|
TOHUMCULUK KANUNU İLE İLGİLİ
TARTIŞMALAR ***
06 Kasım 2006
Tohumculuk Kanununun TBMM Geçmesi Üzerine
Değerlendirme
Prof. Dr. Tayfun Özkaya
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü öğretim üyesi
31 Ekim 2006’da TBMM’den geçen tohumculuk kanunu Avrupa Birliği uyum
yasaları paketi içine alınarak ve temel yasa kabul edilerek yeterli bir
tartışma ortamı sağlanmadan çıkarılmıştır. Tarım Bakanlığınca yasanın
genetik olarak değişikliğe uğramış (kısaca GDO) tohumlukları da
kapsaması planlanmış, kamu oyu tepkisi üzerine bu konudaki yapılacaklar
sonraya ertelenerek GDO ile ilgili ifadeler yasadan çıkarılmıştır.
Yasa çok uluslu firmalara Türkiye tohumculuğunu teslim etme anlamına
gelmektedir. Şu anda bile domates başta birçok sebze tohumu altından
daha pahalı satılmaktadır. Gelecekte tarla bitkileri için de bu kadar
olmasa da büyük fiyat artışları planlanmaktadır. Bu amaçla kataloğa
kaydedilmeyen çeşitlerin veya çeşit haline gelmemiş tohumlukların iki
yıl sonra satılmasına engel olunacaktır. Bu kalite getiriyoruz gerekçesi
ile yapılmaktadır. Gerçekte ise örneğin Niğde’de patates kanseri (veya
bakanlığın değişi ile uyuzunun) yabancı patates çeşitleri ile geldiğini
hatırlatalım. Birçok hastalık yabancı tohum ithali ile Türkiye’ye
girmiştir. Ne kalitesinden bahsediyorlar? Bu yüzden onlarca yıl Niğde’de
birçok köyde patates ekilemeyecek, yasaklandı. Esas amaç onbin yıldır
Anadolu’da çiftçilerin çabaları ile geliştirilmiş tohumlukların çok
uluslu denen firmalarca el konulmasıdır. Binlerce genden oluşan
çeşidimize iki gen katıp mülkiyetlerine alacaklar. Buna da fikri
mülkiyet demekteler. Mülkiyetsiz fikirden yanayız. Bir anlaşma yapalım.
Çok uluslu firma doğanın ve çiftçilerin geliştirdiği her çeşit başına
örneğin 20 milyar dolar ödesin. Biz çeşitlerimizi kullanmaya devam
edelim. O zaman belki bunu kabul edebiliriz. Ayrıca bizim çeşitlerimize
kendi tohumundan kaçan genler için bizim çiftçilerimiz değil kendileri
sorumluluk alsın. Biz değil onlar tazminat ödesin. Bunu kabul
etmeyecekleri açıktır. Doğrusu hayat patentlenemez.
Yasa Tarım Bakanlığın tohum üretim, kontrol denetleme, anlaşmazlıkların
çözümü gibi bir çok alandaki yetkisini kurulacak (çok uluslu şirketlerin
etkin olacağı) tohumculuk birliğine bırakmaktadır.
Yasa biyoçeşitliliğe büyük bir darbe indirecektir. Büyük ölçüde aşınmış
olmakla birlikte hala biyoçeşitliliğimiz bu ülkede 70 milyon insanın
doyurulmasını eksik de olsa sağlamaktadır. Ancak ulusaşırı şirketlerin
amacı bizim çeşitlerimizi, çeşit karışımlarımızı, ekotiplerimizi, köylü
çeşitlerimizi silip süpürerek, bazılarını da mülkiyetine geçirerek ancak
kimyasal gübre, ilaç vb. ile yetiştirilebilecek, güya verimli gerçekte
ise doğayı ve çiftçileri yıkıma götüren birkaç çeşidi dayatmaktır.
Tohumlar altın fiyatına olmaz ise gümüş fiyatına satılacaktır.
Zenginliğimizi oluşturan tohumlarımız ise kaçak CD muamelesi görecektir.
