19.09.2008

Tarım İlaçlarında Neleri Yanlış Yapmışız?

Durumu Nasıl Düzeltmişiz? (2099 Yılından Bir Makale)

(Aşağıdaki makale 2099 yılında yazılması kuvvetle muhtemel bir tarım makalesi, insanlığın yapmak zorunda kalacakları bir iç hesaplaşmasıdır.)



23.07.2099 Perşembe

Tarım İlaçları, Zehir Üretim ve Kullanımı Konusunda Neleri Yanlış Yapmışız?

Durumu Nasıl Düzeltmişiz?

Sanırım 21. yüzyılın sonlarına geldiğimiz şu günlerde artık insanlık olarak tarımsal açıdan bazı şeyleri yanlış yaptığımızı itiraf edebiliriz.

Gelin bakalım neyi, nasıl yanlış yapmışız ve nasıl düzeltmişiz:

 

Tarımsal İlaçların Tarihçesi (1900-2100)

Tarım ilaçları ya da kimyasal zehirler, insana zarar veren canlıları yok etmek için kullanıldı uzun süreler. İlk bilinçli olarak kullanılmaya başlandığı 1950’ li yılların başlarında, sıtma gibi insanlar için çok ölümcül bir hastalığın kontrol edilmesini sağladı.

Bu ilk başarılar öyle büyüleyici idi ki, canlı öldürücü kimyasallar her alanda kullanılmaya başlandı. En çok da yeşil devrim (tarım devrimi) sonrası tarım alanında kullanıldı. 1990’ lara doğru bu kullanım çok yüksek seviyelere çıktı ve tarım ilacı o dönemler tarımsal üreticinin en büyük yardımcısı gibi göründü.

1990’ larda tarım ilaçlarını yoğun olarak kullanmanın, hedef zararlının yanı sıra çevredeki başka canlılara da zarar verdiği anlaşıldı. İlaç kullanıldığı zaman sadece tek bir canlı çeşidinin bölgedeki nüfusu azalmıyor, bölgenin tüm flora-faunası bu uygulamadan olumsuz etkileniyordu.

2000’ lerin başında gıdalarda ilaç kalıntısı ve gıda güvenliği sebepleri ile tarımsal ilaç kullanımlarına ciddi sınırlamalar, yasaklamalar getirilmeye başlandı. Çevresel sebepler (belki hala önemi tam olarak anlaşılamadığından) genel olarak ikinci planda kaldı.

2050’ lere gelindiğinde neredeyse tüm kimyasal tarım ilaçları yasaklandı. Tarımda zararlılarla mücadele yoğunlukla frekanslı kovucular, feromonlar, tuzaklar, koruma perdeleri, kontrollü ışınım, radyasyon gibi yöntemlerle yapılmaya başlandı.

2100’ lere gelindiğinde ise özellikle bitkisel üretimde çeşitli bitki zararlılarının belli oranlarda kontrollü olarak bitkiye zarar verilmesine izin verildi. Lakin bitki, çeşitli doğal zararlar görmediği sürece kendisi için gerekli bazı savunma kimyasallarını üretmiyordu. Oysa bu tür kimyasallar, insan beslenmesi için çok önemliydi.

Bu konuda verilebilinecek en iyi örnek salsilik asittir.

 

Salsilik Asitin Önemi

Aspirin diye bildiğimiz mucize ilaç aslında “asetil salsilik asit” tir ve salsilik asit içerir.

Pek çok bitki türü bir savunma mekanizması olarak salsilik asit üretiyor. Üretilen salsilik asit hasarlı ya da hastalıklı hücrelerin intihar etmesine neden oluyor. Bu yüzden yüksek seviyelerde salsilik asit içeren meyve ve sebzeler hasarlara ve hastalıklara daha dayanıklı oluyor. Örneğin Malamy ve arkadaşlarının 1990 yılında yaptığı bir araştırmaya göre tütün bitkisi yapraklarına TMV (tütün mozaik virüsü) bulaştırıldığında, yaprakların salsilik asit içeriği 180 kat artıyor !

Ayrıca çok sayıda çalışma, bol miktarda sebze ve meyve tüketen insanların daha az kalp krizi geçirme ve kansere yakalanma riski taşıdığını gösteriyor. 2000’ lerin başında yapılan bir araştırmada vejetaryen budist rahiplerinin kanında vejetaryen olmayan kontrol grubundaki insanlara göre yüksek seviyelerde salisilat bulunduğu gösterilmiş. Ayrıca, vejetaryenlerdeki salisilat seviyesi, üçüncü bir grup olan günlük düşük doz aspirin alan insanlarınkilerle denk düşüyormuş.

