![]() |
|
|
HAYDİ LABORATUVAR KURALIM Mümtaz Gökçebağ (Yazı dizisinin yayınlanması hususunda yazarından özel izin alınmıştır. Aşağıda anlatılan, zeytinyağı analiz laboratuvarıdır ancak tüm gıda laboratuvarları için önemli bilgiler içerir.)
Değerli dostlar, buradan sonra anlatacaklarım laboratuar tekniği ile
ilgilidir. Yağ kimyasını ise analizleri açıklarken, yeri gelince
konuşacağız. Kafamdaki plana göre, önce laboratuar kuracağız, ardından
işletmemize uygun bir kalite kontrol düzeni oluşturacağız. Şimdi, buyrun
laboratuara.
3- Peroksit analizi Asiditeyi daha önce anlattığımız için doğrudan peroksit tayinine geçtik. Asit ve peroksit analizleri bizim işletme ve depolama kontrol analizlerimizdir. Aynı zamanda yağın fiyatını belirledikleri için de ekonomik önem taşırlar.
Peroksit analizinin kuramı:
Yağ kimyasından anımsayacağımız gibi uzun yağ asidi moleküllerinde birden fazla bağ içeren karbonlar vardı. Kimyada karbon atomu “C”, oksijen “O” ve Hidrojen de “H” ile gösterilir. Buna göre bozunma şu şekilde olur.
H H H H H H -C-C-C=C-C-C- yağ molekülünün çift bağ bölümü olsun. Buradaki C=C çift H H H H H H
Bağı oksijen için harika bir restoran görünümündedir. Hemen yanaşır ve Karbondaki bağlardan birisine bağlanır. Ama C=C bağında iki tane karbon vardır. Dolayısıyla ikinci bir oksijen de karnını doyurabilir. Böylece tek bir çift bağdan iki tane oksijen yararlanabilir ve aşağıdaki görünüm ortaya çıkar.
H H H H -C-C-C-C- O-O
Gerçekte bu görünümün birkaç tipi vardır. Ama sonuçta oksijenler yağ molekülündeki çift bağın bir ucuna bağlanmayı başarır. Bu oksijen açısından başarıdır da, zeytinyağ açısından sonuç tam bir felaket demektir. Artık zeytinyağ özelliklerini gösteremez. O muhteşem zeytinyağ tadı ve kokusu gider yerine hiç de hoş olmayan şeyler gelir. Doğal olarak bu istenmeyen bir durumdur. Tad ve koku duyumuz gerçekte olağan üstü birer analiz aracı ise de burada duyarlılık açısından kimyasal bir yöntem yeğlenmektedir. Tepkimenin basamaklarını daha sonra kimyacılarla konuşuruz. Genel açıdan, hidojenli iyot yağ ile karıştırıldığında, çift bağa bağlanmış oksijeni oradan alır ve kendindeki hidrojen ile birleştirerek su oluşturur ve hidrojensiz kaldığı için de başka bir iyotla birleşerek I2 iyot açığa çıkar. Bu konu biraz karışık galiba. En iyi şöyle düşünün. Yağa bir kimyasal karıştırıyorsunuz. Bu kimyasal peroksitle birleşip daha önce yağda olmayan yeni bir ürün oluşturuyor. Böylece yeni oluşan ürünün miktarı, peroksit ile orantılı olacaktır. Kolayca analizini yapabileceğimiz bu madde sayesinde peroksit analizini gerçekleştirebiliriz. Kimyacılar böylesi hileleri çok kullanırlar. Şimdi buyrun peroksit tayinin inceliklerine.
i. Hassas büret. 10 ml. Standartlarla karşılaştırılarak doğruluğu onaylanmış. Ayağı ve büret tutacağı ile takım. ii. Ağzı kapaklı cam erlen 250 ml. iii. Otomatik pipet 5 ml’lik. iv. 100 ml mezür v. 10 ml mezür vi. 15 ml mezür vii. Ameliyat eldiveni viii. Önlük
i. %1’lik nişasta çözeltisi ii. 0,01 N Sodyumtiosülfat iii. Klorofom iv. Buzlu asetik asit v. Doymuş potasyum iyodür çözeltisi vi. 5 lt saf su.
Yukarıdaki malzemeleri kimyasal satan dükkanlardan satın alıyorsunuz. Eliniz iyice alıştıktan sonra kendiniz de yapabilirsiniz. Çok daha ucuza gelir. Ama şimdilik satın alacağız. Önemli not. Bu çözeltilerden nişasta ve tiyosülfat çok çabuk bozulur. Buzdolabında saklayın. Bu durumda dahi bir aydan fazla tutmayın. Yani, hazır çözeltilerden çok büyük miktarlarda satın almayın. Elinizde bozulur.
