05.07.2007
Ali Kıran Baş Kesen Tarım Bakanlığı -
Tarımsal Danışmanlık ve İyi Tarım Uygulamaları Yönetmeliği
Tarım Bakanımız Mehdi Eker, Nisan 2007 tarihinde bir beyanında
şunları söylemiş:
"Tarım geçmişte sadece üreticileri ilgilendiren bir sektördü. Bu
yanlış. Çünkü gıda güvenliği boyutuyla bütün tüketicileri
ilgilendiriyor. Bütün yediklerimiz ve içtiklerimiz tarım
sektörüyle ilgilidir. Yani tarım sadece köylülerin uğraş alanı
değildir, kentlilerin de tüketimidir. Böyle algılanmadığı için
de, tarımın entelektüeli yoktur. Entelektüeli olmayan sektörün
doğru tartışılması da mümkün olmaz. Tarımın siyasetiyle kimse
ilgilenmiyor. Bu basına da yansıyor. Bu bir sorundur."
İşte bu beyandan da feyiz alarak; Tarım Bakanlığı’ nın durumuna,
diğer bakanlıklardan farklılıklarına, tarım sektörünün diğer
sektörler ile karşılaştırıldığında görüleceklere, sadece özel
sektörde çalışmış bir ziraat mühendisi olarak değinmek
istiyorum.
T.C. Tarım (ve Köyişleri) Bakanlığı’ nın bir dış göz ile
görünümü:
Tarım Bakanlığımızın, diğer bakanlıklardan farklı olarak “Ali
Kıran Baş Kesen” bir tavrı vardır. Eğer bir konu tarım
sektöründe gelişmeye başlar ise, bakanlığımız hemen bir
yönetmelik çıkararak konu ile ilgili denetimi sağlamaya çalışır
ve etkin olmayan bir düzenleme oluşturulduğu için maalesef
amaçladığının tersine olası gelişmenin önünü keser. Oluşturulan
düzenlemenin ne kadar faydalı olduğu, iş yükü/konuyla ilgili
bilgilenme ve süre ihtiyacının ne kadar olduğu fazla
değerlendirilmeden mevcut kadroların oluşacak yeni işi
kaldıracağı düşünülür ve yönetmelik çıkarılır. Genel olarak yeni
düzenlemeler ile ilgili şöyle bir mantık vardır: “Sakat da olsa
şu çocuk bir doğusun da bakalım, büyüdükçe düşe kalka düzelir.”
Bu durumlara iyi bildiğim iki örneği anlatmak istiyorum:
1) İyi Tarım Uygulamaları Yönetmeliği
Tarihçesini iyi bildiğim konulardan biridir. Ben 3 yıldan uzun
süredir Eurepgap denetimleri yapıyorum. Eurepgap, Avrupa’ daki
büyük süpermarketlerin bağlı olduğu bir sivil toplum kuruluşu
tarafından (Eurep, Avrupa Perakendecileri Ürün Çalışma Grubu),
müşterileri için üreticilerden satın alacakları tarımsal
ürünlerin nasıl üretilmelerini istediklerini açıklayan bir
standarttır. Bu standarda uygun üretim yapan üreticilere
“Eurepgap belgesi” verilir. Bu standardı hazırlarken de “iyi
tarım uygulamaları” teknik talimatından faydalanmışlardır.
Eurepgap’ i oluşturan ve yöneten iki komite vardır. Bunlardan
birincisi teknik komite, diğeri standardizasyon komitesidir.
Teknik komite, Avrupa’ nın çeşitli ülkelerindeki
süpermarketlerin, tarımsal denetim firmalarının, tarımsal üretim
firmalarının tarım ve gıda uzmanlarından oluşur. Bu komite
kullanılan ilaçlar, gübreler, ilaç depolarının nasıl olması
gerektiği, çevre ve doğal hayat, gıda hijyeni konularında
standardın maddelerini oluşturur; mevcut maddeleri düzenler,
gerekirse yaptırımını arttırır.
