13.08.2007



Genetiği Değiştirilmiş Ürünler Zararlı mı? Zararsız mı?


Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünlerin Türkiye'ye girmesinin önünü açan 26 Haziran tarihli Tarım Bakanlığı Talimatı, daha uygulanmadan 27 Temmuz'da yine Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker imzalı yazıyla yürürlükten kaldırıldı.

Genetiği Değiştirilmiş Ürünler, on yıldan fazla süredir tüm dünyada tartışılmakta; zararları, olası faydaları konuşulmakta.

Bu yazıda ben sizlere GDO (genetiği değiştirilmiş organizmalar) hakkında hem kendi fikirlerimi iletmek hem de konuyu olabildiğince basit şekilde anlatıp, kendi kararınızı oluşturmak veya berkitmenize yardım etmek istiyorum.

Öncelikle GDO’ nun ne olduğunu açıklayalım. (Bu açıklamayı yaparken tarımsal üretimde GDO’ yu anlatacağız.)

GDO Nedir?

GDO (genetiği değiştirilmiş organizmalar), basit anlatımı ile bir canlının embriyo hücresindeki DNA kodunu değiştirmek demektir.

Neden GDO Tekniğine İhtiyaç Duyulur?

Bir tarımsal ürünü bol ve kaliteli üreterek iyi gelir elde etmek, günümüzde bazı şartları yerine getirmeye bağlıdır. Bu şartlar:

1- (Bitkiler için) Ürettiğiniz bitkilerin hastalıksız ve sağlıklı yetişmesi
2- Ürünün güzel görünmesi ve müşteri isteklerine uygun özellikleri içermesi.
3- Birim alandan maksimum ürün elde edilmesi.

İşte tüm bu koşulları sağlamak için ilaçlar, gübreler kullanmanın yanında tarımı yapılacak ürünün DNA kodunu değiştirmek de karlılığı arttıracak bir unsurdur.

GDO Olmaz İse Açlık mı Olur?

Dünyadaki tarımsal üretim ve tüketime baktığımız zaman bazı bölgelerde açlık ve bazı bölgelerde fazla tüketim olduğunu görebiliriz. Dünyada ortalama bir insanın günlük kalori ihtiyacı 2000 ila 3000 kalori arasında değişmektedir. 2001-2003 yılı FAO verilerine göre dünya nüfusunun büyük kısmı günde 3000 kalori ve üzeri enerji tüketirken genelde Afrika ülkelerindeki küçük bir nüfus günlük 2000 kalori ve civarı enerji tüketmektedir. (Kaynak:http://faostat.fao.org/Portals/_Faostat/documents/pdf/sources_of_dietary_energy_
consumption.pdf) Tabii ki açlık incelenirken sadece enerjiye değil, protein tüketimine de bakmak gerekir. Protein tüketimi incelendiğinde ülkenin gelişmişlik düzeyi arttıkça protein tüketiminin arttığı bilinmektedir.

Sonuçta konuyla ilgili çalışan tüm araştırmacı ve ilgililer bilmektedir ki açlık bir tarımsal üretim değil, gıda dağıtım sorunudur. Üretim yeterlidir ve daha uzun süre yeterli olacaktır. Ancak gıda ihtiyaç sahibine yeterli seviyede ulaşamamaktadır.


GDO’ yu kimler ister?

GDO’ yu en başta ürün geliştirebilecek sermaye birikimi ve sağlam dağıtım alt yapısı olan uluslar arası firmalar ister. Çünkü bu ürün ile GDO üretimi yapamayacak kadar küçük bir çok firmaya karşı büyük rekabet avantajı sağlarlar.

Bir de pek bilinmez ancak GDO’ yu, konu ile ilgili çalışan bilim adamları ve araştırmacılar isterler. Düşünün ki çok iyi yemek yapıyorsunuz. Bunun için yıllarca eğitim aldınız ve gerçekten yaptığınız yemekler öğrendiklerinizin hakkını verecek kadar iyiler. Birileri bir gün size diyor ki “yaptığın yemekler zararlı, artık yapma !”. Doğal olarak siz de yaptığınız yemeklerin zararlı olmadığını savunmak ister, bunu ispatlamaya çalışırsınız. Aksi halde yıllar süren araştırma, çaba ve masraflar boşa gidecektir.

