Tarımda (hayvancılıkta) yeni teknolojiler konusundaki CD' lerimizi görmek isterseniz burayı tıklayınız

 


 

TOHUMCULUK KANUNU İLE İLGİLİ TARTIŞMALAR

***

06 Kasım 2006

Tohumculuk Kanununun TBMM Geçmesi Üzerine Değerlendirme

Prof. Dr. Tayfun Özkaya

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü öğretim üyesi



31 Ekim 2006’da TBMM’den geçen tohumculuk kanunu Avrupa Birliği uyum yasaları paketi içine alınarak ve temel yasa kabul edilerek yeterli bir tartışma ortamı sağlanmadan çıkarılmıştır. Tarım Bakanlığınca yasanın genetik olarak değişikliğe uğramış (kısaca GDO) tohumlukları da kapsaması planlanmış, kamu oyu tepkisi üzerine bu konudaki yapılacaklar sonraya ertelenerek GDO ile ilgili ifadeler yasadan çıkarılmıştır.

Yasa çok uluslu firmalara Türkiye tohumculuğunu teslim etme anlamına gelmektedir. Şu anda bile domates başta birçok sebze tohumu altından daha pahalı satılmaktadır. Gelecekte tarla bitkileri için de bu kadar olmasa da büyük fiyat artışları planlanmaktadır. Bu amaçla kataloğa kaydedilmeyen çeşitlerin veya çeşit haline gelmemiş tohumlukların iki yıl sonra satılmasına engel olunacaktır. Bu kalite getiriyoruz gerekçesi ile yapılmaktadır. Gerçekte ise örneğin Niğde’de patates kanseri (veya bakanlığın değişi ile uyuzunun) yabancı patates çeşitleri ile geldiğini hatırlatalım. Birçok hastalık yabancı tohum ithali ile Türkiye’ye girmiştir. Ne kalitesinden bahsediyorlar? Bu yüzden onlarca yıl Niğde’de birçok köyde patates ekilemeyecek, yasaklandı. Esas amaç onbin yıldır Anadolu’da çiftçilerin çabaları ile geliştirilmiş tohumlukların çok uluslu denen firmalarca el konulmasıdır. Binlerce genden oluşan çeşidimize iki gen katıp mülkiyetlerine alacaklar. Buna da fikri mülkiyet demekteler. Mülkiyetsiz fikirden yanayız. Bir anlaşma yapalım. Çok uluslu firma doğanın ve çiftçilerin geliştirdiği her çeşit başına örneğin 20 milyar dolar ödesin. Biz çeşitlerimizi kullanmaya devam edelim. O zaman belki bunu kabul edebiliriz. Ayrıca bizim çeşitlerimize kendi tohumundan kaçan genler için bizim çiftçilerimiz değil kendileri sorumluluk alsın. Biz değil onlar tazminat ödesin. Bunu kabul etmeyecekleri açıktır. Doğrusu hayat patentlenemez.

Yasa Tarım Bakanlığın tohum üretim, kontrol denetleme, anlaşmazlıkların çözümü gibi bir çok alandaki yetkisini kurulacak (çok uluslu şirketlerin etkin olacağı) tohumculuk birliğine bırakmaktadır.

Yasa biyoçeşitliliğe büyük bir darbe indirecektir. Büyük ölçüde aşınmış olmakla birlikte hala biyoçeşitliliğimiz bu ülkede 70 milyon insanın doyurulmasını eksik de olsa sağlamaktadır. Ancak ulusaşırı şirketlerin amacı bizim çeşitlerimizi, çeşit karışımlarımızı, ekotiplerimizi, köylü çeşitlerimizi silip süpürerek, bazılarını da mülkiyetine geçirerek ancak kimyasal gübre, ilaç vb. ile yetiştirilebilecek, güya verimli gerçekte ise doğayı ve çiftçileri yıkıma götüren birkaç çeşidi dayatmaktır. Tohumlar altın fiyatına olmaz ise gümüş fiyatına satılacaktır. Zenginliğimizi oluşturan tohumlarımız ise kaçak CD muamelesi görecektir. Amaç kaliteyi sağlamak ise yapılabilecek çok şey var. Ancak amaç kalite değildir. Yabancı tohumlarla birçok hastalığın ülkeye girmiş olduğunu bir kez daha yineleyelim. Bu CD benzetmesi bizzat yetkililerce yapılmıştır. Kim kimin eserini kopyalıyor. Yeni bir makine mı geliştirmişler? Yeşil devrim denilen süreç bazılarımızın sandığı gibi Dünya’ya çok iyi şeyler getirmemiştir. Dünya’daki biyoçeşitliliği yok etmeye devam etmektedir. Dünya’da sera gazlarının üretilmesinde tarımın payı FAO (Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü) raporuna göre çok yüksektir.

Yasalaşma sırasında küçük bir değişiklik yapılmıştır. Buna göre, kayıtlı çeşidi bulunmayan bitki türleri ile kayıtlı çeşidi bulunmakla beraber bakanlığın gerekli göreceği tohumluk çeşitleri hakkında bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl süre ile uygulanmaz" denmektedir. (cümle düşüklükleri tutanaklardan)

Tarım Bakanı gerekçe olarak aşağıdakileri okumuştur:

"Gerekçe: Ülkemizde yeter sayıda kayıtlı çeşidi bulunmayan bitki türlerinde halen devam eden çeşit geliştirme ve çoğaltım faaliyetlerinin sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Ayrıca, kayıtlı çeşit olsa bile bazı özellikleri ile ülke ekonomisi bakımından önem taşıyan bitki türlerinde yeni çeşitlerin ülke tarımına kazandırılması için öngörülen süreden daha uzun bir süreye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle, geçiş dönemi beş yıl olarak düzenlenmiştir."

Şimdi bu ifadeden de anlaşılmaktadır ki aslında yasa Türkiye biyolojik çeşitliliğine ve genetik zenginliğimize büyük bir darbe indirmeye hazır bir silahtır. Yapılan bunun işlemesini kısa bir süre yavaşlatmış görünmektir. Muhtemelen firmaların şimdilik ilgi göstermeyecekleri türler bu istisna içine alınacaktır. "Çeşit olsa bile yeni çeşitlerin kazandırılması için süreye ihtiyaç duyulduğu" ne anlama gelmektedir. Bunun anlamı açıktır: Ulusaşırı tohum devleri iki üç çeşitle diğerlerini silip süpürecektir. Onların tohumları ise bol bol kimyasal gübre ve ilaç olmadan yetiştirilemeyecek ancak endüstriyel tarımla rekabet eder görüneceklerdir. Bedel doğanın ve çiftçiliğin katledilmesi olacaktır.

