|
08.10.2009
Nasıl Bir Eğitim ?
Üniversitede yüksek lisans öğrenimim sırasında biyoloji
bölümünden hücre bilimi dersi alıyorduk.
Hocamız konusunda uzman, iyi bir bilim adamı idi. Ve beni çok şaşırtan bir şey
söyledi:
“Sizler, hücrenin işleyişi ile ilgili olası tüm bilginin en fazla % 5-10’ unu
biliyorsunuzdur.”
Şaşırmıştım. Bize kızıyor, aşağılamaya mı çalışıyordu anlamadım. Öyle bir insan
değildi. Ben yaklaşık 20 yıldır eğitim görüyordum. Ziraat mühendisi olmuştum,
biyoteknoloji alanında yüksek lisans yapıyordum ve hücre işleyişi ile ilgili
olası bilginin sadece % 5-10’ unu biliyordum. Bu mümkün olabilir miydi?
“Üzülmeyin canım.” diye devam etti. “Hücre bilimi konusunda uzman bir biyoloji
profesörü olan ben de en fazla % 10-12’ sini biliyorumdur. Ve bu konuya tüm
hayatını vakfederek Nobel ödülü almış bir bilim adamı en fazla % 15’ ini
biliyordur.”
Şaşkınlığım daha da artmıştı.
Hoca bunu araştırma isteğimizi perçinlemek, bizi kocaman engin bir bilinmeyenler
dünyası ile buluşturmak için söylemişti belki. Ancak ben daha farklı ve acı bir
gerçekle karşılaştım: Tüm o yıllar boyunca lisede dirseklerimizi paraladığımız,
üniversite sınavlarında öğrenmek anlamak için birbirimizi paraladığımız şeyler,
öyle kocaman ve kesin bilgiler değildi!
Daha önceki okul hayatımda hücre organelleri olan golgi cisimcikleri,
endoplazmik retikulumlarla ilgili hocalarıma sorduğum zorlu soruların ardından
neden fırça yiyerek yerime oturduğumu anlamıştım sonunda.
Çünkü en iyi bilen insan bile olası bilginin % 15’ ini biliyordu!
Az önce internetten golgi cisimciği ve endoplazmik retikulum ile ilgili
bilgilere baktım. Yeni bilgiler eklenmiş. Benim 2004 yılında yüksek lisansta
öğrendiklerimin de üzerine bazı bilgiler eklenmiş ve bunlar lise ders notlarına
girmiş. Biz üniversitenin ilk yıllarında, çok değil 10 yıl önce, bu bilgilerin
bazılarını teori olarak okumuştuk.
İlkokulda iken güneş sistemi konusunu çalışıyordum. Anneanneme dünyanın güneş
etrafındaki dönüşü ile ilgili bir soru sordum. Anneannem lise mezunu, döneminin
okumuş-aydın sayılabilecek kişilerindendi. Bana “dünya güneşin çevresinde değil,
güneş dünyanın çevresinde dönüyor” dedi. Küçücük boyumla dünyanın güneşin
çevresinde döndüğünü, ispatları ile kitaplarımdan göstererek anlattım. Uzun süre
inat ettikten sonra şöyle dedi: “Ben bilmem. Bize okulda güneş dünyanın
çevresinde dönüyor diye öğrettiler.” O sıralarda öyle mi öğretildi, yoksa
anneannem dersi yarım kulakla dinleyip öyle mi anladı yoksa yıllar içinde bu
konuda kendi mantığına uygun gelen şeyi mi aklına yerleştirdi bilemem.
Şimdilerde üniversite öncesi öğrenimimi düşünüyorum. Tarih dersinde savaşlardan
başka hiçbir şey dinlemedim. (Sadece lise ikide bir ara Osmanlı’ da spor vb.
gibi farklı bir iki konu geçmişti.) Beden dersinde bedenimi tanıyamadım, nefes
tekniklerini öğrenemedim. Sağlıklı bir hayat için düzenli spor nasıl yapılır,
diyet ve sağlıklı beslenme nedir öğrenemedim (bu konu bence beden eğitimi ile
birebir bağlantılı). En sevdiğim ve başarılı olduğum ders olmasına rağmen
Coğrafya dersleri bana dünyayı tanıtamadı. Ve şu an en iyi irdeleyebildiğim
biyoloji (canlı bilim) derslerinde, yıllarımı boşuna kaybettiğimi görüyorum.