1- Deneyin Yapılışı i. Önce önlüğünüzü giyin, eldivenlerinizi takın. ii. 250 ml erleni teraziye koyup darasını sıfırlayın. Sonra numune yağdan otomatik pipetle 2 ml kadar çekin ve erlene tam 1 gram yağ koyun. iii. 10 ml mezüre kloroform koyun iv. 25 ml mezüre ise 15 ml asetik asit koyun. v. 100 ml mezüre 75 ml saf su koyun vi. Bürete sodyum tiyosuflat çözeltisinden koyup, sıfırlayın. vii. sonra kloroformu, tarttığınız yağın üzerine boşaltın. Hızla çalkalayın, yağ çözülecektir. Onun üzerine hemen 15 ml asetik asiti koyun. viii. Otomatik pipetle doymuş potasyum iyodür çözeltisinden 1 ml alın ve onu da karışıma ilave edin. ix. Erlenin kapağını kapatın ve hemen laboratuardaki en karanlık dolabın içine koyup, dolabın kapağını kapatın, erleni 1 dakika karalıkta bekletin. Sürenin 2-3 dakika gibi daha uzun olması analizi bozmaz. Ama kısa tutarsanız, düşük değerler bulabilirsiniz. x. Erleni dolaptan alın ve üzerine 100 ml mezürde hazırladığınız 75 ml saf suyu ve 1 ml nişasta çözeltisinden koyup erleni çalkalayın. Şimdi erlendeki karışımın mavi olması gerekmektedir. (Her ne kadar mavinin maviliği tartışılabilirse de, menekşe ve kahverengi renkler bize nişastanın bozulduğunu gösterir.) xi. Hemen titrasyona başlayın. Ama dikkat edin. Mavi renk birden ortadan kaybolacaktır ve bu an titrasyonun sonudur. Harcadığınız miktara bakın. Onu 2 ile çarparsanız size peroksit değerini verecektir.
Yani peroksit sayısı = sarfiyat x 2 dir.
4- Peroksit analizinin incelikleri Peroksit analizini ne kadar basitleştirerek anlatmaya çalışırsak çalışalım, biraz uzmanlık istediğini görüyorsunuz. Zeytinyağcıların çok büyük bir bölümü asit analizini yapabilir. Artık peroksit de öğrenilmelidir. İki yağ aynı asit düzeyinde ama farklı peroksit değerinde olabilir. İyi izlenirse görülecektir ki, yüksek peroksitli yağ, düşük olana göre çok daha hızlı bozunur. İşte bu nedenle peroksit yağın ne kadar bozunduğunu değil aynı zamanda ne kadar bozunacağını da verir.
Kendi laboratuarımızı kurmadan asla öğrenemeyeceğimiz gerçeklerden bir tanesi yağın ne zaman bozulmaya başlayacağı bilgisidir. Bu öylesine bir bilgidir ki, herkesin kafasında bazı değerler vardır ama kimse gerçeği ulu orta söyleyemez. Çünkü bu bilgi ticarette kullanılır, işletmeye para kazandırır. Kendi ürettiğiniz, depoladığınız, dışarıdan satın aldığınız yağlarda peroksit değerlerini izlerseniz ve bu izlemeyi belli bir süre sürdürürseniz zamanla elinizde bir başka işletmede asla bulunamayacak veri tabanı oluşur. Özellikle daha sonra anlatacağımız kırılma indisi, su miktarı gibi analizleri de kapsayan bir veri tabanı işletmenin başarısında önemli yer tutar.
Bu kadar önemli olmasına rağmen peroksit analizine hak ettiği değer verilmemektedir. Çünkü uygulanması pek de kolay değildir. En önemli sorunlarından bir tanesi dünkü yöntemde anlatıldığı gibi uygulanırsa titrasyon sonunun her zaman çok iyi görülemeyebileceğidir. Dün verdiğim yöntem TSE’den alınmıştı. Benim hocamdan öğrendiğim yöntemde ise, karışım karanlık dolaptan çıkarılıp üzerine 75 ml saf su ilave edilmekte, sonra titrasyona başlanmakta ve karışım açığa çıkan iyot nedeniyle sarımtrak bir renk aldığınıda nişasta ilavesi yapılmaktadır. Birkaç kez denedim, böyle yapıldığında peroksit daha düşük çıkıyor. Çünkü titrasyonun bitiş noktasını çok net görüyorsunuz. Diğerinde ise birkaç damla fazla kaçabiliyor. İşin kuramsal yanına sorarsanız hocamın söylediğine göre iyodun nişasta ile verdiği tepkime ürünlerinin fazlalığı, tiyosülfat tepkimesini yavaşlatıyormuş. Dolayısıyla sarfiyatın fazla olmasına ve daha yüksek peroksit değeri hesaplanmasına yol açıyor. Zaten “food science” dergisinde yayınlanan peroksit analiz yöntemi de hocamı doğruluyor. Kaldı ki belki de benim aldığım yöntem eskide kalmıştır, TSE değiştirmiş de olabilir.
Ancak yöntemi ne kadar doğrularsanız doğrulayın, kimyacı olmayan ellere düzgün analiz yaptırma şansımız o kadar da çok değildir. Yani işin biraz deneyim kısmı vardır. Ve deneyim kazandıkça göreceksiniz ki, analiz için alınan numune miktarı da değişkenlik göstermelidir. Peroksit ne kadar yüksekse alacağınız numune miktarı da o kadar düşük olmalıdır. Benim dün verdiğim 1 gramlık miktar peroksit 15-30 dolayında çalıştığında geçerlidir. Hatta 10-15 peroksit için alınan numune miktarını 1,5 grama çıkarmanız gerekir.
