18.07.2012

Sağlıklı Beslenemememizin Sebebi Endüstri Saplantısı ve Kar Hırsı mı?


Bugünlerde elime Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay’ ın “Karatay Diyeti ile Yaşam Boyu Sağlık” kitabı elime geçti. Açıkçası çok fazla hayvansal gıda önermesi sebebi ile bu diyet ve taş devri diyetine hep biraz eleştirel bakıyor ve derinlemesine incelemiyordum. Ancak bu sefer kitap bir şekilde elime geçti ve hızla içerisine daldım. Gördüm ki hayvansal gıda öneriliyor ancak bu önerilen hayvansal gıdaların tamamının özgür dolaşmış mera hayvanları ve bunların ürünleri olması şart koşuluyor. Endüstriyel, hapis, köle hayvansal ürünlerin zararlı olduğundan bahsediliyor. İşte buna katılıyorum. Buna katılıyorum ancak kitabı okurken de düşünmeden edemiyorum, kasabada yaşayan bir gıda-tarım uzmanı olmama rağmen bahsedilen hayvansal ürünlere ulaşmak benim için bile oldukça zor iken tüm gün koşturan ve süpermarket zincirlerine körü körüne bağımlı bir şehir insanı bu gıdalara nasıl ulaşır?

Ayrıca önerilen bütün gıdaların ilaçsız, hormonsuz, yapay gübresiz ve organik olmaları gerektiği bildiriliyor. Şeker ve glisemik indeksi yüksek karbonhidratların çok zararlı olduğu ve bunları tüketerek sağlıklı yaşamanın asla mümkün olmadığı belirtiliyor. Canan Hoca, ciddi bilimsel bulguları referans göstererek ambalajlı, gıda katkı maddeleri içeren endüstriyel gıda ürünlerinin tüketilmemesi gerektiğini, bunun yanı sıra gerçek gıda olan ve doğal olarak yetiştirilmiş ürünlerin (kimi durumlarda sınırsız olarak) tüketilebileceğini; bu durumun neredeyse tüm hastalıkları önleyerek insanları sağlıklı kiloda, güzel bir görünümde ve mutlu kılacağını belirtiyor. Ayrıca D vitamini almanın çok ama çok önemli olduğunu ve bunun ana kaynağının güneş olduğunu söyleyerek rutin güneşlenmenin önemine vurgu yaparken, şehirlerde hava kirliliği sebebi ile günün en sıcak-güneşli öğle saatlerinde bile güneş ışınlarının % 60’ ının emildiğini, cam arkasından alınan güneş ışınlarının D vitamini sentezlemeyi sağlayamadığını belirtiyor.

Tüm bunların yanı sıra günlük rutin spor yapmayan, fiziksel aktivitesi zayıf kişilerin de ne diyet yaparlarsa yapsınlar sağlıklı olamayacaklarını sürekli tekrarlıyor.

Bunun yanı sıra yine etkin olduğunu düşündüğüm bir başka diyet de ünlülerin kısa sürede hayatını değiştiren bir spor hocası Tonny Hill ve eşi beslenme uzmanı Karen Hill’ in uygulattığı diyeti inceledim. Yine neredeyse tamamen aynı/benzer şeyleri öneren ve sonuçları kolayca kısa zamanda görülen bir diyet. Temel kuralları şunlar (altta da benim yorumlarım olacak):

* Metabolizmanızın doğru hızda çalışması için uyku önemli. Gece en geç 23.00’te yatmalı ve sabah 07.00’de kalkmalısınız.

Uyku mutlaka çok önemli. Bu diyetin sıkı bir egzersiz programı ile beraber yürüdüğünü de unutmamak gerek. Ancak uyku programı illa burada bahsedilen gibi olmak zorunda değil. Günde iki-üç farklı zamanda da uyunabilir. Sağlıklı ve yeterli uyku ile vücut kendini tamir eder.

* Süt ürünlerinden uzak durun. Kahvaltıda peynir-ekmek yerine meyve ve yumurta yemeyi deneyin.

