15.12.2007

 

İnsanlık Tarımdan Vazgeçmek Zorundadır

5 Temmuz 2007 tarihli makalemi şöyle bitirmişim: “Asla vazgeçemeyeceğimiz en önemli ve dünyanın en büyük sektöründe, ülkemizin dünya çapında daha önemli bir oyuncu olabilmesi için herkesin elinden gelenin en iyisini yapması dileğimle…”

Evet, buna katılıyorum. Sanırım katılmayanınız da yoktur.

Ancak bugün başka bir büyük gerçeği savunuyorum:

Tarımdan vazgeçmek zorundayız!

Neden mi? İzin verin açıklayayım:

Thomas Robert Malthus adlı bir İngiliz nüfusbilimci ve ekonomi politik teorisyeni nüfusbilimi için çok önemli kurallara imza atan çalışması, "Nüfus Artışı Hakkında Araştırma"yı yayımladı (Vikipedi).

Buna göre Malthus şunu diyordu: "Nüfusun gücü, yeryüzünün, insanın geçimini sağlama gücüne kıyasla, sınırsız ölçüde büyüktür... Nüfus kısıtlanmadığında, geometrik oranla çoğalır. Geçim araçları ise, ancak aritmetik oranla artar... Bu nedenle, geçim araçlarının sağlanmasındaki güçlük, nüfus üzerinde güçlü ve sürekli bir kısıtlamayı gerektirir."

Açıklamak gerekirse: Dünyada (ya da bir ülkede) ekonomik kaynaklar "sınırlıdır". Doğal olarak sınırlı olduğu bir kez kabul edilmiş olan bu ekonomik kaynakların belli sayıda insanlar tarafından "bölüşümü" basit bir aritmetik işlemi olmaktadır. Eğer dünyada (ya da bir ülkede) mevcut "sınırlı" ekonomik kaynakların yoksulluk olmadan paylaşılması söz konusu olacaksa, bunun için belirli bir nüfusun olması gerekir. Bunun üstündeki her nüfus, yaşayan insanların "rızkına" ortak olmakta ve giderek de yoksulluğun nedeni olmaktadır. İster gönüllü, ister gönülsüz, bu fazla nüfus ortadan kaldırılmadığı sürece, açlık, sefalet, yoksulluk, geçim sıkıntısı kaçınılmaz olacaktır. (http://www.kurtuluscephesi.com/kurcep1/kc30_5.html)

Ancak Malthus, bu teorisini kurgularken, tarımsal üretimdeki olası verim artışını, yeşil devrimi düşünemedi. Çünkü bu teoriyi 1789 yılında yazmıştı ve o sırada insanlık modern tarım tekniklerinden habersizdi.

Bugün ise nüfus ne kadar artarsa artsın, modern tarım teknikleri ile tüm nüfusu besleyeceğimize inanıyoruz.

Peki, bu doğru mu? Gerçekten insan nüfusu ne kadar artarsa artsın gıda ihtiyacını temin edebilecek mi?

Yoksa nüfus artıp kaynaklar azaldıkça özellikle fakir memleketlerdeki ve bölgelerdeki insanlar savaş, açlık, çatışma gibi sebeplerden dolayı yok mu olacak?

Mesela Darfur’ daki gibi ve mesela daha da yakın olarak bizim Güneydoğu Anadolu bölgemizde olduğu gibi…

--------------------------------
 

Nüfus Artışının Etkileri ve Geleceği

Değerli dostlar, dünyada insan nüfusu artıyor. Bakınız milattan 8000 yıl önce dünyada beş milyon insan varmış. Bu sayı 1960 yılında üç milyar, 2000 yılında ise altı milyar olmuş.