Klasik yöntemlerin zorluğunu gören bazı araştırmacılar işi kolayca yapacak bir aygıt üzerinde çalışmışlar ve birbirinden farklı yöntemlerle çalışan çeşitli araçlar geliştirmişlerdir. Tam otomatik analizden elle ayarlamaya kadar değişik modeller piyasaya sunulmuştur. Böylece konunun önemi de ortaya çıkmaktadır. Eğer yağ ticareti ile uğraşıyorsak mutlaka peroksit analizini yapmalıyız. Yeni aygıtlar pahalı olabilir. O zaman üşenmeden eski usul analizleri yorulmadan, bıkmadan yineleyerek öğrenmemiz gerekir. Eğer bir sorununuz olursa, bana ulaşabileceğiniz adresi biliyorsunuz. Bilginin ücreti sadece üç şekerli ve yarım çay kaşığı kadar nescafe. Hiç de pahalı sayılmaz. Eskiden dört şekerli içiyordum, indirim yaptım.
5- Kırılma İndisi
Eğer belli bir malın üretimini üslenmişsek, çoğu kez ürünümüze ilişkin
orta düzeyde bir kalite kontrol laboratuarına gerek duyarız. Gıda
kesiminde ve özellikle de zeytinyağda ise üreticiler pek o kadar da
laboratuar peşinde değillerdir. Bu, ilk bakışta bir gelişmemişlik,
geri kalmışlık gibi gözlemlenirse de gerçek hiç de böyle değildir.
İnsanın koku ve tad duyusu pek çok laboratuar aygıtından çok daha
ileri düzeyde analiz yapabilir. Örneğin burnumuzun onbin de birlik
kokuyu alabileceği söylenir. Dolayısıyla yalnızca zeytinyağ üretiyor
ve çok uzun süre de depolamıyorsak, tad ve koku duyularımızı
kullanarak işimizi başarıyla yönetebiliriz. Ama zeytinyağ ticareti
denince işler değişir. Ne yazık ki tad ve koku duygumuz tüm
duyarlılığına karşın en kolay kandırılabilen analiz aygıtlarındandır.
Zeytinyağ ile karıştırılan pamuk ya da ayçiçek yağını belli bir oranın
altında tad ve koku duyularımızla anlayamayız. Hele sızma yağa rafine
zeytinyağ karıştırma tipindeki tağşişler için kesinlikle özel
analizler gerekmektedir. İşte bizim kırılma indisinden başlayarak
anlatacağımız analizlerde temel hedef tağşişi yakalamak olacaktır.
Güvenerek satın aldığınız bir varil (200 kg) yağın yarısının ayçiçek
ile karışık olduğunu varsayın. Bunu yağı iki tonluk bir tanka
koyarsanız zararınız tam iki ton zeytinyağ olur. İyi bir analiz
laboratuarı zeytinyağına karıştırılmış %5 ayçiçek yağını bulup
çıkarabilir.
Kırılma indisi gerçekte kimyasal değil, fiziksel bir olaydır. Her gün gözümüzün önündedir. Çay bardağına kırkbeş derece açıyla bakarsanız, çay kaşığının sıvının altına sanki kırılmış gibi görürsünüz. Fizik hocaları bunu genelde su bardağına daldırdıkları kalem ile gösterirler. Olay çok basittir. Suyun içinden geçen ışınlar belli bir açıyla kırılırlar ve cisim sanki farklı yerdeymiş gibi görünür. Işığın bu kırılmasına inceleyen bilim adamları, yalnızca suyun değil, tüm sıvıların ışığı kırdığını ve bunun o maddenin bir özelliği olduğunu bulmuşlar ve bunu kırılma indisi demişler. Bir de aygıt yapmışlar, tüm saf maddeleri ölçmüşler, kocaman tablolar halinde yayınlamışlar. Örneğin suyun kırılma indisi (1.0000) dir. Gliserinin, etil alkolün, asetonun ve diğer tüm saf sıvı maddelerin kendisine özgü bir kırılma indisi vardır. Öte yandan birden fazla karışımların da kırılma indileri sabit bir sayıdır. Yani %5 şekerli suyun belirli bir kırılma indisi vardır. Buradan kırılma indisinin toplanabilir bir çokluk olduğu ortaya çıkar. Yani örnek olarak kırılma indisi 1 olan bir sıvı ile 2 olan bir başka sıvıyı eşit olarak karıştırırsanız, ürünün kırılma indisi 1,5 olacaktır. Bu olay gerçekte kırılma indisi için ciddi bir sorundur. Çünkü kırılma indisi 1,5 ve 0,75 olan iki sıvıyı karıştırıp kırılma indisi 1 olan bir karışım yapabiliriz ama bu ürün kesinlikle su değildir. Oysa kırılma indisi (1) olan sıvı sudur. Yani sözün kısası, kırılma indisi tek başına pek de güvenilir bir kavram değildir. Buna karşın diğer analizlerle birleştirildiğinde çok değerli sonuçlar verir.
