Tarımda yeni teknolojiler hakkındaki ürünlerimizi görmek için lütfen tıklayınız.

 

GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR (GDO) KONUSU VE CARTAGENA BİYOGÜVENLİK PROTOKOLÜ

 

Sinan YANAZ

DT Uzmanı

İthalat Genel Müdürlüğü

 

1996 yılından itibaren GDO’lu tarımsal ürünlerin dünya ticaretine girmesiyle birlikte GDO’lar hakkında giderek artan biçimde tartışmalar devam etmektedir. GDO’lar sadece tarımda değil tıp alanında da (örneğin bazı aşılarda) kullanılmakta, sanayi ve çevre ürünleri üzerinde de çalışıldığı bilinmektedir.

Konu üzerinde yapılan tartışmaları anlayabilmek ve değerlendirebilmek açısından ilk önce GDO’nun ne olduğunu ve karakteristiğinin bilinmesi gerekmektedir.

Gen teknolojisi veya genetik mühendisliği (modern biyoteknoloji) geleneksel ve ıslah edici yöntemlerin tersine gıdalarda ürünün karakteristiğini değiştirmek için gen ve tür arasında kopyalama ve transfer yapmaktadır. Böylece gıdalardaki organizmaların doğal yapısı değiştirilmektedir. Organizmaların bu yolla genetik olarak değiştirilmesine genetik olarak değiştirilmiş organizma (genetically modified organisms-GMO) denilmektedir. Örneğin, balıktan alınan bir genin domatese nakledilmesiyle domatesin doğal yapısı değişmekte ve yeni bir özellik kazandırılmaktadır.

Genetik mühendisliği geleneksel yetiştirme tekniklerinden tamamen farklı, ayrı bir disiplindir. Genlerin ya da gen yapılarının doğada bulunmayan yeni kombinasyonlarını yapar. Gen yapılarının kopyalarını çoğaltmak ve bunların normalde kabul edilmeyecekleri hücrelere taşımak ve yerleştirmek için yapay vektörler(1) kullanarak geleneksel yetiştirme tekniklerinden ayrılır.

Yapay vektörler olarak virüslerin de kullanılması ve yapay vektörlerin rutin olarak antibiyotik direnci için işaret genleri taşımaları bilim insanlarınca sağlık (çevre,insan,hayvan) yönünden bu yönteme çok ciddi eleştiriler getirilmesine yol açmaktadır. Bunlardan birisi transgenik gıdaların toksik ya da alerjik olma potansiyelidir. Hastalıklara ve böceklere direnç göstermeleri için değiştirilen transgenik bitkiler geleneksel bitkilerden daha yüksek bir alerjik potansiyele sahip olabilmektedirler. Bu konuda yaşanan bir örnek; soya fasulyesine Brezilya fındığının bir geninin transfer edilmesi ve bu fındığa alerjisi olan insanlarda sözkonusu fasulyeyi yedikten sonra alerjinin ortaya çıkması olayıdır. Konuya ilişkin temel iddialardan birisi genlerin bağımsız, tek başına çalışmadığı ve bir organizmaya transfer edilen gen ya da genlerin daima, beklenmeyen ve istenmeyen yan etkileri olacağıdır. Çevre açısından da ciddi tehlikelerden bazıları transgenik bitkilerin çevreye salındıktan doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına, eko-sistemdeki tür dağılımının ve dengenin bozularak genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin doğal evaluasyonlarından sapmalara neden olabileceğidir. Bu açıdan genetik kaynakları zengin ülkelerin gen kaynakları (ülkemizde bu ülkeler arasındadır) tehtid altına girmiştir. Dünya yüzeyindeki karasal biyoçeşitliliğin yaklaşık %80’i gelişmekte olan ülkelerdedir ve bu ülkeler biyoteknoloji için gereken hammaddeleri sağlamaktadırlar.

