19.08.2008

İlaç Her Şeyi Halleder mi? Kene Zamanla Biter mi?

Millet olarak ilaçları çok seviyoruz.

Size konuyu tıpla, hekimlikle ilgili anlatıp tarım ilaçları ile bağlayacağım.

Mesela ben ev ortamında çok duyarım, birinin başı ağrır. Bunun üzerine bir başkası gider hemen bir hap getirir. “Al” der. “Geçen benim de başım ağrıyordu, bir tane yuttum hiçbir şeyim kalmadı”

Başı ağrıyan kişi hapı yutar. İşe yarayıp yaramadığı meçhul olduğu gibi çok büyük bir ihtimalle yanlış bir ilaç almış olur.

Kimse ilaçların prospektüsünü okumaz.

Aslında bildiğimiz kadarı ile uygun ilaç alabilmek için şu aşamalardan geçilmesi gerekir:

1- Teşhis aşaması: Önce hasta olduğunuzu fark edip doktora gitmeniz gerekir. Ya da rutin kontrollerde doktorun size bir hastalığınız olduğunu söylemesi gerekir. Tabi bu arada doktorunuz bu hastalığı daha önceden biliyor olmalı. Daha iyisi, inceleme ve bulgularının sonuçlarını birkaç meslektaşı ile paylaşır ve büyük ihtimalle doğru teşhisi yapmaya çalışır. Çünkü doğru teşhis olmadan doğru tedavi olamaz.

2- Tedavi planlama aşaması (sorun çözümü): Doktor hastalığı büyük ihtimalle doğru teşhis ettikten sonra kafasında bu hastalığın nasıl tedavi edileceğini planlar ve en doğru tedaviyi tasarlar.

3- Tedavi aşaması: Tedavi için doktor bazı ilaçlar yazabilir, nelerin yapılıp nelerin yapılmaması gerektiğini söyler ve hastayı gönderir.

İşte hasta bundan sonra ilaç alıp kullanmalıdır.

Aksi halde hasta hayatını tehlikeye atmaktadır.

Hepimiz biliyoruz ki  bizler pek şu yukarıda anlattığım şekilde ilaç kullanmayız. Eş, dost tavsiyesi üzerine ilaç kullanmak daha pratik gelir nedense.

Peki Tarım İlaçları Nasıl Kullanılıyor?

Normalde tarımsal ilaçlama:

- Sorunun önce bir uzman tarafından teşhis ve tespiti,

- Daha sonra tedavi planlanması,

- Tedavi planının uygulamacıya anlatılması

- İşlemin uzman tarafından takibi ile olur.

Yani olmalıdır.

Oysa bizde bu da böyle olmaz genelde.

Çiftçi ya uzman bulamaz, ya uzmana güvenmez, ya zaten daha önceden bildiği bir hastalıktır gibi sebeplerden uzman kontrolünde uygun tarım ilacı kullanımını pek gerçekleştirmez.

Zaten genelde üretici, alacağı ilacı ilaç bayiine sorar. Orada anlatabildiği kadarı ile sorunu anlatır. İlaç bayii de vicdanı, bilgisi ve cebi arasında hızlı bir seçim yaparak bir öneride bulunur ve bir ilaç verir. Ayrıca üretici uygun ilacın fiyatını az ya da çok bulursa kendi kafasına yatan ilacı alır ve kullanır.

Sözün kısası bizde, insan hastalıklarında ilaç kullanımı ile bitki hastalıklarında ilaç kullanımı birbirine çok benzer.

Ve ikisi de hatalıdır.

Hatalı Tarım İlacı Kullanımının Vebali

Öncelikle bilmeliyiz ki tarım ilacı denilen nesne aslında zehirdir. Öldürücüdür ve tüm canlılar için az ya da çok zararlıdır. Zararlı olsun, öldürsün diye üretilmiştir. Hepsinin üzerinde LD 50 değerleri vardır. Bu değer o ilacın ne kadarı ile 50 adet farenin öldürüldüğünü belirleyen değerdir. Yani öldürücülük değeridir.

Üreticimiz ilacın zehir olduğunu pek bilmez ya da bilmezlikten gelir ya da önemsemez.

Hatta kimisi ilacı atarken içine çeker ve “oh be, ciğerlerimdeki mikrobu söktü !” der.

Amma ve lakin,

Hatalı tarım ilacı kullanımının vebali, insan hastalıkları için hatalı ilaç kullanımından çok daha büyüktür.