Ben de bir süre GDO’ lar konusunda araştırma yaptım ve bilgiler edindim. İnsan böyle bilgiler edinince elbet bu bilgilerini ürüne dönüştürerek kullanmak istiyor. Çevremde konuyu araştıran ve bilen birçok araştırmacılar, aslında herkesin olduğu gibi üçe ayrılmış durumda. Birinci büyük grup GDO’ nun mutlak gerekli olduğunu savunanlar. İkinci daha küçük grup kafası karışık olup, soruna genel bir karar verilmesini bekleyenler. Sonuncu ve en küçük grup ise araştırmayı yaptığı halde konuyla ilgili ürün üretilmesine karşı çıkan ve GDO’ lara karşı olanlar.

Benim düşünceme göre bir konuyu en iyi bilen grup, belli bir düşüncenin kabul edilmesini isterse, o düşünce zamanla mutlaka kabul edilir.

Yani araştırmacılar ve bilim adamları ve onları finanse edenler (çünkü bu araştırmalar büyük masraflar gerektirir) eğer GDO’ nun zararlı olmadığını söylemeye ve ispat etmeye kararlılarsa ve GDO’ nun zararsız olduğunu söylemek birçok kişi ve kurumun bol para kazanmasını sağlayacaksa, bu sav bir gün mutlaka kabul edilecektir.

Tüm bu bilgilerden sonra http://groups.google.com.tr/group/hayvancilik/attach/7c5439b3878da1cd/ HAYBESBILDER+GDO+RAPOR.doc?part=5 internet adresinde detay içeriği bulunan raporun sonuç kısmında belirtilen değerlendirmelere cevap vermek istiyorum. Bu cevaplar maddelerde bahsedilen yargıları çürütmek amaçlı değil, konuyu değerlendirmek ve açıklığa kavuşturmak amaçlıdır.

Hayvan Besleme Bilim Derneği GDO Raporu Sonuç Bildirgesi (cevaplarım her maddenin altında olacaktır):

1-Rapora konu olan dernekler tarafından iddia edildiği gibi bu tip yem kaynaklarının GDO ile ilgili yasal düzenleme yapmış ülkelerde kabul edilmediği yönündeki ifadeleri gerçeği yansıtmamaktadır.

Cevap 1: Burada şu konuyu açıklığa kavuşturalım: bir ülkede tüm GDO’ lu ürün veya yemlerin bir anda kabul veya ret edilmesi diye bir şey söz konusu değildir. Buna göre ülkelerin GDO’ lu ürün kabul ölçütleri vardır. Örneğin GDO’ lu bir mısır çeşidini üreten firma öncelikle ürününü satmak amaçlı, satışı yapmak istediği ülkeye başvuru yapar. Bu başvuruyu alan ülke komisyonu, ürünün ne şekilde GDO yapıldığını inceler. Ürünün DNA’ sındaki genetik değişimin yüzdesine bakar. Daha sonra çok, ama çok kapsamlı bir risk analizi uygular. Tüm bunların sonucunda ilgili ürünün ülkede kullanımına kısmen izin verebilir. Kısmen diyoruz çünkü tam izin hemen çıkmaz. Mesela 2003 yılında yem olarak kullanımına, 2004 yılında insan gıdası olarak kullanımına ve 2005 yılında ülkede tarımsal olarak üretiminin yapılmasına izin verebilir. (Detaylı bilgiyi www.oecd.org/biotrack web sitesinde bulabilirsiniz.) Bu bağlamda komisyon DNA’ daki değişimin ülkenin belirlediği ölçütlerde yüksek olduğunu belirlerse ürünü tamamen reddedebilir. Yine ürünün polen kaçışı ve birlikte yetiştirilebilirlik açısından çevre riskleri barındırdığını düşünüyorsa ürünün ülkede tüketimine izin verip, tarımsal olarak üretimini yasaklayabilir.

Evet, dünyada birçok ülkede GDO’ lar yasak değildir ancak yukarıda bahsettiğim kurallar sıkı sıkıya uygulanmaktadır. Oysa ülkemizde akredite hatta akredite olmayan bir GDO analiz laboratuarı bile yoktur. Eğer ülkemizde gerekli yasa ve yönetmelikleri oluşturur ve yukarıda anlattığım gelişmiş ülke GDO onay yöntemini uygulayabilirsek, o zaman GDO’ ların kullanımına izin verip vermemeyi düşünebiliriz. Şu anda bundan bahsetmek bile komiktir.