Diğer taraftan modern biyoteknoloji yöntemleriyle tarımda elde edilen transgenik ürünlerin, klasik ıslah yöntemleri ile çözülemeyen, ekonomik ve insani önemi olan bazı sorunları çözdüğü veya çözeceği iddia edilmektedir. Bunlar;

  • Tarımsal ilaç kullanımında azalma,

  • Verimlilikte artış,

  • Raf ömründe artış,

  • Besin değerinin artırılması,

  • Uygun olmayan iklim ve toprak koşullarında bile ürün alabilme,

  • Sanayiye yönelik ürün üretebilme (örneğin, sentetik plastik üretebilen bitkiler),

  • Dünya’daki açlığı azaltma,

iddialarıdır.

Bununla birlikte, özellikle GDO’lu tohum kullanımının ilaç kullanımını azalttığı, verimlilikte artışa yol açtığı ve açlığı azaltacağı iddialarına karşı argümanlar ortaya konmuştur. Örneğin, GDO’lu bitkiler içinde ilaç kullanıldığı ve bunun kullanımının diğerinden daha çok olduğu yönünde araştırmalar yayımlanmıştır.

Avrupa Birliği’nin yaptığı “GDO’ların Tarım ve Gıda Sektörü Üzerindeki Ekonomik Etkileri” isimli bir araştırmaya göre; GDO’lar iddia edildiği gibi tarımda verimlilik ve üretim artışı sağlamamaktadır. Araştırmada Bt mısır ve GDO’lu soya verimliliğinde geleneksel ürünlere oranla yıllara göre (1997-1999) %3-9 arasında artış ve azalışlar olmuştur. Bunun, hava durumu, ilaç kullanımı gibi çok çeşitli sebepleri olabileceği ifade edilmektedir. Anılan çalışmada çiftçilere verimlilik açısından ciddi bir katkı sağlamayan bu ürünlerin ekim alanlarının özellikle ABD’de niçin hızla genişlediğinin yanıtı araştırılmakta ve nedenler şöyle sıralanmaktadır:

  1. Teknolojinin vaadettikleri: Teknolojiyi kontrol edenler çiftçilere ileride tüm geleneksel tarım ürünlerinin yerini transgenik ürünlere bırakacağını vaadetmektedirler. Bu vaat, teknolojinin tohum tekelleşmesi ve ürün patentlerine uygun gelişmesi de dikkate alındığında üreticileri cezbetmektedir. Ayrıca, teknoloji olumsuz iklim ve toprak koşullarında üretim vaat etmektedir.

  2. Tohum şirketlerinin tekelleşmenin boyutunu tohum kontrolü ve ürün patenti ile sınırlamayıp spesifik GDO’lar için spesifik kimyasal ilaçlar üretmeleri ve alıcıyı bu ürünlerden almak zorunda bırakmaları da önemli bir etken sayılabilir. Nitekim 10 büyük tarımsal kimya firmasının 6’sı (Novartis, Monsanto, Du Pont, Zeneca, AgrEvo ve Rhone Poulenc) aynı zamanda ana tarımsal biyoteknoloji firmaları arasında yer almaktadır.

  3. Büyük biyoteknoloji firmaları pazarlama stratejisi olarak dünyanın en büyük tahıl ve gıda toptancılarıyla işbirliğine gitmekte (Monsanto/Cargill) ve bu yolla tarladan sofraya dağıtım zincirini kontrol etmeyi hedeflemektedirler.

  4. ABD yönetimi GDO’ların gerek araştırılması-geliştirilmesi, gerek üretilmesi ve pazarlanması için ciddi teşvik ve kolaylıklar sağlamaktadır.

Bu itibarla, GDO teknolojisinin kimyasal ilaç kullanımını azaltarak çevreye büyük katkıda bulunduğu savı daha fazla araştırılmaya ve kanıtlanmaya gereksinim duymaktadır.

