27.04.2007



Organik Tarım Konusunda En Önemli Soruna Bir Çözüm Önerisi



Organik tarım, özellikle son 10 yıldır giderek artan oranda kullanılmaya başlayan bir kavram. 1940’lardan önce böyle bir kavram yoktu. Çünkü bir tarımsal ürünün organik ya da organik olmaması konusu, olabilirliğini düşünmeye hiç gerek olmamıştı. 1970’ lere kadar olan süreçte de pek ihtiyaç hissedilmedi. Ancak 1970’ ler sonrası insanlar, özellikle Avrupa halkları, tarımsal ürünlerin üretimi sırasında birçok kimyasal kullanıldığını, bu kimyasalların sağlığa ve çevreye zararlı olabileceği düşünülerek konu üzerinde odaklanılmaya başlandı ve görüldü ki tarımsal ürünlerde hastalıklara karşı kullanılan ilaçlar, bu ürünleri tüketen insanların da sağlığını olumsuz etkileyebilmekte. Görüldü ki kullanılan gübreler yeraltı sularını tehdit ediyor, ürünleri lezzetsizleştiriyor, toprakları bozuyor ve en önemlisi “gelecekte acaba o eskiden yediğimiz mis gibi gıdaları bulabilecek miyiz? Çocuklarımız, torunlarımız bunları tadabilecek mi?” sorusunu sormamıza yol açıyordu.

Peki, organik tarım tam anlamıyla nedir? Açıkçası bu konuda benim dahi çok şikâyetim var. Açık açık bu kavramın ne olduğunu, neleri içerdiğini bilmiyoruz. İnternette yaptığım kısa bir arama sonucu aldığım organik tarım tanımlarına gelin bir göz atalım:

Tanım 1- "Organik Tarım, kelime itibariyle sentetik ve kimyasal ilaçlar ile gübrelerin kullanımının yasak olduğu kontrollü bir üretim şeklidir”.

Sorgulama 1- Bu ifadeden anlıyoruz ki organik tarımda sentetik ve kimyasal ilaçlar ve gübreler yasaktır ve bu üretim kontrollüdür. Peki, organik tarım sadece bu mudur?

Tanım 2- Organik (ekolojik/biyolojik) tarım; toprağı, havayı, suyu koruyarak ona zarar vermeden sürdürülebilir üretimi sağlamak; biyoçeşitliliği korumak, kontrollü ve sertifikalı üretim metodu ile tüketiciye sağlıklı ürünler sunmaktır.

Sorgulama 2- Bu bence daha iyi bir tanım.

Tanım 3- Ekolojik Tarım; üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir.

Sorgulama 3- Bu tanım daha çok gıda güvenliği kaygılarına odaklanmış bir tanım. Tam olarak açıklamıyor.

Tanım 4- Organik tarım, geleneksel tarımla karşılaştırıldığında daha az dış tarımsal girdilerin kullanıldığı, fakat daha çok biyolojik yoğunluğun yer aldığı alternatif bir tarım sistemidir.

Sorgulama 4- Evet bu da işin bazı kısımlarını açıklayan bir tanım. Hiç tarımsal girdi kullanmadan üretim yapmak söz konusu değil. O halde bu işin adı tarımsal üretim değil doğadan toplayıcılık olmalı. Ki onda bile girdi olarak işgücü var.

Tanım 5- Organik Tarım (Biyolojik, Ekolojik Tarım): Tarımsal üretimin insana ve çevreye zarar vermeden gerçekleştirildiği, ekolojik sistemde sentetik kimyasallar ve bu kimyasalların hatalı uygulamaları sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik bir tarım yöntemidir. Organik tarım bir “alternatif tarım” yöntemi değildir. Geleneksel tarımın, günümüz teknoloji ve koşullarında uygulanmasıdır. Konvansiyonel tarım ise “sentetik kimyasal tarım” olarak ifade edilmelidir. Sürdürülebilir, IPM, alternatif, iyileştirilmiş tarım yöntemleri organik tarım olarak değerlendirilemez. Bu tarım yöntemlerinde sentetik kimyasalların kullanımı kontrol altına alınırken organik tarımda sentetik kimyasal girdiler kullanılmamaktadır.

