02.11.2007


Zehirliyse Türk’ ler Yesin


Ülkemizde birçok tarımsal ürün üretiliyor.

Özellikle meyve sebze üretiminde dünya dokuzuncusu olduğumuzu öğrendim.

Yine meyve sebzelerin en güzelleri, en kaliteli olanları ihracata gidiyor.

İhracata giden bu meyve sebzelerin tamamı; ilaç kalıntısı kabul edilebilir seviyede, lezzetli, zamanında hasat edilmiş ve albenisi olan meyve sebzeler.

Oysa iç piyasada insanımızın tükettiği ürünler asla ihracata gidenler gibi değil.

Biliriz ki tekstil ürünlerinde “ihracat fazlası” diye bir olay vardır. Aslında kaliteli malzemeden üretilmiş ancak her nasılsa bazı hatalar yapılmış, küçük veya büyük bir deliği olan, yırtık lekeli ürünler düşük fiyata satılır ve insanımız da bu ürünleri kapış kapış alır.

Benzeri durum yaş meyve sebzede de yaşanıyor.

Maalesef ve maalesef ki ülkemizde ilaçlı meyve sebzeyi tespit edip satışını önleyecek sistemlerimiz yok.

Önlemek zorundayız çünkü burada söz konusu olan yırtık bir elbise giyip rezil olmak değil.

Zehirli bir meyve yiyip sağlığımızdan olmak !

Sadece yaş meyve sebze de değil. Tüm bitkisel ve hayvansal ürünlerde anlattıklarım geçerli.

Soruyorum size: diyelim ki bir ürün Avrupa’ ya ihraç edilecek. İhracatçı firma ilaç analizi yaptırdı. Ve ürünlerde kalıntı çıktı. Ne oluyor? Bu ürün imha mı ediliyor?

Hayır edilmiyor (istisnalar kaideyi bozmaz). İhracatçı ürünü almıyor. Müstahsil de ne yapsın, bütün yıl emeği alın teri olan ürünü satmak zorunda yoksa aç kalacak. O da zaten iç piyasa için ilaç analizi yapılmadığı ve kontrol olmadığı için en iyi fiyatı veren tüccara ürününü veriyor.

Ve o ürünleri yiyoruz.

Bu sürekli oluyor ve bizler sürekli ilaçlı ürün yiyoruz.

Ne dediniz? İyice yıkıyoruz ilaç kalmıyordur mu dediniz?

Keşke o kadar basit olsa.

Birincisi, sistemik ilaçlar var. Meyvenin içine etki ediyor, yıkama ile kalıntı oranı hiç fark etmiyor.

İkincisi, meyvenin sebzenin yapısına göre, pişirme ve çiğ tüketim tercihlerine göre ilaç kalıntısı miktarı farklı olabiliyor.


Tarımsal İlaç insan Sağlığına Etkileri Neler olabilir?

Bu konuda hiç yorum yapmayıp doğrudan ABD Çevre Koruma Müdürlüğü resmi internet sayfasından bir alıntı yapıyorum:

“Tarım ilaçlarının insan sağlığına etkileri tarım ilacının türüne göre değişiklik gösterir. Organofofsfat ve karbamat yapılı olan bazıları sinir sistemimize etki eder. Bazıları deri veya gözlere zarar verir. Bazı tarım ilaçları da kansorejen olabilir. Diğerleri ise vücudumuzun hormon veya endokrin sistemine etki edebilir.” (Kaynak: ABD Çevre Koruma Müdürlüğü http://www.epa.gov/pesticides/health/human.htm )

Genetiği değiştirilmiş ürünler olsun mu olmasın mı, hormonlu meyve-sebze vs gibi daha sağlığa etkileri bilinmeyen, ülkemizde kullanımı ile ilgili daha net veriler olmayan konular ile patinaj çekeceğimize; önümüzde gün gibi açık olarak duran, hem tükettiğimiz garanti olan hem de sağlığa etkileri açık ve net bilinen böyle bir konuda önlemler almaya çalışsak daha mantıklı değil mi?

Neler yapılabilir?

Avrupa bu sorunu büyük oranda çözmüş. Onların bile daha alacağı çok yol var ancak en azından tepkilerini koymuşlar, yollarını çizmişler ve belli bir mesafe de almışlar. En azından çeşitli şartlara uygun olmayan meyveleri reddedip, daha uygun olanları alabiliyorlar. Şu an tüm Avrupa iyi tarım uygulamaları ile üretilmiş ürünleri tüketiyor. Yaş meyve sebze üretimi çok zayıf olan Japonya’ nın bile yaş meyve sebzede iyi tarım uygulamaları standardı var ve Eurepgap (Globalgap) ile eşdeğerlendirdiler (benchmark ettiler).

Bunu nasıl mı çözdüler?

1990’ lı yıllarda Avrupa’ daki tüketici dernekleri, marketlerden ürün örnekleri alıp bunlarda ilaç kalıntısı analizleri yaptırdılar. Ve kalıntı çıkan marketlerin haberleri gazetelerde manşetlere taşındı.

Böylece marketler alacakları üründe kalıntı olmasını önleyecek önlemler aldı. Denetim sistemleri geliştirdi ve sonunda kaliteli ve kalıntısız ürünleri raflarına koymayı başardı.

Şu an Avrupa zehirli gıda tüketmiyor !

İşte aynı şekilde ülkemizdeki organik tarım dernekleri, sağlık örgütleri, tüketici dernekleri, çevre dernekleri marketlerden ürün alıp analiz ettirebilir ve sonuçlarını basın organlarına verebilirler.

Böylece hem ne tükettiğimizi biliriz, hem de uygun olmayan yapıda üretilmiş gıdaları tüketiyor isek devlet millet el ele önlemleri arttırma yoluna gideriz.

Denetimleri arttırır, Avrupa’ nın dediği gibi “belgesi olmayan ürün iç piyasamda satılamaz” diyebiliriz.

Bunu diyebilir miyiz?

Bilmiyorum.

Ancak bunu diyemediğimiz sürece birazdan Ayşe Hanım gidip iki yaşındaki bebeğine elma püresi yapacak. Ve ihtimal ki o elma suyu zehirli olacak.

Ve maalesef,

2 yaşındaki o günahsız bebek, o ilaç kalıntılı elma püresini afiyetle yiyerek bizim hatalarımızın bedelini sağlığı ile ödemeye daha şimdiden başlayacak.

Ve maalesef,

Dünyada “zehirliyse Türk’ ler yesin” sloganı her geçen gün daha karlı bir tüccar deyimi haline gelecek.

Ve maalesef tüm bunlar hayal değil,
gerçek…
 

Sevgilerimle,

Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com

 

 

 

anasayfa