2002 yılında transgenik ürün ekim alanının 145 milyon dönüm olduğu ve 16 ülkede 5,5-6 milyon arası çiftçi tarafından kullanıldığı tahmin edilmektedir. 2001 yılında 13 ülkede 130 milyon dönümde 5 milyon çiftçi tarafından kullanılmıştır. Ancak yedi yıllık üretime rağmen GDO’lu ürün üretimi küresel bir üretim değildir. Tarımsal ticari GDO’lu bitki üretiminin % 99’u sadece dört ülkede –ABD %66, Arjantin %23, Kanada %6 ve Çin %4- ekilmiştir ve dünya ticaretinde soya, mısır, kanola ve pamuk olmak üzere sadece dört ürünün ticareti yaygın olarak yapılabilmektedir. Ayrıca, GDO’nun karakteristiği açısından iki ticari uygulama yaygındır. Bunlar; yabancı ot ilacına dayanıklılık ile zararlılara dayanıklılık (Bt) özelliğine sahip olanlardır.

Dolayısıyla 1996 yılından bu yana ticari amaçlı;

  • GDO’lu tarımsal bitki üreten ülke sayısında,

  • GDO’lu tarımsal ürün çeşitinde ve,

  • GDO’nun uygulama biçiminde,

önemli bir artış olmamış, sınırlı kalmıştır.

Uygulanan patent hakları, çiftçiye tohum alıkoyma (seed saving) imkanı vermeyen sözleşme ve terminator gen teknolojisi(2) uygulamaları yoluyla dünya çiftçilerinin bütünüyle tohum üreticisi birkaç ulus ötesi şirkete bağımlı kılınması sözkonusudur. Geçen 10 yıl boyunca GDO’lu bitkilere ilişkin olarak alınan her dört patentden üçü beş firmaya –Dow, Dupont, Syngenta, Aventis ve Monsanto—aittir. Dünya’da ekilen GDO’lu tohumun % 90’ı tek bir firmanın, Monsanto’nun tohumudur. Bu tohum güvenliğini oldukça azaltan bir durumdur.

Böylece, insanlık tarihinde belki de ilk kez –GDO’lu tarımsal ürün ve üretim boyutunun genişlemesi halinde- küresel gıda arzının kontrolü tohum tekelleri ve ürün patentleri yoluyla sınırlı sayıda üreticinin (firmanın) eline geçebilecektir.

GDO’lu tarımsal ürün üreten biyoteknoloji firmaları belli bir pazarlama stratejisi izlemektedirler. Bu strateji çiftçiler üzerine yoğunlaşmıştır. Örneğin, tahılların bitki zararlılarına karşı korunması olayında pazarlama stratejisi “teknolojik paket” kavramına dayanmaktadır. İlgili firmaların çoğu GDO teknolojisini, tohumu ve tahılı korumaya ilişkin ürünü birlikte satmaktadırlar. Bu da firmalara tohumların ve kimyasalların fiyatını düzenleme ve aynı dağıtım kanallarını kullanmayı içeren “birleştirilmiş pazarlama” (combined marketing) olanağını sağlamaktadır. Ayrıca, firmalar teknolojilerini satarken “teknolojik ücret” ismi altında bir ücret almaktadırlar. Gerekçe olarak da bunun yeni teknolojinin özelliğinden kaynaklanan, mülkiyet ve patent hakları kavramları ile birlikte düşünülmesi gereken bir olgu olduğu söylenmektedir.

Ülkemizin tarımsal dış ticareti açısından olaya baktığımızda kısaca, en büyük ihraç pazarımız olan AB’ın transgenik ürünler konusunda en sıkı iç ve ithalat düzenlemelerine sahip olduğu, diğer bir ifadeyle pazara girişin zor olduğu, Avrupalı tüketicilerin bu tür ürünleri tercih etmediği dolayısıyla modern biyoteknolojinin tarım alanında kullanılmasının kısa ve orta vadede tarımsal ihracatımız üzerinde olumlu bir etkisi olamayacağı gibi, geleneksel ve organik ürünlerimize bulaşma olasılığı nedeniyle, bu tür ürünlerimizin ihracatını da sıkıntıya sokabilecek, hatta durmasına yol açabilecektir. Bu durum özellikle tarımsal ürün ihracatımız içinde giderek önem kazanmaya başlayan organik tarım ürünleri ihracatımız üzerinde daha büyük bir tehdit oluşturabilecektir. Dünyadaki tüm organik tarım standartları GDO’ları yasaklamıştır. Dünyada yaşanan deneyimlerden üretim olmasa da bulaşma riskinin olduğu bilinmektedir. Çünkü genetik kirlenme veya yayılma genetik teknolojisinin tahmin edilemeyen sonuçlarından birisidir. İzinsiz GDO’lu tohum kullanımı ve alan denemeleri bulaşmaya neden olabilmektedir. Bu durum rüzgar, böcek, kuşların taşımasıyla olabildiği gibi tohumların karışması ya da insanların bilinçli veya bilinçsizce neden olduğu faaliyetler nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir.

