırcınlarla
yaptıkları çalışmada grupları oluşturduktan 4 gün sonra yumurta toplamaya
başlamışlar, 1 hafta süreyle topladıkları yumurtaları kuluçkaya koymuşlardır.
Elde ettikleri sonuçlar Tablo 11’de verilmiştir. Suni
tohumlama uygulamasının değişik masaj teknikleri kullanılarak Japon
bıldırcınlarında kullanılabileceği bildirilmiştir (73), fakat tohumlama uterus
içine bir hipodermic iğne ile sperma depolamak suretiyle gerçekleştirilmiştir.
Bu uygulama ile 4-6 gün süreyle % 75 fertil yumurta elde edilmiş, herhangi bir
ölüme rastlanılmamış ve yumurta verimi etkilenmemiştir. Marks ve Lepore (46)
uyguladıkları basit bir intravaginal suni tohumlama tekniği ile dişi
bıldırcınların % 83’ünden fertil yumurta elde etmişler, 1 hafta süreyle
topladıkları yumurtaların % 56’sının (% 45-73) fertil olduğunu belirlemişlerdir.
Yumurta verimi ve mortalitede olumsuz etkisini görmemişlerdir.
Tablo
11. Genç ve yaşlı erkek ve dişilerden elde edilen yumurtaların kuluçka verim
özellikleri ile çıkan civcivlerin canlı ağırlıklarına ait özet bilgiler (36).
13. HASTALIKLAR
Hastalıklara karşı, tavuk ve diğer kanatlılara nazaran daha dayanıklıdırlar,
ancak Japon bıldırcınlarının kanatlıları etkileyen birçok hastalığa duyarlı
oldukları bildirilmiştir. Edgar ve ark. (19) bıldırcınların, kanatlı çiçeği,
Newcastle, enfeksiyöz bronşit, birkaç Salmonella türü, Pasteurella multocida,
patojenik bir E. coli suşu, Aspergillus fumigatus, Trichomonas türleri ve
Histomonas meleagridis’e duyarlı olduklarını ifade etmektedirler. Tavuk
koksidiyozunun bilinen dokuz türünden sekizine ve hindi koksidiyozunun üçüne
duyarlı değildir.
Capillaria obsignata ve Heterakis gallinae arasıra görülür fakat Ascaridia galli
bıldırcınlarda olgunlaşamaz. Bazı araştırıcılar (38, 41) Japon bıldırcınlarını
Heterakis gallinarum ve Histomonas meleagridis ile enfekte etmişler fakat
parazitler gelişememiştir. Hill ve
Raymond (26) IAE virusu inokule edilen civcivlerle birlikte tutulan
bıldırcınlarda avian ensefalomiyelitis vakası bildirmişlerdir. Rauscher ve ark.
(56) bıldırcın embriyosunda, Influenza A, B, C ve D, Kabakulak, Newcastle,
Enfeksiyöz bronşit, Laringotrakeit, Kanatlı çiçeği, Vaksinya, Veziküler stomatit
ve Rous sarcoma viruslarının gelişebildiğini tespit etmişlerdir.
Hastalıklardan korunmak amacıyla tavuk civcivleri için gerekli olan temizlik ve
bakım şartlarına bıldırcınlar için de uyulmalıdır.
14. KAYNAKLARBu
yazıda verilen kaynaklarla ilgili olarak
sinal@selcuk.edu.tr adresine mail gönderebilirsiniz. Kaynak: http://veteriner.selcuk.edu.tr/veteriner/not_soru/bldr.htm
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Çeşitli çiftlik hayvanları barınakları içerikli CD' mizi
görmek için aşağıdaki linke tıklayınız:
Hayvan
Barınakları ve Tarımsal Yapılar (553 Proje)