Detaylı incelemek gerekirse:

 

Yıllara ve Kıtalara Göre İnsan Nüfusu

  

1750  

1800  

1850  

1900  

1950  

1999  

2050  

2150  

Dünya

791

978

1,262

1,650

2,521

5,978

8,909

9,746

Afrika

106

107

111

133

221

767

1,766

2,308

Asya

502

635

809

947

1,402

3,634

5,268

5,561

Avrupa

163

203

276

408

547

729

628

517

Güney Amerika

16

24

38

74

167

511

809

912

Kuzey Amerika

2

7

26

82

172

307

392

398

Okyanusya

2

2

2

6

13

30

46

51

Kaynak: Birleşmiş Milletler Nüfus Birimi,

(http://www.un.org/esa/population/publications/sixbillion/sixbilpart1.pdf)

Birleşmiş Milletler Nüfus Birimi raporunda son tahmin olarak 2200 yılında dünyadaki (işin bu kısmını bilmiyorum. Belki insanlık dünya harici gezegenlerde veya uzay boşluğunda da yaşamaya başlayabilir, o zaman bu rakamlar ne olur, nasıl değişir bugünden bilmek zor.) insan nüfusunun on milyar olacağı öngörüyor.

İşin o kısmını bir kenara bırakalım. Özellikle 1950 yılından itibaren, savaşların azalması(!), tıptaki ilerlemeler ile insan ömrünün artması ve tarımda yeşil devrim ile gıda üretiminin artışı ile birlikte insan nüfusu çok hızlı artmış.

Hiç karamsar değilim.

2200 yılına geldiğimizde mevcut tarım alanları ve hatta teknikleri ile on milyar kişi rahatlıkla doyurulabilir.

Bunu gerçekleştirmek için ne genetiği değiştirilmiş canlılar ve hatta ne de tarım ilaçlarına, gübrelerine, yapay yemlere ihtiyacımız var bence. Tüm tarımsal üreticiler temel toprak, su, beslenme ve lojistik konuları konusunda asgari düzeyde bilgilendikleri ve planlı üretim yapıldığı sürece dünyadaki tarım alanları insan nüfusunu besleyebilir.

Ancak bir şeyi unutmamalıyız:

Tarım alanları küçülecek!

Bu durumda topraksız tarım, şehir içi dikey çiftlikler gibi tekniklere geçilecek (Japonya' da bu tip alabalık tesisleri var mesela). Yine bu sebeple dar alandan yüksek verim almak yönünde çalışmalar artacak. Genetiği değiştirilmiş ürünler kullanılacak ve gübre ve ilaç kullanımı artacak.

Maalesef görünen bu…

Alanlar azaldıkça ve insan nüfusu arttıkça insan harici canlıların nüfusu azalacak. Doğal hayat, insanların sadece belli korunmuş dar alanlı parklarda araştırma amaçlı sakladıkları yerlerde yapay olarak yaşayacak.

Kısacası insan nüfusu arttıkça, diğer canlı türleri üzerine baskı yapacak ve sınırsız şekilde soykırım yapılmaya devam edilecek!

Evet, soykırım dedim. Soykırım sadece insan ırkları arasında olmaz. Türler arasında da olur.

Ve insanoğlu yüzyıllardır fütursuzca çoğalarak diğer canlı türlerine soykırım uygulamaktadır.
 

Bu ciddi bir suçtur. Vebali büyüktür.

Günümüzde insanoğlunun asla baş edemediği mutsuzluk, sinir, stres, amaçsızlık ve yabancılaşma gibi olayların sebebi bu vebaldir.

------------------------------------

 

Peki, çözümü var mı?

Bence çözümü çok basit:

Nüfus planlaması yapmak!

Altı milyar insan bu dünya için çok ama çok fazla. Bence dünyada beş ya da on milyon insan olmalı.

Böylece diğer tüm canlılar ile uyumlu olarak, hiçbir kaynak konusunda sıkıntı çekmeden, mutlu mesut yaşayabiliriz.

Mesela her bir insanın en fazla bir çocuğu olacak diye bir kısıtlama getirilse (bu kısıtlama Çin’ de getirildi), sanırım 2200 yılında insanlık rahatlamaya başlayacaktır.

Böylece aç, yoksul, cahil insan kalmayacaktır.

Bunu daha da ötesinde, dünyadaki insan nüfusu azaldıkça birim tarım alanından yüksek verim alınmak zorunda kalınmayacaktır.

Böylece insanlar canlıların genetiğini değiştirmek, toprakları ve suları yapay gübreler ile kirletmek, zehirli ilaçlar/hormonlar kullanmak zorunda kalmayacaktır.