Peki kırılma indisini yağ analizlerinde nasıl kullanabiliriz? İlk aklımıza gelen şey, her yağın kendine özgü bir kırılma indisi olacağı ve bunu ölçerek tağşişi belirleyebileceğimizdir. Gerçekte parlak bir fikir ama ne yazık ki doğruluk derecesi fazla değil. Çünkü her yağın kendisine özgü bir kırılma indisi vardır ama ne yazık ki sabit değildir, yani değişir. Şimdi yağ kimyasına geri dönelim. Bir gliserin molekülüne üç tane yağ asidi birleşiyor ve yağı oluşturuyorlardı. Yağ asitleri de doymuş ve doymamış olarak önce ikiye ayrılıyor, sonra karbon sayılarına göre kendi aralarında sınıflandırılıyorlardı. Anımsarsınız bilinen yağ asitleriyle neredeyse sonsuz çeşitlilikle yağ yapılabileceğini söylemiştik. Bu çeşitliliğe bir yenisi daha ekleyeceğiz. İklimsel değişiklik. Genel bir kimya kuralı olarak, ısı arttıkça tepkime hızı da artar. Böylece sıcak bölgelerde yetişen zeytin ağacının yağı ile nispeten serin yerdeki zeytin ağacının yağı aynı olmaz. Buna bir de kullanılan zeytin çeşidini ekleyin. İşin içinden çıkılması son derece güç bir çeşitlilik vardır. Daha da kötüsünü söyleyeyim mi, kırılma indisi aynı zamanda sıcaklığın bir işlevidir ve bu nedenle sıcaklıkla değişir. İşi fazla yokuşa sürmüyorum. Yalnızca bir tek şeyi anlamaya çalışıyorum.Zeytinyağda kırılma indisi denilen şey, gerçekte değişkendir. Eğer bu değişkenliği iyi yakalarsanız size harika sonuçlar sunar.
Bilim adamlar toplanmışlar, yukarıda sunduğum tüm değişkenleri incelemişler, yörelere, mevsimlere hatta coğrafi bölgelere göre araştırmalar ve demişler ki, zeytinyağının kırılma indisi 1.4677 – 1.4700 arasında değişir. Bazı durumlarda bu aralık daha da geniş olabilir. Ama sonuçta bizim ülkemiz için son derece kullanışlı değerlerdir ve bizi tağşişten koruyacak analizlerden bir tanesidir. Kırılma indisi ölçümü “refraktometre” denilen bir aygıtla yapılır. Mikroskoba benzer, ön tarafında bir kapak vardır. Onu açtığınızda düz bir cam bölme görürsünüz. Burası kristalin tam ortasıdır. Dikdörtgen biçimindeki kristal cam, tam köşelemesine ikiye ayrılmış ve bir kapak mekanizmasıyla birbirinden ayrılmıştır. İki kristal parçasının ortasına bir damla yağ koyarız, kapağı kapattığımız anda, arada kalan yağ damlası yamyassı şekilde ve eşit miktarda kristal düzlemine yayılır. Şimdi yukarıdan gönderdiğimiz ışık, kristalin arasından geçerken, yağ nedeniyle belli bir açıyla yön değiştirir. Kristalin altındaki bir ölçek üzerine düşen ışığın ölçekteki değeri okunur ve kırılma indisi bulunmuş olur.
Aygıtı kullanmak sözle anlatmak kadar kolay değildir. Çünkü ölçeği oluşturan mekanizmayı kullanmak gözümüzle belli ayarları yapmaya dayanır. Ve bildiğiniz gibi benim insan gözüne hiç güvenim yoktur. İşte bu mekanizmanın kalitesi ki büyük ölçüde kristalin kalitesine bağlıdır, aygıtın fiyatını belirler. Piyasada çok ucuz refraktometreler olabildiği gibi onlara ikiye, üçe hatta beşe katlayanları da var. Aradaki farkı anlamanız için bir kez ölçüm yapmanız yeter. Kaliteli kristallerde şekiller ve renk çizgileri son derece belirgindir, göz yanılgıları az olur. Ucuz ürünlerde ise renk ayrımları belirgin değildir, ölçüm sonuçları da ona göre biraz daha sapmalı olur.
Yeri gelmişken, bir de el refraktometreleri vardır. Size önerim onlardan uzak durmanız. Çünkü bu aygıtların üretiliş amaçları işletmelerde kalite kontrolu sağlamaktır ve çoğunlukla şeker ya da meyva suyu sektörü için yapılmışlardır. Yağ sanayinde pek önerilmez. Ama başka çareniz yoksa, elbette hiç yoktan iyidir.