Amaç kaliteyi sağlamak ise yapılabilecek çok şey var. Ancak amaç kalite
değildir. Yabancı tohumlarla birçok hastalığın ülkeye girmiş olduğunu
bir kez daha yineleyelim. Bu CD benzetmesi bizzat yetkililerce
yapılmıştır. Kim kimin eserini kopyalıyor. Yeni bir makine mı
geliştirmişler? Yeşil devrim denilen süreç bazılarımızın sandığı gibi
Dünya’ya çok iyi şeyler getirmemiştir. Dünya’daki biyoçeşitliliği yok
etmeye devam etmektedir. Dünya’da sera gazlarının üretilmesinde tarımın
payı FAO (Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü) raporuna göre çok
yüksektir.
Yasalaşma sırasında küçük bir değişiklik yapılmıştır. Buna göre, kayıtlı
çeşidi bulunmayan bitki türleri ile kayıtlı çeşidi bulunmakla beraber
bakanlığın gerekli göreceği tohumluk çeşitleri hakkında bu kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl süre ile uygulanmaz"
denmektedir. (cümle düşüklükleri tutanaklardan)
Tarım Bakanı gerekçe olarak aşağıdakileri okumuştur:
"Gerekçe: Ülkemizde yeter sayıda kayıtlı çeşidi bulunmayan bitki
türlerinde halen devam eden çeşit geliştirme ve çoğaltım faaliyetlerinin
sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Ayrıca, kayıtlı çeşit olsa bile
bazı özellikleri ile ülke ekonomisi bakımından önem taşıyan bitki
türlerinde yeni çeşitlerin ülke tarımına kazandırılması için öngörülen
süreden daha uzun bir süreye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle, geçiş
dönemi beş yıl olarak düzenlenmiştir."
Şimdi bu ifadeden de anlaşılmaktadır ki aslında yasa Türkiye biyolojik
çeşitliliğine ve genetik zenginliğimize büyük bir darbe indirmeye hazır
bir silahtır. Yapılan bunun işlemesini kısa bir süre yavaşlatmış
görünmektir. Muhtemelen firmaların şimdilik ilgi göstermeyecekleri
türler bu istisna içine alınacaktır. "Çeşit olsa bile yeni çeşitlerin
kazandırılması için süreye ihtiyaç duyulduğu" ne anlama gelmektedir.
Bunun anlamı açıktır: Ulusaşırı tohum devleri iki üç çeşitle diğerlerini
silip süpürecektir. Onların tohumları ise bol bol kimyasal gübre ve ilaç
olmadan yetiştirilemeyecek ancak endüstriyel tarımla rekabet eder
görüneceklerdir. Bedel doğanın ve çiftçiliğin katledilmesi olacaktır.
|
|
07 Kasım 2006
Kısırlaştırma bombası atıldı
guler.komurcu@aksam.com.tr
gulerkomurcu@superonline.com
Tek tip boğucu gündemden uzaklaşıp satır aralarına gömülen ve
bence ulusal güvenliğimiz üzerinde birinci dereceden tehdit algısı yaratan bir
konuyu dikkatinize sunmak ve de dikkatinizi çekmeyi başarır isem de sonucu
değiştirmek adına daha fazlasını isteyeceğim bugün sizden ey aksiyonel okur. Bu
öyle bir konu ki yaratacağı ekonomik yıkımın dışında,Türk neslinin
KISIRLAŞTIRILMASI, tedavisi imkansız olan ölümcül alerjiler, bilinmeyen
hastalıklar ve doğadaki görülmemiş değişimler tehlikesini içeriyor.
Geçtiğimiz ay Meclis'ten geçen Tohumculuk
Yasası'ndan bahsediyorum. Bu yasayla devlet tohumculuk alanından tamamen
çekiliyor, piyasa başta İsrailli firmalar, Syngenta, Pioneer, Monsanto gibi
çokuluslu tohum şirketlerine teslim ediliyor, çiftçimiz sizlere ömür ve de biraz
önce de belirttiğim gibi hepsinden önemlisi de yasa ile Genetiği Değiştirilmiş
Organizmaların (GDO) girişine ve ekimine olanak tanınıyor. Böylece de insan
sağlığı üzerinde başta KISIRLIK, alerjik reaksiyonlar, antibiyotik dayanıklılık
gibi hemen ve uzun vadede öngörülemeyen ciddi sağlık riskleri yaratıyor.