2-GDO mısır kullanılarak hayvanlar üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar; Mısır ve diğer GDO yemlerin hayvanlara yedirilmesinin onların sağlığı ve ürün güvenliği açısından her hangi bir risk oluşturmadığını göstermektedir.

Cevap 2: Bu madde çok doğru ve gerçekçi değildir. Lakin:

A- “ALEXANDER, T., W., REUTER, T., AULRICH, K., SHARMA, R., OKINE, E. K., DIXON, W. T. &MCALLISTER, T. A. (2007) Canlı hayvan üretiminde biyoteknoloji yoluyla elde edilen yeni bitki moleküllerinin tespitinin ve akıbetinin incelenmesi. Animal Feed Science and Technology. 133, 31-62.”

kaynağında detaylı şekilde açıklandığı gibi GD’li bitkiler ile beslenen hayvanların ürünlerinde (et, süt, yumurta) halen güvenilebilir ve geçerli bir izleme tekniğinin bulunmamaktadır.

B- Hayvanlardaki izleme tekniği halen güvenilebilir ve geçerli değildir ancak insanlarda yapılan bir çalışmada, GD’ li soya yedirilen 19 denekten birinin stomasında bulunan GD miktarı maksimum 3,7% olarak tespit edilmiştir. Bu önemli bir bulgudur ve GD’ li bitkisel ürün tüketen canlıya GD’ li ürünün hücresinden DNA aktarımının olabileceğinin ispatıdır.

Kaynak: NETHERWOOD, T., MARTIN-ORUE, S. M., O’DONNEL, A. G. GOCKLING, S., GRAHAM, J., MATHERS, J. C. & GILBERT, H.J. (2004) İnsan gastrointestinal yolundaki transgenik bitki DNA’sının kalıntılaşması tespiti. Nat Biotechnol, 22, 204-9.

C- Dünya çapında yapılan GDO analizleri hala tam doğru ve sağlıklı değildir. GD’ li bir bakteri içeren süt ile organik ve GD içermeyen bakteriye sahip iki aynı süt örneğinden ikisi de GD’ li veya ikisi de GD’ siz gibi sonuçlar çıkabilmektedir. Dünya çapında analiz etkinliği düşüktür. Bunun temel sebebi, insanlık olarak daha hücre içi işleyişin maalesef ancak küçük bir kısmına vakıf olabilmemizdir.

D- DNA sırlarını tam çözmemizin daha asırlar alacağı büyük bir kütüphane, büyük bir sır küpüdür. Ancak net bildiğimiz bir özelliği vardır ki, insan çoğalırken mevcut DNA kodunun kopyasının yarısını çocuğuna aktarır. Belki bir-iki nesil GDO’ lu gıda tüketiminin hiçbir zararı olmayacaktır. Ancak her kuşakta biriken GD DNA kodları, belki üç kuşak sonra tüm insanlığın geri dönüşsüz şekilde yok olmasına sebep olacaktır. Şu an kimse bu iddiayı net olarak ret edebilecek bilgiye sahip değildir. Söz konusu savı çürütmenin tek yolu insan üzerinde en az üç kuşak (belki daha fazla) in vivo (gerçek ortam) denemeleri yapmaktır. (Farelerle ve tavuklarla yapacağımız denemeler net sonuç vermeyecektir. DNA kodlarımız ve yaşam koşullarımız farklıdır.) Bence bu denemeyi yapmadan kimsenin konuyla ilgili net ve doğru sonuç bilgisi vermesi mümkün değildir.

3-GDO mısır da dâhil GDO yem kaynakları dünyada pek çok ülkede olduğu gibi, Avrupa Birliği ülkelerince de ithal edilmekte ve hayvan yemi olarak kullanılmaktadır.

Cevap 3: Doğrudur. Ancak bu, birinci maddede açıkladığım sıkı risk analizleri yapıldıktan sonra, tedrici onay yöntemi ile yapılmaktadır.

4- Avrupa Birliği yasaları GDO ürünler yasaklamamaktadır. Ancak oldukça katı bir prosedür sonucu bu tip ürünler onay alabilmektedir. Mevcut durumda 8 GM yem maddesinin (4 mısır, 3 kolza, 1 soya) Avrupa Birliğine ithalatı ve hayvan yemi olarak kullanımında hiçbir engel yoktur.