Arada üniversite biyoloji sınav sorularına göz atıyorum. Bir sorunun doğru
cevabının dört şıktan birinde olduğu iddia ediliyor ve insanlar bu “doğru” şıkkı
öğrenmek ve bulmaya teşvik ediliyor. Oysa ben bugünkü bilgimle, o soruların
hepsinin ilgili doğru cevabına itiraz edebilirim. Hepsinin doğruluğu kolayca
tartışılabilir.
Sanırım biz aslında çocuklarımıza okul hayatları boyunca tamamını, hatta
yarısını, çeyreğini bile bilmediğimiz bazı bilimleri, bilgileri bir değişmez
hakikatmiş gibi öğretiyoruz. Çocuklar bu bilgileri hayatlarında kullanamıyorlar.
Mevcut durumları ile okullar, ebeveynlerin çocuklarından belirli bir süre için
kurtuldukları hapishaneler gibi iş görüyor maalesef. (Okul tatil olduğunda
sevinmeyecek çocuk neredeyse yoktur günümüzde.)
Oysa okul etkin bilgiye ulaştıran, zenginleştiren ve hayatı idame ettirmek ile
ilgili gence her gün yeni bir mekanizma sunan keyifli bir bilgi panayırı olmalı;
havasız sınıflarda sürekli teorik olarak sadece defter, kalem, kitap üçlüsü ile
hayatlarının en güzel çağında gençlere eziyet etme amaçlı yapısından uzaklaşmak
zorundadır. Bilgi asla bu hastalıklı şekliyle insanlara ulaşmamalıdır.
-
Eğitim kapalı
dört duvardan çıkarak gerçek yaşama entegre olmalıdır.
-
Eğitmenler “bu
böyledir” diye yüksek otorite ile ders anlatmak yerine; “son bilgilerimize
göre bu böyle olabilir. Siz ne dersiniz?” şeklinde daha ziyade moderatörlük
yapmalıdır.
-
Ders öğrenciyi
hayata hazırlamalıdır. Eğitim, hangi öğrencinin daha hırslı ve hangi
öğrencinin kendine daha fazla işkence edebildiğini ölçmeye çalışan bir
sıralama sistemi olmaktan uzaklaşmalıdır.
Üniversiteye gelene
kadar biyoloji hakkında okulda öğrendiğim en önemli bilgileri, ilkokul 2.
sınıfta pamuğa fasulye ekip gelişimini izlediğimiz 3 ayda öğrenmiştim.
Kobay olarak kendimi izledim ve gördüm ki, dört duvar arasında gençlere işkence
ederek süren bu eğitimin akla ve mantığa uygun, etkin bir yöntem olmadığı ve
ciddi şekilde kapsamlı bir değişiklik yapılması gerektiği açıktır. Ve bu değişim
küresel çapta olmalıdır.
Saygılarımla
H. Ozan Erzincanlı
|
|
1- Burcun Alevok,
08.10.2009
Cok haklisin. Senin
yasadiklarini biz de yasadik. Kimbilir belki yeni jenerasyon hala aynisini
yasiyordur. Bu cember kirilmali.
Konudan biraz ayri olarak ben de Turkiye'deki egitim sisteminde ogrencilerin
muhendislik dalini secmelerinden yanlislikla ya da kasitli olarak uzak
tutulduklarini dusunuyorum. Bunun sonucunda universite cagindakilerin o
zamanlar ve belki de hala daha ravacta olan isletme gibi fakultelere girmeye
calistigini dusunuyorum. Bizim zamanimizda (liseyi 1984-87 arasi okudum)
fizik, kimya, biyoloji ve matematik kitaplari yoktu. Biyoloji haric bu
bilgilerin muhendislikte nasil kullanilabilecegini iceren sinav problemleri
yoktu. Varsa yoksa bir denklem, formul ve sonucu. ABD'de birkac ortaokul
ogrencisine matematikte bir ara tutorluk yapmistim. O cocuklarin matematik
kitaplarinda matematigin gunluk hayatta nasil kullanilabildigini o kitaptaki
problemleri gorerek sahit oldum. Yasam daha dogrusu tabiat ana fizik, kimya
ve biyolojiden olusuyor. Insanlar hayata atilmadan once o teorik bilgileri
nasil pratikde kullanabilecegini lisede gorerek (universiteyi beklemeden)
ona gore hazirlanmali ve universite secimini ona gore yapmali. Kisaca demek
istedigim bunu lisede yapabilseler muhendislige ilgi daha fazla olur,
muhendislik fakultelerini secen ogrenci sayisi artar, bunun sonucunda daha
cok muhendislik okulu ve sinifi acilir, bunun sonucunda ulke daha cok
gelisir.