Yasanın arkasında AKP'nin içindeki Güneydoğulu vekiller lobisinin önde gelen
ismi, Tarım Bakanı Mehdi EKER durmakta ve... Noktaları yine siz doldurun ey
bilen okur.
Bu arada hemen eklemem gerekiyor; Avrupa Birliği, Genetiği Değiştirilmiş
Organizmaların (GDO'lu) AB'ye girmesine izin vermemekte, peki ya KISIRLAŞTIRMA,
neslimizin tüketilmesi ve diğer tehlikeler altında olan siz Türk Milleti şimdi
ne yapmayı planlıyorsunuz?
Konuya farklı bir uzman yorumu getirelim; Hafta sonu çok değerli bir çiftin
konuğu oldum, Özbekistan'ın sürgündeki muhalif lideri Muhammed SALİH ve eşi Dr.
Biyolog Aydın SALİH Hanımefendi ile uzun uzun sohbet ettik, nereden nereye...
Aydın Hanım, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Tohumculuk Yasamızın
içerdiği tehlikeler ve yakın geçmişten günümüze tespitlerle dolu önemli bir
yorum yaptı ('konu Türk dünyası olunca hepimiz tek ses oluruz' diyerek) bu
stratejik konuyu-ulusal tehdidimizin boyutunu Sayın Aydın SALİH'in
incelemesinden aynen aktarıyorum;
'Son dönemde zaten Türkiye tarım ürünleri (sebze, buğday, mısır, ayçiçeği vs.)
tohumlarının yüzde sekseni dışarıdan ithal edilmeye başlanmıştı. Bu tohumların
GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ tohumlar olduğunun bilinmemesi mümkün değil. Her
GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ tohum, içinde terminatör geni ihtiva eder. Bu
terminatör kendi neslini yok etmeye programlanmıştır. İşte bu nedenle de genetik
olarak değiştirilmiş tahılın verdiği ürün tohumu KISIRDIR. Yani, her ekim
yılı/mevsimi için yeniden tohum almak gerekecektir. Bu durum, sadece gıda
açısından dışarıya bağımlı hale gelmekle kalmayacak çok daha vahim sonuçlar
doğuracaktır.
Dışarıdan bakınca sadece ticari amaçla yapıldığı sanılan bu işin arkasında ise
çok vahim bir stratejik hedefin yer aldığı görülüyor. Bu tip tohum politikasına
bağımlı kalan Türkiye, sadece ekonomik değil, genetik tuzağa da düşmüş olur.
Genetik olarak değiştirilmiş tohumları istenilen menfi ya da müspet yönde
programlamak mümkündür. Ve böylece GDO'lu ürünlerle istenilen her toplum
yönlendirilebilir. Bu yöntem bir milleti ve onun yaşadığı ortamı yok edebilecek
kadar tehlikelidir. Mesela bu program, kısırlaştırma (sterilizasyon) erkek ve
kadınlarda KISIRLAŞTIRMA programı olabilir. Veya tedavisi imkansız olan ölümcül
alerjiler, bilinmeyen hastalıklar ve doğadaki görülmemiş değişimler olabilir.
Yani GDO bünyesinde otomatik olarak ve sonsuz bir şekilde çoğalabilen GENETİK
BOMBALAR taşıyabilir. Ancak ne yazık ki Türkiye'ye sokulan bu GDO'ların ne gibi
sonuçlar doğurabileceğinin tespitini yapabilecek bilimsel altyapı mevcut değil.'
Evet, tehlikenin boyutu ortada, neslimiz, sağlığımız, ülkemize 'Genleri
Değiştirilmiş Tohum' biyolojik silahı ile vurulmak üzere, yediğiniz her lokmada
aklınıza gelsin; işgal sizce kaç türlü olur ey tehlikedeki okur?
|
|
6.KASIM.2006
Gözucuyla…
Yeni Tohum yasasında biyo çeşitlilik!
Tohum Yasası geçen salı TBMM’de kabul edildi. Geçici 1.maddedeki değişikliğe
karşı bir kaç görüşü saymazsak tohum maçının son roundu sukut içinde geçti.
Karşı görüşler de genellikle “bizim köylü dedi ki…” den öteye gitmiyordu.
Oysa, geçici maddede yapılan değişikliğin
olmak üzere iki önemli amacı vardı.
