|
02.12.2008
Türkiye’
de Tarım Eğitimi ve Çözüm Önerileri
Türkiye’ de tarım eğitimi bildik anlamda
liselerde, üniversitelerin iki veya dört yıllık programlarında
verilmektedir.
Benim bildiğim kadarı ile bu anlamda üç unvan var: tekniker,
teknisyen ve mühendis
Açıkçası tekniker ve teknisyenin farkını bilmiyordum. İnternette
biraz araştırdım ve şunu öğrendim:
a) Endüstri meslek lisesi, kız meslek lisesi, teknik lise ve kız
teknik lisesi mezunlarına, "teknisyen", b) Lise üstü iki yıl süreli yüksek teknik öğretim görenlere,
"tekniker",
unvanı verilir. (Bazı Lise, Okul Ve Fakülte Mezunlarına Unvan
Verilmesi Hakkında Kanun Kanun Numarası: 3795)
Bu kanunda açıklanmasa da ziraat fakültelerinde dört yıl lisans
eğitimini bitirenlere de “ziraat mühendisi” unvanı verildiğini
biliyorum.
Türkiye’ de Ziraat Mühendisleri İşsiz (mi?)
Bu beyanın hangi verilere dayanılarak söylendiğini merak ediyorum.
- Mesela bu beyanı yaparken işsiz olan işletmeci, bankacı, diğer
mühendisler, veterinerler, tıp doktorları ile karşılaştırma yapılmış
mı?
- İşsiz ziraat mühendislerinin ne kadarının tarım sektöründe iş
başvurusu yaptığı belirli mi? Yani bu mezunların hepsi kendi
sektöründe çalışmak istiyor mu?
- Bu mezunlar, iş olduğu sürece ülkenin her yerinde çalışmayı göze
alıyorlar mı yoksa belli bölgelerde ve şehirlerde ısrar mı
ediyorlar?
- Yeni mezun bir ziraat mühendisi, yeni mezun bir işletmeci ile aynı
koşulları kabul ediyor mu? (Ben birçok vakada kabul etmediğine şahit
oldum.)
- Bu beyanı yapanlar tarımla ilgili bir firma için dört yıllık
üniversite mezunu (bölüm bağımsız şekilde) aramışlar mı? (Ben
aradım. 100 kadar başvurudan sadece ikisi ziraat mühendislerine
aitti)
Ancak elbette ziraat mühendisinin iş bulması ciddi bir sorun.
Aslında sadece ziraat mühendisi için değil herkes için bir sorun.
Çünkü okullarda insanlara “iş nasıl bulunur” konusu öğretilmiyor.
Oysa bu başlı başına bir ders olmalı. Aksi halde çalıştıracak eleman
bulamayan işveren ordusu ile işsizler ordusu asla buluşamayacak.
Açıkçası tarım eğitimi almış ve iş bulamayan bir kişi, mezun olmadan
bir yıl önce “iş bulma ve kariyer yönetimi” konusunda eğitim alsa,
sorunlar büyük oranda çözülebilir. Lakin bu eğitimi alan kişi işe
girebilmek için ne tür eksikleri olduğunu görüp bunları erkenden
kapatmak yoluna gidebilir. Özgeçmiş hazırlama, iş görüşmesi yapma,
iş başvurusu yapılacak kişi ve kurumlara ulaşma yöntemleri gibi
konularda yeterli donanıma sahip olmayan mezunlar, işsizler ordusuna
katılmaya birinci derecede aday oluyorlar.
Bir de ülkemizde ne mezunu olursa olsun hemen herkeste kötü bir
hastalık var. Bir okulu bitiren kişi “Şu kadar yıl okudum dirsek
çürüttüm; ben mi onları arayacağım? Onlar beni bulsun” gibi bir
havaya giriyorlar. Bu tavır çabucak siliniyor gibi görünse de
aslında kişiler iş hayatları boyunca bu tavırla yaşıyorlar ve
eğitimleri sebebi ile daha üst bir konumda olmaları gerektiğini
sürekli savunuyorlar.
Oysa kişinin yapması gereken, okuduğu için övünerek bazı yetkiler ve
imtiyazlar almayı beklemek değil; eğitimi ne olursa olsun yaptığı
işleri çok iyi yaparak o yetki ve imtiyazlara kavuşmaktır. Hatta
bunları yetki ve imtiyaz almak için değil, sevdiği ve o işle var
olduğu için yapmaktır.
Örneğin çok saygıdeğer ziraat yüksek mühendisi bir ustam,
bilmeyenler eğitimini sorduklarında ilkokul mezunu olduğunu söyler.
Yüksek mühendis unvanı ile bir yere gelmeyi kabul etmez.