Hatta tüm dünyada nüfus beş ila on milyon olduğu zaman, tarım yapılmasına da gerek olmayacaktır !

Zaten doğalında gerek de olmamalıdır.

Tarım, canlı sömürme bilimidir. Aslında hiç iyi bir şey değildir.

Düşünsenize, insan nüfusu sürdürülebilir seviyede bir sayıda olsa (beş-on milyon hatta belki çok daha da az..), öğle yemeğimizi biraz dolaşıp kendimiz toplayabiliriz.

Gönül rahatlığı ile ihtiyacımız kadar hayvan avlayabiliriz.

Kirlilik, trafik, küresel ısınma, açlık olmaz!

Geçinmek için para kazanmak bile gerekmeyebilir. Herkes istediğince çeşitli sanat ve zanaatlarla ve bilimsel araştırmalarla ilgilenebilir.

Lütfen yazının burasında durun ve devam etmeden beş dakika düşünün…

Nasıl olur böyle bir hayat?..

----------------------------------



Evet, ben bir tarımcıyım.

Ve tarımdan vazgeçmek zorunda olduğumuzu, beni işsiz bırakmak zorunda olduğumuzu söylüyorum.

Çünkü ya insanlık olarak tarımsal üretimin gerekmeyeceği bir insan nüfusunu sağlayacağız;

Ya da yapay gıdalar tüketmeye ve canlı soykırımına devam ederek dünyadaki insan varlığını kökten yok edeceğiz!

Yani nüfus planlamasını biz bugünden başlatmazsak, insan nüfusu zaten mecburen plansız olarak yok olma yönünde azalacak. Gerek küresel iklim değişikliği, gerek yapay hayatlar, gerek yok olan canlı çeşitliliği yüzünden.

Seçim bizim…



Saygılarımla,

Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com
 

Tüm makaleleri okumak için tıklayınız...

anasayfa

 

Okuyanların katkı ve yorumları, soruları ve cevaplar:

1- Sayın Adnan SERPEN, Veteriner Hekim, İZMİR

16 Aralık 2007 saat 11:38' de Sayın Adnan Serpen makaleyi okumuş ve şu yorumları yapmış. (Adnan Bey' e cevaplar mavi renk ile verilmiştir. Yazışma Hayvancılık Google E-posta grubunda gerçekleşmiştir.)

Hakan Bey,

Açıklamalarınıza katılmak çok zor.Çünkü ortaya atmış olduğunuz fikirler biraz çizgi uzay romanlarını anımsatır gibi.Fakat şu andaki dünyanın durumunu göz önüne alarak bir değerlendirme yapacak olursak;

Adnan Serpen: Ve insanoğlu yüzyıllardır fütursuzca çoğalarak diğer canlı türlerine soykırım uygulamaktadır.Doğru bu olmaktadır,peki böyle bir soy kırım varsa,var olduğu da bilinmektedir o zaman nasıl olurda Gönül rahatlığı ile ihtiyacımız kadar hayvan avlayabileceğiz ? ortada canlı türü kalmıyor ki,sürekli şu veya bu şekilde yok olmakta dolayısiyle,burada bir çelişki gözümüze çarpmaktadır.

H. Ozan Erzincanlı cevap: Yazımda nüfus planlaması yapmak zorunda olduğumuzu ve toplam insan nüfusu 5-10 milyon olduğunda bunu yapabileceğimizi, planlamaya bugün başlasak en erken 2200 yılında ilk rahatlamaları belki yaşayabileceğimizi belirtmiştim.

-Tarım alanları küçülecek! Doğrudur, küçülecek çünkü insan sayısı artıyor ve yerleşim alanları sürekli genişliyerek tarım alanlarını işgal etmesi,tarım alanlarının sanayileşme uğruna katledilmesi nedeniyle küçülmektedir.

-Tarımdan vazgeçmek zorundayız!,kimse vazgeçemez ,çünkü insan oğlu gıda üretimi için tarımdan vaz geçemez tarımsal faaliyetle birlikte atbaşı giden ayrılmaz ikilinin parçası olan hayvancılık faaliyetinede ihtiyacı olup bu faaliyetilerin her ikisine de ihtiyacı vardır,bu faaliyetler olmadan insan olarak yaşamınızı sürdüremezsiniz.