Siz, “Öküz altında buzağı aramaya başlama!” demeden önce Geçici 1.maddenin 3.
fıkrasında yapılan değişikliğe Tarım Bakanı Mehdi Eker’in ağzından bakalım:
“Ülkemizde yeter sayıda kayıtlı çeşidi bulunmayan bitki türlerinde halen devam
eden çeşit geliştirme ve çoğaltım faaliyetlerinin sürekliliğinin sağlanması
gerekmektedir. Ayrıca, kayıtlı çeşit olsa bile bazı özellikleri ile ülke
ekonomisi bakımından önem taşıyan bitki türlerinde yeni çeşitlerin ülke tarımına
kazandırılması için öngörülen süreden daha uzun bir süreye ihtiyaç
duyulmaktadır. Bu nedenle, geçiş dönemi beş yıl olarak düzenlenmiştir."
İlk okuyuşta gerekçe, biyo çeşitliliğin korunacağı, geleneksel ve yok olmak
üzere olan türlerin korunmasını sağlayacağı… Hatta genetik yapısı değiştirilmiş
tohumlara (GDO) karşı önemli bir kazanımmış gibi gözükmekte.
Ne var ki gerekçe, göründüğü kadar masum değil. Zira, “yeni çeşitlerin”
kazandırılması amacıyla geçiş süresi uzatılırken :
-
hangi tür tohumlukların istisna
kapsamına gireceği;
-
benzer çeşitler varken yeni çeşit
kazandırılmasının nedenleri;
-
yeni çeşitlerin kazandırılması için
gereli sürenin nasıl saptanacağının
belirlenmemiştir. Dolayısıyla, geçiş
süresinin uzatılması yerli tohum çeşitlerini korumaktan ziyade yeni çeşitlerin
uyum süresini uzatmaya yarayacak gibi gözükmektedir!
Bu arada 5 yılın yeni çeşitlerin kayıtlı bile olsa yerlilerin piyasadan
silinmesi ve genetik yapılarının değiştirilmesi için yeterince uzun olduğunu
bilmekte yarar var. Özellikle de piyasanın Monsanto, Cargill gibi büyük
firmaların çeşitleriyle rekabet ettiği bizim gibi ülkelerde!
Kataloğa kaydedilmeyen çeşitlerin veya çeşit haline gelmemiş tohumlukların
yasadan nasıl etkileneceğini Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tayfun Özkaya’ya
sorduğumda :“Tohum piyasasına düzen getiriyoruz, kalite getiriyoruz gerekçesi
ile yapılmakta ama ithal yolla gelen kayıtlı çeşitlerin çoğu hastalıklı.”
diyerek devam etti… “Niğde’de patates kanseri, bakanlığın deyişiyle uyuz yabancı
patates çeşitleri ile gelmişti.”
Aslında sorun: Türkiye tarımının politika yapıcılarının çeşitleri kayda almakta
bunca yıl geç kalmasında! Tarımda biyoçeşitliliğin besinden ilaca, dokumadan
kimya sektörüne kadar çok sayıda sektöre girdi sağladığını… Dolayısıyla, ülkenin
en temel zenginliği olduğunu unutmuş olmalarında!
Hal böyle olunca, buzağıyı öküzün altında aramaya da gerek kalmıyor. Hele hele,
ülkenin tarım toprakları yıllardır Cargill, Monsanto, Bayer gibi ulusötesi
firmaların çeşit denemeleri için özgün bir labratuvar işlevi görmüşse..! Uluslar
arası literatürde Türkiye “Avrupanın California'sı” diye adlandırılmışsa..!
Türkel Minibaş
www.turkelminibas.net
|
|
08 Kasım 2006
Sayın Grup Üyeleri,
Tohumculuk sektörü ve GDO' lu ürünler ile ilgili pek çok olumlu ve olumsuz
açıklamaları buradan okudum. Amacım tam da uzmanı olmadığım bir alanda iyidir
veya kotudur demek de değil. Zaten bilimsel olarak GDO' lu ürünlerin cevre ve
insan sağlığı açısından nelere neden olabileceği henüz net değildir. Ancak
bildiğiniz gibi Paul Muller 1939 yılında DDT' nin insektisit etkisini bulmuş,
milyonlarca insanin sağlıklı yaşamını etkileyen zararlılarla savaşta
kullanılmasına vesile olmuş ve başarısından dolayı Nobel Barış ödülü almıştır.
