2250 Yılında Tarım ve Yaşam
“Bundan 243 yıl sonra tarım ve yaşam nasıl olurdu acaba” diye
hiç düşündük mü? Düşünce, öngörü ve planlarımız 20, en fazla 50
yıl ötesine geçmiyor. Bunun sebebi belki 50 yıl sonrasını hiç
göremeyecek olmamız, dolayısı ile bu düşüncenin pragmatik
(faydacı) olarak bizim için önemsiz olması ve bu tip düşünce
tarzının günümüzün oportünist (fırsatçı) yaşam anlayışında yeri
olmaması…
Bense biraz merak duygum, biraz egomun kışkırtması (243 yıl
sonra bu satırları okuyup “ne kadar doğru öngörüler yapmış,
bravo büyük adammış” denmesi) ancak en çok da daha bugünden, geleceğin
korkutan senaryolarını önleyebilme umudu adına öngörülerimi
aktarmak istiyorum. İşte başlıyoruz:
Doğal Yaşam:
Dünya nüfusu artacak. Ancak tahminime göre insan nüfusunun
artması şöyle bir döngü; insan nüfusu arttıkça dünya çapında
canlı oranı azalmakta. Yani mevcut canlıya dönüşebilir organik
madde miktarı sınırlı olduğu için birçok hayvan türü (ki
bunların büyük kısmı böcekler) yok olacak veya sayıları minimum
seviyelere inecek. Bu hayvanların tamamının DNA kodları
saklanarak olası tüm canlılar (canlı olarak) dünyanın çeşitli
bölgelerindeki hayvanat bahçelerinde yaşatılacak. Ancak hayvanat
bahçesi dediğimiz şeyler bugünkülerden farklı olarak bir çeşit
tam kontrollü doğal park gibi olacak. Örneğin belli bir iklimde
yaşayan canlılar için devasa bir doğal park olacak. O güne kadar
yok olmuş ya da hala var olan ve sonuçta tam DNA zincirine bir
şekilde ulaşılabilen tüm canlılar bu parklarda yaşatılacak.
Örneğin bu parklarda DNA’ sına ulaşılan bazı dinozor türleri
bulunacak. Belki bilmediğimiz daha birçok canlı… Hatta şunu
da öngörebiliriz ki DNA’ sına ulaşılamayan ancak görünüşü
bilinen veya soyağacındaki yeri tahmin edilebilen canlılar dahi o günün
teknolojisi ile yeniden hayat kazanabilecek. (O günün
teknolojisi ile fenotipik verilerden genotipik bilgiye
ulaşılabilineceğini tahmin ediyorum.)
Dileyen ve yaşamsal riskleri kabul ettiğine dair sözleşme
imzalayan insanlar da bu parklar içerisinde tam doğal olarak
yaşayabilecek ve bu yolla hem gerçek insan doğası
araştırılabilecek, hem de diğer canlıların ihtiyaç duyduğu
önemli bir tür de orada temsil edilebilecek. Belki orada bulunan
insanlar bebeklikten itibaren hiçbir modern dünya eğitimi
almamış da olabilecekler. Sonuçta bu doğal parklarda doğal olmayan iki şey
olacak: Birincisi orada yaşayan insanlar, ikincisi ise bir
şekilde tüm canlıların sürekli izlenip takip edilmesi. Bu izleme
sayesinde türleri doğal olarak yok olabilecek canlılar yeniden
çoğaltılıp ortama salınabilinecek. Dahası tüm doğal yaşam
konusunda sürekli devam edecek tam bir araştırma ve gözlem
süreci bilimsel olarak temellendirilmiş olacak. Buralardaki doğal
görüntüler isteyen kişilerin yaşam alanlarına doğal hologram
görüntü olarak yansıtılabilinecek.
Su ve Su Kullanımı:
Buzullardaki buzlar eriyecek. Lakin artan nüfus, ya da artmasa
bile modernleşip daha fazla enerji kullanan/doğal kaynak tüketen
nüfus, dünyanın daha fazla ısınmasına sebep olacak. Isınma doğal
olarak buzulları eritecek ancak bu durum susuzluk gibi çok daha
kötü bir durumun önüne geçecek. Dünya çapında döngüye giren su
miktarı, eriyen buzullardan gelen su ile artacak. Böylece daha
fazla yağış olacak. Ancak su yine de modern insana yetmeyecek.