Yaptıklarının ve fikirlerinin unvanı ve konumu dolayısı ile
dinlenilmesini istemez. Yaptıkları ve söylediklerinin doğru, gerekli
ve faydalı olduğu için onaylanmasını ister. Öyle de olur. İlkokul
mezunuyum beyanlarına rağmen dünyayı değiştiren büyük işler
yapmıştır. Kendisini buradan selamlıyorum.
Türkiye’ de
Ziraat Mühendisleri Bilgisiz mi?
Daha doğrusu "Türkiye’ de yeni mezun ziraat mühendisleri yeterli
bilgi almadan mı mezun oluyorlar ya da ziraat fakülteleri hatta
tarım eğitimi veren tüm kurumlarda yeterli eğitim verilemiyor mu?"
diye sormak lazım.
Bu soruların cevabı maalesef büyük oranda “evet”.
İzin verin küçük bir anımı daha anlatayım (kişiler, yerler ve tanım
verebilecek detayları gizleyerek):
5 yıl kadar önce bir devlet üretme çiftliğinden
hayvan seçmeye gittim. Bana hayvanları gösteren kişi, üretme
çiftliği içerisindeki tarım meslek yüksek okulunun hayvancılık
öğretmeni bir zooteknist ziraat mühendisi idi. Bana gösterdiği
hayvanlar yeni geliştirilmiş bir ırktı. Ben söz konusu hayvanları
inceleyerek bu hayvanların bahsettiği ırk olmadığını, başka bir ırk
olduğunu söyledim. Kendisi iddia etti ve bazı fiziksel özellikleri
göstererek doğru söylediğini ispatlamaya çalıştı.
Ben ise ikna olmamıştım. Üniversiteye giderek orada söz konusu ırkın
ıslahını yapan öğretim görevlisine koyunların hangi ırk olduğunu
sordum. Kendisi de benim düşündüğüm ırk koyunların orada olduğunu ve
40 yıldır bu koyunları o çiftlikte ıslahının yapıldığını söyledi.
Ben hocamıza oradaki zooteknist ziraat mühendisi eğitmenin
hayvanların ırkını yanlış bildiğini söylediğimde, bu kişi adına
üzüldü. Ben de üzüldüm. Hem bu kişi adına, hem onun ders verdiği
tekniker adayları adına, hem mesleğimiz adına, hem koyunculuk
sektörü adına üzüldüm.
Açıkçası bilgi eksikliği bir sorun ancak bilinmesi gereken önemli
bir konu var;
Ziraat eğitimi alanlar, farklı farklı yaklaşık
10-12 alanda eğitim alır
ve sonuçta tek bir unvan ile mezun olurlar. Örneğin Ege
Üniversitesi’ nin yetiştirmeyi amaçladığı ziraat mühendisi tanımına
bakalım:
Günümüzde bünyesinde 10 adet bölüm (Bahçe Bitkileri, Bitki Koruma,
Peyzaj Mimarlığı, Süt Teknolojisi, Tarım Ekonomisi, Tarım Makinaları,
Tarımsal Yapılar ve Sulama, Tarla Bitkileri, Toprak ve Zootekni)
bulunduran Ziraat Fakültesi; ülke ve bölge tarımını modernleştirmek,
sorunlara bilimsel yaklaşımlarla çözümler getirmek, teorik ve pratik
bilgilerle donanımlı Ziraat Mühendisleri ve Peyzaj Mimarları
yetiştirmek, tarımın her dalında araştırma, teknoloji ve hizmet
üretmek ve yaymak gibi görevleri yerine getirmeyi hedef almıştır.
Örneğin ben zootekni lisans mezunu bir ziraat mühendisiyim. Zootekni
bölümü kendi içinde üç anabilim dalına ayrılır: 1) Hayvan Yetiştirme
2) Yemler ve hayvan besleme 3) Islah (Biyometri ve Genetik) Hayvan
besleme kendi içerisinde yine ayrılır da ayrılır. Ve bu ayrılmış
küçülmüş konulardan sadece biri bile deniz derya konulardır. Adı sadece “Geviş Getiren Besleme Mühendisliği” olan bir bölüm
açılabilir ve emin olunuz öğrenciler 4 yıl boyunca çok zorlu ve
yoğun bir eğitim programından geçmek zorunda kalırlar. (Bunun örneği
balık yetiştiriciliği dersidir. Zootekni bölümünde balık
yetiştiriciliği dersi yeterli gelmemiş ve bu ders koca bir su
ürünleri fakültesini doğurmuştur.) Yine sadece yem teknolojisi, yem
üretimi adı altındaki ders ile kocaman yem fabrikalarının
işleyişini, yem üretimini hatta işletme içi üretim vs. gibi daha da
fazlası konuları öğrenmeye çalışırsınız.