Standartlar komitesi ise yine Avrupa’ nın çeşitli ülkelerindeki
süpermarketlerin, tarımsal denetim firmalarının, tarımsal üretim
firmalarının kalite sistem uzmanlarından oluşur. Teknik
komitenin oluşturduğu soru listesine kalite yönetim sistemi ile
ilgili maddeleri ekler; mevcut maddelerin denetlenebilir olması
için düzenleme yapar; sistemin tarımsal alanda nasıl
denetleneceğini, denetçilerin nasıl olması gerektiği, denetimin
nasıl yapılması gerektiğini ve standardın yönetilmesi ile ilgili
daha birçok şeyi belirler. Teknik komite ile görüş alış
verişinde bulunur ve sonuçta standart oluşur. Ardından standart
birçok resmi ve özel kuruma gönderilerek görüş alınarak
uyarılara göre düzeltilmeler yapılır. Sonunda etkin ve her tür
eleştiriye açık bir standart oluşur.
Bu işi yapan bir sivil toplum kuruluşudur ve söz konusu standart
aslında, kalite yönetim sistemlerinde iyi bilinen bir müşteri
şartıdır. Yani müşterinin üreticiye, “ürünü şu şekilde üretirsen
satın alırım, yoksa almam” demesidir.
Burada Devlet ve Tarım Bakanlıklarının görevi çok daha farklı ve
aslında çok daha zordur. Örneğin Eurepgap soru listesinde
tarımsal ilaç deposunun nasıl olması gerektiği ile ilgili
maddeler vardır. Ancak ülkenin yasal şartları veya yerel
düzenlemeler deponun nasıl olması gerektiği konusunda daha üst
şartlar getiriyorsa üretici bu şartlara uymak zorundadır. Örnek
vermek gerekirse Eurepgap standardına göre ilaç deposunda yangın
söndürücü olması zorunlu değildir. Ancak Eurepgap belgesi almak
isteyen üreticinin bulunduğu ülkede ilaç deposunda yangın
söndürücü olmasını şart koşan bir yönetmelik var ise ve
üreticinin ilaç deposunda yangın söndürücü yok ise bu bir
uygunsuzluktur ve düzeltilmesi gerekir. Bakanlığımız işte bu tip
konularda düzenlemeler yapmalıdır. Aklıma hemen gelen ve ancak
devlet eliyle çözülebileceğini düşündüğümüz konular şunlardır:
A- Atıkların, özellikle ilaç kutularının nasıl yok edileceği
hala net değildir. Yasal otorite, ilaçları satan firmalara
bunları geri alma zorunluluğu getirebilir veya ilaç kutularının
depozitolu olması şart koşulabilir.
B- Tarımsal üretim yapılan bölgelerde üreticilerin özel olarak
dikkat etmesi gereken, türü tehlikede olan veya sadece o bölgede
bulunan canlı türleri bölgesel bazda belirlenip, üreticiye etkin
şekilde duyurulmamış; korunmaları için sistematik önlemler
alınmamıştır.
C- Bölgesel bazda toprak haritaları yoktur.
D- Bölgesel bazda tarımsal üretim risk haritaları yoktur.
Örneğin x şehrinin y ilçesinin z köyünün a mevkiinde toprakta
nitrat birikiminin ne düzeyde olduğunu, 12 aylık dönemde bu
bölgenin x fabrikasının atıklarının tarımsal üretime etkisini
gösteren bir harita mevcut değildir. O bölgede iyi tarım
yapılabilir mi? Organik tarım yapılabilir mi? Konularını
açıklayan haritalar yoktur. Tahmin ve tespitler afakidir.
E- Tarım Bakanlığına bağlı laboratuvalarda yapılan toprak analizlerinin
neredeyse tamamı hatalı ve/veya eksiktir.
