30.07.2007
Bazı Tarımsal Gerçekler
Bu yazıda, ülkemizde birçok kişi tarafından
yanlış bilinen ya da pek bilinmeyen birkaç tarımsal gerçeği
açığa çıkarmak istedim.
Varsayım: Bir ülkede yetiştirilen belli bir hayvan
sayısının azalması olumsuz bir durumdur.
Bu her zaman doğru değildir. Bir ülkede hayvan sayısının
azalması, o ülkede o hayvan ile ilgili verimlerin de düştüğü
anlamına gelmez. Hayvancılıkta karlılığın ana kurallarından
biri, en az sayıda hayvandan en fazla verimi elde edebilmektir.
Durumun böyle olduğunu bilmeyen birçok kişi ülkelerin hayvan
varlığındaki azalışların, ülkede hayvancılığın azalış gösteren
alanda zayıfladığı yönünde yorum yaparlar. Oysa burada bakılması
gereken hayvan varlığı yanında hayvansal üretim miktarlarıdır.
Mesela Afrika’ da yetiştirilen keçiler sayı olarak İsviçre’ den
çok fazladır ancak İsviçre’ de ortalama bir keçinin verimleri
Afrika' dakinden çok yüksektir.
Varsayım: Dünya’ nın en iyi Ankara keçileri, Ankara’
da yetiştirilir.
Maalesef yanlış. Bu konuyu derinlemesine anlatan bir siteden
alıntı yapıyorum:
BİNLERCE yıldır Türk topraklarında yaşayan tiftik keçisi başka
bir deyişle Ankara Keçisi Afrikalı oldu. 1838 yılında Osmanlılar
tarafından İngilizlere hediye edilen daha sonra Güney Afrika'ya
götürülen 10 keçi bugün Güney Afrika'da 1 milyon 250 binlik bir
sayıya ulaştı. Ya anavatanı Türkiye'deki sayısı: 200 bin, hem de
her geçen gün sayıları azalıyor.
Orta Asya'dan göçen Türk boylarının beraberinde getirdiği ve
Anadolu'nun kıraç topraklarına dayanıklı Tiftik keçisi
üreticiliğinde öncülük artık Güney Afrikalıların eline geçti.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ankara Vilayetine bağlı çevre
sancaklarda yetiştirildiği için adı "Ankara Keçisi"ne çıkan, bu
nedenle uluslararası literatüre de yününden elde edilen kumaş
nedeniyle "Angora" olarak adını veren kar beyazı rengindeki
keçi, artık daha modern usullerle Güney Afrika'da üretiliyor.
Güney Afrika'da tiftik üreticiliği zaman içinde öyle gelişti ki;
Türk yetiştiriciler, oradaki modern teknikleri öğrenmek için bu
ülkeye giderken, damızlık almaya bile başladılar. Güney Afrika
bu keçilerden yılda 5 bin tonun üzerinde yün üretirken,
Türkiye'nin üretimi 400 tonda kaldı. (Nedim Şener, http://www.nallihan.net/makale/afrikali.htm
)
Varsayım: Soğukta mikroplar ölür.
Yanlış. Birçok kişi mikropların soğukta öldüğünü düşünür ve böyle
bilirler. Oysa mikroplar soğukta ölmezler. Mikropların bulunduğu
bir ortamda ısı düştükçe, mikroorganizmaların faaliyetleri
yavaşlar. Bu yavaşlama sonucu çevrelerindeki çürütücü, kokutucu
faaliyetleri devam ettiremezler. Bu da birçok kişiye mikropların
öldüğünü düşündürür. Ancak bu durumda mikroplar ölmemiş,
faaliyetleri yavaşlamış hatta durmuştur.
Mikroplar ancak ısı, basınç, özel kimyasallar, UV ışık gibi
etkenler ile ölürler.
Varsayım: Mantar bir bitkidir.
Mantarlar ne bitkidir ne de hayvan. Birçok kişi, söylediğimde
bunu ilk defa duyduklarını belirterek çok şaşırıyorlar. Evet,
mantarlarda klorofil bulunmadığı ve temelde fotosentez
yapamadıkları için bitki değillerdir. Bu konuda ansiklopedik
bilgi şu şekilde:
Canlıların hepsi hücrelerden oluşmuştur. Hücrenin ilkelliğine
göre Prokaryotik (ilkel) ve Eukaryotik (Ökaryotik) (gelişmiş)
canlılar olmak üzere ikiye ayrılırlar.
