Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN‘ın 24 Mayıs 2007 tarihinde yaptığı ve
basına yansıyan konuşmasında, şu sözleri sarf ettiği
bildirilmektedir;
"Tarımda serbest piyasa koşulları oluşturulmalıdır. Böylece rekabet
oluşacak ve bu da gelişimi beraberinde getirecektir... Onun dışında
herkes yatıyor. Kaç tane ziraat mühendisi var. Kaç tanesi köylerde
Allah aşkına. Kaç bin tane, hepsi kalem efendisi"...
Ben bu ve benzeri açıklamaların, eleştirilerin her zaman çok faydalı
olduğunu düşünürüm. Lakin gelişme, olan ya da olma ihtimali görülen
bir sorunun tespiti yapılmadığı sürece mümkün olamaz. Bir sorunu
çözmek için önce sorunu teşhis etmek ve ardından çözüm yolları ile
ilgili görüşler alarak fikir üretmek ve sonunda kararlaştırılan
çözüm yöntemi ile ilgili harekete geçmek gerekir. Bu konu zaten
neden birçok ziraat mühendisinin işsiz gezmesi veya öyle görünmesi
ile de doğrudan bağlantılı.
Ülkemizde kaç ziraat mühendisi var? Gerçek ihtiyaç ne düzeyde?
Bu konuda, 2003 yılında Ziraat mühendisleri Odasından yapılan bir
açıklamaya göz atalım:
• 8. BYKP - Tarımsal Yapılar ve Yapısal Düzenlemeler ÖİK Raporu’na
göre; ülkemizde, kuru alanlarda 200 hektara bir ve sulu tarım
alanlarında 100 hektara bir teknik eleman istihdamı ile 157.500
ziraat mühendisine istihdam yaratabilecek bir potansiyel
bulunmaktadır.
• Buna karşılık, günümüze değin Ziraat fakültelerinden mezun olan
ziraat mühendisi sayısı 65.000’dir. (2003’ den 2007’ ye bu sayının
70.000 – 75.000 olduğunu, bunlardan 50.000 adedinin hayatta ve iş
görür durumda olduğunu umabiliriz.)
• Ülkemizde 20’si eğitim öğretim veren toplam 23 adet Ziraat
Fakültesi bulunmaktadır.
• Bu fakültelerden yılda yaklaşık 2000 Ziraat Mühendisi mezun
olmaktadır.
Nasıl ziraat mühendisi olunur?
Konuyu daha iyi anlamak için derinlemesine incelememiz gerekiyor.
Genelde ülkemizde bu ziraat mühendisi olma süreci maalesef % 80
oranında şöyle işler:
1- Bir lisenin Fen bölümünde okuyan bir öğrenci, üniversite
sınavlarına hazırlandığı sırada meslek seçmesi gerektiğini de kısmen
anlar. Ancak bu öğrenci için mesleklerden ziyade, çok daha kolay
anlaşılır olarak puanlar vardır. Ona göre yüksek puan almak, ileride
iyi bir iş ve dolayısı ile para sahibi olmak ile eş anlamlıdır. Bu
sebeple yüksek puanlı bölümleri yukarılara, düşük puanlı bölümleri
aşağılara yazar. Puandan sonra en çok dikkat ettiği husus,
üniversitenin bulunduğu şehirdir.
Burada bir açıklama yapmak istiyorum: Ben bölümümü böyle seçmedim.
Elime meslek rehberini aldım. En çok hoşuma gidenden en az gidene
doğru sıralamamı yaptım. Başta ziraat fakültesi zootekni bölümü
vardı. Meslekler rehberinde şöyle yazıyordu:
“Bu bölümü seçecek kişiler, açık havada dolaşmayı sevmelidirler.