H. Ozan Erzincanlı cevap: Olabilecek şeyler ile olması gerekenler her zaman buluşmayabilir. Ben olması gerekeni yazdım. Olabilecek veya olacaklar, bunun olmasının gerektiğine herkes katılırsa olur.

- Makalenizde insanlık olarak tarımsal üretimin gerekmeyeceği bir insan nüfusunu sağlayacağız,diyorsunuz,bunuda gerçekleştirmek çok zor insan daima tarım ve hayvancılık  faaliyeti içinde bulunmak zorundadır.Çünkü doğa bu dengeler üzerine kurulmuştur,bu dengeleri yok sayamazsınız,yok sayarsanız veya yok olursa insanda yok olacak demektir.

H. Ozan Erzincanlı cevap: Bir şey sağlayacağız demiyorum. Bu şekilde doğayı görmezden gelerek yaşamaya devam edersek yok olacağız diyorum. Tarım yapmadan, (diğer canlılar nasıl yaşıyorsa, LOST dizisinde olduğu gibi) yaşayacak nüfusa düşebiliriz. O halde tarım yapmaz, başka canlıları sömürmeyiz. Çok tartışmak istemiyorum. Yazdığımın bugün için hayal olduğunun farkındayım.

Ülkemizin dünya çapında daha önemli bir oyuncu olabilmesi için herkesin elinden geleni en iyi şekilde yaptığına inanmıyorum,çünkü herkes koltuk,rant ve erk peşinde koşuyor bilime inanmıyor,bilimi kendisine makyaj malzemesi gibi maske olarak kullanıyor,yine siyasetçilerimizde bilime inanmıyor ve sevmiyorlar.Zora gelindiğinde işi tembelliğe vurdurup tevekküle başvurup allaha havale etmeyi çok iyi beceriyoruz,siyasetçilerimiz hatta bazı insanlarımız bile çıkar ve menfaat uğruna siyasi ayrımcılıkta çok maharetlilerher olayı siyasi gözlükle bakıp olayları çok çabuk çok farklı bir şekilde değerlendirebiliyorlar.Dini,milli ve birçok kutsal değerlerimizi basida indirgeyerek çıkar ve menfaat uğruna hoyratça,acımasızca ne pahasına olursa olsun riyakarlık boyutlarında ayaklar altına almada çok ustayız.Siyasiler için varsa yoksa siyasi ranttır,siyasi rant uğruna halkını aldatıp,yalan söylemeyi çok iyi beceriyorlar,halktan topladıkları vergilerle halka sunması gereken devlet olanaklarını  paydaşlarına sağlamakta maharetli ve ustalar,türk halkının geleceği onları en ufak bir şekilde ilgilendirmiyor.Ancak türk halkının geleceği onların siyasi rantını etkilerse o zaman ilgilenmek lütfunda bulunurlar.İşte bu şartlar altında geleceğimiz ??????,saygılarımla.

Adnan SERPEN
Veteriner Hekim
İZMİR
 
 

2- Sayın Hasan Kurt

16 Aralık 2007 saat 10:09' da Sayın Hasan Kurt makaleyi okumuş ve şu yorumları yapmış. (Yazışma Zeytindostu Google E-posta grubunda gerçekleşmiştir.)

Hakan Bey;
Yazınızı baştan sonra dikkatle okudum ve her ne kadar ütapik buluyor olsam da kendi dünya görüşümle de birebir hemfikir bulduğum düşüncenizi gönülden takdir ettim. Sadece küçük bir eklentide bulunmak istiyorum, bilindiği gibi sosyoloji bilimi bazı çevreler tarafından pozitif bilimler çerçevesinde ele alınmaya başlanmışsa da bu henüz tüm çevrelerce kabul görmemiştir. Zira sosyoloji biliminin örneğin matematik gibi kesin, sınanabilir kanunları yok denecek kadar azdır. Fakat bu kanunlardan bir tanesi değindiğiniz konuyu destekler niteliktedir "insanoğlu nüfusunu dengeleme yoluna gitmezse sınırlı kaynakların yetersizliğinin bir getirisi olarak doğa kendi nüfüs planlamasını yapar ve bu çok acımasızca gerçekleşir". Her ne yapıyor olursak olalım biz insan ırkının tabiatın efendisi değil diğer tüm canlılar gibi bir parçası olduğumuz bilinciyle yaşamayı insanoğlu için temenni ediyorum.