Sorgulama 5- İşte bir otorite daha çıkıyor ve az önce başka bir tanımcının “alternatif” dediğine “alternatif değildir” diyor. Kafamız daha da karışıyor.

Organik tarım yönetmeliğinde iyi bir tanım var gibi. Ancak buradaki tanım da organik tarımı açıklamıyor, organik tarım faaliyetlerini açıklıyor. Buna göre “organik tarım faaliyetleri: Toprak, su, bitki, hayvan ve doğal kaynaklar kullanılarak organik ürün veya girdi üretilmesi ya da yetiştirilmesi, doğal alan ve kaynaklardan ürün toplanması, hasat, kesim, işleme, tasnif, ambalajlama, etiketleme, muhafaza, depolama, taşıma, pazarlama, ithalat, ihracat ile ürün veya girdinin tüketiciye ulaşıncaya kadar olan diğer işlemlerini ifade eder.” denilmekte.


Daha da çok tanım bulabilir ve değerlendirebiliriz ancak okuyucuyu sıkmak istemiyorum. Burada bir gerçeği kısaca anlatmak istedim. Bu gerçek açığa kavuştuğunda şu sorular cevap bulabilecek:

1- Organik tarım neden yeteri kadar gelişmiyor?
2- Organik tarımsal üretim yapmak neden zor?
3- Organik ürünleri pazarlamak neden zor?
4- Neden tüketici istediği organik ürünü kabul edilebilir fiyata istediği zaman ulaşamıyor?

Açıkçası organik tarımın “ne” olduğu, nasıl yapılması gerektiği şu an itibarı ile tam belirli değildir. Tarım Bakanlığımızın yayınladığı yönetmelik elbette kimi konuları ortaya koyuyor (yönetmeliği http://www.tarim.gov.tr/arayuz/10/icerik.asp?efl=uretim/organiktarim/organik_tarim.htm&curdir=%5Curetim%5Corganiktarim&fl=organik.doc  web adresinde görebilirsiniz).

Ancak maalesef bu yönetmelik uluslar arası çapta denetlenebilir değil. Bazı kuralların nasıl olması gerektiğini ortaya koyuyor ancak bize tam olarak bir yol haritası çizmiyor. Sayın bakanımız bir beyanında, “tarım sektöründe entelektüeller yok, bu yüzden sektör gelişmiyor” demiş. Bu görüşe katılıyorum ve konuyla ilgili eleştirilerimi açıklayıp, düzeltmelerle ilgili yol almayı umuyorum. Bana göre en önemli sorunlar şunlar:

1- Mevcut yönetmelik, uluslar arası anlamda tanınır olabilecek yapıya haiz değil. Bu yönetmeliğin uluslar arası anlamda geçerli olabilmesi için öncelikle ISO 45011 standardına uygun yazılması gerekmekte.


2- Yönetmelikteki bazı izin verilen maddeler, uluslar arası alanda izin verilmeyen maddeler. Geçenlerde organik elma üreten bir tanıdığım bana elma iç kurdu ile nasıl savaşabileceğini sordu. Adını hatırlamadığım bir kimyasal adı söyledi. Dediğine göre bu kimyasal ülkemizde organik tarım için izinli ancak Avrupa’ da yasakmış. Bu durumda şöyle bir soru oluşuyor kafamızda: Avrupa’ nın organik ürünleri bizimkilerden daha mı organik?


