|
Bu makalenin sunumu mevcuttur. Bilgisayarınıza
indirmek için tıklayınız 07.12.2009
İnsanlığın Sonu
Son zamanlarda artan bir hızla üretilen sinema, edebiyat
eserleri sürekli dünyanın sonunu işaret ediyor. 2012' de Maya takviminin son
bulduğu ve bunun kıyamete yol açacağı söyleniyor. Acaba bunlarda gerçeklik payı
var mı?
İnsanın Gelişimi
Gelecek geçmişte gizlidir felsefesine dayanarak bir süredir
tarih öncesi insanı araştırıyorum. İnsan alet kullanmaya başladıktan sonra
bildiğimiz anlamda insan olmuş. İlk basit el baltasını yaptıktan itibaren
sürekli çevresindeki insana ait madde miktarını arttırmış. Her yeni buluş, yeni
dönemin bir öncekinden çok daha hızlı değişmesi ile son bulmuş. Yani gelişme hep
aynı hızda aritmetik dizisi halinde değil, ters geometrik dizi halinde
ilerlemiş. Bunu biraz açarsak, basit taşların kullanımından el baltası kültürüne
geçiş yüz binlerce sene sürmüş. Basit el baltası kültüründen gelişmiş el baltası
kültürüne çok daha hızlı geçilmiş. Son dönemden örnek vermek gerekirse son elli
yılda hayatımıza giren internet, cep telefonu, klonlama gibi şeyler bundan hemen
önceki beş yüz yıldaki gelişimle karşılaştırılamayacak kadar fazladır.
 
Gelin görün ki insanın bugüne gelmesinde yüz binyıllar geçmesine ve bu arada çok
fazla gelişmeler olmasına rağmen insanın fiziki yapısında pek fazla değişim
olmamış. Yani bundan yaklaşık 35.000 yıl önce yaşamış Orinyasiyen insanı ile
günümüz insanı arasında dış görünüş açısından pek bir fark yokmuş. Bu kadar süre
içinde insanın en çok beyni gelişmiş. Boyut olarak değil ancak beyin
büklümlerinin çokluğu olarak. Yani insan öncesi canlı diyebileceğimiz Neandertal
insanının beyni bizimkinden büyüktü ancak bizden akıllı değillerdi.
İşte tüm bunları şu sonuç için anlattım: bilim adamları evrim ile ilgili
çalışmaları sonucu defalarca görmüşler ki bir canlı bir yönde aşırı
özelleşirse, türü yok oluyor! İnsan beyni de bedenin diğer kısımlarına kıyasla çok aşırı bir
özelleşme göstermiştir ve bu durum insan türünün tükenmesine sebep olabilir.

Örneğin insan bu özelleşmiş beyni ile atom bombasını icat
etmiştir. Bu icat tüm insan türünü yok edebilir. Dünyanın en büyük fay hattı
olan Afrika’ daki Büyük Rift Vadisi'nde insanlar taş devrini yaşıyor iken çok büyük
depremler olmuş ancak hemen o civarda yaşayanlar hariç insanlar pek zarar
görmemiştir. Oysa aynı depremler bugün olsa bir atom bombasından çok daha fazla
zarara ve ölüme sebep olur 1.