Bu bağlamda bir ziraat fakültesinde, her bölümde 3 anabilim dalı ve
bu anabilim dalları altında her birinin yukarıda bahsettiğim gibi 10
kadar alt konusu olsa, her bir bölümde bilinmesi gereken 30 zorlu
konu, toplamda 300 konu eder.
Yani bir ziraat mühendisi mezun olduğunda bu 300 konunun da uzmanı
olduğu düşünülür, bunlar konusunda uzmanlık alır.
Belki 50 veya 100 yıl önce bu konularda yapılmış araştırma sayısı
az, üretilmiş bilgi miktarı yetersizdi ve bu ortamda ziraat
mühendisliği kavramı oluşturuldu. Ancak bugünün koşullarında bu 300
konuyu uzman seviyesinde bilmek bırakın 20-25 yaşında bir ortalama
bir insanı; 80 yaşına gelmiş dahiler için bile olanaksızdır.
Ve yine ancak çözüm, 300 kadar bölüm açıp her birinden bir mühendis
çıkarmak olmayacaktır.
Açıkçası bunun mezun olan kişiyi yeterli donanıma getirmeme ihtimali
de var. Çünkü örneğin bir insanı koyun besleme uzmanı olarak
yetiştirdiğimizi varsayalım. Bu kişi yem bitkileri üretimi,
gübreleme, bitki koruma, süt kalitesi, barınak koşulları, barınak
planlama, tarım ekonomisi, diğer hayvanların farklılıkları vs. gibi
birçok konuda bilgi almadığı sürece; sadece kendi konusunda kalan,
onlarca uzman desteği olmadığı sürece bir projeyi oluşturamayan ve
en kötüsü karmaşık bir teknik sorunun çözümü için olayın bütününü
göremeyen biri olarak yetişmiş olacaktır.
Çözüm Nedir?
Şunu bilmek lazım:
Tarım okumuş kişi, köylünün ve kentlinin gözünde tarımsal üretimle
ilgili her şeyi bilen kişidir. Tarımsal üretimle ilgili
her sorunda bu kişiye başvurulması ve bu kişinin sorunu bir çözüme yönlendirmesi
beklenir. Bu bağlamda ben tarım uzmanının (sadece ziraat mühendisi
de demiyorum) “her şeyin bir şeyini, ama bir şeyin her şeyini çok
iyi bilmesi" gerektiğini düşünüyorum.
Bir tarım uzmanı mezun olunca
aklında bazıları sağlam (örneğin
tez konusunu iyi biliyordur) bazısı zayıf olmak üzere çeşitli bilgiler
vardır. Bu bilgileri ile sektöründe faydalı olmaya, değer yaratmaya
çalışmalıdır. Bu bağlamda araştırmacı, eleştirel, sürekli gelişime
odaklı, önyargısız, sürekli gelişime açık bir felsefeye sahip
olmalıdır.
Ancak sorun yine de tam olarak çözülmez. Çünkü en önemli konulardan
biri olan deneyim eksikliği kolay kolay kapatılamaz. Ve takdir
edersiniz ki bu kadar geniş konularda deneyim kazanmak öyle bugünden
yarına olacak iş değildir.
Bu konuda bence acilen devreye sokulması gereken çözüm usta-çırak
sistemidir.
Usta-Çırak Sistemi
Bu toprağın insanı usta-çırak ilişkisi ile öğrenir. Deneyimler
ustadan çırağa iş üzerinde gösterilerek öğretilir. Konu çok dallı
olduğu için de tek usta değil, yetişen tarım uzmanının birçok ustadan
özellikle pratik eğitim alması şarttır.
Yarım yamalak yapılan 1-2 aylık staj
tarım uzmanı adayının deneyim
kazanmasını sağlayamaz.
Üniversitelerde batı tarzı eğitimi alıp
uyguladık. Bu sistemle bilim adamı yetiştirilir. Üniversitede
ustalar akademisyenlerdir ve akademisyenler asıl uzmanlıkları olan
bilim adamlığı konusunda öğrencilerine yol gösterir ve ustalık
yaparlar. Öğrenciler
mezun olduktan sonra üniversitede kalırlarsa, ustalarının yolundan
giderek bilim adamı olabilirler. Bu uygundur.
Ancak bu mezunların usta tarımcı olması için başka ustalardan eğitim
almaya ihtiyaçları vardır. Profesör Larry Tise, Anadolu ahalisinin
16'ncı yüzyılda dünyanın en usta tarımcıları olduğundan bahseder. Bu
durum, bu topraklarda iyi işleyen usta çırak ilişkisinin
başarısıdır. Usta-çırak sistemini tarım eğitimi mekanizmasının içerisinden çekip alırsanız, tarım
uzmanlarınız güçsüz kalır.