Refraktometreyi aldıktan sonra hemen kullanmak isterseniz aygıtın aynı yağda başka başka sonuçlar verdiğini görüp şaşırırsınız. Kısa bir inceleme bunun ortam sıcaklığının değişkenliğinden kaynaklandığını gösterecektir. Aygıtı yakından incelerseniz, içinde suyun dolaşabileceği şekilde yapıldığını görürsünüz. Bunun nedeni kristaller arasındaki yağı sabit sıcaklıkta tutmaktır. Basitçe bir sabit sıcaklık banyosundan alınan su, refraktometrenin kristalleri arasında dolaştırılır ve böylece uzun süre aynı sıcaklıkta kalabilen bir sistem yakalanır. Çoğu kitapta kırılma indisi 20 derecede verildiği için sabit sıcaklık banyosu da 20’ye ayarlanır. Sistem kışın harika çalışır çünkü suyun sıcaklığı zaten 10 derece dolayındadır. Ama yazın işler değişir. 35 derecedeki suyu 20 dereceye soğutmanız gerekir. Su banyosuna buz atmak gibi parlak fikirlerin pek işe yaramadığını bizzat deneyerek görmüş biriyim. Bana inanın ve hemen vazgeçin. Çözüm pek çok olayda olduğu paraya dayanır. Bastırırsınız parayı, refraktometreyi satın aldığınız ücretin dört beş katına, suyu aynı zamanda soğutabilen bir sistem kurarsınız olur biter.
İyi de başta ne demiştik? Bizim zeytinyağcılarımız öyle çok zengin insanlar değildir ki. Şimdi modern su banyosu satanlar bana biraz kızacaklar ama parası olmayanlar için de çözüm yok değil. Basitçe, akvaryum malzemeleri satan bir mağazaya gidiyorsunuz, küçük boy bir akvaryum satın alıyor, içersine bir ısıtıcı ve su devr-i daim pompası yerleştiriyorsunuz. Pompanın çıkışını da refraktometreye bağlıyorsunuz. Sonra ısıtıcıyı 40 dereceye ayarlıyor ve başlıyorsunuz ölçüm yapmaya. Her ne kadar çoğu kaynak 20 derecedeki kırılma indilerini veriyorlarsa da, 40 derecede ölçüm yapılmayacak diye bir kural yok. Üstelik bizim akvaryum ısıtıcıları kendilerinden beklenmedik ölçüde iyi çalışıyorlar.
Kırılma indisini kullanarak satın aldığımız yağın saf olup olmadığını anlamaya çalışacağız. Peki hedef ne? Yani zeytinyağında hangi yağı bulmaya çalışıyoruz? Zeytinyağı ile karışabilen tüm yağları bulmamız gerekir. Susam, haşhaş, badem, fındık, soya, pamuk ve ayçiçek yağları uygun fiyat koşulları sağlanırsa tağşiş için kullanılabilirler.
Diyelim ki yağ geldi, örnek aldık ve kırıma indisine baktık, 1, 4682 bulduk. Bu sonucu diğer yağları kırılma indileri ile karşılaştırır ve ona göre karar veririz. Bence önceden bir tablo hazırlamak ve doğrudan çizelge üzerinden değerlendirme yapmak en iyisidir.
Değerli dostlar, alttaki yazıyı yazmadan önce epey uykularım kaçtı. Çünkü sizlere tağşiş konusunda bildiklerimi anlatmaya çalışırken, aynı zamanda kötü adamlara kaliteli tağşiş yapmanın yollarını da açıklamış olabilirdim. Hatta kimi zaman yazmaktan vazgeçtiğim bile oldu. Bu nedenle son günlerde yazılarımı birer gün ara ile gönderebildim. Sonra bilim en iyi çözümü bulur deyip yazmayı sürdürdüm.
Piyasada karşılaşabileceğimiz en önemli tağşişlerin başında ayçiçek yağı karıştırılması gelmektedir. İkinci sırada pamuk yağı vardır. Daha sonra piyasada en bol bulunan en ucuz diğer yağları sıralayabiliriz. Pamuk yağı gossipol adında bir boyar madde içerir ve bu nedenle rengi kırmızıya çalar. Bu madde kuşlar üzerinde zehir etkisi yapar. Ama bizler için Allah’ın tam bir lütfudur. Çünkü geliştirdiğimiz ve halfen test adını verdiğimiz analiz sayesinde yüzbin kilo zeytinyağına bir kilo pamuk yağı karışsa rahatlıkla bulabiliriz. Onu sonra anlatacağız.
Ne yazık ki ayçiçek yağında böyle bir lütuf henüz bulunamadı. Elimizdeki tek silah kırılma indisi. Çünkü zeytinyağ ile ayçiçek yağının kırılma indileri oldukça farklı. Şimdi mikrosoft’un eksel programını biliyor olmalısınız. Yeni bir sayfa açıp zeytinyağ ve ayçiçek yağının kırılma indilerini bir tablo halinde yazıyoruz.
Derişim kolonundaki 0 terimi, zeytinyağına hiç ayçiçek karıştırılmadığını göstermektedir. Şimdi tablonun grafiği aşağıdaki gibi olacaktır.