Cevap 4: Doğrudur. Birinci maddede açıkladığım sıkı risk analizleri yapıldıktan sonra, tedrici onay yöntemi ile yapılmaktadır.

5-Avrupa Birliği ilgili yasaları bu tip hammaddeler eğer yem olarak kullanılacaksa etiketlemeyi zorunlu kılmaktadır. Ancak GDO yemleri yiyen hayvanlardan elde edilen et, süt, yumurta vb. ürünlerin etiketlenmesi zorunlu değildir ki; bu GDO yemlerin güvenli olduğunu, risk yaratmadığını gösteren önemli bir yasadır.

Cevap 5: Daha önce bilimsel verilerle gösterdiğimiz gibi hayvansal ürünlerde GD izleme teknikleri hala yeterli değildir. Bu sebeple hayvansal ürünlerde etiketleme yapılmaması bence GDO yemlerin güvenli olduğunu göstermez. Bu durum ancak GD yemle beslenen hayvanların ve bu hayvanların ürünlerinin izlenebilirliğinin imkânsıza yakın olduğunun ispatıdır. Gelişmiş ülkeler gelişmemiş ülkelerden farklı olarak, kontrol edemedikleri durumları yasalarla tanımlayarak gülünç duruma düşmemeyi başarırlar.

Bu arada etiketleme konusu da ilginç bir konudur. Evet, eğer GD gıdaların ülkeye girişine izin verilecekse mutlaka etiketleme yapılmalıdır. Ancak yüzde kaç oranında genetik değişime izin verilecektir? Cevabı aranacak en öneli soru bu olmalıdır.

Avustralya, Yeni Zelanda ve Avrupa Birliği' nde % 1 ve daha fazla GDO içeren gıda ürünleri için etiketleme zorunluluğu olmasına karşın, Japonya' da bu oran % 5' tir. Güney Kore' de ise ürünün içerisindeki ilk beş maddede (the top 5 ingredients), GDO oranının % 3 ve üzeri olması durumunda etiketleme zorunludur (Jurgens, J., 2006. Genetically modified organisms, Siliker, Inc. Iowa Laboratory, http://www.silliker.com/html/labservices_gmo.php)

Buna göre Türk insanının hayati risk alma oranı yüzde kaç olarak ve kim tarafından belirlenecektir? Yasayı çıkaracak yetkililer nasıl bir vebal altına girecek olduklarının bilincindeler midir?

6-Avrupa Birliği ülkelerinde de GDO mısır ekimi yapılmaktadır.

Cevap 6: Doğrudur. Ancak GDO ürün üreticileri ve üretim izinleri ile ilgili yüne çok sıkı kurallar ve yasalar vardır. Ayrıca her Avrupa ülkesinde kurallar ülkeye özgü ve farklı farklıdır. Buna göre:

İspanya’ da çiftçi tohum ekimine hazırlık, arazinin bakımı, hasat edilmiş arazinin işlenmesi gibi işlemler sırasında GD tohum tedarikçisi ve çiftçi arasında sözleşmeye bağlanmış yükümlülüklere sıkı sıkıya uymalıdır. Diğer araziler ile GD ürün üretilen araziler arası 50 metre güvenlik mesafesi bırakılmak zorundadır. Konvansiyonel ürünlerin çiçeklenme süresince kazara oluşacak çapraz bulaşmayı önlemek için GD ürünlerin tahmin edilen çiçeklenme zamanı beyan edilmelidir. Tüm bunlara ek olarak, dört sıra konvansiyonel mısır ekilmiş bir tampon bölge, GD polen tuzağı gibi işlev görecektir (Kalla, 2005).

Danimarkalı GD çiftçisi, komşularına izin verilmiş bir GD ürün yetiştirme niyeti olduğuna dair bilgi vermelidir. Bu bilgilendirme resmi bir tescil olarak sunulur. GD üreticisi aynı zamanda, hangi GD ürünü üretiyor olursa olsun yasal bir zorunluluk olan "GDO lisansı" alabilmek için GD üreticilerine özel bir eğitim almak zorundadır. Danimarka tohum sanayi, bazı GD ürünlerde (kanola, çim ve yonca gibi) ayrıştırma toleransının % 0,1 seviyesinde olması dolayısı ile teknik sorunlar öngördüğü için bu ürünleri geçici olarak durdurmuştur (Kalla, 2005).