Yazilarinin devamini bekliyorum.
Burcun
|
|
2- Hülya Karaoğlan,
08.10.2009
Merhabalar, yazinizi
okudum.Bir cok sey yazmak icimden geldi okurken ama bakalim elimin hizi
beynimin hizina yetisip yaziya dusulebilecekmi dusuncelerim.
Ben de sizin gibi dusunuyorum; ögreniyoruz , ögretiliyoruz ama neden nasil
nicin olgunu bilmeden. Cunku bu ögrenme turu de bize ögretildi. Kurulan
cumlelerde soru isareti olmayacak ,ögretici kisinin bilgi seviyesini
sorusturuyoruz diye algilanir ;unlem olmayacak , aaaa duygularimizi sakin
aciga vurmayalim; Iki nokta kullanmamiz zaten yasak bilgimizi anlatabilmek
icin, cunku biz bilemeyiz; sadece yukaridan gelen seyleri beyne yerlestir
kullan ama analiz sentez onemli degildir.
Ben yuvada calisan bir pedagogum. Cocuklara kendi arastirdiklari konularda
guduleyici sorular sorup o konuyu derinlestirmek, bunun icin cevre ,materiyal
duzenlemek olmali egiticinin görevi.Bu bir utopi gibi kulaga gelse de bunu
yuva seviyesinde bile yapabiliyorsam ben herhalde okul seviyesinde de
yapilabilir. Ama o zaman yetistirdigimiz insanlari ( cocuklar gencler)
Kaldirabilecekmiyiz.Ben de insanim, ben de dusunebirim benim buldugum cozum
yollari da kullanilmali diye direten bir grup.
Arkadaslarini sen kizsin yapamazsin ya da sen erkeksin bebekle oynayamazsin
diyen bir grup olusmaz.
Bu da cocuklari yetenekli oldugunu görmek, cevreyi onlarin ilgi alanina göre
ayarlamak vs.vs. Louris Malaguzzi "Cocuklarin dogduklarinda 100 dili vardir
ama biz cevresindeki yetiskinler bunun 99 unu öldururuz ve geriye sadece
konusma dilini birakiriz "der. Tabii ki bu yuzz dili gelistirebilmek icin
pedagogun da 100 dili olmali.
Ayrica okula baslayabilecek olgunlukta cocuk olmasi yerine cocugu herseyi
verebilecek olgunlukta okul olmali .Yeni Zelendada cocuklar 5.yas gununde
okula baslarlar. Dusunebiliyormusunuz hergun yeni bir cocuk gelebilecegi
gibi belki 1 ay hic cocuk gelmeyecek. böyle bir olgunluk.
Saygilarimla.Hulya |
|
3- Emet Değirmenci, 10.10.2009
selamlar,
yazinizi okudum. tesekkurler deneyimlerinizi paylastiginiz ve bu konuya kafa
yordugunz icin.
ben egitimle su an 13 yasinda olan oglum vasiyasiyla ilgileniyorum. kendisi
3 sene yeni zelanda da monterori egiti alma sansi elde etti. su an seattle
da bir devlet okuluna gidiyor.
onu yetistirirken bazen okullun egitim sistemiyle bogusuyor bazen de
ogretmenlere fikirler veriyorum. ancak bu is ne memleket meselesi ne de
okul. bu is sizinde katilacaginiz uzre sistem meselesi ve egiticilerin ne
kadar hiyeresiden uzak dusebildikleri... cunku bir feminist olarak cocugumu
Maria Montesori'nin sistemine gonderirken heyecanlanmistim. ancak ilk
okuluna karsilastigim irkci ogretmen bir once soyledigimi dogruladi. belki
refah ulkelerinde bireysellige dayali bir rahatlik var ama o da cozum degil.
ivan ilyic'in egitim konusunda cok kitaplari/yayinlari var. ornegin "deschooling"/okulsuzlastirma
bunlardan biri. turkiyede kisa vadede yapilabilecek seylerden biri isteyen
insanlarin cocuklarini evlerinde ya da toplumsal temelli kucuk okulllarda
yetistirmelerini saglamak olabilir. uzun vadeli sizin de bahsettiginiz gibi)
havayi nasil soluyacagimizdan, vucudumuzu ve beynimizi tanimadan cocuklarin/genlerin
ustunde iktidar olmamaya (gerontokrasiyi kastediyorum) kadar gidilecek cok
yolumuz var...
dostlukla,
~ emet degirmenci
|