Grafikte sağ tarafta kırılma indisi, altta da karışımın yüzdeleri vardır. Pembe ile görülen alt değer çizgisi, ayçiçek karışımı için olabilecek en kötü olasılıktır. Yani düşük kırılma indili ayçiçek, düşük kırılma indili zeytinyağ ile karıştırılmıştır. Ama biz bunu bilemediğimiz için üst değer olan 1,47’ye göre değerlendirme yapmak zorunda kalırız. Böylece 1,4700’dan pembe hattı kesen düz bir çizgi çeker ve buna karşı gelen karışım yüzdesine bakarsak 43 rakamına ulaşırız. Yani kırılma indisini izleyerek bulabileceğimiz en düşük değer %43 olmaktadır. Eğer kötü adamlar zeytinyağının içine %43’ten fazla ayçiçek yağı karıştırırlarsa bunu hemen, anında bulabiliriz. Peki kötü adam aynı zamanda akıllı olursa ne yapacağız? Örneğin ya %25 karıştırırsa? O zaman kırılma indisini 1,4688 dolayında buluruz ki bu piyasada çok karşılaşılan bir değerdir. Buna karşı yapılabilecek şey, zeytinyağının kırılma indisini daraltmaktır. Yani tehlikeye karşı şöyle söylenir. “Ey millet, ben kırılma indisi 1.4695 ile 1,4680 arasında olan yağları alırım, diğerlerini almam”.
Yeni tablomuz ve grafiğimiz aşağıdaki gibi oluşacaktır.
Şimdi üst değer olan 1,4695 bize %25’lik ayçiçek karışımını gösterebilmektedir. Görüldüğü gibi zeytinyağının değerlerini daraltırsak, içindeki karışımı daha rahat bulabilmekteyiz. İşte bu noktadan sonra artık yöresel kırılma indilerini kullanabiliriz. Yöresel kırılma indisi, belli bir bölgede üretilen zeytinyağların kırılma indilerinin değişmez olmasına dayanmaktadır. Örneğin körfez yöresi zeytinyağlarının kırılma indileri birbirine çok yakındır. Böylece ben üst değeri 1,4695’ten 1,4690’a düşürebilirim ve o zaman %15’lik karışımı da yakalarım.
Yıllar önce Ayvalık’taki yağ işletmelerinin birisinde kalite kontrol görevlisi olarak çalışan bir bayan vardı. Zeytinyağının kırılma indisini bölgelere göre o kadar iyi sınıflandırmıştı ki, yağın nereden geldiğini biliyorsa %5’lik karışımı bile bulabiliyordu. Böyle bir yeteneğin sırrı, yıllarca süren çalışma ve veri tabanı yaratmadır.
Eğer çok çeşitli bölgelerle çalışıyorsak yani yöresel kırılma indisi kavramını kullanamayacak durumdaysak, elimizde bir olanak daha vardır. Analizin kuramını anlatırken, kırılma indisinin aynı zamanda sıcaklığın bir işlevi olduğunu söylemiştim. Yani bu değer sıcaklıkla değişkenlik gösterir. Zeytinyağının 40 derecedeki kırılma indisine bakarsanız, 20 dereceye göre daha dar bir alan olduğunu görürsünüz. Keza ayçiçek için de durum aynıdır. Yani sıcaklık arttıkça, kırılma indilerinin alt ve üst değerleri birbirine yaklaşmaya başlar. Bu da bize karışımı daha çabuk bulma olanağı yaratır.
40 derecedeki kırılma indisine ilişkin grafik bize 20 derecedeki o çok geniş aralıkta dahi %30 ayçiçek karışımını bile bulabilme olanağı yaratmaktadır. Bunun üzerine bir de yöresel kırılma indisi kavramını koyarsanız o ünlü %5’lik karışımı yakalama yeteneğine ulaşabilirsiniz. Ne var ki gerçek görünüm o kadar net değil. Çünkü yukarıdaki tabloda verdiğim 40 derecelik kırılma indisi rakamları, resmi tablolarda geçmiyor. Hatta kimi yerlerde daha farklı olabiliyor. Sonuçta ben kendi işletmemi düşündüğümden 40 derecedeki kırılma indisi rakamlarının resmi olup olmaması çok da bağlayıcı değildir Hatta tamamen kendi çalışmalarım sonunda yarattığım özel tabloları bile kullanabilirim. Eğer benim tablomun dışına taşan bir kırılma indisi ile karşılaşırsam, basitçe müşteriye “arkadaş yağını beğenmedim, satın almıyorum” diyebilirim ve buna karşı çıkacak hiçbir yasal yaptırım yoktur.