Açıkçası Eurepgap gibi iyi işleyen bir standart var iken Tarım
Bakanlıkları’ nın, soru listesindeki her madde üzerinde tek tek
çalışması ve her madde için yasal düzenlemeler yapıp
düzeltmelere başlaması gerekirken, bizim bakanlığımız Eurepgap’
i yok sayarak İTU (İyi Tarım Uygulamaları) yönetmeliğini
yayınlamıştır.
İTU yönetmeliğinin yayınlanmış olması çok garipsenecek bir durum
değildir. Avrupa’ daki bir çok ülke benzer bir standart
yayınlamıştır. Örneğin Almanya’ da QS standardı, Yunanistan’ da
Agro standardı. Gelin görün ki Türkiye’ deki uygulama şu yönleri
ile eleştiri konusu olmaktadır:
-
İTU yönetmeliği, uluslararası yönetim sistemleri ile uyumlu ve
denetlenebilir konumda değildir. Bu yönetmelik bir standart ise,
bunun dünyada kabul görür oluşturulma esasları vardır (örneğin
EN 45011, ISO guide 65). Yönetmelik bu esaslara uygun olarak
hazırlanmamıştır.
-
Eurepgap standardı o kadar detaylı olmasına rağmen yaklaşık 10
yıldır 5 ayrı konuda 5 ayrı standart olarak kaldı (2008’ den
itibaren kısmi bir toplulaştırma olacak.) Bu konular; a- Yaş
Meyve Sebze b- Süs Bitkileri c- Hayvancılık d- Kültür
Balıkçılığı e- Yeşil Kahvedir. Oysa Tarım Bakanlığımızın
yayınladığı yönetmelik tüm bu konuları birden kapsamaktaydı.
Ayrıca hangi konuyu ne kadar kapsadığı, denetçinin denetime
gittiğinde neyi denetleyeceği, hangi soruları soracağı
belirsizdi. Bence hala belirsizdir.
-
Yönetmelik çıkarıldığı günden bu yana etkinlikten yoksundur.
İlk çıkarıldığı zaman İTU yönetmeliğine uygun üretim yapan
üreticilere kredi faizlerinde %60 indirim yapılacağı açıklandı.
Bu durum 2 yıl sürdü ve bu 2 yılda hiçbir üretici bu indirimden
yararlanamadı. Çünkü kimse İTU belgesi alamadı. Çünkü hiçbir
denetim firmasını Tarım Bakanlığı onaylayamadı. Çünkü
yönetmelikte denetimlerin tarla bazında nasıl yapılacağı
belirsiz olduğu gibi, denetimleri yapacak denetçilerin
kıstasları, bu denetçileri istihdam edileceği denetim
firmalarının nasıl olmaları gerektiği pek belirgin ya da
mantıklı değildi. Her şey havada olduğu için onay mekanizması
çalışamadı.
-
İTU yönetmeliği, diğer ülkelerin yaptığı gibi Eurepgap
standardı ile benchmarking yapmadı. Çalışmalara bile başlamadı.
Oysa Almanya, Çin, Meksika, Şili ve daha birçok ülke
oluşturdukları standartları Eurepgap ile uyumlulaştırdılar. (Bu
ülkelerde bir üretici iki belge almak, iki kere masraf etmekten
kurtulmuştur.)
-
Tarım Bakanlığı, Dünya ve Avrupa’ da yüz akı olarak görülen,
insanların, çevrenin ve çiftçinin sağlığını her geçen gün artan
hızda olumsuz yönde etkileyen kimyasal tarıma ilk defa sağlıklı
bir kontrol mekanizması getirmiş olan Eurepgap standardını ve
Eurepgap belgesini tanımamaktadır. Bakanlığımıza göre Türkiye’
de Eurepgap belgesi yoktur ve denetimi yapılamaz, yasaktır. İTU
belgesi vardır ve İTU denetimi yapılabilir (İnanmayanlar İTU
komitesine sorabilir).