Günümüz İnsanı ve Yaşam Tarzı
İşte son zamanlarda bunu çok düşünüyorum. Gelişmeler
konusunda biraz durup düşünmeye ihtiyacımız yok mu? Bir bilim adamı bir yenilik
bulduğunda en kısa sürede insanlığa yayılmalı mı bu yeniliği?
Yoksa insanlık özelleşmiş beyni ile yavaş yavaş türünü yok
etmek mi üzere?
-
TV, radyo, cep telefonu,
telsiz kullanımı amaçlı binlerce elektromanyetik dalga çevremizi sarmış
durumda. Bu kadar çok elektromanyetik dalganın on yıllar içerisinde
insanlığı ve diğer canlıların yaşamını ne yönde etkilendiğine dair geniş
çaplı bir sonuca sanırım asla ulaşamayacağız çünkü bu asla ispatlanamayacak.
Çünkü karşılaştırma yapılabilmek için bu durumdan etkilenmeyen tek canlı
bulamayız. Acaba bu elektromanyetik dalgalar çorbasında gün be gün eriyor
muyuz?
-
Dünya kabuğunu, toprağı
sürekli yollar, binalar, asfalt ve beton ile kaplıyoruz. Yağmurların akışı,
suyun toplanıp dağılması ile ilgili büyük farklılıklar var yüz yıl öncesine
kadar. Bu plansız mantolama işi korkunç seller şeklinde kendini gösteriyor.
Ben bununla ilgili çok daha ciddi olumsuzluklar olabileceğini tahmin
ediyorum.
-
Yeraltından suları, petrolü,
termal kaynakları, madenleri alıp alıp yeryüzüne dağıtıyoruz. Bunun olumsuz
etkilerini halihazırda görüyoruz ve bence fazlasını göreceğiz.
-
Doğal ormanları yok ediyor
veya bu ormanları insan yararına kullandığımız birer orman bahçesi haline
getiriyoruz. Doğal meraları tahrip edip yerine çim alanı yapıyoruz. Ne de
olsa biz her şeyin iyisini biliriz değil mi?
-
Çok katlı binalarda yaşıyor
ve zaman geçtikçe binaları büyütüyoruz. İnsan için en iyisi, en sağlıklısı,
en sürdürülebilir ve dünyaya en uygunu bu koca binalardır diye mi
düşünüyoruz? Yoksa para dediğimiz maddeye hem bunları satan hem de satın
alanlar olarak köle mi olmuş durumdayız?
-
Tohumların genetik
yapılarını değiştiriyoruz. Bunun sonuçlarını düşünmek bile istemiyorum.
-
Gün içinde kilometrelerce
yol gidiyor ve litrelerce (asla yerine aynı şekilde geri koyamayacağımız)
petrol yakıyoruz. On binlerce yıldır yeraltında kalmış canlıların çürümüş
suları -petrol- atmosferimize gaz olarak karışıyor.
-
Gün içinde on bazen bin
kilometrelerce yol gidiyoruz. Sürekli farklı coğrafyalarda yaşıyoruz.
Yukarıda bahsetmiştim, insanın fiziki yapısı on binlerce yılda çok az
değişti. Yani fiziki yapımız gün içerisinde bu kadar farklı bölgelerde
bulunmayı anlayamaz; buna adapte olamaz. Bir insan bence en fazla günlük on
km’ lik bir alanda hareket etmelidir. Biz son yüz yıldır bunu çok aşıyoruz.
Bence bu durum ilkel insanda asla görülmeyen birçok hastalığın sebebi.
Bu düşüncemi Dünya Sağlık Örgütü de destekliyor. Dünya Sağlık Örgütünün
Avrupa Bürosu, kronik hastalıkların önlenmesi için tarımsal üretimin yerel
yapılıp yerel tüketilmesi ilkesini önermiştir 2. Çünkü:
1- İnsan sağlığına en uygun gıda kendi ekosisteminde yetişen ürünlerdir.
2- Yakın çevreden edinilen sebze ve meyveler tüketiciye varana kadar uzun
bir yol kat etmek zorunda olmadığından henüz olgunlaşmadan toplanması
gerekmez. Dalında olgunlaşmasına izin verilebilir. Böylece vitamin, mineral
ve antioksidan içeriği daha yüksek olur.
3-Besinlerin ülkeler hatta kıtalar arasında taşınması için çok büyük enerji
gereksinimi olmaktadır. Nitekim ABD’de bir yılda tüketilen enerjin
toplamının %17’si gıda taşımacılığına harcanmaktadır 3.
İnsanın beyninin aşırı
özelleşmesinin, onun sonunu hazırlamakta olduğunu ispatlayan aslında burada
sayılabilecek o kadar çok madde var ki…
Taş Devri Diyeti
Ben en azından gıda alanında
kendime bir sınır çizdim ve taş devri diyeti yapmaya başladım. Sadece gerçek
gıdalar ve onların doğal yapısında bulunan gerçek besin maddeleri ile beslenmeye
çalışıyorum. Bilmediğim bir yerlerde, hiç tanımadığım birileri tarafından,
temelde kar elde etmek amaçlı içine bir şeyler katıştırılmış gıdaları
tüketmiyorum.

Meyve, sebze, tahıllar,
baklagiller, yağlı tohumlar, et, tavuk, balık (bunların doğadaki halleri, yani
kabuklu pirinç, kabuklu yer fıstığı vb.) benim için fazlası ile yeterli.