Üreticiler, mahsulde hastalık olmasa bile çoğu zaman koruyucu olarak tarım ilacı kullanırlar.

Ve ilaçlama yapmadan önce etiket talimatlarını kimse okumaz.

Bu sebeple tarımsal ilaç kullanımı sadece kullananın değil, üreticinin ürettiği ürünü tüketenin de sağlığını tehdit eder.

En beteri, hatalı tarım ilacı kullanımı doğadaki canlı çeşitliliğini yok eder.

Bir nevi soykırım yapar!

Bu genelde ve maalesef geri dönüşü de olmayan bir yoldur.

Durumu sizlere bir örnek ve grafiklerle açıklamaya çalışayım. Hem de bu açıklama için bilinmeyen bir bitki zararlısını değil, son zamanlarda çok meşhur olan bir insan zararlısı olan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü taşıyıcısı olan keneyi örnek göstereyim.

Kenenin İlaçlanması ve Sonrasında Olanlar

Diyelim ki ABC köyünde keneler var. Sayısını da belirleyelim. Diyelim ki 14 Haziran 2006' da bir sayım yaptık ve gördük ki 1000 tane kene var.

Bir de keneleri yiyerek beslenen 4 çeşit avcı böcek var (doğada her canlının avcısı vardır.)

Avcıların sayısı genelde daha az olur. Avcıları da saydık ve her birinden 50' şer tane olduğunu gördük.

Bu avcıların bir kısmı keneler yavru iken, bir kısmı erginken, bir kısmı daha sıcak zamanlarda, bir kısmı daha serin zamanlarda daha çok kene yiyor.

Buna göre 14 Haziran 2006 tarihinde köydeki böcek mevcudu şöyle:


Grafik 1: ABC köyünde 14 Haziran 2006 tarihinde kene ve kene yiyen böcek sayısı
 

Bu Canlıların Sayısı Aylar İçerisinde Nasıl Değişir?

Bu canlıların sayısı aylar içinde değişir. Burada bitkisel üretimde bence en önemli kavramlardan birini açıklamaya çalışalım:

Ekonomik Zarar Eşiği: Artan populasyon (zararlı böcek sayısı) karşısında zararlının zarar yapacak düzeye ulaşmadan, populasyonu (zararlı böcek sayısını) düşürme girişimlerinin gerekli olduğu düzeydir.

Yani diyelim ki bu köyde 1000 tane kene olursa riskleri en aza indirmiş oluyoruz ancak kene sayısı 100.000 olduğunda riskler yüksek seviyede.

Bu durumda zarar eşik seviyemizi 1000 alabiliriz. Yani 1.000 keneyi geçmemeye çalışacağız.

Bu duruma göre ABC köyündeki kene ve kene yiyen böcek sayılarının aylara göre değişimine bakalım.

Genel olarak kene sayısı çokken kene yiyen böcekler bolca yiyecek buldukları için hızla çoğalacak, daha sonra kene kalmadığı için kene yiyen böcekler ölecek bu arada kene yiyen böcek kalmadığı için keneler çoğalacaktır.

Buna göre aylara göre kene sayısı şöyle değişebilir:

Grafik 2: ABC köyünde Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık aylarında kene ve kene yiyen böcek sayılarının değişimi

Grafikten de kolayca anlaşıldığı üzere kene sayısı yüksekken kene yiyen böceklerin nüfusu artıyor. çünkü etrafta yiyebilecekleri bolca kene var.

Kene yiyen böceklerin sayısı arttıkça kenelerin sayısı azalıyor. Daha sonra haziran ayında hemen hemen hiç kene kalmadığı bir noktaya geliyor. Bu sırada kene yiyen böcekler aç kaldığı için sayıları azalıyor. Bu sefer kenelerin sayısı yine artıyor.

Kene sayısı 1.000' lere geldiği zaman kene yiyen böcekler yine bolca bulunan gıda sayesinde yine çoğalıyor. Ve böylece kene sayısı tekrar düşmeye başlıyor. (Bu grafikte sıcaklık vb. gibi diğer bir çok değişken dikkate alınmamıştır ve avcı-av ilişkisi gösterilmeye çalışılmıştır. Aslında aylar itibarı ile sıcaklık düştükçe kene nüfusunun da düşeceğini varsayabiliriz.)

Ancak sonuçta doğada böceklerin bu şekilde doğal olarak nüfusları sürekli kontrol alındadır.