Bu sebeple tüm yaşam alanları ve tüm su tüketim noktalarında
veya daha mantıklısı bölgesel olarak belli merkezlerde, arıtılan
su yeniden kullanıma verilecek. Bu suyun
ana su kanalına (deniz, göl) ulaşması engellenecek. Yani tekrar,
bugün baraj gölü dediğimiz "su kullanma depoları"na gelecek. O
zamanlarda baraj gölleri yerine buharlaşmanın önüne geçilmiş
kapalı sistemler olacak. Ve böylece su kullanımı konusunda
modern insan büyük oranda kısıtlanmak zorunda kalmayacak. Bir de
bu sular tekrar kullanıma verilmeden önce bir kez dondurulacak
(bunun sebebi de bende kalsın).
Tarım:
Zor gibi görünse de aynı uygulama
tarımda da olacak. Bir kere tarımsal üretim büyük oranda
topraksız tarıma dönecek. Burada kullanılan su zaten bugün bile
devir daim edilebiliniyor. Ancak organik tarım alanlarındaki
sular da yeniden geri alınacak. Toprak altına tarımsal üretime
başlanmadan önce alanın tamamını kaplayan su geçirmez örtüler
çekmek veya daha iyisi her bir bitkinin altına gelen suyu alıp
devir daime geri gönderecek toplayıcı platformlar kullanılacak.
Ayıca doğaya ait ve insana ait su rezervleri kontrol altında
olacak. Devir daimden bir şekilde azalan su doğal veya yapay
kaynaklardan (yapay su üretimi) tamamlanacak. Ya da özellikle
bol yağışlı bölgelerde tarım alanlarına yağan doğal yağışlar
sebebi ile toplanıp devir daime karışan fazla su da doğal hayat
rezervine geri verilecek.
İkincisine tarım demek biraz zor olmakla birlikte iki tip tarım
olacak. (Bugün bana göre üç tip tarım mevcut: Birincisi
bildiğimiz kimyasal gübre ve ilaç kullanımı ile yapılan
konvansiyonel ya da modern tarım. Bu tip tarım topraksız tarımı
da kapsıyor. İkincisi organik tarım. Yani insanların bilinçli
olarak tarımsal ürünleri doğal yollarla ve kimyasal kullanmadan
üretmeye çalıştıkları tip tarım. Üçüncüsü ise toplayıcılık ki
bunun çerisine doğadan kendi kendine yetişen ürünler girmekte.
Benim bakış ve anlatış açıma göre orman işletmeciliği sonucu ele
edilen kereste, mantar vb gibi ürünler girdiği gibi balık
avcılığı ile avlanan balıklar da buna girmekte.) 243 yıl sonranın
dünyasındaki iki tip tarım; doğal alanlardan toplayıcılık ve tam
kontrollü topraksız olacak.
Doğal alanlardan toplayıcılık: Organik tarım yerine ise büyük,
geniş doğal havzalar oluşturularak tarımsal üretim toplayıcılığa
dönüşecek. Toplanan tarımsal ürün miktarınca besin maddesi aynı
su devir daiminde olduğu gibi çöplerden ayrıştırılarak toprağa,
dolayısı ile bitkiye geri verilecek. Bu bitkisel ürün toplama alanları bugünkü
ormanlar gibi işletilecek. Gereken tohumların gereken
yerlere düşmesini sağlanması ve aşırı artan popülâsyonların o
yıl/dönem daha fazla toplanması ile bölgedeki tarım sanki uzaktan
kontrollü bir hale gelecek. Bu konudaki eğitim yani o günün
ziraat mühendisliği eğitimi, ki bence bunun adı da toplulaşarak
doğa mühendisliği olacak, daha ziyade canlı/bitki sosyolojisi,
canlı/bitki psikolojisi, biyokütle kontrol sistemleri ve çeşitli
strateji bilimlerinin öğretilmesi ve beş yıllık lisans eğitimi
sonrası en az beş yıllık çıraklık eğitimi alınması ile
gerçekleşecek.
Tam kontrollü topraksız tarım: Doğal alanlardan toplayıcılık
sonucu kontrol edilemeyen ve tam verim sağlanamayan ürünler,
yakıt amaçlı yağ ve benzeri yüksek kalori sağlayan ürünlerin
üretimleri bu alanlarda, bitkilerin bir çeşit güneş reaktörü
olarak kullanılması yolu ile üretilecek.