-
İTU yönetmeliğinin denetçisi olabilmek için, ISO-HACCP-Eurepgap
gibi standartlar konusunda uzun eğitimler de almış olsanız,
eğitimler de vermiş olsanız, 100’ lerce denetim de yapmış
olsanız, Tarım Bakanlığı tarafından verilen ve sizin bir şekilde
15 gününüzü alan 1000 küsur YTL tutarındaki İTÜ kontrolörü
eğitimine girmek zorundasınız. Ayrıca bu eğitimi alabilmek için
15 gün kadar Ankara’ da kalmak, yol ve kalacak yer için masraf
etmek zorundasınız. Hiçbir şekilde 15 gün boyunca anlatılacak
konuları biliyor olmanız bir şey fark ettirmez. (Sanırım bu
durum devlet memuru olarak çalışan arkadaşlar için bir dinlenme,
bir tatil ve harcırah şansı olarak görüldüğü için kolayca kabul
edilip sevinçle yerine getiriliyor. Genel etkinlik ve tüm
sektörü düşünen yok. Biz kontrolör eğitimi alırken cuma olan
sınavı iptal ederek sonraki pazartesiye aldılar. Şikâyet
etmemize rağmen düzeltmediler. Perşembe gününden yaşadığımız
şehre gidip sadece sınav için dönmek ya da Ankara’ da 3 gün
geçirmek zorunda kaldık.)
-
Daha da birçok konu var. Mesela eğitim etkinliği gibi. Yani bu
eğitime girmeden önce kişiler neler biliyordu, girdikten sonra
neler biliyor? Bu eğitim ne işe yaradı? gibi soruları
cevaplarsak; özellikle bu eğitimi ISO 9001 baş denetçi eğitimi
ile karşılaştırırsak (özellikle birim sürede edinilen bilgi
açısından) çok zayıf bir eğitim olduğunu da söylemek zorunda
kalırız.
İşte Tarım Bakanlığımıza Ali kıran baş kesen unvanını
yakıştırmamdaki sebeplerden biri İTU yönetmeliği ve
uygulamalarıdır.
Eğer bakanlığımız empatik bir uygulama yapmak ister ise bence
hemen İTU yönetmeliği ile ilgili yetki ve sorumluluklarını gıda
güvenliği, tüketici hakları konusuna odaklanmış ulusal bir sivil
toplum kuruluşuna devretmelidir. Bu kuruluş iyi ve etkin
çalışmalı, Eurepgap ile benchmark’ a gitmeli ve süreci
tamamlamalıdır. Tarım ürünlerimizin Avrupa ve dünya pazarlarını
fethetmesinin, tarımsal/hayvansal ürün ihracatında ülke olarak
dev adımlar atmamızın ve kırsal bilinçlenme, çevre, su koruma,
gıda güvenliği konularında atılım yapmamızın anahtarı budur.
2) Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Yönetmeliği
Benzer Ali kıran baş kesenlik, Bakanlığımızın tüm
uygulamalarında olduğu gibi “Tarımsal Yayım ve Danışmanlık
yönetmeliği ile de sürmektedir. Eleştirmek istediğim hususlar
şunlardır:
-
Bu işi hâlihazırda sürdüren kişiler, Tarım Bakanlığı ve buna
bağlı kuruluşlarda belli bir süre çalışmış iseler direkt olarak
tarımsal danışman veya yayımcı unvanını elde ediyorlar. Özel
sektörde bu konuda çalışmış olanlara böyle bir ayrıcalık
verilmiyor.
-
Ziraat mühendisleri, üniversitede “Tarımsal Yayım ve
Haberleşme” dersi almaktadırlar. Ancak yönetmelik gereği
tarımsal danışman ya da yayımcı olacak ziraat mühendislerinin
120 saat eğitim alması şartı var. Madem bu ders yeterli değil,
neden süresi arttırılmıyor? Acaba bu yönetmeliği oluşturan
kişiler, bir ziraat mühendisinin aktif çalışma hayatı süresinde
bir kuru güncük danışmanlık, bilgilendirme yapmadığına şahit
oldular mı? Ziraat mühendisi daha mezun olmadan zaten bir
tarımsal danışman ve yayımcıdır; başka şansı da yoktur ve
olamaz. Verilecek 120 saatlik “iletişim becerileri vs.”
eğitimleri elbette kişinin bilgiyi daha iyi aktarmasını sağlar.