Konuları hayvancılık ve bunların yemlerinin üretimi, yem bitkileri
tarımıdır. Aynı zamanda bitkisel üretim ağırlıklı 2 yıl temel tarım
eğitimi alırlar. Dersler büyükbaş-küçükbaş hayvan üretimi, bakım,
besleme, yem bitkileri, balıkçılık, arıcılık, ipek böceği,
tavukçuluk…” aklımda kalanlar bunlar. Daha sonra da üniversitelerin
öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayılarına baktım. (Bilgi
tedarikinde bunun çok önemli bir kıstas olduğunu düşünüyorum.) Bu
konuda o dönem birinci üniversite 13 öğrenciye bir öğretim üyesi ile
Boğaziçi Üniversitesi, ikinci ise 17 öğrenciye bir öğretim üyesi ile
Ege Üniversitesi idi. Bunları görünce, güzel bir bölüm, iyi bir okul
ve güzel bir şehir üçlemesi ile Ege Üniversitesi Ziraat
Fakültesinden birçok bölüm yazdım. Sanırım o dönem yaptığım
sıralamayı bir rehber öğretmene göstersem benimle dalga geçerdi.
Lakin sıralamam puana göre değil, benim isteğime göre idi. Sonuçta
en yüksek puanlı yer de olsa, o mesleği yapmak istemiyorsam ya da
yetkin bilgi alamayacaksam benim için değeri yoktu. Ayrıca 5
yaşımdan beri botanikçi olmayı düşünüyordum. Son olarak şöyle
düşündüm “Hem hayvanları, hem bitkileri görür-sever-öğrenirim; hem
de para kazanırım. Ayrıca tıp, veterinerlik, avukatlık gibi
mesleklerde olduğu gibi insanların sorunlarının-sıkıntılarının
değil, çözümlerinin-mutluluklarının uzmanı olurum…”
Sonuç olarak Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümünü
kazandım. O sırada da inanılmaz geliyordu, hala da inanılmaz
geliyor. İşimi o kadar seviyorum ki, farklı sektörlerden dostlarımın
“işten başka bir şey düşünmüyorsun” eleştirilerine maruz kalıyorum
kimi zaman. Onlara anlatması çok zor ama tarım benim önceden zaten
hobimdi, sonra işim de oldu. Şimdi hem iş hem hobimi aynı anda
yapabiliyorum.
Ziraat mühendisi olma sürecini açıklamaya devam edelim:
2- Daha 17 yaşında, iş hayatının, mesleğin, çalışmanın ne olduğunu
sadece filmlerden ve ebeveynlerinden/yakın çevresinden görmüş olan
öğrenci arkadaşımız, birinci maddede anlattığımız şekilde
sıralamasını yaptıktan sonra sınava girer. Bildiğim kadarı ile
yaklaşık 2.000.000 katılımcı arasından eğer ilk 50.000’ e girmeyi
başarırsa ve üstteki tercihlerini kazanamayıp da ziraat fakültesine
girmeyi başardıysa kendisini bir anda farklı bir mesleki dilin
konuşulduğu çok farklı bir yerde, dünyadaki tüm diğer sektörlerden
her bakımdan farklı bir sektörün bayraktarı olmaya aday adayı bulur
kendisini. Buradaki hocalar 4 yıl boyunca, sektörün ne kadar kötü
durumda olduğunu, işlerinin çok zor olduğunu, mesleğin güzel ancak
zor olduğunu anlatıp duracaklardır.