 

07 Kasım 2006

Kısırlaştırma bombası atıldı
guler.komurcu@aksam.com.tr
gulerkomurcu@superonline.com


Tek tip boğucu gündemden uzaklaşıp satır aralarına gömülen ve bence ulusal güvenliğimiz üzerinde birinci dereceden tehdit algısı yaratan bir konuyu dikkatinize sunmak ve de dikkatinizi çekmeyi başarır isem de sonucu değiştirmek adına daha fazlasını isteyeceğim bugün sizden ey aksiyonel okur. Bu öyle bir konu ki yaratacağı ekonomik yıkımın dışında,Türk neslinin KISIRLAŞTIRILMASI, tedavisi imkansız olan ölümcül alerjiler, bilinmeyen hastalıklar ve doğadaki görülmemiş değişimler tehlikesini içeriyor.

Geçtiğimiz ay Meclis'ten geçen Tohumculuk Yasası'ndan bahsediyorum. Bu yasayla devlet tohumculuk alanından tamamen çekiliyor, piyasa başta İsrailli firmalar, Syngenta, Pioneer, Monsanto gibi çokuluslu tohum şirketlerine teslim ediliyor, çiftçimiz sizlere ömür ve de biraz önce de belirttiğim gibi hepsinden önemlisi de yasa ile Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) girişine ve ekimine olanak tanınıyor. Böylece de insan sağlığı üzerinde başta KISIRLIK, alerjik reaksiyonlar, antibiyotik dayanıklılık gibi hemen ve uzun vadede öngörülemeyen ciddi sağlık riskleri yaratıyor.


Yasanın arkasında AKP'nin içindeki Güneydoğulu vekiller lobisinin önde gelen ismi, Tarım Bakanı Mehdi EKER durmakta ve... Noktaları yine siz doldurun ey bilen okur.


Bu arada hemen eklemem gerekiyor; Avrupa Birliği, Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO'lu) AB'ye girmesine izin vermemekte, peki ya KISIRLAŞTIRMA, neslimizin tüketilmesi ve diğer tehlikeler altında olan siz Türk Milleti şimdi ne yapmayı planlıyorsunuz?


Konuya farklı bir uzman yorumu getirelim; Hafta sonu çok değerli bir çiftin konuğu oldum, Özbekistan'ın sürgündeki muhalif lideri Muhammed SALİH ve eşi Dr. Biyolog Aydın SALİH Hanımefendi ile uzun uzun sohbet ettik, nereden nereye... Aydın Hanım, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Tohumculuk Yasamızın içerdiği tehlikeler ve yakın geçmişten günümüze tespitlerle dolu önemli bir yorum yaptı ('konu Türk dünyası olunca hepimiz tek ses oluruz' diyerek) bu stratejik konuyu-ulusal tehdidimizin boyutunu Sayın Aydın SALİH'in incelemesinden aynen aktarıyorum;


'Son dönemde zaten Türkiye tarım ürünleri (sebze, buğday, mısır, ayçiçeği vs.) tohumlarının yüzde sekseni dışarıdan ithal edilmeye başlanmıştı. Bu tohumların GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ tohumlar olduğunun bilinmemesi mümkün değil. Her GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ tohum, içinde terminatör geni ihtiva eder. Bu terminatör kendi neslini yok etmeye programlanmıştır. İşte bu nedenle de genetik olarak değiştirilmiş tahılın verdiği ürün tohumu KISIRDIR. Yani, her ekim yılı/mevsimi için yeniden tohum almak gerekecektir. Bu durum, sadece gıda açısından dışarıya bağımlı hale gelmekle kalmayacak çok daha vahim sonuçlar doğuracaktır.


Dışarıdan bakınca sadece ticari amaçla yapıldığı sanılan bu işin arkasında ise çok vahim bir stratejik hedefin yer aldığı görülüyor. Bu tip tohum politikasına bağımlı kalan Türkiye, sadece ekonomik değil, genetik tuzağa da düşmüş olur.


Genetik olarak değiştirilmiş tohumları istenilen menfi ya da müspet yönde programlamak mümkündür. Ve böylece GDO'lu ürünlerle istenilen her toplum yönlendirilebilir. Bu yöntem bir milleti ve onun yaşadığı ortamı yok edebilecek kadar tehlikelidir. Mesela bu program, kısırlaştırma (sterilizasyon) erkek ve kadınlarda KISIRLAŞTIRMA programı olabilir. Veya tedavisi imkansız olan ölümcül alerjiler, bilinmeyen hastalıklar ve doğadaki görülmemiş değişimler olabilir. Yani GDO bünyesinde otomatik olarak ve sonsuz bir şekilde çoğalabilen GENETİK BOMBALAR taşıyabilir. Ancak ne yazık ki Türkiye'ye sokulan bu GDO'ların ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin tespitini yapabilecek bilimsel altyapı mevcut değil.'


Evet, tehlikenin boyutu ortada, neslimiz, sağlığımız, ülkemize 'Genleri Değiştirilmiş Tohum' biyolojik silahı ile vurulmak üzere, yediğiniz her lokmada aklınıza gelsin; işgal sizce kaç türlü olur ey tehlikedeki okur?

 

6.KASIM.2006

Gözucuyla…



Yeni Tohum yasasında biyo çeşitlilik!



Tohum Yasası geçen salı TBMM’de kabul edildi. Geçici 1.maddedeki değişikliğe karşı bir kaç görüşü saymazsak tohum maçının son roundu sukut içinde geçti. Karşı görüşler de genellikle “bizim köylü dedi ki…” den öteye gitmiyordu.

Oysa, geçici maddede yapılan değişikliğin
 

  • hem piyasaya egemen olan ulus ötesi firmaların tohumlukları karşısında yerel tohumların yaşam süreci;
     

  • hem de genetik yapısı değiştirilmiş (GDO) tohumlara kapıyı aralaması

     

olmak üzere iki önemli amacı vardı.



Siz, “Öküz altında buzağı aramaya başlama!” demeden önce Geçici 1.maddenin 3. fıkrasında yapılan değişikliğe Tarım Bakanı Mehdi Eker’in ağzından bakalım:


“Ülkemizde yeter sayıda kayıtlı çeşidi bulunmayan bitki türlerinde halen devam eden çeşit geliştirme ve çoğaltım faaliyetlerinin sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Ayrıca, kayıtlı çeşit olsa bile bazı özellikleri ile ülke ekonomisi bakımından önem taşıyan bitki türlerinde yeni çeşitlerin ülke tarımına kazandırılması için öngörülen süreden daha uzun bir süreye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle, geçiş dönemi beş yıl olarak düzenlenmiştir."

İlk okuyuşta gerekçe, biyo çeşitliliğin korunacağı, geleneksel ve yok olmak üzere olan türlerin korunmasını sağlayacağı… Hatta genetik yapısı değiştirilmiş tohumlara (GDO) karşı önemli bir kazanımmış gibi gözükmekte.