Ancak bu eğitim bu kadar önemli ise niçin lisans dersleri
içerisindeki payı arttırılmaz hatta gerekirse niçin lisans
eğitimi 1 yıl daha uzatılarak yönetmelikler gereği alınması
gereken gıda kontrolörlüğü, fümigasyon operatörlüğü, tarımsal
danışmanlık ve yayımcılık vs. vs. gibi eğitimler öğrencilere
verilerek tam donanımlı ziraat mühendisleri yetiştirilmeye
çalışılmaz?
-
Her zaman olduğu, bütün yönetmeliklerde görüldüğü gibi konuyla
ilgili aday kişinin bu bilgileri zaten bilip bilmediğini kontrol
edecek bir ön sınav sistemi yok. Şöyle örnek vereyim; mesela ben
lisansüstü eğitime başlamak için 1 yıl boyunca yabancı dil
hazırlık eğitimi almak zorunda kalmadım. Çünkü önceden bir
sınava girdim, baktılar ki ben ilgili dili yeteri kadar
biliyorum, onay verdiler. Bu sınav olmasa, yabancı dil bildiğim
halde 1 yıl boyunca hazırlık okumak zorunda idim. Bunun daha da
iyi uygulaması şudur; siz bir konu ile ilgili sınava girersiniz
ve bilgiyi verecek erke sahip olan kurum size eksik olduğunuz
konularla ilgili eğitim verir. Böylece zamandan ve paradan
tasarruf edilerek etkinlik arttırılır. Ancak Tarım Bakanlığımız
asla böyle etkin alternatifleri düşünmez. Nasıl olsa ülkenin
tarımcısının zamanı da parası da bol.
-
Başka bir bakanlıkla karşılaştıralım. Mesela sanayi bakanlığı
ülkenin sanayi ürünlerinin kaliteli olmasını ister değil mi? Ve
bu anlamda kalite danışmanları önemlidir. Ancak sanayi bakanlığı
bir kalite danışmanlığı yönetmeliği çıkarmaz. Çünkü konu
gerçekten çok detaylı çalışmalar yapmak gerekir. Böyle bir
konuda yasal düzenlemelerin ilgili bakanlığın kaynakları ile
etkin şekilde karşılanıp karşılanamayacağı net değildir. Ve eğer
sanayi bakanlığı böyle bir yönetmelik çıkarırsa, ülkenin her
yanından binlerce danışman, gazeteci, yazar, çizer konuyu
tartışmaya ve eleştirmeye başlayacaktır; yapılan her hatanın
ağır bedeli olacaktır. Bu konuyu Tarım Bakanımız da çok haklı ve
doğru olarak açıklıyor zaten: “tarımın entelektüeli yoktur.
Entelektüeli olmayan sektörün doğru tartışılması da mümkün
olmaz. Tarımın siyasetiyle kimse ilgilenmiyor. Bu basına da
yansıyor. Bu bir sorundur."
Daha da anlatılacak, konu ile ilgili söylenecek daha çok şey
var.
Mesela tarım sektörü dışındaki iş arkadaşlarım, zaman zaman
Tarım Bakanlığının bu tip uygulamalarına şahit olurlar ve çok
şaşırırlar. Bana bunun nasıl olabildiğini sorduklarında şöyle
derim: “Tarım Bakanlığı diğer bakanlıklardan biraz farklıdır.
Doğru ya da yanlış, o ne derse o olur ve tartışılmaz.” Daha da
şaşırırlar ve dalga geçtiğimi sanırlar. Ancak maalesef doğrudur.
Bakanımızın dediği gibi sektörde entelektüellerin olmaması bir
sorundur. Böylece bakanlık tek otorite olarak, eleştiri almadan,
sürekli kurallar koyarak çalışmaktadır. Bence eli kalem tutan
herkes konu ile ilgili görüşlerini belirtmeli ve sürekli gelişme
için geri bildirime katkıda bulunmalıdır.