Peki Hatalı ve Kontrolsüz İlaçlama Yaparsak Ne Olur?

Diyelim ki kontrolsüz olarak Haziran ayında her yeri ilaçladık. 1.000 tane keneden sadece 5 tane kaldı. Ve zaten sayıları az olan ve kene ile beslenen tüm böcekler öldü.

Bu durumda grafik şöyle olur:

Grafik 3: ABC köyünde Haziran ayında yapılan büyük ilaçlamadan sonra kene sayısı

İşte sonuç bu olur.

Grafik 2' de gördüğünüz gibi kene sayısı hiç bir zaman 1.000 adeti aşamıyor çünkü keneleri yiyen böceklerin bol besin olduğu için nüfusları artıyor ve kene sayısını düşürüyorlar.

Oysa grafik 3' te neredeyse kenelerin tamamı ve avcı böceklerin tümü ilaçlama ile öldürülüyor.

Canlı kalabilen 5 adetçik kene yavaş yavaş çoğalmaya başlıyor.

Ancak sayılarını baskılayan başka hiç bir canlı olmadığı için sayıları gitgide artıyor.

Hiç ilaç kullanılmadığı durumda en fazla 1.000 olan kene nüfusu böylece 2-3 ayda 100.000 adet oluyor !!!

Bu durumda sürekli yeniden ilaçlama yapmak gerekir.

Ancak yine de kene nüfusunu tam anlamıyla baskı altına almak mümkün olmaz.

Ayrıca bir çok böcek türüne de artık ABC köyünde rastlanamaz.

Bu sebeple ileride çıkabilecek bilmediğimiz başka bir çok hastalık, salgın, böcek istilasına açık kapı bırakılmış olunur.

Artık ABC köyü ilaçlama olmadan yaşanamayacak hale gelir.

İşte ilaçlamanın gerçeği maalesef bu...

Durumun Vahameti

Ankara Üniversitesi (A.Ü) Veteriner Fakültesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Karaer' in 6 Nisan 2008' de Anadolu Ajansı' na verdiği demeçten bir kısım alıyorum:

"2007'de 3 milyon YTL harcama ile 26 riskli ilde, hiçbir bilimsel esasa oturtulmadan ve her ile göre değişen 3-4 farklı etken maddeli ve tek uygulamalı 30-40 ton civarında kimyasal, haşere ilacı veya zehir, sadece sığırlarda kullanıldı. Bu yıl için, belirlenen 36 riskli ilde kene ile kimyasal mücadele için 20 milyon YTL ödenek ayrıldığı açıklandı."

Durumun ne kadar elim olduğunu görüyor musunuz?

2009' da kaç milyon YTL' lik ilaç kullanılacağını düşünüyorsunuz?

Ya 2010, ya sonrası?..

Hatalı, plansız, "gör böceği bas zehri" zihniyetiyle hareket etmemiz sonucunda doğanın bize nasıl ders verdiğini görüyor musunuz?

Hem ilaçlama masrafı 7 kat artmış, hem de KKKA hastalığından ölen sayısı kat be kat artmış!

(Bu sene Ürgüp merkezde meydandaki pastanede kahvaltı ederken kene ilaçlama aracı geçti. Tüm kahvaltım ilaçlandı.)

Sadece Kene Değil

Hemen hemen tüm tarım ilacı kullanılan uygulamalarda durum benzerdir.

Bakınız şubat 2007 tarihli "Tarım İlaçları, İyi Tarım ve Çengelköy Hıyarı" adlı makalemden bir paragrafı alıyorum:

DDT’ nin keşfinden önce, 1940’ lı yılların başına kadar tarım zararlıları dünya genelinde tüm ürünlerin % 7’ sinde kayba sebep oluyormuş. !980’ lerin sonlarına doğru tarımsal ilaç kullanımı 1940’ lı yılların başlarına oranla tam 12 kat artmış! Düşünebiliyor musunuz 12 kat !!! Ancak ilginç olan bu değil. Asıl ilginç olan, tarımsal zararlıların yol açtığı ürün kaybı % 7’ nin altına maalesef düşmemiş. Hem düşmemiş hem de %13’ E YÜKSELMİŞ !!! Evet yanlış okumadınız, neredeyse iki kat artmış. Yani hem bu ürünler aracılığı ile daha çok zehir tüketmişiz ve hayatımız kısalmış, yaşam kalitemiz düşmüş; hem de üretici daha az ürün elde etmiş, daha az kazanmış.