İlk zamanlar sınıflandırma şöyle yapılmıştır; öncelikle
"bitkiler" ve "hayvanlar" diye canlılar ikiye ayrılmaktaydı.
Sonradan bakteriler gibi tek hücreli canlılar keşfedilip ne
bitki ne hayvan özellikleri gösterdikleri fark edilince üçüncü
grup olarak "tek hücreliler" grubu ortaya çıktı (Haeckel 1894).
Sonradan fark edilen ise bu tek hücrelilerin de prokaryotlar ve
ökaryotlar olmak üzere iki çeşitli olduklarıydı. Dolayısıyla tek
hücreliler grubu "monera" (prokaryotik) ve "protista" (ökaryotik)
olmak üzere ikiye bölündü. En son olarak da, daha önceden
bitkiler grubunda yer alan mantarların aslında fotosentez
yapamadıkları farkedildi; bitki sayılamayacakları düşünülerek
onlara da ayrı bir grup açıldı (Whittaker 1959) ve bugünkü
sınıflandırma sistemi elde edilmiş oldu. (kaynak: Vikipedi,
özgür ansiklopedi)
Varsayım: En iyi hayvan, en verimli hayvandır
Her zaman için en iyi hayvan en verimli hayvan değildir. En iyi
hayvan, mevcut çevre ve bakım koşullarında en iyi verimi veren
hayvandır. Örneğin Orta Asya bozkırlarında, hayvan
otlatıyorsunuz. Burada size uygun olan hayvanlar, uzun
yürüyüşlere dayanıklı, ince dudaklı, fazla seçici olmadan çok
çeşitli otları tüketen, zorlu açlık durumlarına dayanabilmek
için yağlı kuyruklu koyunlardır. Eğer bu şartlarınıza rağmen,
çok verimli imiş diye Sakız koyunu alırsanız, hayvan hiçbir
verim vermediği gibi kısa bir süre içerisinde ölecektir. Bu
durum, hayvancılık ve hatta bitkisel üretimde yetiştiriciliği yapılan
türler için geçerlidir.
Varsayım: Yoğurdu Türkler buldu. Buna göre sütü yoğurda çeviren
bakterinin ismini de Türk’ ler koymuştur.
Evet yoğurdu Türklerin bulduğu birçok kişi tarafından kabul
ediliyor. Ancak yoğurt üretiminde kullanılan asıl bakteri 1905
yılında Bulgar bir doktor tarafından tanımlanarak adlandırılmış
ve adı “Lactobacillus bulgaricus” olmuş. Konu ile ilgili
ansiklopedik bilgi şöyle:
Lactobacillus bulgaricus, sütten yoğurt yapmak için kullanılan
birkaç bakteri türünden biridir. Adını ilk ortaya çıktığı ülke
olan Bulgaristan'dan almaktadır. Bakteri sütte beslenerek laktik
asit fermantasyonu yapar ve onu yoğurda dönüştürür. Enzimleriyle
laktozu basit şekerlere parçalar. Ayrıca Lactobacillus
bulgaricus fermantasyon yaparken yoğurda kokusunu veren
asetaldehit de sentezler.
Efsaneye göre Balkan Dağlarında yaşayan bir adamın sağdığı sütü
tutacak kadar tası yokmuş. O da koyununun midesinden bir torba
yapmış ve sütün bir kısmını içine koymuş. Ertesi sabah
uyandığında sütün yoğurda dönüştüğünü görmüş ( büyük ihtimalle
Lactobacillus bulgaricus sayesinde)
Bakteri ilk kez 1905 te Bulgar doktor Stamen Grigorov tarafından
kayda alınmış. (kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedi)
Varsayım: Ülkemize GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar-
Genetiği ile oynanmış tarımsal ürünler) girişi ve GDO’ lu
tohumların kullanımı yasak olduğu için ülkemizde GDO gıdalar
yoktur.
Maalesef yanlış. Doğru, ülkemize GDO’ lu hatların girişi ve
üretimi yasaktır. Ancak ülkemizde halen tarımsal ürünlerin
genetiğinin değiştirilmiş olup olmadığını ortaya çıkaracak
analizler yapabilen laboratuarlar yoktur. Bazı bilimsel çalışmalar
ve tüketici derneklerinin Avrupa’ ya analize gönderdikleri
örneklerden bilindiği kadarı ile tükettiğimiz birçok ürün ve
çeşitli gıda katkıları, GDO kaynaklıdır.
Sevgi ve saygılarımla,
Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com