Dolayısıyla bazı birlik ve üretici temsilcilerince ilgili idarelere “Biyoteknolojik yöntemlerle elde edilen transgenik çeşitlerin ülkemiz koşullarında üretilmelerine müsaade edilmelidir” şeklinde iletilen talepler, hem iletenlerin hem de iletilenlerin olayın sağlık ve etik yanı bir yana konulsa dahi, ülkemiz gıda güvenliği, dış ticareti ve biyoçeşitliğinin zarara uğrama riski açısından üzerinde hassasiyetle düşünmeleri gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Amerikan Mısır Üreticileri Birliğinin yaptığı bir tahmine göre; ABD’de mısır üreten çiftçiler geçen beş yıl içinde Avrupa Birliği, Japonya ve diğer alıcıların GDO’lu ithalata getirdikleri kısıtlamalar yüzünden, 814 milyon dolarlık bir gelir kaybına uğramışlardır.

Üretim sırasında da sağlık açısından sorunlara neden olabilecek GDO’lu ürünler ile normal ürünlerin karıştığı görülmektedir. Bu konuda yaşanan en büyük olaylardan birisi ABD’deki “StarLink” olayıdır. StarLink, Aventis CropScience firması tarafından geliştirilen genetik olarak değiştirilmiş bir tür sarı mısırın ticari ismidir. Bu mısır Cry9C proteini içermekte olup, ABD Çevre Koruma Kurumu (EPA) tarafından içerdiği bu protein nedeniyle “potansiyel alerji yapıcı” gösterilmiş ve bundan dolayı 1998 yılında EPA, StarLink’in sadece hayvan yemi ve ayrıca sanayide kullanılabileceği, insan tüketiminde kullanılamayacağı kuralını koymuştur. 2000 yılında ABD’de bağımsız bir laboratuvar tarafından yapılan analiz sonucu insan tüketimine yönelik olarak Kraft Foods firması tarafından üretilen “Taco Bell” isimli ürünün %1 oranında StarLink içerdiği saptanmış ve Kraft Foods piyasadaki yaklaşık 3 milyon adet ürününü piyasadan toplayacağını açıklamıştır. StarLink’den dolayı ABD’de 300’den fazla markalı gıda ürünü süpermarketlerden ve restoranlardan toplanmıştır.

ABD’den en çok mısır ithal eden ülkelerden biri olan Japonya’ya ihraç edilen mısıra StarLink karıştığının anlaşılmasından sonra ABD, Japonya’ya ihraç edeceği mısırda StarLink bulunmayacağına ilişkin garanti vererek ihracatını sürdürebilmiştir.

CARTAGENA BİYOGÜVENLİK PROTOKOLÜ (CBP)