Sistem Nasıl Yeniden Yapılandırılmalıdır?
Geçen gün ziraat mühendisleri odasına bir işim düştü. Emekli ziraat
mühendisleri toplanmış her günkü gibi kendi aralarında sohbet
ediyordu. Ne üzücüdür ki o kadar deneyimli bu ustaların
deneyimlerini aktaracakları etkin bir mecra maalesef yok.
Oysa bu kişiler yeni mezunlara sahada deneyimlerini aktarmalı.
Bilgi, üniversitelerin kontrolünde gençliğin enerjisi ve olgunluğun
deneyimleri ile birleşip sinerji oluşturmalı.
Açıkçası tarım uzmanı sadece bitki beslemeci, ilaçlama uzmanı,
hayvan beslemeci değil; aynı zamanda birçok alanda iş yapma ve
yönetme becerisine sahip, ahlaklı kişi olmak zorundadır.
Genç bir tarım uzmanı adayı, ustalarından görmediği sürece
nasıl
olup da diploma kiralamanın yanlış olduğunu öğrenecek? Nasıl olup da
çiftçiye bir konuyu anlatırken “ben mühendisim, ben büyüğüm, çok
bilirim” dememesi gerektiğini öğrenecek? Ya da işverenin karşısına
geçip “çok para isterim, her işi yapmam” dememesi gerektiğini
bilecek? Nerede, nasıl davranması gerektiğini ona kim gösterecek?
Dostlar, bu soruların cevabını bu gencimize ancak bir usta
öğretebilir.
Hem de sadece sözel anlatımla olacak iş değil bu.
Bunlar pratik uygulamalarla görülüp öğrenilmeli. Ayrıca söz konusu
gencimiz elbette tarımsal üretimle ilgili daha önceki teknik bilgilerini de
ustasının deneyimleri ile harmanlayıp kendini geliştirmeli ve
yetiştirmeli.
Bu amaçla tarım ile ilgili eğitim verilen tüm okulların mutlaka en
az bir yıl daha uzatılması ve bu süreçte deneme çiftliklerinde
gençlerin emekli tarımcılarla beraber çalışmaları gerektiğini
düşünüyorum. Hatta bu pratik eğitim sürecinin adının ve yapısının
farklılaştırılıp, ahilik geleneklerine uygun hale getirilmesinin
uygun olacağını düşünüyorum. Bu bağlamda konu sayısı 300 bile olsa
bu sayıda uzmanlaşmış emekli tarımcıların gençlere ustalık yapması
gerektiğini düşünüyorum.
Bu ustaların sadece okumuşlardan değil alaylılardan da olması
gerektiğini düşünüyorum. Sahaya inmiş her tarımcı bilir ki sahada
öyle okuma yazma bilmeyen tarımcılar vardır ki, benim diyen ziraat
mühendisinden iyi budama yapar, kimisi çok iyi aşı yapar ya da kimi
tek bir meyvede çok uzmanlaşmış olur. Ben nar konusunda uzmanlaşmış
bir ilkokul üçüncü sınıftan terk tarımcı ile tanışmıştım. Nar
hakkında pratiğe dönük neredeyse bilmediği konu yoktu ve (sanırım
imla hataları yüzünden) bastırmaya utandığı bir narcılık kitabı
yazmıştı.
Açıkçası deneyimli ile genç, usta ile çırak mutlaka
buluşturulmalı.
Tarımsal üretim konusunda, 16’ ıncı yüzyılda
zaten sahip olduğumuz geleneksel yetenekler ile günümüz bilimini birleştirip hem
köylümüzün hem kentlimizin taleplerine uygun tarım uzmanları
yetiştirmek zorundayız. Bunun yolu da son yüz yıldır fazlasıyla
unuttuğumuz usta-çırak eğitim sistematiğini bilimsel ve günün
şartlarına uygun bir anlayışla hayata geçirmektir.
Son
Söz
Tarım sektörü ve tarım eğitimi açısından deneyimli tarımcılarımız
kahvehanelerde, lokallerde ya da evlerinde elden ayaktan çekilmelerine
izin veremeyeceğimiz kadar büyük ve önemli bir zenginliğimizdir. Bu
zenginliğimizi ya görmüyor ya da yıllardır bir türlü çözülemeyen
sorunlara karşı ne kadar faydalı olacaklarını anlayamıyoruz. Beşinci
yüzyılda yaşamış bir düşünce adamı olan Euripides “Yalnız akıllılar
zenginliklerini kullanabilir” demiş.
Akılıysak, bu zenginliğimizi doğru şekilde kullanmalıyız diye
düşünüyorum.
Saygı ve sevgilerimle
Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com
|