Ayrıca böyle bir beslenme ile
kolay kolay kilo da alınmıyor. Bu bağlamda beyaz ekmek dâhil un ve unlu
mamuller, şeker ve şeker içeren gıdalardan uzak duruyorum.
Böyle beslenmemin en temel
sebebi günümüzün çeşitli yollarla farklılaştırılıp acayipleştirilmiş gıdaların,
aslında bedenimize uygun olmaması. Organizmamız ve onu işleten sindirim,
dolaşım, sinir sistemimiz; genetik olarak insanın yüz binlerce yıl önceki
beslenme ve yaşam koşullarına uygun aslında. Örneğin şeker...
Şeker: Beyaz Bela
Şeker 1300’ lü yılların sonunda
Avrupa için bir yenilikti ve tıp alanında kullanılıyordu. Yani daha öncesinde
insanın günlük besinleri içerisinde şeker kamışı veya pancarından alınıp
eklenmiş şeker yoktu. Yüz binlerce yıldır gerçek gıda tüketmiş olan insanoğlu,
azami son yediyüz yıldır şeker tüketiyor. Hem de son elli yıldır eskisine
oranla çok daha fazla tüketiyor. Ayrıca ilginç şekilde beyaz şeker tükettikçe
lifli besinleri de tüketemez hale geliyoruz ve beyaz şeker bağımlılığı, beyaz un
bağımlılığını da beraberinde getiriyor 4!

Bitmedi. Şeker, Afrika kıtasının
Avrupa’ lılar tarafından köleleştirilmesinin de baş sorumlusu. Bu konuda Henry
Hobhouse' un yazdığı ve Türkçe' ye “Değişim Tohumları” olarak çevrilen kitabı
okumanızı öneririm. Eğer şekerin insan sağlığına etkileri konusunda da bana
inanmıyorsanız lütfen gidin konuyu özellikle çocuklar konusunda metabolizma ve
beslenme uzmanı olan tıp hekimleri var, onlara sorun.
Özet ve Sonsöz
İnsanlığın tarihi yüz binlerce yıla uzanıyor. İlk insandan bugüne bedenimiz
hemen hemen aynı kalmış ancak beynimiz aşırı özelleşmiş. Bu beyin ile bir çok
yenilik yapıyor, bedenimizin adapte olup olmayacağını sorgulamadan doğamıza
aykırı bir hayat sürdürüyoruz. Bilim adamları bir canlı türünün bir organının
diğer organlarına göre aşırı özelleştiği durumda yok olduğunu söylüyor.
İnsanda bu özelleşmiş organ beyin olduğu için bu yok oluştan kurtulabilir diye
umuyoruz.
İçinde bulunduğumuz 2009 yılının Aralık ayı çok önemli tarihlerden biri. Tarihi
Kopenhag iklim zirvesi bu ay yapılıyor. Büyük adamlar olası bir yok oluşu
önlemek için 2 hafta toplantı yapacaklar. Greenpeace örgütü, Kopenhag’ ta dişe
dokunur kararlar alınmazsa 2020 yılında dünya liderlerinin yaşlı halleri ile
çıkıp ne diyeceğini afişleştirmiş. Recep Tayyip Erdoğan biraz yaşlanmış olarak
2020' de şöyle diyor "Özür dilerim. Kopenhag' da iklim değişikliğini önleme
şansımız vardı ama maalesef hiçbir şey yapamadık."

Açıkçası medeni tarih boyunca
insanlık olarak aklımıza çok güvendik ve güç ve haz için önümüze çıkan her
fırsatı değerlendirdik. Ancak sanırım artık kredimiz tükendi. Kopenhag’ da
toplanan liderlerin şunları anlamasını ve etkin kararlar alması
gerektiğini düşünüyorum:
-
Mevcut durum
sürdürülebilir değildir ve acil önemler alınmak zorundadır.
-
Endüstrileşmenin önüne
geçecek yerel ve geleneksel yapılar desteklenmeli; merkezileşme ve
globalleşme önlenmelidir.
-
Hayatlarımızı biraz küçültüp
yavaşlatacak önlemler alma sorumluluğu gösterilmek zorundadır.
Dünya ve insanlık hidayete erer
mi bilmiyorum, ancak son günlerde sık sık Robert Louis Stevenson’ un şu sözünü
tekrarlıyorum:
Umutla yolculuk etmek,
gidilecek yere varmaktan çok daha güzeldir.
Saygılarımla,
H. Ozan Erzincanlı
www.tarimsal.com
Kaynakça:
1 LEAKEY, L.S.B., İnsanın Ataları. Ankara 1988
2 Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bürosu. CINDI dietary guide., yıl 2000.
3 Agrofuels special issue. Seedling Biodiversity, Rights and
Livelihood. Temmuz 2007
4 Hobhouse, H. Değişim Tohumları / İnsanlık Tarihini Değiştiren 6
Bitki, 2007
|