Teşekkürler
Hasan Kurt

 

 

3- Sayın Mümtaz Gökçebağ

18 Aralık 2007 saat 02:13' de Sayın Mümtaz Gökçebağ makaleyi okumuş ve şu yorumları yapmış. (Yazışma Zeytindostu Google E-posta grubunda gerçekleşmiştir.)

 

Sayın Erzincanlı,

 

Keşke olaylar sizin söylediğiniz kadar basit olsaydı. Keşke nüfus planlaması ve yapay gıdalar sorunlarımızı çözüverseydi. Öncelikle şunu belirteyim, burada yazdığınız konu gerçekte 1950’li yıllarda Amerika’da çok tartışılmıştı. Hatta belki okumuşsunuzdur, Isac Asimov’un “Bu dünya herkese yeter” isimli bir de kitabı vardır. Henüz okumamış herkese öneririm.

 

Dünya gerçekten de herkese yeter. Bu konuda size katılıyorum Ama hangi yaşam biçiminde?  Eğer çağdaş uygarlık olarak Amerikan yaşam biçimini görüyorsanız (Avrupa yaşam biçimini ABD yaşam biçimi olarak kabul ediyoruz) o zaman dünyanın herkese yetebilirliği ciddi biçimde yara alacaktır. Çünkü biraz araştırırsak göreceğiz ki ABD tek başına dünya nüfusunun %5’i oluşturduğu halde dünya kaynaklarının çok daha fazlasını kullanmaktadır. Burada tek bir tanesini örnek olarak vereyim. Dünya çöplerinin %25’ini ABD üretmektedir. Şimdi en doğrudan, en basit biçimde dünyanın %100’nün ABD yaşam standardına ulaştığını varsaysak, çöpleri koymak için dört tane daha dünya gerekecektir. Zaten bunu olabilirliği modern düşünmeo denli  biçimine aykırıdır ki, ABD’li yazar Alan During “Tüketim toplumu ve dünyanın geleceği” isimli eserinde, günümüzde çağdaş denilen yaşam biçiminin gelecek için umut vaat etmediğini göstermekte zorlanmamaktadır.

 

Gelecekteki Tarım Ekonomisi konusu elbette Üniversitelerimizin tarım ekonomisi bölümlerinin incelemelerine muhtaçtır. En azından benim orada söz söyleme hakkım bulunmamaktadır. Ancak, genetiği değiştirilmiş besinler, yapay beslenme biçimleri dediğimizde, insanları hemen uyarmamız gerekir. Sorun şudur; Doğa olaylarını konuşurken ve özellikle oluşumları incelerken binlerce yıldan söz ederiz. İnsanın doğuşunu anlatan belgeler yalnızca maymunumsu diyebileceğimiz ortak atamızdan günümüz insanına olan değişimin 300.000 yıl sürdüğünü göstermektedir. Kıtaların ayrılması 10.000.000 yıl, ilk yağmur damlasının yere düşüşü 1.000.000.000 yıl gibi rakamlarla ifade edilmektedir. Buna karşın modern olduğu ileri sürülen günümüz bilimi yalnızca 200 yıllık bir geçmişe sahiptir. Benin kuşkum, milyonlarca yıllık değişmelerle gerçekleşen   kimyasal tepkimelerin, 200 yıllık bilgi birikimiyle değiştirilmesinin doğuracağı tehlikedir. Hele temel besinlerin yanında minör besinler adı verilen (vitaminlerin bulunuş öyküsü buna dayanır), kimyasalların keşfinin henüz 100 yıl bile olmadığını düşünürsek, yapay beslenme kavramının günümüz bilimiyle hatta önümüzdeki 100 yıllık bilimle bile oldukça iddialı bir yaklaşım olduğu düşüncesindeyim.