Ne var ki gerekçe, göründüğü kadar masum değil. Zira, “yeni çeşitlerin” kazandırılması amacıyla geçiş süresi uzatılırken :
 

  • hangi tür tohumlukların istisna kapsamına gireceği;
     

  • benzer çeşitler varken yeni çeşit kazandırılmasının nedenleri;
     

  • yeni çeşitlerin kazandırılması için gereli sürenin nasıl saptanacağının
     

belirlenmemiştir. Dolayısıyla, geçiş süresinin uzatılması yerli tohum çeşitlerini korumaktan ziyade yeni çeşitlerin uyum süresini uzatmaya yarayacak gibi gözükmektedir!

Bu arada 5 yılın yeni çeşitlerin kayıtlı bile olsa yerlilerin piyasadan silinmesi ve genetik yapılarının değiştirilmesi için yeterince uzun olduğunu bilmekte yarar var. Özellikle de piyasanın Monsanto, Cargill gibi büyük firmaların çeşitleriyle rekabet ettiği bizim gibi ülkelerde!

Kataloğa kaydedilmeyen çeşitlerin veya çeşit haline gelmemiş tohumlukların yasadan nasıl etkileneceğini Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tayfun Özkaya’ya sorduğumda :“Tohum piyasasına düzen getiriyoruz, kalite getiriyoruz gerekçesi ile yapılmakta ama ithal yolla gelen kayıtlı çeşitlerin çoğu hastalıklı.” diyerek devam etti… “Niğde’de patates kanseri, bakanlığın deyişiyle uyuz yabancı patates çeşitleri ile gelmişti.”

Aslında sorun: Türkiye tarımının politika yapıcılarının çeşitleri kayda almakta bunca yıl geç kalmasında! Tarımda biyoçeşitliliğin besinden ilaca, dokumadan kimya sektörüne kadar çok sayıda sektöre girdi sağladığını… Dolayısıyla, ülkenin en temel zenginliği olduğunu unutmuş olmalarında!

Hal böyle olunca, buzağıyı öküzün altında aramaya da gerek kalmıyor. Hele hele, ülkenin tarım toprakları yıllardır Cargill, Monsanto, Bayer gibi ulusötesi firmaların çeşit denemeleri için özgün bir labratuvar işlevi görmüşse..! Uluslar arası literatürde Türkiye “Avrupanın California'sı” diye adlandırılmışsa..!

Türkel Minibaş

www.turkelminibas.net
 

08 Kasım 2006

Sayın Grup Üyeleri,

Tohumculuk sektörü ve GDO' lu ürünler ile ilgili pek çok olumlu ve olumsuz açıklamaları buradan okudum. Amacım tam da uzmanı olmadığım bir alanda iyidir veya kotudur demek de değil. Zaten bilimsel olarak GDO' lu ürünlerin cevre ve insan sağlığı açısından nelere neden olabileceği henüz net değildir. Ancak bildiğiniz gibi Paul Muller 1939 yılında DDT' nin insektisit etkisini bulmuş, milyonlarca insanin sağlıklı yaşamını etkileyen zararlılarla savaşta kullanılmasına vesile olmuş ve başarısından dolayı Nobel Barış ödülü almıştır. DDT kültür bitkilerinde önemli verim ve kalite kayıplarına neden olan böceklerle savaşta, tifüs kontrolünde, sıtma hastalığının taşıyıcısı olan sivrisinek mücadelesinde geniş çapta ve çok yoğun kullanılmıştır. Kısacası 1940-1975 arasında mucize ilaçmış. Ancak 1970 li yıllardan itibaren yağ dokularında birikmesi nedeniyle insanlarda kronik zehirlenmelere neden olması basta olmak üzere cevrede neden olduğu sorunlar ve nihayetinde dayanıklılık sorunları dahil pek çok olumsuz özelikleri nedeniyle önce gelişmiş ülkelerde sonra da yurdumuzda ancak 1985 yılından itibaren yasaklanmıştır. Neden uzun uzun anlatıldı bu DDT? Ben bu ülkenin vatandaşı olarak böyle bir vaka daha yasamak istemiyorum. Üzerinde henüz tam olarak kanıtlanamasa da, bu kadar şüphe ve endişe duyulan GDO lu ürünlerin gelecekte benzer sorunlara hatta çok daha vahim ve geri dönülemez sorunlara neden olabileceği endişesini taşıyorum. Kısacası hiç bir sorunu olmasa da GDO lu urun tüketmek istemiyorum. Bu tip ürünlerin yurdumuza rahatça gire üretilmesini istemeyen, en azından şimdilik bu ürünlerden uzak durmak isteyen insanların taleplerine saygı duyulmak zorunda. Dolayısıyla yasalarla bu tip ürünlere müsaade edilmesi, hatta insanların bu tip ürünleri bilmeden tüketme durumuna sürüklenmesi, anlaşılması güç bir yaklaşımdır. Sadece ticari kaygı veya kazanç çerçevesinde olaylara yaklaşılmamalı, çevremizi gelecekte de yaşanılabilir bırakabilmek için bu tip konularda hassas olmamız gerektiğini düşünüyor hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Enver Durmusoglu