Birleşmiş Milletler (BM) Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 8(g) ve 19.3 maddelerinin uygulanmasına yönelik olarak ve Sözleşmenin II/5 no’lu Taraflar Konferansı Kararı gereğince hazırlanan Biyogüvenlik Protokolü 130’dan fazla ülke tarafından 29 Ocak 2000 tarihinde Fransa’da kabul edilmiştir. Türkiye 24 Mayıs 2000 tarihinde Protokolü imzalamıştır. Şimdiye kadar 107 ülke Protokolü imzalamıştır. Bir ülkenin bir protokolü imzalaması protokolün genel ilkelerine destek verdiğini belirtmekte ve o ülkenin yasal olarak protokolün hükümlerine bağlanmak için niyeti olduğunu göstermektedir. Ancak, yasal olarak yürürlüğe girmesi için imzalayan ülkece onaylanması da gereklidir. 50 ülke onayladıktan 90 gün sonra Protokol yürürlüğe girecektir. Şubat 2003 tarihi itibariyle 45 ülkenin onayından geçen Protokolün bu yıl içinde yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Protokol insan sağlığına ilişkin riskleri de dikkate alarak biyoçeşitliliğin sürdürülebilir kullanımı ve korunmasına etkisi olabilecek tüm GDO’ların sınıraşan hareket, transit, ele alınış ve kullanımını kapsamaktadır. Ancak, insan kullanımına yönelik GDO’lu eczacılık ürünleri eğer başka bir uluslararası sözleşme veya düzenlemede yer alıyor ise Protokol kapsamı dışında tutulmuştur. Protokol ile esas itibariyle GDO’ların uluslararası ticaretine bir düzenleme getirilmektedir. Bu itibarla Protokolün “Biyo-Ticaret Protokolü” olarak isimlendirildiği de görülmektedir.

CBP, GDO’ların iki kategorisini kapsamaktadır.

  1. Çevreye kasti (bilinçli) olarak bırakılacak GDO’lar ( ekim amaçlı tohumlar ve yetiştirme amaçlı hayvanlar gibi).

  2. Gıda, yem veya işleme amaçlı GDO’lar (mısır, pamuk, soya gibi hacimli -bulk- mallar).

Ayrıca, Protokolde işlem (processing) konusu tanımlanmamıştır. Bu nedenle Protokolün tekstil üretimi ile insanlar veya hayvanlar tarafından tüketilmeyen diğer ürünleri de kapsayabileceği yönünde görüşler bulunmaktadır.

Diğer taraftan, CBP'de gıda güvenliği (food safety) konusu yer almamıştır. İşlenmiş gıda ürünleri de Protokol kapsamı dışında bırakılmıştır.

İleri Bildirim Anlaşması (m.7) Protokolün önemli mekanizmalarından birisidir. Bilinçli olarak çevreye salınacak GDO’ların ilk sınır aşan hareketinden önce izlenmesi zorunlu bir prosedürdür. İhracatçı ithalatçı ülkeye ilk yüklemeden önce (the first shipment) GDO’ları tanımlayan yazılı ve ayrıntılı bilgi sağlamak zorundadır. İthalatçı bilginin alındığını 90 gün içinde karşı tarafa yazılı olarak bildirecektir ve 270 günü aşmadan açıkça bu yüklemeyi onayladığını ya da ret etmesi halinde de nedenlerini bildirecektir. Bununla birlikte, sözkonusu süre içerisinde herhangi bir karar bildirilmemesi ithalatın onayı veya reddi anlamına gelmemektedir. İleri Bildirim Anlaşması sürecinden beş tip GDO hariç tutulmuştur. Bunlar;

  • İnsanlara yönelik eczacılık ürünlerinin çoğu,

  • Üçüncü ülkeye yönelik GDO’lar,

  • Kapalı kullanım amaçlı GDO’lar,

  • Gıda, yem veya işleme amaçlı GDO’lar,

  • Taraflar toplantısında güvenli olarak ilan edilen GDO’lardır.

Protokol tarafları ileride bu kapsamı genişletmeye karar verebilirler. Bu kategorilerin anılan prosedürden hariç tutulması, ülkelerin kendi ithalat mevzuatında düzenleme yapamayacakları anlamına gelmemektedir.