Almanya'da, % 0,9'dan daha az GD içeren ürün teslim etmek için bir sözleşme imzalamış olan GD-dışı ürün üreten çiftçi, söz konusu üründe eşik seviyenin aşılması durumunda, GD üretim yapan komşu çiftçileri Alman yasalarına göre ortak sorumlu gösterebilir. İzin verilmiş GD ürünlerle ilgili olası kaza durumunda sözleşme şartlarından doğan yükümlülükler, GD üreticisi çiftçi tarafından karşılanır. GD üreticisi çiftçi, elinden gelenin en iyisi ile tüm güvenlik önlemlerini almış, tüm ayrıştırma protokollerini uygulamış olsa da kaza durumunda sözleşme şartlarından doğan yükümlülükleri karşılamak zorundadır (Kalla, 2005).

Kaynak: Kalla, R., 2005. European national laws for coexistence of crops – implications for Australia. Director Korn Technologies, (http://gmopundit2.blogspot.com/2005/11/
european -national-laws-for-coexistence.html).

7-Ülkemizde ‘Ulusal Biyogüvenlik Yasası’nın uzlaşma sağlanarak çıkarılamamış olması büyük bir eksikliktir. Ancak siyasi hataların faturasını hayvancılık sektörüne çıkarmak doğru bir yaklaşım değildir.

Cevap 7: Bence sorun genel anlamı ile ülkesel ideoloji eksikliğidir. Hükümetler değiştikçe değişen ideolojiler, yasama birimlerinin karar vermesini zorlaştırmaktadır. Ancak yine de detaylı araştırmalar yapılmadan GDO’ lara izin vermeyen ve tüm küresel baskılara göğüs geren devletimiz ve bu konuda büyük gayret sarf eden sivil toplum kuruluşlarımızla gurur duyuyorum. Doğrudur, istem dışı olarak GDO’ lar ülkemize girmiştir ancak milli irade bunu hala resmen onaylamamıştır. Kuvvetle muhtemeldir ki bu duruş, birkaç nesil sonra tarihte milletimizin takdir edileceği bir sonuç doğuracaktır.

8-‘Ulusal Biyogüvenlik Yasası’nın kabulüne dek bu konunun speküle edilmemesi gerekir. Zira insanlarımızın endişeye sevk edilerek, son derece değerli, biyolojik değeri yüksek gıdalardan uzaklaştırılmaları, mahrum bırakılmaları vebali kaldırılamaz bir davranıştır.

Cevap 8: FAO verilerinden de gördüğümüz kadarı ile dünya açlık içerisinde değildir. Olan kesimlerinde ise sorun üretimle değil lojistik ile ilgilidir. Ülkemizde kişi başına kalori tüketimi 3000 ve üzeridir. (Kaynak:http://faostat.fao.org/Portals/_Faostat/documents/pdf/
sources_of_dietary_energy_consumption.pdf) Dolayısı ile ülkemizde de açlık sorunu yoktur. Açlık ülkemiz için de bir lojistik ve dağıtım sorunudur. Buna göre insanlarımızın gıda güvenliği açısından güvenliği tartışılır olan GDO’ lardan korunuyor olması bir vebal değil; olsa olsa diğer milletlerin elde edemediği nadir bir mükâfattır.

9-GDO ham maddeler Avrupa Birliği de dahil tüm dünyada kullanılan güvenli yemler olması nedeni ile derneğimiz bu konuda bir girişimde bulunmamıştır. Aksi bir durumda, hayvan sağlığı ve elde edilen ürünlerin güvenliği konusunda en ufak bir endişe ve bilimsel veri olması halinde buna ilk karşı çıkacak kurum HAYVAN BESLEME BİLİM DERNEĞİ olacaktır.

Cevap 9: Çok değerli dernek üyelerinin yukarıda yazdıklarımı tekrar tekrar okuyup, verdiğim kaynakları incelemesi sonucu yeni bir yargıya varmasını gönülden dilerim. Talep etmeleri halinde www.tarimsal.com  web adresinde detayı bulunan "TARIMDA GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR" adlı çalışmamı kendilerine armağan etmekten memnun olurum.

Maalesef bazı yolların, karar verip ilk adım atıldığı anda geri dönüşsüz olduğunu bildirir, herkese saygı ve sevgilerimi sunarım.

Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com


 

 

 

anasayfa