Sonuçta şu yargıya varıyoruz:

Nasıl savaş savaşı doğurursa,

                                  İlaç da ilacı doğurur...

Herhangi bir canlıyı çeşitli kimyasallar ile öldürmek, bizi geri dönüşü olmayan bir yola sokar.

Bu yüzden insanlık olarak, her tür canlının kimyasal maddelerle öldürülmesi uygulamasından vazgeçmek zorundayız.

Bunun yerine o canlıyı, sevmediği kokular, ışık, sıcaklık, ses gibi etmenlerle ortamdan uzaklaştırmak; o ortamda, o canlıyı tüketen diğer canlıların sayısını arttırmaya çalışmak gibi daha doğal yöntemlere geçmek zorundayız.

Aksi halde kendi kuyumuzu kazmaya devam edeceğiz.

Unutmayalım ki rüzgar eken,

                                                fırtına biçer...

En derin saygılarımla,

Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com
 

Okuyanların katkı ve yorumları, soruları ve cevaplar:
 
1- Sayın İsa ALTUN, Ziraat Yüksek Mühendisi, Bursa

21.08.2008

Değerli arkadaşım ve meslektaşım Ozan Bey

Yazılarını büyük zevkle okuyorum. Bu yazında kısmen katıldığım noktalar olsa da büyük oranda eleştirisel yaklaşımlarım olacak.

Öncelikle yazıda bazı terminolojiler yanlış Örneğin; LD50 : Bir maddenin deneneceği canlı grubunun yüzde 50'sini öldürecek tek dozluk miktarı dır.
Yazı genel olarak tarımda yada kentsel entomoloji alanında entegre zararlı kontrolü prensipleri düşünüldüğünde, kısa biyolojik döngüye sahip zararlılar için çok doğru cümleler ihtiva etmesine rağmen Kene Biyolojisi ele alındığında baştan sona kadar yanlış bilgiler vermektedir.

Bütün zararlı kontrollerinde biyolojik döngüyü bir noktadan kırmak esastır. Yani bu zararlı canlılar Yumurta-Larva-Nimf ve Ergin Safalarını atlatarak biyolojik döngülerini tamamlamaktalar. Bazı zararlı türleri bu döngüyü 20-30 günde tamamlarken (örneğin depolanmış ürün zararlıları) bazıları 3 yıla kadar uzayabilmektedir. Kene biyolojik yaşam döngüsünü 1 yıl ile 3 yıl arasında tamamlayan bir türdür.

Avcı böceklerin biyolojik yaşam döngüleri hakkında kesin bir bilgim olmamasına rağmen uzun bir döngüye sahip olduklarını sanmıyorum. Dolayısı ile uygun kimyasalı uygun dozda uygulayarak kene biyolojik döngü zincirini bir noktadan kırmak, grafikte göstermiş olduğunuz gibi popülasyon seviyesini pik noktalara çıkarmayacaktır.

Bu tür eleştirilerle birlikte kene kontrolünde Kimyasal mücadele yerine biyolojik kültürel ve fiziksel önlemlerin nasıl yapılacağına dair bilgisi olan arkadaşlarımız veya akademisyenler bu bilgilerini bizlerle paylaşırlarda daha sağlıklı bilgilenme olacağını düşünüyorum.

Asıl herhangi bir mücadele yapmadan, başı boş bırakılan kene popülasyonun ilerleyen yıllarda başımıza neler getirebileceğini düşünmemiz gerekiyor bence. Buna birde yanlış kimyasal ve yanlış doz ile kimyasal kontrole dayanıklı kene jenerasyonu eklenirse işte o zaman başı ellerin arasına alıp düşünme zamanı gelecektir.

Saygılarımla

İsa ALTUN
Zir.Yük. Müh.

Kinetik Çevresağlığı Ltd. Şti.

Baris Mh. Gözde sok. Seymen Sit A:2
Nilüfer/BURSA/TURKEY

Tel:+90 224 453 27 88 Fax: +90 224 453 27 89
info@kinetikmarket.com
www.kinetikmarket.com

 


 
Cevap:

25.08.2008

Sevgili arkadaşım ve değerli meslektaşım İsa Bey,

Makalem konusunda zahmet edip görüşlerini bu güzel ve sağlam eleştirilerle kaleme aldığın için çok teşekkür ederim. Yazılarımı büyük zevkle okuyor olduğunu bilmek beni çok memnun etti.