SON GELİŞMELERİN IŞIĞI ALTINDA TÜRK TOHUMCULUĞUN DURUMU*

1. TÜRKİYE’DE TOHUMCULUĞUNUN GELİŞİMİ
21 milyon ha orman, 13,5 milyon ha çayır – mer’a, 23,5 milyon ha tarla bitkileri, deki sertifikalı tohum üretimi, bitki ıslah istasyonlarının kurulmasıyla devam etmiştir. Halen 1937 yılında ıslah edilen TOKAK arpa çeşidinin hala üretiliyor olması, o günlerdeki bitki ıslah çalışmalarının ciddiyetini sergilemektedir.  1963 yılında çıkarılan 308 sayılı tohumculuk yasası ile teknik ve idari olarak tohumculuğumuz bu güne kadar gelmiş, pek çok üründe verim iki katına çıkmıştır. Tohumculuğun özelleşmesi ise 1985’lerde gerçekleşmiştir. 
Türk tohumculuğu 80’li yıllara kadar, araştırma kuruluşlarının geliştir3,2 milyon ha bağ –bahçe bitkileri ekim alanı ile Türkiye dünyada sayılı tohum kullanan ülkelerden biridir.
1920’lerde başlayan devlet üretme çiftliklerindiği tescilli çeşitlerin, TİM’lerde (eski Devlet Üretme Çiftlikleri) sertifikalı tohumluk olarak çoğaltılması şeklinde süre gelmiştir. 1984 yılında  “Tohumluk İthalatının Serbest Bırakılması” ve 1985’ de de “Tohumluk Teşvik Kararnamesi” yürürlüğe girmiş ve “Türk Tohumculuk Özel Sektörü” oluşmaya başlamıştır. Bir yıl sonra bu sektör TÜRK-TED adı altında birleşerek, bu gün yarıya yakını araştırma yapma yetkisini almış olan 70’i aşkın firmayı kapsamına almıştır.  Bu arada seracılığın, dondurulmuş gıda endüstrisinin ve yaş sebze ihracatının hızlı gelişmesi karşısında; hedefleri de büyüyen Türk Özel Tohumculuk firmaları küreselleşen dünyada, çok uluslu firmalarla rekabet etmek durumunda kalmıştır. Temelleri yüzlerce yıl önce atılmış olan yabancı firmalar -tohumluk üretimlerini dünyadaki ucuz el emeği sunan ülkelerde yaptırıyor olmaları nedeniyle- yerli firmalarla rekabette avantajlı durumdadırlar. Gerçekten de en eskisi ancak 20 yılını yeni doldurmuş olan, küreselleşme baskısı altındaki Türk Tohumculuk firmalarının; uluslararası firmaların rekabeti karşısında işleri hiç de kolay değildir.
Özel sektörün allogam (yabancı döllenen) bitkilere yönelmesi bir yerde, devlet olanakları ile donatılmış olan autogam (kendine döllenen) tohum üreticisi vepazarlayıcısı TİGEM’le rekabet şanslarının sınırlı olmasından kaynaklanmıştır. “Islahçı Hakları” yasasının 2004 yılına kadar devreye sokulamaması da bu konudaki başlıca etkenlerdendir.
Diğer taraftan mevzuatı dört ayrı genel müdürlük tarafından yürütülen bu sektörün çok hızlı gelişen uluslar arası ilişkilere uyumu dahi sorun olacaktır. Çünkü Batı ülkelerinde tohumculuk mevzuatı artık kamunun da devrede olduğu sivil kuruluşlarca yürütülmektedir (Hollanda: NAK, Fransa: GNIS).
TÜRK-TED’e üye olan firmalar dört grupta toplanabilir:
· Yabancı sermayeli, kendi markaları ile tohum pazarlayanlar;
· Yabancı sermaye ile ortak, genetik materyali dışardan gelen, pazarlamayı kendi veya partner firma markası ile yapanlar;
· Tamamen yerli sermayeli, genetik materyali dışarıdan gelen, pazarlamayı kendi veya partner firma markası ile yapanlar;
· Tamamen yerli sermayeli, hiçbir yabancı ortaklığı olmayanlar.

Şimdi Türkiye’de tohum gereksiniminin karşılanması ile ilgili verilere bir göz atalım. Çizelge 1’de bazı bitkilerin ekim alanları görülmektedir. Bu çeşitlilik içinde çiftçimizin gereksinim duyduğu sertifikalı tohumluğun karşılandığını söyleyebilmek ise pek mümkün değildir.
  AB açısından konuya yaklaşıldığında, Türk Tohumculuk Endüstrisinin yeniden yapılanmak zorunda olduğu çok açıktır. Özellikle tahıl tohumculuğunda söz sahibi TİM’in özelleştirme çerçevesinde kısmen devreden çıkmasının ardından, Türk tohumculuk firmalarına büyük görevler düşecek ve rekabet şansları artacaktır. Tohumculukla ilgili yasaların AB’ne uyumuyla çağdaş yapılanmaya kavuşulacak ve tohumculuk mevzuatının uygulamaları kamudan teslim alınabilecektir.

Çizelge1: Tohumculukta 2001 yılı gereksinimlerinin karşılanma durumu

Ürün

Alan(m. Ha)

Karşılama (%)

Buğday

9400

9,0

Arpa

3750

2,4

Patates

203

8,2

Ay çiçeği(Melez)

568

53,5

Pamuk(delinte)

755

69,4

Yem Bitkileri

569

29,7

Sebze

880

10,0

Özellikle, tahıllar ve baklagil tohumculuğu şimdiye kadar özel sektörün pek ilgisini çekmemiştir. Bunda, konunun ticari albenisinin olmayışı etkilidir diyebiliriz. Nitekim bu ürünlerde sertifikalı tohum değişim süresinin 3-5 yıla varabilmesi, üreticinin serbest fiyat ortamında kamu ürünlerini tercih edeceği beklentisi gibi nedenlerle özel sektör şimdiye kadar bu konularda istekli olmamıştır.  Buna rağmen son yıllarda özel sektörün bu alanda da görev aldığı bir gerçektir (Çizelge 2).

  Çizelge 2. Özel sektörün1986 ve 2000’lerde
bazı ürün tohumculuğundaki payları
Ürün

1986 (%)

2000 (%)

Buğday

0,2

13,5

Arpa

0,0

13,3

Mısır (Melez)

91,2

99,8

Yem Bitkisi

10,9

52,7

Pamuk

0,0

23,4

Patates

48,9

99,9

Sebze

94,4

99,8

       

İşletmelerinin bazılarının özelleştirilmesine rağmen TİGEM, tohumculukla ilgili faaliyetlerine devam etmektedir. Bununla beraber buğday, arpa gibi kendine döllenen bitkilerin tohumculuğunda özel sektör büyük hamle yapmış, hatta yıllardır yeri doldurulamayan TOKAK arpa çeşidini geride bırakan TARM92’yi satın alarak adeta bir rekabet ortamı yaratmışlardır. Bunda ıslahçı hakları yasa ve yönetmeliklerinin uygulamaya konmasının büyük etkisi vardır.
Aslında Türkiye’de tohumculuk firmalarının büyük geleceği vardır. Bazı ürünlerde sertifikalı tohum kullanımının yüzde yüzleri bulmasına karşın, diğer birçoğunda henüz %50’leri bile bulmamıştır .
Çeşit geliştirme ve tescil konusunda Türk Tohumculuk Firmalarının -araştırma belgesi almış dahi olsa- bir dizi eksikliği vardır. Özellikle tahıl tohumculuğunda söz sahibi olan TİM’lerin özelleştirme çerçevesinde devreden çıkmasının ardından henüz genç olan Türk tohumculuk firmalarına büyük görevler düşmesi doğaldır. Bu aşamada yarının çeşitlerini geliştirmede gereksinim duyulan bilgi ve tecrübe sermaye birikimlerini henüz tamamlayamamış tohumculuk firmalarının; Bakanlık, TUBA, Üniversite işbirliğinde desteklenmesiyle sağlanabilecektir.
 