Burada yine bir anımı aktarmak istiyorum: 3. sınıfın ikinci dönemine
geldiğimize bir hocamız bize, kimlerin bu bölüme isteyerek girdiğini
sordu. Parmak kaldıranlar 20 kişilik sınıfımızda 3 kişiydik. Diğer
17 kişiyle konuştu, dertlerini-sebeplerini dinledi ve sonunda şöyle
dedi: “Buraya isteyerek veya istemeyerek geldiniz. Ancak biliniz ki
şu an 3. sınıftasınız ve 1,5 yıl sonra diplomanızı alacak ve bizim
gurur duymayı umduğumuz meslektaşlarımız olacaksınız. Eğer gerçekten
bu mesleği yapmak istemiyorsanız şimdi sınıftan çıkıp gidin. Çünkü
büyük bir hata yapıyorsunuz ve hala geri dönme şansınız var. Mezun
olduktan sonra buradakinden çok daha zor bir savaşın içerisine
gireceksiniz. Birer ziraat mühendisi olacaksınız ve emin olun işiniz
çok ama çok zor. Şimdi bırakırsanız, en azından başka bir bölüme
girme şansınız olur ya da bir işe çekirdekten başlayıp yükselme
şansınız olur. Mezun olduktan sonra bunlar daha da zor olacak.”
Bu konuşmanın ardından kimse sınıftan çıkmadı. Ancak sınıfın büyük
bölümü ilk defa olayın ne olduğunu anladı. Günlerce aralarında
konuşup tartıştılar ve ilk defa derslerine daha sıkı sarıldılar.
Sınıfın az bir kısmının amacı zaten sadece askere üniversite mezunu
olarak gitmek veya ne olursa olsun bir diploma almak olduğu için
onların tutum ve davranışlarında bir değişim olmadı.
3- En sonunda öğrencimiz mezun olur. Artık ne ile karşı karşıya
olduğunu tahmin etmektedir. İş aramaya başlar. Kamuda iş bulmak
hemen hemen imkânsız olduğu için özel sektöre başvurular yapar.
İstenenler bilgisayar ve İngilizce bilmek, B tipi sürücü ehliyeti,
seyahat sorunun olmaması ve erkekler için askerliğini yapmış
olmaktır. Erkek mezunlar kısa süre içerisinde askere gider. Bayanlar
iş arar. Olası işlerin genel yapısı şöyledir:
a. Tarım ilacı-yem-tohum vb. girdi satıcısı:
Yeni mezun ziraat mühendisimiz tarım ilacı-yem vb. ürün üreten,
satan bir firmaya girebilir. Bu duruma dere tepe dolaşıp belki de
inanmadığı ürünleri satacaktır. Bu arada firmanın ürünün kötü
olduğunu düşünürse yapabileceği bir şey yoktur. Ya üreticiyi
kandıracak ya da işi bırakacaktır. Çok dolaşma gerektirdiği için
genelde baylar seçilir. Evinize pek uğrayamazsınız. Evlilik
hayalleriniz, işe girdikten en az 10 yıl sonra gerçekleşebilir.
Emekli olana kadar bu işi yapmayı başarabilirseniz, sonunda ardınıza
baktığınızda göreceğiniz bir arpa boyu yoldur. Bu işi yapmış olmak
size saygınlık, farklı-değişik bilgiler sağlamaz. Sadece
geçinirsiniz.
b. Araştırma kurumu:
Kamu sektörünü saymazsak ülkemizde bu anlamda iş olanağı son derece
azdır. Bayanlar tercih edilir ancak dediğimiz gibi ihtiyaç çok
olmasına karşın sayıları azdır.
c. Tarım ilacı-yem-tohum vb. girdi üreticisi:
Uzun iş saatleri vardır. Zaten bir ziraat mühendisi günde 8 saat,
hafta sonu tatil çalışmayı umut etmemelidir. Bitkiler ve hayvanlar
tatil yapmaz, dolayısı ile bunların üretiminden sorumlu olanlar da
tatil yapmaz (açıkçası işverenler böyle düşünür. Oysa işbölümü,
paylaşım ve planlama denen modern yöntemler vardır ve ülkemizde
neredeyse hiç uygulanmaz). Ben ilk mezun olduğumda bir yem fabrikası
ve aynı firmanın balık üretim tesisinde birlikte çalışıyordum.