Eleştirilerine de elimden geldiğince yanıt vereyim:

1- LD50 konusu kafamda biraz hatalı olarak kalmış sanırım. Ancak senin açıklamanı okuyup, sonra araştırdıktan sonra yine kafam karıştı. "Bir maddenin deneneceği canlı grubunun yüzde 50'sini öldürecek tek dozluk miktarı" açıklamasını alalım.

Şu aşağıdakiler de bazı kimyasalların LD 50 değerleri (mg/kg):


Etil alkol - 10.000
Sodyum klorid - 4.000
Demir Sülfat - 1.500
Morfine Sülfat - 900
Fenobarbital Sodyum - 150
Pikrotoksin - 5
Striknin Sülfat - 2
Nikotin - 1
d-tubokürarin - 0.5
Tetrodotoksin - 0.10
Dioksin - 0.001
Botulinum toksini - 0.00001


Sanırım buna göre, örneğin 2 kg ağırlığında 100 tane tavuğa (yani toplam 200 kg) 200 x 4 = 800 gram sodyum klorid verirsek bu tavukların % 50' si ölür gibi bir değer bu.

Elbette ki çok tutarlı değil. Lakin tavukların sodyuma diğer birçok canlıya göre daha duyarlı olduğunu biliyoruz.

Farelerin de genetik olarak insana yakın olması sebebi ile tarım ilaçlarında zehirlilik konusundaki testlerin fareler üzerinde yapıldığını biliyoruz.

Sonuçta aklımda fare kalmış, 50 kalmış ama hatalı kalmış. Şimdi her şeyin yerli yerine oturmuş olmasından memnunum.

2- Yazıda ekonomik zarar eşiği konusunda keneyi örnek almış olmama odaklanma lütfen. Ben güncel bir konu olduğu, herkes adını duyduğu için keneyi aldım. Aksi halde bakla zınnını örnek alsam pek okunası olmayacaktı yazı.

Aslında burada açık olarak söylememişim ama şunu yazmam gerekirdi belki "sıcaklık, mekân, zararlının taşıdığı virüs, zararlının adı, zararlının avcıları verileri önemsizdir”

Sonuçta burada belirli popülâsyondaki canlının, predatörleri ile doğal şartlarda gerçekleşebilecek olası ilişkisini yazdım. Şartlara bağlı olarak bu tam olarak bu şekilde gerçekleşmeyebilir elbette. Ancak bu şekilde gerçekleşme ihtimali de yüksektir. Dediğim gibi zararlının kene olmasına odaklanma. clostrudium botulinum bakterisi de olabilir, bir memeli hayvan da olabilir.

Yani sonuçta sen bir biyometri doktorusun. Elbette ki bu yazı o seviyede yazılmadı. Burada asıl amaç, olabildiğince çok kişinin okuyup anlaması.

3- İsa' cım, herhangi bir şekilde kimyasal kullanarak canlı öldürmenin kısa-orta veya uzun vadede mutlaka negatif etkilerinin görüleceğini düşünüyorum. Kimyasallar kullanarak canlı öldürmeyi namertçe bir davranış görüyorum. Bugün bakarsan insanlar arasındaki savaşlarda da kimyasal silahların patlayıcı silahlara göre daha namert ve gayrı centilmen silahlar olduğunu görüyoruz.

Açıkçası ben 100-200 yıl içerisinde kimyasal kullanarak canlı öldürme işine tamamen son verileceğine inanıyorum. Bu sebeple de herhangi bir şekilde kimyasal kullanarak canlı öldürmenin faydalı olduğu/olabileceği konusunda hemfikir değilim.

Hele ki kene konusunda olduğu gibi hatalı ilaçlamaların bize çok ağır faturalarla döneceğine inanıyorum.

Bu kadar tehlikeli bir konuda, eğer ki de geniş anlamda kimyasal ile canlı öldürme zulmünü yapmaya kesin kararlı isek en azından çok çok iyi planlamalı ve en doğru uygulamayı yapmalıyız diye düşünüyorum.

Sonuç olarak, elbette ki kimyasal savaş konusunda herkesin benimle aynı fikirde olmasını beklemiyorum. Ben kimyasal ile canlı öldürmeye karşıyım. Öğrenciliğimde bitki koruma dersinde "kimyasal savaş yöntemleri" kısmının anlatıldığı toplam 6 derse girmedim, sınavda kimyasal savaş ile ilgili kısımları cevaplamadım (dersleri hiç kaçırmayan, bir bölüm birincisi için bunlar ilginç olmalı).