2. TÜRK TOHUMCULUĞU GELECEK VAAT EDİYOR!: Tohum, Genetik Yatırım Aracı
Her yıl birçok türün yok olduğu şeklindeki haberlere günlük hayatta sıklıkla rastlanır. Gerçekten de uygun ekolojik ortamı bulamadığında üreme şansı kalmayan her canlı, ortadan kaybolacaktır. Olayı tür değil de çeşit bazına indirgediğimizde durum bundan farklı değildir. Çeltik çeşitlerinden "Sarıçeltik", "Mısır" gibi eski çeşitler kaybolmuş, onların yerine günümüzde "Osmancık", "Halil Bey" gibi yeni çeşitler devreye girmiştir. Bu çeşitler bir kamu araştırma kuruluşu tarafından ıslah edilip tohumcu şirketlere belirli bir bedel karşılığı tohumculuğu yapılmak üzere devredilmiştir. Üretici, tercihi doğrultusundaki çeşidin tohumluğunu satın alıp üretimini yapar ve doğal olarak da en verimli çeşitlerin kaliteli tohumluğunu ekmek ister. Buğday, arpa gibi kendine döllenen türlerde -her yıl yeni tohum alma gerekliliği olmadan- kendi ürününden tohum olarak yararlanabilir. Fakat mısır, ayçiçeği gibi yabancı döllenen bitkilerde her yıl tohumluğun yeniden satın alınması gerekir.
Tarımsal üretim ticari bir olaydır. Bu nedenle karlılık hiçbir zaman göz ardı edilemez. Maksimum verimi sağlamada tohum ilk akla gelen öğedir. Uygun çeşit - tohum ekilmediğinde  gübre, su, ilaç gibi girdiler etkisini yeterince gösteremeyebilir. Çeşitlerin ömrü de sınırlıdır. Çünkü doğadaki hastalık ve zararlı etmenleri değişerek mevcut çeşidi dayanıksız, daha az verimli duruma düşürebilmektedir. Çeşitlerin ömrü kısıtlı olmakla beraber, doğal olarak bazı istisnalara rastlanabilir. Örneğin 1937 yılında tescil edilen "Tokak" arpa çeşidi hala daha ekilmektedir.
Çeşitler yurt içinde veya yurt dışında bir araştırma kuruluşu tarafından ıslah edilerek, tescil ettirilirler. Türkiye’de söz konusu işlem genellikle kamu araştırma kuruluşlarınca gerçekleştirilip, tohum firmaları tarafından üreticilere ulaştırılır. Tigem gibi kamu birimleri de birer tohumculuk kuruluşu olarak kabul edilmelidir. Gelişmiş ülkelerde kamu kuruluşları genellikle çeşitleri değil de, geliştirdikleri genleri - hatları tohumculuk firmalarına devreder, satar. Yani tohumculuk firmaları geliştirilmiş hat veya çeşitlerin sürekli alıcısıdır. Bu bağlamda özelleştirmeler çerçevesinde daralacak olan kamu araştırma kaynaklarının yerinin nasıl doldurulacağı merak konusudur.
Tohumculukta çeşidin önemi büyüktür. Çünkü tohumu aslında çeşit sattırır. İsim yapmış bir çeşidin getirisi çok fazla olur. Ülkemiz tohumculuk stratejilerini buna göre geliştirmek zorundadır.

3. YENİ TOHUMCULUK YASASI NELER GETİRECEK
22 Eylül 2006 tarihinde TBMM gündemine alınan TOHUMCULUK KANUNU ile ülkemizde devletin küçülmesi yönünde bir adım daha atmış oldu. Tümü Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına ait dört genel müdürlükteki şube veya dairelerde yürütülen tohumla ilgili bürokratik işlemlerin büyük oranda kamu kuruluşu niteliğindeki meslek kuruluşuna (Türkiye Tohumcular Birliği - TTB) devredilmesi, aslında küreselleşme sürecinde “devletin küçülmesi” planının bir parçasıdır. Kanun tarla bitkileri, bağ-bahçe bitkileri, orman bitki türleri ve diğer bitki türleri çoğaltım materyaline ait çeşitlerin ve genetik kaynakların kayıt altına alınması, tohumlukların üretimi, sertifikasyonu, ticareti, piyasa denetimi ve kurumsal yapılanmalar ile ilgili düzenlemeleri kapsamaktadır. Söz konusu işlemler batıda da benzeri kuruluşlara bırakılmıştır. Örneğin söz konusu işlemlerden Fransa’da GNIS, Hollanda’da NAKK sorumludur.
Türkiye’de tohumculuk 308 sayılı yasa ile yürütülmektedir. Fakat bu yasanın 40 yılı aşkın ömrü, özellikle hibrit, transgenik tohumluk gibi yeni kavramlara yeteri kadar eğilmeye fırsat vermemektedir.  Bu nedenle hazırlanan yeni bir yasa taslağı TBMM’ne sunulmuştur. Bu yasadan amaç:
·           Bitkisel üretimde verim ve kaliteyi yükseltmek,
·           Tohumluklara kalite güvencesi sağlamak, tohumluk üretim ve ticareti ile ilgili düzenlemeleri yapmak,
·           Tohumculuk sektörünün yeniden yapılandırılması ve geliştirilmesi için gerekli olan düzenlemeleri gerçekleştirmektir.
Kanun taslağında tarla bitkileri, bağ-bahçe bitkileri, orman bitki türleri ve diğer bitki türleri çoğaltım materyaline ait çeşitlerin ve genetik kaynakların kayıt altına alınması, tohumlukların üretimi, sertifikasyonu, ticareti, piyasa denetimi ve kurumsal yapılanmalar ile ilgili düzenlemelerin kapsam içine alınması öngörülmüştür.
Söz konusu taslakta alt birlikler, tohumculuk sektörünün geliştirilmesi ile sektörde faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişiler arasında meslekî dayanışmayı sağlamakla yükümlü kılınmıştır.   Meslekî faaliyetleri kolaylaştırmak, tohumculuk faaliyetinde bulunanların ekonomik ve sosyal haklarının korunmasını sağlamak ve mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek amacıyla şu birimler bir araya getirilmiştir: Bitki ıslahçıları, tohum sanayicileri ve üreticileri, fide üreticileri, fidan üreticileri, tohum yetiştiricileri, tohum dağıtıcıları, tohum kullanıcıları, süs bitkileri üreticileri ve tohumculukla ilgili diğer konularla uğraşan en az yedi gerçek veya tüzel kişi.  İşte bu kuruluşlar tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak kabul edilen “Türkiye Tohumcular Birliği”nin meslek üst kuruluşu olarak tanımlanmaktadır.