Salisilat eksikliği özellikle insanlarda geç dönemde oluşan hastalıkları tetikliyor ve yıkıcılığını, yıpratıcılığını arttırıyor.

Salisilat pek çok vitaminin enzim kofaktörü (enzimlerin yapısında yer alan ve etkinlik göstermeleri için gerekli olan yan gruplar). Yani vitaminlerin hücrelerimizde belli biyokimyasal reaksiyonların oluşmasına yardımcı olmasını sağlıyor. Salisilat aynı zamanda bir antioksidan. Ve insan vücudunda doğal olarak üretilemiyor. Dışarıdan alınması zorunlu. İşte tüm bu sebeplerden salisilat 2020 yılında “S vitamini” olarak ilan edilmiş.

Yine 2020’ li yılların başında salisilatın önemli bir mikro-besin olduğu kabul edilmiş. Ve batı toplumlarının, özellikle de kötü bir beslenme alışkanlığına sahip olan gelir düzeyi düşük grupların büyük yüzdesinde salisilat eksikliği olduğu ortaya çıkmış. Bunun üzerine bu halk sağlığı sorunuyla başa çıkmak için, yiyecek ve içme sularına sentetik salisilat eklenmiş.

 

Doğal Yollara Dönüş

Ancak görülmüş ki taşıma su ile değirmen dönmüyor. Çünkü araştırdıkça anlaşılmış ki sadece salsilik asit değil; jasmonik asit, etilen ve bunun gibi daha başka pek çok kimyasal, bitki için gerekli doğal şartlar mevcutsa, bitki çevre koşullarına kendi imkânları ile karşı koyup sonunda meyvesini üretebiliyorsa doğal olarak meyvede oluyor. Zaten hepimiz biliriz ki doğal meyveler daha lezzetli olur.

Bir atasözünün dediği gibi: “Acı yok, kazanç yok.”

Doğada bu vitaminin (ve bitkinin ürettiği daha birçok kimyasalın) ana kaynağı varken, zararlıları birçok başka yolla kontrol altına almak mümkünken ve öldürücü kimyasallar sadece hedef zararlıya değil tüm çevredeki doğal hayata zarar veriyorken, tarım ilaçlarında diretmenin anlamı var mıydı?

Sonuçta 2100 yılına yaklaştığımız şu günlerde tarımda tarım ilaçları kullanılmıyor. Canlıların zehirle öldürülmesi yoluna gidilmiyor. Böylece:

- Yediğimiz meyve ve sebzeler eskisine göre çok daha lezzetli.
- Yediğimiz meyve ve sebzeler eskisine göre çok daha sağlıklı.
- Benim karnım doyacak diye bir tarım işçisinin ilaçlama yaparken zehir yutması gerekmiyor.
- Benim karnım doyacak diye yiyeceğim ürünün yetiştiği bölgenin doğal hayatını yok etmeye sebep olmuyorum.

Kaybedilenler belki yerine çok zor gelir ancak 2000 yılı insanına göre 2100 yılı insanı birçok hatadan dönmüş durumdadır.

Saygılarımla,
Manolya Biçerdöver
Tarımsal Farkındalık Dergisi
Köşe Yazarı
23.07.2099 Perşembe



İşte 2099 yılının bir yaz ayında “Tarımsal Farkındalık Dergisinde” sayın Manolya Biçerdöver tarafından yazılabileceğini düşündüğüm bir makaleyi yukarıda sunmaya çalıştım.

Gelecek makalemde, yine 2099 yılında yazılabilecek 1900-2000’ li sürede nelerin yanlış yapıldığı ve zamanla nasıl düzeltildiği konularındaki makaleleri yazmaya çalışacağım.

Belki bu makaleler yolu ile o gün yapılacakları daha bugünden yapacak cesarete sahip oluruz.

Zhuge Liang’ ın sözü, konu hakkında fikir verebilir:

”Akıllılar dövüşmeden önce kazanırlar, cahiller kazanmak için dövüşürler.”


Sonucunda mağlup olacağımız bir dövüşe hiç girmemek ve akıllıca adımları acilen atmak umuduyla.

Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com


 

 

anasayfa