3- Şu an bir üretici organik tarım üretimine başlamak istese elbette öncelikle bir sertifikasyon kuruluşuna gitmek zorunda. Oradan aldığı kimi yönergelerle üretimini yapmaya çalışıyor. Üretimle ilgili çalışmalar kontrolörler vasıtası ile yürütülüyor. Çok net bir sistem olduğu söylenemez. Bence sağlıklı yapı şöyle olmalıydı: devlet onay birimi olmalı, bir sivil toplum örgütü yayım birimi olmalı. Örneğin bu örgütün oluşturduğu teknik komite ve standart komitesi standartları yayınlamalı. Standartlar tüketici derneklerinden, üniversitelerden, bakanlıktan, perakendecilerden görüş alınarak çıkarılmalı. Ve bir de tescil ve sekreterya işlerini yürüten bir özel şirket olmalı. Başvurular bu şirkete gelmeli, başvuru başına kuruş bazında cüzi bir ücret alınmalı ki şirket faaliyetine devam etsin. Bu şirket ilgili bilgi ve raporları dönemsel olarak bakanlığa ve kamuoyuna açıklamalı.

Şu an maalesef organik tarımda sadece ülkemiz değil dünya çapında tam bir sistematik yapılanma yok. Bence organik tarım bu yüzden yeterince yaygınlaşamıyor.

Bu konuda en etkin çalışan uluslar arası kurum IFOAM. IFOAM’ ın uluslararası alanda geçerli olan bir standardı var ( http://www.ifoam.org/organic_facts/justice/pdfs/Guidance-Document.pdf  web adresinde görebilirsiniz). Ancak dünya çapında sadece bazı belgelendirme kuruluşları IFOAM standartları ile çalışıyor. Bence ülkesel bazda IFOAM ile anlaşmak ve ülkemizde yerel bir IFOAM bürosu açmak, organik tarım konusunda çalışan bir sivil toplum kuruluşunu bu standartları ülkemize adapte ederek tercüme eden bir birim haline getirmek ve bir (belki yarı resmi) bir şirket aracılığı ile belge ve sistem takibi yapmak çok faydalı olacaktır.

Böylece tüm dünyadaki ilgili çevrelerin eleştirilerine rahatça göğüs geren bir organik tarım sistemine sahip olunabilir. Böylece organik tarım ülke çapında kolayca yayılır. Zamanla organik tarımsal üretim bilgisine, organik ürünlere ulaşmak kolaylaşır; ürünlerin fiyatları makul seviyelere gelebilir ve organik ürün ihracatımız sağlıklı şekilde artar. Bu yöntemin uygun olduğunu düşünmemin sebebi, iyi tarım uygulamalarında Eurep derneğinin, Eurepgap standartlarında benzer yapıyı kurmuş olması. Şu an Eurepgap sistemi olabildiğince sağlıklı ilerliyor. Belge sayıları artıyor, üretici sürekli standardize edilmiş iyi bilgiye ulaşabiliyor. Sayı vermek gerekirse 2002 yılında 4.000 olan Eurepgap belgeli üretici sayısı şu an 50.000 in üzerinde. Bu sayı, grup üreticileri 1 belge aldığı için gerçek sayının çok daha fazla olduğunu düşünmeliyiz elbette.

Oluşturulacak iyi bir istemin acilen gerektiğine inanıyorum. Bana “Nasıl organik tarım yapacağız?” diye soran üreticilere göreceli olmayan, net cevaplar vermek istiyorum. Yukarıda bahsettiğim yapının organik tarım sektörünün bu en önemli sorununa iyi bir çare olacağını düşünüyorum.

Benim de üyesi olduğum “Organik Tarım Derneği” ile bu konuda çalışmalar yapmak, ilgili kişilere iyi ve doğru bilgileri uygun standartların şemsiyesi altında aktarabilmek istiyoruz. Bizimle bu çalışmalara katılmak veya organik tarım konusunda gönüllü çalışmalarda bulunmak isterseniz, www.otd.org.tr web adresinden, sembolik bir üyelik ücreti ödeyerek derneğimize üye olabilirsiniz.

Konu ile ilgili bilgi eksiğim veya hatalarım varsa affınızı diler, sözlerimi 20 yüzyıl öncesinden azat edilmiş bir köle olan Epiktetos lakaplı bir filozofun öğüdü ile tamamlamak isterim: “Yürürken bir çiviye basmamaya, ayağının burkulmamasına özendiğin gibi, seni yöneten aklın da çarpılmamasına özen!”

Saygı ve sevgilerimle,
Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com


 

 

 

anasayfa