80’li yıllara kadar, araştırma kuruluşlarının geliştirdiği tescilli çeşitler, TİGEM’lerde (eski Devlet Üretme Çiftlikleri) sertifikalı tohumluk olarak çoğaltılmış ve yine Zirai Donatım Kurumu gibi kamu kuruluşları tarafından dağıtımı yapılmıştı. 1984 yılında  “Tohumluk İthalatının Serbest Bırakılması” ve 1985’de de “Tohumluk Teşvik Kararnamesi”nin yürürlüğe girmesi ile “Türk Tohumculuk Özel Sektörü” oluşmaya başlamıştır. Bir yıl sonra bu sektör “TÜRK-TED” adı altında dernekleşmiştir. Bu örgüt günümüzde yarıya yakını araştırma yapma yetkisine kavuşmuş 70’i aşkın firmayı bir çatı altında toplamıştır. Seracılığın, dondurulmuş gıda endüstrisinin ve yaş sebze ihracatının hızlı gelişmesi karşısında; hedefleri de büyüyen Türk Özel Tohumculuk firmaları küreselleşen dünyada, çok uluslu firmalarla rekabet etmek durumundadır. Gerçekten de, en eskisi ancak 20 yıllık olan, küreselleşme baskısı altındaki Türk Tohumculuk firmalarının, uluslararası firmaların karşısında işleri hiç de kolay değildir. Acaba söz konusu yasa bu doğrultuda Türk tohumculuğuna yeterli güç katacak mı?
Türkiye’de tohumculuk mevzuatı 1963 yılında çıkartılan 308 sayılı yasa ile yürütülmekte idi. Fakat bu yasanın 40 yılı aşkın ömrü, özellikle hibrit ve biyoteknoloji ürünü gibi yeni kavramlara yeteri kadar açıklık sağlayamamakta idi. İşte yeni yasa: bitkisel üretimde verim ve kaliteyi yükseltmek, tohumluklara kalite güvencesi sağlamak, tohumluk üretim ve ticareti ile ilgili düzenlemeleri yapmak, tohumculuk sektörünün yeniden yapılandırılması ve geliştirilmesi için gerekli olan düzenlemeleri yapmak amacıyla hazırlanmıştır.
Söz konusu yasada alt birlikler, tohumculuk sektörünün geliştirilmesi ile sektörde faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişiler arasında meslekî dayanışmayı sağlamakla yükümlü kılınmıştır. Meslekî faaliyetleri kolaylaştırmak, tohumculuk faaliyetinde bulunanların ekonomik ve sosyal haklarının korunmasını sağlamak ve mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek amacıyla kurulan TTB şu dernek, birlik veya kuruluştan oluşmaktadır: Bitki ıslahçıları, tohum sanayicileri ve üreticileri, fide ve fidan üreticileri, tohum yetiştiricileri, tohum dağıtıcıları, tohum kullanıcıları.
İşte bu aşamada yasanın uygulanabilirliği sorgulanabilir. Çünkü birliği oluşturacak kuruluşlardan bir çoğu henüz kendini ispatlamış değildir. Hatta bazıları henüz kurulmamıştır. Sevindirici olan yasa taslağını da hazırlayan tohum sanayici ve üreticilerinin (TURKTED - http://www.turkted.org.tr/) bu konuda danışman sistemlerini de çalıştırarak işi profesyonelce ele almalarıdır. Nitekim Türk Tohumcular Birliği tüm tohumculuk konuları ile ilgili işlemleri batıdaki örneklerinde olduğu gibi kontrolör, koordinatör ve komitelere bırakarak dinamik bir yapı sergilemektedir.

4  TÜRK TOHUMCULUK FİRMALARI YENİ YASADAN NELER BEKLİYOR!

4.1 FİRMALAR NELERİ BAŞARDI!
Yeni yasa 1963 tarihli Tohumlukların Tescil, Kontrol ve Sertifikasyonu Hakkındaki 308 sayılı yasanın günümüzün gereksinimlerini karşılamadığı için değiştirilmek durumunda kalınmıştır. Tohumculuk sektörünün yapısal değişimini de bunlara eklersek yeni yasanın gereksinimi iyice anlaşılır. Son zamanda sektör faaliyetlerine bir göz atacak olursak:
Ø     Günümüzde özel tohum sektörümüzde % 95 i yerli sermayeli olan 120’ nin üzerinde firma faaliyet göstermektedir,
Ø     1980 öncesi melez sebze tohumlarının tamamı ülkemize kaçak girip, karaborsada yüksek fiyatlardan ve garantisiz olarak satılmışken, günümüzde ülkemizin her yerinde yetiştiricilerimiz her istedikleri tohumu ekimden 15 gün önce garantili olarak bulma şansına sahiptirler,
Ø     1980 öncesi sadece iç pazarda satılan 2 veya 3 adet yerli markalı tohum firması varken bugün tam bir rekabet ortamında iç ve dış pazarlarda satılan 70 ila 80 yerli tohum markası bulunmaktadır,
Ø     1980 öncesi ülkemizde kamunun dışında araştırma yapan hiçbir yerli tohum firması yok iken bugün sayıları 50 yi özel sektör araştırma kuruluşu her geçen gün alt yapılarını geliştirerek faaliyet göstermektedir,
Ø      1980 öncesi araştırma merkezlerinde istihdam edilen personelin çoğunluğu eğitim ve staj için yurt dışına gönderilmekte iken, bugün yerli ve yabancı sermayeli bir çok kuruluş çok sayıda elemanı gelecek yıllar için yetiştirmektedir,
Ø     Tohumculuk sektöründe 3.000 i geçen ziraat mühendisi çalıştırmaktadır,
Ø     Son yıllarda ortalama tohum dış alımı 70 milyon USD, dış satımımız ise 30 milyon USD’a ulaşmıştır,

Türkiye’nin yaş sebze dış satımı yıllık yaklaşık 250 milyon dolara, işlenmiş sebze dış satımı da 200 milyon dolar seviyesine erişmiştir. Kabul etmek gerekir ki  yerli, köy populasyonları ile bu miktara ulaşılamazdı
Bugün yediğimiz “badem tipi” kısa hıyarların ve çarliston biberlerin % 100’ü Türk özel sektör ıslahçıları tarafından ülkemizde geliştirilmiş ve ülkemizde üretilmiştir.
Türk özel sektörü kendine döllenen türlerde de ispatlamıştır. “Çeşit koruma yasa”sının çıkartılması ve “sertifikalı tohumluk kullanımının teşvik edilmesi” sonucu 2006 da tahminen 200.000 ton satıldı. Hatırlatmakta yarar görülen bir saptama: 2001 yılında kamunun buğday fiyatına sattığı tohumluklardan ancak 56.000 tonu dağıtılabilmişti (ülke ihtiyacı 626.000 ton/yıl).
Özel firmalar tohumculuğunu yapmak üzere kamu araştırma kuruluşlarının ıslah ettiği bir çok  çeşidi sınırlı sürelerle sözleşmeler çerçevesinde devralmışlardır. Çizelge 4’de 2005 yılı itibarı ile söz konusu işlemlere ait istatistikler izlenebilir. Bu anlaşmalarla kuruluşlara eski çeşitlerde: %0,5; yenilerde ise  %1-7 arasında ıslahçı hakkı  ödenilecektir. Bu meblağ ile kuruluşların araştırma giderleri karşılanabilecek ve ayrıca araştırmacılara “ıslahçı hakları” ödenecektir. Anlaşmalar 5-10 yıllık periyotlar için yapılmıştır. Bir kamu kuruluşu olan TİGEM’in de tohumculuk yapmak üzere hangi türlerden çeşit satın aldığı aynı çizelgeden izlenebilir.