Haftada 90 saat, tatilsiz bir çalışma süreci idi. İş dışında hiçbir
şey yapmaya vakit yoktu. Yine işverenler, bayanları bu işlere pek
tercih etmezler.
d. Akademisyenlik:
Kadro almak çok zordur. İnanılmaz dedikodu ve torpil vardır. Birçok
kişi birbiri ile küstür ve herkesin kendi grubu vardır. Bu sebeple
de araştırmalarda hep aynı grupların adı görülür. Tüm koşulları
sağlayıp inatla kadro beklerseniz 5 yıl içerisinde kadro alabilme
şansınız oluşur. Bu 5 belki daha fazla yılın sonunda kadro
alamayanlar iş aramaya koyulur. Ancak fazla akademik düşündükleri
için sektöre adapte olmakta zorluk çekerler.
e. İlaç-Yem-Tohum Bayiliği:
Büyüdüğünüz, alışık olduğunuz ve çevreniz olan bölgede, bir dükkân
açıp içini dolduracak mali imkânınız varsa bir ilaç-yem-tohum bayii
açabilirsiniz. Burada da gerçekler ile kar arasında sıkışıp
kalırsınız. Ya üreticiyi doğru yönlendirecek ve az kazanacaksınızdır
ya da ne olursa olsun para kazanacaksınızdır. Ayrıca iyi bir tüccar
olmanız, para yönetimine hâkim olmanız şarttır. Tüm bunlara rağmen
şu an tarım sektörü için bence en faydalı kurumlardır.
f. Kalite – Gıda – Tarımsal üretim denetçiliği:
Eğer yabancı dil, bilgisayar ve benzeri birçok konuda gerçek anlamda
nitelikli iseniz, uzun süren eğitimler sonucu denetçi olabilirsiniz.
Bu iş potansiyeli ziraat mühendisleri için son yıllarda ortaya
çıkmıştır ve giderek daha çok önem kazanacaktır. Bu sayede
tüketiciler iyi ürün tüketmeyi garantilemekte, üreticiler ise
sürekli kontrol edilerek pazar taleplerine uygun ürün
üretebilmektedir. Ancak ziraat mühendislerinin denetçi olarak
çalışmaları için ilgili niteliklerin yanı sıra, denetleyeceği
sektörde uzun süreli deneyimi olması gerekmektedir. Bu sebeple yeni
mezunlar için ileriki aşamalarda düşünülmesi gereken bir iş
imkânıdır. Bayan ziraat mühendisleri de paketleme tesislerinde gıda
kontrolörü, laboratuarlarda laborant, arazide danışman olarak
başladıkları meslek hayatlarını denetçi olarak devam ettirebilirler.
g. Tarım Danışmanlığı:
Bu konu da yeni yeni başlamaktadır. Ana mantığı, tek bir üreticinin
bir ziraat mühendisini istihdam etmesinin pahalı ve gereksiz olduğu,
bir ziraat mühendisinin birden çok üreticinin üretimine destek
olabileceğidir. Konu ülkemizde çok ağır ilerlemektedir. Zaman
içerisinde daha sağlıklı bir yapıya oturması beklenmektedir. Yeni
mezunların da zamanla iş imkânı bulabileceği faydalı bir iş kolu
olmasının yanı sıra organizasyonu ve müşteri ilişkileri çok zorlu
olan ve bu sebeple anlaşmazlıkların olumsuzluklara yol açabildiği
bir alandır.
h. Tarımsal Üretim:
İşte tüm iş imkânları içerisinde en önemlisi… Lakin bir ziraat
mühendisi temelde tarımsal üretim yapmak için eğitim alır. Tüm
dersler bir tarım işletmesinin yönetilmesi ile ilintilendirilir.