Bu konuda son bir uyarı yapmalıyım. Konunun başında refraktometre hakkında bilgi vermiş ve seçiciliklerindeki değişmelerin kalitelerini belirlediğini söylemiştim. Böylece, eğer çok geniş bir alandan zeytinyağ satın alıyorsanız, mutlaka en kalitelisinden bir tane refraktometre ile su banyosuna sahip olmalısınız. Tersine çok dar bölgede iseniz o zaman basit bir el refraktometresi bile işinizi görebilir. Karar size kalmış. 6- Sabun Tayini Zeytinyağı diğer bitkisel yağlara görece en önemli üstünlüğü ham olarak tüketilebilmesidir. Bu beslenme açısından da üstünlüktür çünkü zeytinyağ tümüyle doğaldır. Ve yine bu üstünlük bizi tağşişe karşı korur. Çünkü yapısında doğal olmayan hiçbir madde taşımaz. Oysa diğer bitkisel yağlar ham olarak kullanılabilir durumda değildir. İşlenmeleri, yemeklik hale getirilmeleri yani “rafine” edilmeleri gerekir. Rafinasyon denilen işlem iki türlüdür. Birincisi ve çok yaygın olanı kostik (sodyum hidroksit) ile tepkimeye yani kimyasal temizlemeye dayanır. İkincisi ise fiziksel rafinasyondur. Ülkemizdeki üretilen bitkisel yağların yaklaşık %90’ı kimyasal işlemden geçmiştir. Yağ kimyası bölümümüzden anımsayacağınız gibi, kostik ile yağın tepkimesinden sabun doğar. Sözün kısası, diğer bitkisel yağlar, içlerinde sabun parçacıkları taşırlar. Böyle bir yağı zeytinyağına karıştırırsanız, doğal olarak sabun parçacıkları zeytinyağına geçecektir.
Yağdaki sabun parçacıklarını bulabilmek için bromfenol mavisi adında bir kimyasal belirteç kullanırız. Kimyasal belirteçler çok ilginç maddelerdir. İçinde bulundukları ortamda elektrona aç kimyasallar varsa, örneğin asitler gibi, başka bir renk, elektronu fazla kimyasallar varsa, örneğin kostik gibi, başka bir renk verirler. Yani pek sır tutamazlar, hemen kendilerini belli ederler. Bizim bromfenol mavisi belirteç olmasına belirteçtir de üstelik dokuz numara miyoptur. Bu nedenle yağ asidine bağlanmış kostiğin sodyum atomunu kostik sanır ve hemen maviye döner. Biz de onun bu özelliğini kullanır, kötü adamların kötü yağlarını yakalarız.
Gerekli malzemeler;
- Ağzı cam kapaklı (şilifli) mezür (100 ml) - Bromfenolmavisi (%95’lik etil alkoldeki %0,1’lik çözelti) – Hazır satılıyor - İçinde %2 su bulunan aseton. (Hazır satılıyor) - 50 ml mezür - 0.01 N HCl - 0.01 N NaOH
Deneyin yapılışı;
Gerçekte bu deney bazı kaynaklarda çok basit olarak anlatılmaktadır. Örnek olarak aşağıdaki anlatım eski bir kitaptan alınmıştır.
Bir deney tüpüne 10 ml aseton ve bir damla bromofenol mavisi katılır. Çözelti sarı renkli olmazsa deney tüpü mavi renk kayboluncaya kadar asetonla yıkanmalıdır. 10 gr kadar numune deney tüpüne alınır, temiz bir tıpa ile kapatılır, çalkalanır ve dinlenmeye bırakılır. Üstteki aseton fazın mavi bir renk alması sabunun bulunduğunu gösterir.
Sabun deneyini yukarıdaki gibi yaparsanız ancak çok büyük miktarlardaki sabun kalıntısını yakalayabilirsiniz. Çünkü aseton her ne kadar kimyaca nötr gibi durursa da gerçekte içinde asidite barındırabilir. Ve bu asit deneyin çalışmasını engeller. Dahası, bromfenol mavisi, bazik yönde daha kararsızdır. Kolayca bozunur ve bozunma ürünleri de mavi renklidir. Dolayısıyla uzun süre bekletilirse, bu kez de sürekli sabun bulmaya başlarsınız. Hatta saf zeytinyağında bile sabun gösterir. Dolayısıyla her deneyden önce asetonla karıştırılan bromfenol mavisinin nötralize edilmesi gerekir. Ancak böyle yaparsanız düzgün sonuçlar elde edebilirsiniz.
Öte yandan bromfenol mavisi her türlü sabun kalıntısına karşı çok duyarlıdır. Bu nedenle iyi yıkanmamış cam malzemelerdeki kalıntı sabunları da gösterebilir. Böylece aslında karışık olmayan yağları, sadece kullandığınız cam kaplardaki kirlilikler nedeniyle sanki karışıkmış gibi bulabilirsiniz. Özelikle numune kaplarına çok dikkat edilmelidir. Benim önerim, deneyin her zaman aşağıdaki gibi yapılmasıdır.