Çizelge 3. Kamu tescilli çeşitlerin satış bilgileri
Tür Satılan çeşit sayısı Tigem Özel sektör sayısı
M. Buğday

10

*

2

E. Buğday

27

*

9

Arpa      



Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz

* Bu makale 17 Ekim 2006 tarihinde Tüm Ziraatçiler Dayanışma Derneğinde verilen konferans notlarına dayanılarak kaleme alınmıştır.
 

 

09 Kasım 2006

TEMA TOHUMCULUK KANUNU İÇİN CUMHURBAŞKANINA BAŞVURDU


“Tohumculukta üretim – dış ticaret ve denetimin yabancı egemenliğine terk edilmesi yolunun açılması, ulusal bağımsızlığımızla bağdaşamaz.

İnsan sağlığı açısından büyük tehlikeler taşıyan GDO tohumlarının üretimi ve ithalatına olanak tanınması, kamu yararına olduğu kadar ve sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkına da aykırıdır.”

Kamuoyu ve ilgili toplum kesimlerinin yoğun ve yaygın karşı çıkışlarına rağmen Tohumculuk Kanunu 31.10.2006 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaşmıştır.

TEMA’ya göre; Kanun tohumculuk sürecini kavramak ve sektörün gerek duyduğu ihtiyaçları karşılamak açısından kimi olumlu düzenlemeler getirmesine rağmen, ulusal bağımsızlığımız ve kamu yararının korunması ilkeleri bakımından son derece sakıncalı hükümler taşımaktadır.

Kanunun on beşinci maddesiyle “ülkemizde tohum üretimine ve ithalatına izin verilmesi ile tohumluk sürecinin denetlenmesi” gibi yetkilerin, özel sektöre devrinin yolu açılmaktadır. Bu maddenin uygulanması sonucunda, ulusal bağımsızlık ve kamu yararları açısından devletin elinde bulunması gereken kamusal yetkilerin, tümüyle yabancıların egemen olduğu özel kesime geçmesi kaçınılmaz olacaktır. “Hangi tohumun, hangi koşullarda, nerede üretileceğine, hangilerinin ithal edileceğine ve sürecin nasıl denetleneceğine”, doğal olarak kendi yararlarını düşünecek olan bu kesim karar verecektir.

Öte yandan, Kanunun üçüncü maddesindeki “çeşit” beşinci maddesindeki “üretim izni” ve yedinci maddesindeki “dış ticaret” başlıklı hükümler; genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) tohumlarının ülkemizde üretimine ve ithalatına olanak tanıyan özellikleri ile kanımızca toplum sağlığına dönük ağır tehlikeler içermektedir. Kanunda, insan sağlığına zarar verdiği kanıtlanmış GDO’ların tohumlarının üretimini ve ithalini engelleyici hiç bir hüküm bulunmaması, doğal olarak ve teorik açıdan GDO tohumlarının da Kanun kapsamına girdiğini göstermektedir.

Kanunda kamu yararı adına devletin görev alanı yeterli açıklıkla tanımlanmamıştır.

Tohumculuk örgütlerinin işleyişlerine ilişkin olan tüzük ve yönetmelik gibi hukuksal metinlerde düzenlenmesi gereken hususlar gerekmediği halde Kanuna koyulmuş ve metnin yarısını oluşturmuştur.

Belirtilen nedenlerle 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu; ulusal bağımsızlık ve kamu yararının korunması ilkelerine açıkça aykırı hükümler taşımaktadır.

Kanunun, yeniden görüşülerek ülke ulus yararları doğrultusunda değiştirilmesi olanağının sağlanması bakımından Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderilmesini, toplumumuzun geleceği adına diliyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanının her zaman sergiledikleri ulusal duyarlılıklarıyla, Kanunun geliştirilmesine olanak sağlayacak bir karar alacaklarına içtenlikle inanıyor ve güveniyoruz.


TEMA VAKFI




EK : Cumhurbaşkanlığı Makamından Kanunun geri gönderilmesini talep eden
gerekçe metni

EK


CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMINA

Hükümetçe hazırlanan Tohumculuk Kanun tasarısı, 31.10.2006 tarihinde TBMM Genel Kurulunca kabul edilerek, 5553 sayılı Kanun olarak yasalaşmıştır.

Ülkemizin başta toprak ve su olmak üzere doğal varlıklarının korunarak verimli kılınmasını temel görev edinen TEMA Vakfı, bu kaynakların korunması ile ilgili olarak bu düzenlemenin, ulusal bağımsızlık, kamu yararı, tarımsal gelişim amaçları ve genel hukuka uygunluk açılarından, sorumlulukla incelenmesini ve değerlendirmesini gerekli görmüştür.

Bu değerlendirme sonunda yasanın kimi yetersizliklerine karşın; “ıslah, üretim, sertifikasyon, iç ve dış ticaret, tohumculuk meslek kuruluşlarının oluşumu ve denetim” aşamalarına ilişkin hükümleriyle tohumculuk sürecinin bütününü kavradığı ve getirdiği öngörülerle sektörün duyduğu ihtiyaçları karşılamaya katkı vereceği görüşlerine varılmıştır.

Bununla birlikte TEMA Vakfı; çıkarılmış olan yasanın aşağıda kısaca özetlenen ve ekte ayrıntıları sunulan nedenlerle, bir kez daha TBMM tarafından görüşülmek üzere Sayın Cumhurbaşkanımızca geri gönderilmesinin gerekli olacağı düşüncesindedir.

1- Ulusal bağımsızlık ilkesi ve kamu yararının korunması amaçları ile kullanılması gereken “tohumluk üretimi ve dış ticaret izni verilmesi ve denetim yapılması” gibi kamusal yetkilerin, yasanın on beşinci maddesi ile esasen yabancı şirketlerin yönetim ve denetiminde bulunan tohumculuk özel kesiminin yararlarına kullanılabilecek biçimde özel hukuk tüzel kişiliklerine devredilmesi öngörülmektedir. Yasanın bu şekliyle uygulaması durumunda; “hangi tohumun, hangi koşullarda, nerede üretileceğine, hangi tohumların ithal ve ihraç edileceğine veya edilmeyeceğine, nasıl bir denetim yapılacağına” yabancıların yönetim ve denetiminde olduğu bilinen özel firmalar karar verebilecektir. Bu konuda özel firmalara devredilen karar yetkisinin, anılan tohumları kullanacak olan kişilere bugün ve ileriki tarihlerde verilebilecek zararların yeterli değerlendirmesini içermesi temel koşul olmalıdır. Bu tür kararları alanların topluma ve kamu makamlarına hesap verebilmeleri asıldır. Bunu sağlayacak, anılan karar süreçlerini kamu adına özenle izleyecek bağımsız denetim kuruluşlarına ve mekanizmalara önemli ihtiyaç vardır.