Oysa ülkemizde, kendi mesul olduğu alanlar olan ziraat mühendisi
sayısı çok azdır. Bir ülkenin tarım sektöründeki başarısı, mevcut
tarım arazilerinin ziraat mühendislerince işletilmesi ile doğru
orantılıdır. Bence yeni mezun bir ziraat mühendisinin yapması
gereken, ne olursa olsun bir arazi edinmek veya kiralamak ve burada
üretim yapmak olmalıdır. Konu zor görünebilir ancak getirileri çok
tatminkâr ve diğer faydaları yetkin olacaktır. Araştırıldığı zaman
arazi kiralama, kredi alma, sermaye bulma gibi konularda mutlaka yol
alınabilir.
Tüm bunların sonunda gelmek istediğim konu şudur:
Ülkemizde tarım sektörü, diğer birçok sektörde olduğu gibi
üniversite mezunu eleman fazlası vardır. Lakin tam da tarım
sektöründe bu konu çok daha farklı boyutlardadır. Lakin bir ziraat
mühendisi için sorun sadece iş bulmak değil, kendisine uygun işi
bulmaktır. Sektörde yönetici konumunda olanlar bu durumu gayet iyi
bilirler. İstihdam etmek için ziraat mühendisi aradıklarında,
aylarca eleman bulamamakta ve iş gücü ihtiyaçlarını farklı yollardan
çözmeye çalışabilmektedirler.
Açıkçası işini yapmak isteyen ziraat mühendisi ilaç satmak, yem
fabrikasına tıkılı kalmak, yem-tohum satmak, ilaç bayisinde oturup
müşteri beklemek ya da telefon-bilgisayar başında oturmak istemez.
“Kalem efendisi” olmak istemez. Araziye, tarlaya, ahıra gitmek;
üreticilerle konuşmak; sektörün bileşenlerini organize ederek
araştırma-geliştirme yapmak, faydalı ve verimli çalışmalarda
bulunmak ister. Sektör bu imkânları sunmaz ise elindekini en iyi
şekilde değerlendirmeye çalışır.
Oysa devletimiz ve devletimizin karar alıcıları acımasızca
eleştirmek yerine şöyle bir düzenleme yapsalar; mesela ziraat
mühendisliği diploması olan herkese 100 dekar araziyi 49 yıllığına
bedelsiz kiralasalar. Bir de ilgili ziraat mühendisinin burada yapmayı
düşündüğü üretime, ziraat mühendisinin yapmış olduğu gelir-gider
hesabını da içeren projeye göre sermaye verseler ne kadar güzel
olur…
Bence bu yolla binlerce ziraat mühendisi, çok isteyip de
başaramadığımız bilgi-üretici-tarım arazisi buluşmasını
gerçekleştirirler. İhtiyaç duyulan bölgelerde, önceden belirlenmiş
teşvik edilesi projelere bu kaynağı ayırarak bölgelerin tarımsal ve
sosyal kalkınması gerçekleştirilebilir. Avustralya’ da karı-koca
ziraat mühendislerine devlet hektarlarca arazi bağışlıyor,
ev-araba-tekne ve (yabancı ülkelerden gelenlere) vatandaşlık
veriyor. Belki ülkemizin koşulları ile Avustralya çok farklı ancak
kısmen benzeri uygulamalar yapılabilir.
Neden düşünmüyoruz? Neden yapmıyoruz? Neden yasama ve yürütmeden
sorumlu en yetkili mercilerimiz, yasama-yürütmenin yanlış kararları
ve uygulamaları sonucu içinden çıkılmaz bir duruma sürüklediği
ziraat mühendislerini “kalem efendileri” diyerek acımasızca
eleştirmek yerine “nasıl çözeriz?” diye sormuyor. Ve çözümler
önümüzde örnekleri ile açıkken, neden çözmüyor?
Kim bilir, belki tarım ürünlerinin ülke çapında yeterli üretilemeyip
yurtdışından ithal edilmesi ve aile bireylerimizce satılması daha
çok işimize geliyordur ?!!..
Sevgi ve saygılarımla
Hakan Ozan Erzincanlı
(Kalem efendisi) Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com