Süt konusu hala tartışmalar içeriyor. Net bilgilerimiz mevcut dünya düzeni ile gerçek sağlıklı süt ve ürünlerine ulaşmamızın oldukça zor olduğunu söylüyor. Canan Hoca süt ve ürünlerini önerirken Hill bunları tamamen kaldırmış. Sağlıklı süte ulaşmanın mümkün olmadığını varsayarak buna karar vermiş olması muhtemel.

* Günde en az iki litre su için. Kahve ve çay içerek su ihtiyacınızı karşıladığınızı sanmayın.

Bence su tüketimi sağlıklı bir insan organizması için en az diğer gıdaların tüketimi kadar önemli. Yani işin en az yarısı. Bu konuda Dr. Fereydoon Batmanghelidj’ in “Su / Hasta Değil Susuzsunuz “ adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. Dr. Batmanghelidj kitabında her kg vücut ağırlığı için günde en az 30 cc su tüketilmesi gerektiğini belirtiyor. Canan Hoca ve diğer tüm beslenme uzmanları da suyun önemini belirtmeden geçmiyor. Su bence de işin en az yarısı. Bu konuda sürekli bilgilenmek gerekli…

* Sabahları ılık suyun içine limon ve saf elma sirkesi ekleyerek içmek karaciğer ve böbrek temizliği için yararlıdır.

Uygulanabilir. Bu konuda pek bir yorumum yok.

* Gazlı diyet içeceklerden uzak durun.

Canan Hoca ev yapımı olmayan tüm paketli içeceklerin uygunsuz olduğunu belirtiyor. Ben de sadece sade soda ve bazen ayran dışında dışarıdan alınma içecek pek tüketmiyorum. Dışarıda satılan üzerinde doğal yazan meyve suları bile sağlıklı bir yaşam için tüketilmeye uygun değil.

* Meyve şekerdir. O yüzden meyve ihtiyacınızı akşamları değil de gündüzleri giderin.

Meyveler eskisine göre (ilkel çağlardakine göre) çok daha şekerli. Meyve tüketimi böyle bir diyette modern insanın tatlı tüketimi gibi olmalı. Ben uzun süredir rafine şeker tüketmediğim için bana günümüz meyveleri o kadar tatlı geliyor ki, basit bir portakal eskiden yediğim bir porsiyon ekmek kadayıfından daha tatlı geliyor. Ayrıca aroması da daha güzel olduğu için tatlı ihtiyacımı fazlası ile karşılıyor.

* Protein tozu spor sonrası ya da ara öğün olarak içilebilir.

Canan Hoca bunlardan tamamen uzak durulması gerektiğini söylüyor. Bence de fabrikadan çıkan gıda iyi olamaz, olsa bile güvenilirliği çok düşüktür.

* Her şeyi doğada bulunduğu haliyle tüketmeye çalışın. Salam, sosis gibi şarküteride bulunan etlere de rağbet etmeyin.

Mutlaka katılıyorum. Canan Hoca da buna sıklıkla vurgu yapıyor.

* Elinizin altında bir parça meyve ve kuruyemiş bulundurun.

Günümüzde hem kolayca ulaşılabilen hem de en sağlıklı gıdalar ceviz, badem, fındık, tuzsuz fıstık gibi kuruyemişler. Protein oranları yüksek, glisemik indeksleri çok düşük, fiyatları yüksek sanılabilir ancak diğer yenilen (makarna, ekmek, kek vs) boş kalorili yiyeceklerle karşılaştırıldığında (ve de bu yiyecekleri tüketme sonucu alınan kilolarla çirkinleşme ve sağlıksızlaşma bedeli düşünüldüğünde) aslında oldukça ucuzlar.

Canan Hoca kitabında ayrıca kolesterol ile ilgili de bugüne kadar bize anlatılan tüm yanlış bilgileri düzeltiyor. Anlattığına göre kanda kolestrol seviyesi, kolesterol zararlı olduğu için yükselmiyor; vücutta bir sorun olduğu için (örneğin aşırı stres) karaciğer daha fazla kolesterol üreterek sorunu çözmeye çalışıyor. Buna yangın-itfaiye veya trafik kazası-ambulans örneğini vermiş. Her yangında bir itfaiye arabası ve trafik kazasında ambulans görürüz. Ancak bunlar sorunu yaratan değil, çözmeye çalışan unsurlardır. İşte kolesterol de böyle diyor ve ilgili bilimsel araştırma ve kitapların kaynaklarını referans veriyor.