Hayvancılık: Hayvancılık anlamında benim öngörüm
hayvan üreticileri açısından üzücü, hayvan severler açısından
ise sevindirici. O da şu ki hayvancılık mesleği ve işi ortadan
kalkacak. İnsanlar gıda amaçlı hayvan üretip bu hayvanlardan
kendi lehine faydalanamayacak, insan gıdası temini amacıyla
hayvan öldürmek ve sömürmek yasaklanacak. Et yapay olarak
laboratuvarda üretilen bir besin maddesi olacak (ki bu şu anda
da yapılabiliniyor). İleride bu teknik ucuzlayacak. Hayvan
hakları çok katılaşarak hayvan ve insanların doğumları ile
birlikte otomatik olarak edindikleri haklar yasal olarak
eşitlenecek.
Kırsal Yaşam:
Şu an kırsalda yaşayan herkes kente göç edecek ancak bu süreç
içerisinde kentteki insanlar da kırsala yerleşmeye başlayacak.
Kentler yine kalabalık olmasına karşın kırsal alanda bugünün
villa siteleri benzeri modern müstakil aile evlerinden oluşan
modern köyler oluşacak.
Ulaşım:
Ulaşımda lastik kullanımı kalkacak ve levitatif teknikler ile (bugün Japonya’ da mevcut kullanılan
mıknatıslı tren benzeri teknolojinin çok ilerlemişi) ulaşım
sırasında meydana gelen sürtünme minimuma indirilecek. Bu
teknolojinin uygulanması için yol ya hiç gerekmeyeceği (negatif
madde teknolojisi ile levitasyon etkisi araçlara da
kazandırılabilir.) ya da bugün yol dediğimiz yollar yerine
doğaya gizlenmiş parkurlar kullanılacağı için ve konutların ve
diğer insan ürünü cisimlerin görüntüsü doğaya adeta yedirilecek
ve kırsal alanda görüntü kirliliği olmayacak. Gürültü kirliliği
tamamen bitecek ve doğal sesler olacak.
.............
Belki daha öngörülebilecek çok husus var ve çok merak edilirse
ileride bu fikirlerimi detaylı çizimlerle anlatarak bir kitap,
belgesel, bilimkurgu film veya benzeri bir eserde toplama
şansına kavuşabilirim. Kim bilir ?... Ancak bu yazının ömrü bu
kadar ve bu kadar ile keselim.
Sonuçta şikâyetim, yazıma başlarken belirttiğim gibi anlık, 10
yıllık en fazla 50 yıllık öngörüler ile kısıtlanıp kalmış
olmamızdı. Bence gereğinden fazla siyasi tartışmalar, mesleki
çekişmeler, Ayşe’ nin saç kesimi, tuttuğumuz spor takımının
durumu yerine ya da en azından onların yanında az biraz bile
olsa “250 yıl ya da 500 yıl sonra dünya nasıl olacak acaba?”
diye kendimize sorup tartışalım. Zaten emin olun bu sorunun
cevabını ararken siyaset, mesleki gelişim, saç kesimi ve sportif
gelişme anlamında bugünkünden çok daha iyi bir konuma geleceğiz.
Açıkçası ne kadar önemli olduğunu bilsek ya da bilmesek de
fütüroloji (gelecek bilim) denen bir bilim dalı var ve
hayatımızda nasıl ki psikoloji, sosyoloji, mühendislik ve
matematik gibi bilim dallarından faydalanıyorsak bundan da
faydalanmak, bu bilimi hayatımıza katmak zorundayız. Ben bu
yazımda bir tarımcı ve araştırmacı olarak elimden geldiğince ve
alanımın sınırlarından olabildiğince taşmamaya çalışarak bu
bilimi kullanmaya gayret ettim. Umarım eğitim sistemimiz
içerisine bu bilim dâhil edilir ve bizler zaman içerisinde bu
bilimi çok daha iyi kullanıp çok daha adil, güzel bir dünyaya ve
çok daha sağlıklı, mutlu bir hayata kavuşuruz.
Gelecek bilimin hayatımızın içine daha çok dâhil olması dileği
ile…
Sevgi ve saygılarımla,
Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com