2- Yasanın üçüncü maddesinde yer alan “çeşit”, beşinci maddesinde bulunan “üretim izni” ve yedinci maddesinde açıklanan “dış ticaret” hükümleri teorik açıdan, insan ve çevre sağlığına zararı olduğu dünyaca kanıtlanmış Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) tohumlarını da kapsamakta ve içermektedir. Anayasamızın elli altıncı maddesinde tanımlanan “herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak hakkına sahip olduğu” ilkesi ve toplum sağlığının korunması temel sorumluluğu bakımından, GDO tohumlarının yasa kapsamından çıkarılmasını sağlayacak bir düzenlemeye gerek bulunmaktadır.

3- Yasanın on altıncı maddesinden başlayıp otuz dokuzuncu maddesine kadar devam eden hükümlerinde, oluşturulması öngörülen tohumculuk meslek kuruluşlarının işleyişlerine ilişkin olan ve tüzük ve yönetmeliklerle düzenlenmesi gereken hükümler bulunmaktadır. Tanımlanan bu niteliklerinden dolayı, bir yasa konusu olmaması gereken bu hususların, genel hukuk kuralları bakımından yasa metni dışına çıkarılması uygun olacaktır.

4- Yasanın otuz sekizinci maddesi; kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu özelliği nedeniyle esasen ticaret yapması ve ticari yükümlülüğü olmaması gereken ve yasada anılan “alt birlikler” ile yine yasada yer alan “Birliğe”, aslında bu nedenlerle gerekmeyen ve hukuksal olmayan mali ayrıcalıklar tanımaktadır. Hukuka uygun olmadığı ekte sunulan görüşlerimizle açıklanan bu maddenin de yasa metninden çıkarılması uygun görülmektedir.

Toprak, su ve doğal varlıklarımızın korunması ve bunların verimli kılınması amacı doğrultusunda toplumsal sorumluluğumuzla hazırladığımız ve takdirlerine sunduğumuz önerinin Makamlarınca anlayışla karşılanmasını diler.


Prof. Dr. Çelik KURTOĞLU
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı

EKLER:


1. 5553 sayılı Tohumculuk Kanununun bir kez daha görüşülmesi için TBMM’ne geri gönderilmesine ilişkin TEMA Vakfı gerekçe özeti.


2. Tohumculuk Kanunu değerlendirme raporu

 

10 Kasım 2006

Değerli Grup Üyeleri,


Yeni tohumculuk yasasının ana konusu olan GDO'lu ürünler hakkında tartışma grubumuzda bu konunun pek üzerinde durulmadığını görmek beni üzüyor.( Bu yazıyı dün yazmıştım neyse bu sabah birkaç mail geldi. Aslında göndermekten vazgeçmiştim ama dayanamadım)


Türk tarımı zaten dışa bağımlı hale getirilmeye çalışılıyordu ancak Türk halkı şimdide kobay olarak kullanılacak. Eğer biraz ileriyi görebilmeye çalışırsak, bu yasanın ne götüreceği açık ve net bir şekilde bellidir.

Konu; "Ülke çıkarları, Türk Tarım sektörünün geleceği, İnsan sağlığı, Gıda güvenliği, Doğal hayat, Sürdürülebilir tarım dahilindedir."


Çok uluslu şirketlerin bitip tükenmek bilmeyen yok ederek kazanma arzularının bir sonucudur. Çok büyük bir biyolojik zenginliğe, endemik türlere sahip olan Anadolu toprakları tehdit atındadır. Konuyla ilgili söyleyecek çok şey var... Kaç yıldır Ulusal Biyogüvenlik Yasası meclise neden hala gelemiyor?


GDO'nun o kadar çok zararlı yönleri varki sonunun ne olacağı belli değil GDO'lu ürünlerin alerji, kanser, antibiyotiğe dayanıklı mikroorganizma oluşumuna neden olması gibi birçok sağlık sorununa yol açacağı riski vardır ve örnekleride görülmüştür. Tüm bunlara karşın neden GDO'lu ürünlerin kobayı olalım ?

Bu tür konularda 1-2 yıl değil en az 10- 20 hatta 100 yıl yıl gibi sürede ne olabileceği de düşünülmelidir. Hiçbir üründen artık organik diye bahsedilemeyecektir.


Organik tarım tam anlamıyla bitecektir. Bugün Amerika, bırakın GDO'yu Konvansiyonel tarımla bile yetiştirilen ürünlerin bebek mamalarında kullanımını yasaklamış,
0-2 yaş bebek mamalarının "organik" olma şartını resmen getirmiştir. Avrupa birliği GDO'lu ürünlere başta İngiltere, Fransa olmak üzere neredeyse tamamen karşıdır.
Bu ürünlerin ne olduğu belli değil!!!! Madem bu kadar bir üretim azalması var neden Tarım , özelliklede Türkiye'de bu kadar kötüye gidiyor? Son raporlarda FAO ve BM bir kıtlığa dikkat çekmektedir ama açlık sorunu zaten çözülebilmiş midir! Neden çözülmemiştir? Çünkü Afrika çok zengin doğal kaynaklara sahiptir.
Unutulmamalıdır ki nice dolaplar dönüyor bu işlerin arkasında. Basit bir oyun, önce dünya korkutuluyor sonra ilacı veriliyor, ilaçta GDO!! (İlerde daha çok ilaç göreceğiz)

Çok uluslu fimalar;


1- Her ülkenin kendi bölgesine adapte olmuş ürünlerden para kazanamaz $


2-Bu bitkilerde oluşabilecek hastalık zararlılar için eskiden daha fazla ilaç satabilir, yeni hastalık ve zararlılara karşı yeni ilaçlar geliştirip satacaktır $
( Eskiye oranla ne kadar çok ilaç kullanıldığı unutulmamalıdır.)


3- Bu ürünlerden hastalanan insanlarda ne ile tedavi görecekler? İlaçlarla $


4- Ve zaten İnsan bedenine yabancı olan birçok kimyasal maddeleri tükettiğimiz için, birçok sağlık sorunuyla karşı karşıyayız$ Bunların birçok bilimsel raporları var!!!!!!!!

Veya üretmemeye devam eden sadece satın alan ülke olalım!!!!!! Böylelikle hiçbir şeyi de sorgulayamayız.


"Bilim maddi kazancı değil insanı