Ekonomide ve ziraatta, hayatın her alanında olduğu gibi
alternatif maliyet önemlidir.
İktisatçılar bir şeyi elde etmek için vazgeçilen en iyi
alternatife, fırsat maliyeti veya vazgeçme maliyeti (alternatif
maliyet) derler. Örneğin; pazarda alışveriş yapan Ayşe Hanım
için bir kilo elma satın almanın en iyi alternatifi bir kilo
portakal satın almak ise ve Ayşe Hanım bu alternatiflerde elma
alternatifini tercih ederse, Ayşe Hanım’ın bir kilo elma satın
almasının fırsat maliyeti, bir kilo portakal almaktan
vazgeçmektir. (Kaynak: http://www. ekodialog. com / Konular /fir_
maliyet. html )
İşte bir yönetmelik çıkarmanın alternatif maliyeti nedir? Daha
doğrusu bir yönetmeliği yanlış olarak çıkarmanın alternatif
maliyeti nedir? Bence çoğu yönetmelik için çıkmamış olması,
çıkmış olmasından iyidir. Bu bağlamda hepimize iş düşüyor:
Neler yapmalıyız?
-
Tarım sektörünü oluşturan bireyler bilgi ve kültür anlamında
donanımlı olmalıdır. Çok okumalı, çok yazmalıdır.(Mesela
gözlemlediğim kadarı ile en çok tarım ile ilgili makalelerde ve
yazılarda dilbilgisi yanlışı var. Bunları düzeltmek zorundayız.)
-
Tarım sektörünü oluşturan bireyler sahip oldukları bilgi
birikimleri ile sivil toplum kurulularına üye olmalı ve
buralarda aktif faaliyet sergilemelidir. Web sitesi kurmalı;
dergi, gazete çıkarmalı ya da burada yazılar yazmalıdır. Tarım
ile ilgili e-posta gruplarına üye olmalı, yani bir şekilde
fikirlerini beyan etmeli ve etkin eleştiri ile sektörün
düzelmesi için çaba sarf etmelidir.
-
Bakanlığımız sektör ile karşılıklı görüş
alış verişinde bulunmalı ve bu tutumu alışkanlık haline
getirmelidir. İran’ da nar denetimi yaparken şaşırdığım bir
uygulama görmüştüm. Açıkçası orada Tarım Bakanlığı bilgi,
danışmanlık konusunda hiçbir destek sağlamıyor. Ancak nar
zararlılarını izliyor ve gereken ayın gereken gününde
bahçeye yerleştirilmek üzere ücretsiz olarak “feromon
tuzaklar” dağıtıyor. Tüm nar üreticileri bunları kullanıyor.
Bu uygulama sayesinde saatler süren eğitimler, kilometreler
süren yolculuklar vs olmadan bir sorun çözülmüş oluyor.
Burada bakanlığımız karar vermek zorundadır. Eğer tarım
sektörünü oluşturanları tam olarak bilinçsiz ve eğitimsiz
kabul ediyor ve böyle devam etmesi ülke çıkarlarımıza daha
uygun görünüyor ise bölgesel olarak işletmelerin gereken tüm
girdilerini ayni olarak bakanlığımız temin etmelidir. Ancak
eğer ki amaç sektörü oluşturanlara balık vermek yerine balık
tutmayı öğretmek ise (ki muasır medeniyet seviyesine ulaşmak
ancak böyle olur), o halde etkin mekanizmalarla
çalışmalıdır. Etkin olmayan her tür işlevden hemen ve derhal
vazgeçmeli ya da daha iyi yürütecek bir birime
devretmelidir.
Asla vazgeçemeyeceğimiz en önemli ve dünyanın en büyük
sektöründe, ülkemizin dünya çapında daha önemli bir oyuncu
olabilmesi için herkesin elinden gelenin en iyisini yapması
dileğimle…
Hakan Ozan Erzincanlı Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com
|