 

Kişisel görüşüm, gelecekte insanlığın yanlış olan Batı medeniyeti yerine, doğru çizgi olan doğu düşünme biçimine döneceği, böylece pek çok sorundan doğal biçimde kurtulacağıdır. Ama Zeytindostu öbeği felsefe tartışılacak yer olmadığından konuyu burada noktalamak zorundayım. Merak edenlere adresim her zaman açıktır.

 

Saygılarımla

Mgökçebağ

Yanıt: Sayın Gökçebağ,

Çözümün basit olduğunu söylemiyorum.

Sadece şunu düşünüyorum: İşin mantığına bakarsak bir arpa tanesini gıdaya daha kolay ve etkin ulaşmak amacı ile mağarasının önüne eken eski insan ile yine gıdaya daha kolay ve etkin ulaşmak için o arpa tanesinin DNA yapısını değiştiren modern insan arasında temelde düşünce, mantık farkı yok.

Ve bence insanlık bu mantık ile yürüdüğü müddetçe doğal gıda tüketimi söz konusu olamayacak.

İnsan nüfusunu planlı olarak azaltmak imkansız değil

Eğer bu yapılırsa, bitki korumacıların çok iyi bildiği doğal dengeye binyıllardan beri ilk defa insanoğlu da dahil olabilir.

Saygılarımla,

Hakan Ozan Erzincanlı

 

4- Sayın Kayahan Görünmezoğlu

18 Aralık 2007 saat 10.04' de Sayın Kayahan Görünmezoğlu makaleyi okumuş ve şu yorumları yapmış. (Yazışma Zeytindostu Google E-posta grubunda gerçekleşmiştir.)

TARIM NEDİR ?

Batı dillerine baktığımızda ,onlar tarımı muhtemelen ,İSPANYA,İTALYA VE FRANSA kaynaklı geçiş olmalıdır.

AGRI-CULTURE (KÜLTÜR-UYUMU) Sözcüğün kaynağını böyle kabul etsek yanlış olmaz herhalde,insanlık yerleşik topluma geçer,geçmez "Tarım kültürü" de olagelmişdir.(MISIR,EGE ,AKDENİZ, MEZOPOTAMYA, İNKA, AZTEK UYGARLIKLARI GİBİ)

Sözün kaynağında bir kültür odaklılık vardır,Sulu tarım kültürü,Kuru Tarım kültürü daha öznelleştiğin de tahıl kültürü,zeytin kültürü, deniz kültürü,nehir kültürü,meyvecilik kültürü,sebzecilik kültürü gibi. Aslına bu olması gerekendir.Üreticiler belli bölgelerde belli ürün yetiştirme kolaylıklarını (iklim,toprak v.b) yakalamışlardır.

YERLEŞİK KÜLTÜRÜMÜZ VAR OLDUĞU SÜREÇ DE TARIM DA OLACAKDIR.FAKAT DOĞAYA ZARAR VERMEDEN,KATKI SAĞLAYARAK OLMALIDIR.(EKOLOJİK YAKLAŞIM)

Tarımı şöyle tanımlamak da mümkün olabilir, "Orman Kültürünün ıslah edilmiş hali "Tarım Kültürü"dür.Keşke "Gap projelerinde, orman kültürü öne çıksaydı,organik madde birikimi ve tuzlanma sorunu büyümeseydi.İleriki yıllarda bu sorunların çözümün de ne zorluklarla karşılaşacağız ? Bakalım . . .

SELAM VE SAYGILARIMLA

Yanıt: Sayın Görünmezoğlu,

Bence tarım, her tür canlı sömürme faaliyetine verilen isimdir. Bu sömürü faaliyeti elbette bir kültür oluşturmuştur. Çünkü iyi sömürücüler sömürdükleri alanlara yerleşir ve durumun nimetlerinden faydalanır.

İnsanlık bu binyılda, bizden farklı DNA' ya sahip canlıları bizim çıkarımız için köleleştirmek faaliyetinden vazgeçmelidir.

Hayal de olsa olması gereken budur.

Saygılarımla,

Hakan Ozan Erzincanlı

 

anasayfa