Birçok ilacın kullanılmasının hatalı olduğunu, bunu ilaç sektörünün kar elde etmek amaçlı insanları bilinçli yanlış yönlendirmesi olduğunu söylüyor. Kolesterolün en güçlü antioksidanlardan biri olduğunu söylüyor. Dolayısı ile düşünsenize biraz önceki örneğe dayalı olarak düşünürsek, aldığınız önlem (kolesterol ilacı) bir yangındaki itfaiyecileri oradan çekip alıyor!

Ayrıca defalarca tekrar ettiği gibi ambalajlı, içinde çeşitli koruyucu vs. gıda kimyasalları içeren gıdaları uygunsuz buluyor ve tüm gıdaların organik yetiştirilmiş, katışıksız ve hayvansal ürünlerin mutlaka doğada özgür dolaşmış, yemini kendi bulup doğal yemlerle beslenmiş olması gerektiğini ısrarla vurguluyor. Bunun pahalı bir beslenme tarzı olabileceğini düşünenler bence önce bir bu diyeti uygulamaya başlamalı. Gıda tedarikiniz ambalajlı, süpermarketlere bağımlı durumdan; yerel, organik pazarlar ve tanış olduğunuz dürüst ve hayvanlara işkence etmeden üretim yapan doğal hayvan üreticisi ile doğrudan bağlantılı hale geldiğinde mutfak giderlerinin çok da artmadığı görülecektir.

Ki zaten bu diyetler ile tükettiğiniz toplam boş gıda oranı azalacak olmasının yanı sıra tüm hane halkının sağlık durumu (bedensel, psikolojik hatta sosyal) düzeleceği ve her bireyin kendi işindeki kişisel performansı artacağı için orta dönemde en karlı beslenme şeklinin bu diyette önerilen şekilde olduğu kolayca görülecektir.

Benim gelmek istediğim asıl nokta ise gıda ve tarım endüstrisi... Gıda endüstrisi sağlığa zararlı olduğu aşikâr olan şekerli, şuruplu, katkı maddeli ve sağlıksız ambalajlı ürünleri müşterilere zorla sunmaya ve hayvancılık endüstrisi hayvanları küçücük alanlarda köleleştirip eziyet ederek sağlıksız endüstriyel yemlerle beslemek konusunda ısrar ettikçe onlara en büyük ders olacak olan ekonomik çıkmaza doğru sürüklenecek. Çünkü endüstri ne kadar dirense, bilimsel araştırmaları engellemeye çalışsa, yayınlanan kitapları durdurmaya uğraşa da gerçek er ya da geç ortaya çıkıyor. Ve konu sadece tarım-gıda endüstrisini değil, tüm kirletici endüstrileri içine alıyor. Çünkü şehirlerde hava kirliliği yaratan tüm atık gazlar, insanların D vitamini almasını zorlaştırıp onları hastalandırıyor.

Kısacası garip bir bağlantı ile görüyoruz ki doğa odaklı olmamaya ısrar eden kapitalist ekonomi ve endüstri savunucuları bitkiler, hayvanlara tarımsal üretim ve insanlara endüstriyel gelişme-üretim adı altında işkence edip, üretilen gıdaları ve soluduğumuz havayı çıkarları için deforme ettikçe, insan olarak sağlıklı ve mutlu yaşamamız da mümkün olamayacak…

Sevgi ve saygılarımla
Hakan Ozan Erzincanlı
 

Bu makalenin orijinali www.tarimsal.com adresinde yayınlanmaktadır. Makaleyi, kaynak ve yazar belirtmek şartı ile istediğiniz yayın organında sınırsız olarak yayınlayabilirsiniz.

 

anasayfa