Ülkeler risk değerlendirmesi (m.15) temeline dayanarak GDO’ları ithal edip etmeyeceklerine karar vereceklerdir. Değerlendirmeler GDO’ların insan sağlığı üzerindeki riskler de göz önünde bulundurularak, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olabilecek potansiyel olumsuz etkilerin tanımlanması ve değerlendirilmesi amacıyla, en az Protokolün 8. maddesinde istenen bilgilere ve bilimsel olarak sağlam temellere dayanacaktır. Ancak, ilgili bilimsel bilgilerin yokluğu veya yetersizliği durumunda, bir ülke ön önlem alma veya ihtiyat yaklaşımını (precautionary approach) kullanabilir ve GDO’ların ithalatını reddedebilir. Bu yaklaşım Protokolün özellikle GYÜ’ler açısından en önemli hükmü olarak nitelendirilebilir. Yaklaşımda (veya ilkede) iki ana öğenin bulunduğu söylenebilir. Birincisi, bilimsel belirsizlik olgusu ikincisi ise potansiyel çevresel zarar verme riskidir. Risk ile ihtiyat arasında bir seçim yapılması söz konusu olmaktadır. Riskin kabul edilmesi sonucu çevrede ve/veya insan-hayvan sağlığına önemli bir zarar veya beklenenden daha küçük bir zarar ortaya çıkabilir. Tercihin ihtiyattan yana yapılması halinde ise, zararın ortaya çıkması ya önlenebilir ya da umulandan çok düşük olması sağlanabilir. Bunun maliyeti ihtiyat için alınacak önlemin niteliğine göre değişiklik gösterecektir.

Ayrıca, ithalatçının GDO ithalatına karar verirken sosyal ve ekonomik değerleri de dikkate alabileceği hükmü de önemli hükümlerden birisidir. İthalatçı ihracatçının risk değerlendirmesi yapmasını şart koşabilecektir.

Protokol GDO’lara ilişkin önemli mekanizmalar kurarken, gıda, yem ve işleme amaçlı GDO’lar için çevreye kasti salınacak GDO’lardan faklı bir işlem öngörmesi Protokolün uygulama gücünü zayıflatmaktadır.

Protokol metninin hazırlanması sırasında tüm konular çözüme ulaştırılamamış olup, sorumluluk ve telafi, karar sürecinin kolaylaştırılması, Protokole uyum süreci ve mekanizması ile izleme ve rapor verme sistemi konularında Protokolün taraflar konferansına görev verilmiştir.

CBP yürürlüğe girdiğinde ilk bağlayıcı küresel biyogüvenlik rejimi olacak ve belli GDO’ların sınır ötesi hareketlerine ilişkin önemli uluslararası yükümlülükler getirecektir. Protokol esas olarak GDO’ların potansiyel olumsuz etkilerinden çevreyi korumayı amaçladığından tarımsal ticarette en çok etkisini ekilmek üzere ihraç edilen tohumlar üzerinde gösterecektir.

Dipnotlar

  1. Hastalık ya da gen transferinde taşıyıcı

  2. Bitki içindeki tohumların kendi kendini zehirleyerek yok etmesi

Kaynakça

BM BÇS Cartagena Biyogüvenlik Protokolü, Çevre Bakanlığı.

Cowan R, 2001, Japan likely U.S.corn buyer under new GMO rules.

Cine Tarım Dergisi, 2003, Adana Çiftçiler Birliği, Turunçgil Yetiştiricileri, Tahıl Üreticileri, Soya Üreticileri tarafından Tarım Bakanına sunulan rapor.

Hagen P ve Weiner B. The Cartagena Protocol on Biosafety: New Rules for International Trade in Living Modified Organisms.

Ho Mae-Wan, 2001, Genetik Mühendisliği.

Raja K, 2003, Watchdog refuses claims of rapid global growth in GE crops, www.twnside.org.sg.

Terminator Technology

Third World Network Report On Starlink, 2001.

Turgut N, 1998, Çevre Hukuku.

Yanaz S, 2000, Uluslararası Ticarette Yükselen Konu: Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizmalar ve Bunları İçeren Ürünlerin Ticareti, Sempozyum Bildirileri.

 

Tarımda yeni teknolojiler ile ilgili güncel haberleri bize gönderin, yayınlayalım.

anasayfa  |   bize ulaşın

tar-get@tarimsal.com