Deneyin yapılışı:
1- 50 ml %2 su içeren aseton alınır, üzerine 1 damla bromfenol damlatılır. Karışım mavi renkte olacaktır. Üzerine 0.01N HCl’den 1 damla damlatılır. Mavi renk hafif bir karıştırmayla hemen sarıya dönerse çözeltiniz hazır demektir. Ama çoğu kez mavilik hafif bir sararmanın ardından geri döner. 1 damla daha asit damlatırsınız. Şimdi sarı rengi elde etmişseniz sorun yoktur. Ne yazık ki her zaman bu kadar şanslı olamazsınız. Sarı rengi elde etmek için 5-6 damla asit vermeniz gerekecektir. Şimdi deneyde şöyle bir sorun çıkmıştır. Aseton çözeltisi artık gerçekten asidiktir. Bu kez de üzerine 0.01 N sodyum hidroksit damlatırsınız. Sarı renk bir an mavileşir sonra yeniden geri gelir. Dikkatle damla damlatmayı sürdürürsünüz. En sonunda tek bir damla ile aseton mavi olur ve sarı renk geri gelmez. Yani ortam bu kez de bazik olmuştur. Yeniden sarı rengin elde edilmesi için üzerine son bir 0.01 N HCl damlatırsınız. Karışım sarıya döner ve öyle kalır. Aseton çözeltinizi kullanıma hazırdır. 2- 100 ml’lik cam kapaklı mezüre 20 ml kadar zeytinyağ numunesi konur, şiddetle çalkalanarak zeytinyağ boşaltılır. Bu işlem 1-2 kez daha yinelenerek mezür iyice yıkanmış olur. 3- Numune yağ ile yıkanmış mezüre 40 ml zeytinyağ ve 25 ml aseton çözeltisi konur, ağzı kapatılarak iyice çalkalanır ve bir kenarda dinlenmeye bırakılır. 4- Üst tarafta toplanan aseton çözeltisinin rengine bakılır. Eğer mavi renk varsa sabun bulunmuş yani yağ başka bir bitkisel yağla karışık demektir. 5- Yukarıdaki işlemler, içinde sabun olmayan saf zeytinyağ ile aynen yinelenir ve onun rengine bakılır. Aseton çözeltisinin renginde bir değişme olmamalıdır. Eğer o da mavi olmuşsa, küfür serbesttir. Çünkü kullandığınız malzemeye bir yerden kalıntı madde girmiş demektir. Her şey temizlenip yeni baştan yapılır.
Sabun deneyinin son derece kararsız yapısı nedeniyle uygulanması kolay değildir. Zaten bu nedenle de pek yaygınlaşmamıştır. Örneğin deney sonunda açık yeşil bir renk elde edebilir, ne söyleyeceğinizi bilemezsiniz. Ben deneyin duyarlılığını ölçmek için HPLC ile analiz edilmiş yağları yeniden çalıştım. %5-10 arasındaki bitkisel yağ karışımını bile yakalayabilirsiniz. En önemli sorun, inanmayacaksınız ama, kapları temizlemektir. Çok küçük bir kirlilik bromfenol mavisinin sarıdan maviye dönmesine yol açıyor.
7- Halfen Testi Önceki çalışmamızda zeytinyağına en çok karıştırılan ayçiçek yağının kırılma indisine göre nasıl belirlenebileceğini gösteren grafikler çizmiştik. Aynı grafikleri pamuk yağına göre çizerseniz daha dehşetli bir durumla karşılaşırsınız. Çünkü en düşük değer %50’lerde gezmektedir. Yani %50 pamuk yağı ile karışık zeytinyağının kırıma indisi, yasal sınırların içinde kalabilmektedir. Elbette zeytinyağının değerlerini daraltarak daha düşük karışımları bulabilirsiniz. Ama ne yaparsanız yapın, ayçiçek yağındaki rahatlığı yakalayamazsınız. Zaten yağ kimyasında, kimyasal olarak her türlü yağı anında ortaya çıkaracak tek bir yöntem ne yazık ki yoktur. İşte Halfen testi, yalnızca pamuk yağına yönelik özel bir analizdir. Kolay uygulanır, çok net sonuçlar verir. Gerçi biz laboratuarcılar en kolayı bile zor anlaşılır hale getirmeyi pek severiz ve bu nedenle renk kırılması denilen bir tartışmayı yaşar dururuz ama siz bize bakmayın.
Halfen testinin önemi, pamuk yağının zeytinyağına en çok karıştırılan ikinci yağ olmasından kaynaklanır. Öncelikle pamuk yağ elde etmek kolaydır. Dahası kırmızımsı rengiyle zeytinyağa büyük ölçüde uyum sağlar. Ve en önemlisi, piyasadaki en ucuz bulunan yağlardan bir tanesidir.
Bu deneyi ilk kez yapacakların aç karına işe koyulmaları önemle duyrulur. Çünkü deney sırasında öylesine berbat bir koku çıkar ki midenizde ne varsa boşaltırsınız. Dolayısıyla boş mideyi boşaltmak, dolu mideyi boşaltmaktan daha kolaydır. Diğer bir uyarı, deneyi asla kapalı bir yerde yapmamaktır. Çeker ocak bir süre idare eder ama yine de siz bahçeye, açık alana çıkın. Son bir uyarı daha. Bu deneyi asla çıplak alevle yapmayın. Çünkü çıkan gazlar çabuk tutuşma özelliğine sahiptir, yangın çıkarabilirsiniz. Şimdi, buyurun laboratuara.
Deneyin kuramı: Pamuk yağının içinde doğal bir antioksidan ve boyar madde özelliği gösteren gossipol adında bir madde vardır. Gossipol kükürt ile tepkimeye girerse, kendisine göre daha etkili bir kırmızı boyar madde üretir. Yağda aynı koşullarda benzeri bir ürün verecek kimyasal madde bulunmadığından, deney sonunda kırmızı renk elde ediliyorsa, zeytinyağına pamuk yağın karışt | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||