Umarım bir nebze olsun kendimi açıklayabildim.

Eleştirin ve verdiğin bilgiler için tekrar teşekkür ederim.

Sevgiler,
Hakan Ozan ERZİNCANLI

 

 

Sayın İsa ALTUN, Ziraat Yüksek Mühendisi, Bursa

25.08.2008

Cevaba cevap
 

Kıymetli meslektaşım Ozan bey

Açıklamalardan ötürü çok teşekkür ederim. okuyucuların yanlış bilgilenmesi bakımından şu tavuklar yerine 1 kg canlı ağırlığa sahip fareler desek daha doğru olacak nitekim seninde belirttiğin üzere toksikoloji deneyleri sadece farelerde uygulanır. belirtmiş olduğun gibi her kimyasal bütün canlılara için aynı toksikolojik etkiye sahip değildir. Ayrıca vermiş olduğun örnekte her 1 kg canlı ağırlığa göre standardize edilmiş bir fare popülasyonunda her bir bireye 4000 mg sodyum klorür verilmesi o popülasyonun %50 sini öldürür desek daha doğru olacaktır.

yazmış olduklarımdan kimyasal mücadele yanlısı olduğumun çıkarılmasını istemem ben sadece entegre zararlı yönetiminde mücadele piramidinin en üst noktası olan kimyasal mücadelenin doğru uygulanmasından yanayım.

Kimyasal mücadele en son çaredir ve en son uygulanması gereken yöntemdir. fakat bizde her şey ters olduğu için bu piramit tam ters çevrilip öyle uygulanmaya çalışılıyor. Hangi teknik bulunursa bulunsun sadece bu piramitte bir yeni basamak olacaktır. Sadece basamak önceliği değişecektir. Entegre zararlı yönetiminde kimyasal mücadele şu an için en son çare olarak görülmektedir. kim bilir belki bir gün gelir burada gördüğümüz kimyasal mücadele kavramını görmeyiz ancak ben ömrümün bunu görmeye yeteceğini sanmıyorum. Gönlüm bir zararlı türü için mücadele ikinci basamaktan sonrasını kullanmamayı arzu ediyor ancak her arzu ettiğimde olmuyor.

Saygılarımla

İsa Altun

Zir. Yük. Müh.


 

26.08.2008

Cevaba cevaba teşekkür:
 

Değerli Meslektaşım İsa Bey,

Yüreğine sağlık.

Herkesin faydalanabilmesi için bu kıymetli bilgileri içeren tüm yazışmamızı makalenin orijinal sayfasına (http://www.tarimsal.com/makaleler/ilac_herseyi_halleder_mi.htm ) koyuyorum.

Sevgiler, saygılar

H. Ozan Erzincanlı

 



 

28 Ağustos, 2008

Yazan TABİATÇI

 

Bilgi dolu ve istatistik verilerine pek çok emek harcanmış olan yazınıza teşekkür ederim.

Maalesef burada bahsedilen yanlışlıkları,vatandaştan ziyade kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı veterinerler ve ziraatçiler de yapıyor. Hadi diyelim bilmeyen cahil; bilene ne diyelim? O zaman şu gerçeği iyice irdeleyelim: bilmek her şeyi çözmüyor!

Bu konuda yapılacakları kardeşimiz anlatmış ama; bir iki cümle de ben izah edeyim: zararlı böcek olarak tabir ettiğimiz kene aslında bir olgudur. Yani dünya var olduğundan beri vardır ve biz onunla yaşamak zorundayız. Tabiatta hiç bir nesne gereksiz değildir. Onun da tabiatta işlevi vardır. Yukarıda bahsedildiği üzere, önce biyolojik mücadele.

Şu kulağımıza adeta küpe edilmelidir "En iyi tedavi, hastalığa yakalanmamaktır. Her İlacın gerek insan, gerek hayvan ve gerekse bitki üzerinde yan etkileri ve zararı unutulmamalıdır. Maalesef günümüzde cebinde ağrı kesici ve antibiyotikle gezen bir sürü insanımız mevcuttur. Ayrıca bu ağrı kesiciler bakkal, market ve büfelerde rahatlıkla satılmaktadır. Tabi bu işi karıştırdıkça konu uzar.

Kısa olarak izah edersek öncelikle eğitim şart. Bunun yanında yasal düzenlemeler.

 

anasayfa