DDT kültür bitkilerinde önemli verim ve kalite kayıplarına neden olan böceklerle
savaşta, tifüs kontrolünde, sıtma hastalığının taşıyıcısı olan sivrisinek
mücadelesinde geniş çapta ve çok yoğun kullanılmıştır. Kısacası 1940-1975
arasında mucize ilaçmış. Ancak 1970 li yıllardan itibaren yağ dokularında
birikmesi nedeniyle insanlarda kronik zehirlenmelere neden olması basta olmak
üzere cevrede neden olduğu sorunlar ve nihayetinde dayanıklılık sorunları dahil
pek çok olumsuz özelikleri nedeniyle önce gelişmiş ülkelerde sonra da yurdumuzda
ancak 1985 yılından itibaren yasaklanmıştır. Neden uzun uzun anlatıldı bu DDT?
Ben bu ülkenin vatandaşı olarak böyle bir vaka daha yasamak istemiyorum.
Üzerinde henüz tam olarak kanıtlanamasa da, bu kadar şüphe ve endişe duyulan GDO
lu ürünlerin gelecekte benzer sorunlara hatta çok daha vahim ve geri dönülemez
sorunlara neden olabileceği endişesini taşıyorum. Kısacası hiç bir sorunu olmasa
da GDO lu urun tüketmek istemiyorum. Bu tip ürünlerin yurdumuza rahatça gire
üretilmesini istemeyen, en azından şimdilik bu ürünlerden uzak durmak isteyen
insanların taleplerine saygı duyulmak zorunda. Dolayısıyla yasalarla bu tip
ürünlere müsaade edilmesi, hatta insanların bu tip ürünleri bilmeden tüketme
durumuna sürüklenmesi, anlaşılması güç bir yaklaşımdır. Sadece ticari kaygı veya
kazanç çerçevesinde olaylara yaklaşılmamalı, çevremizi gelecekte de
yaşanılabilir bırakabilmek için bu tip konularda hassas olmamız gerektiğini
düşünüyor hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum.
Enver Durmusoglu |
SON GELİŞMELERİN IŞIĞI
ALTINDA TÜRK TOHUMCULUĞUN DURUMU*
1. TÜRKİYE’DE
TOHUMCULUĞUNUN GELİŞİMİ
21 milyon ha orman, 13,5 milyon ha çayır
– mer’a, 23,5 milyon ha tarla bitkileri,
deki sertifikalı tohum üretimi, bitki
ıslah istasyonlarının kurulmasıyla devam
etmiştir. Halen 1937 yılında ıslah
edilen TOKAK arpa çeşidinin hala
üretiliyor olması, o günlerdeki bitki
ıslah çalışmalarının ciddiyetini
sergilemektedir. 1963 yılında çıkarılan
308 sayılı tohumculuk yasası ile teknik
ve idari olarak tohumculuğumuz bu güne
kadar gelmiş, pek çok üründe verim iki
katına çıkmıştır. Tohumculuğun
özelleşmesi ise 1985’lerde
gerçekleşmiştir.
Türk tohumculuğu 80’li yıllara kadar,
araştırma kuruluşlarının geliştir3,2
milyon ha bağ –bahçe bitkileri ekim
alanı ile Türkiye dünyada sayılı tohum
kullanan ülkelerden biridir.
1920’lerde başlayan devlet üretme
çiftliklerindiği tescilli çeşitlerin,
TİM’lerde (eski Devlet Üretme
Çiftlikleri) sertifikalı tohumluk olarak
çoğaltılması şeklinde süre gelmiştir.
1984 yılında “Tohumluk İthalatının
Serbest Bırakılması” ve 1985’ de de
“Tohumluk Teşvik Kararnamesi” yürürlüğe
girmiş ve “Türk Tohumculuk Özel Sektörü”
oluşmaya başlamıştır. Bir yıl sonra bu
sektör TÜRK-TED adı altında birleşerek,
bu gün yarıya yakını araştırma yapma
yetkisini almış olan 70’i aşkın firmayı
kapsamına almıştır. Bu arada
seracılığın, dondurulmuş gıda
endüstrisinin ve yaş sebze ihracatının
hızlı gelişmesi karşısında; hedefleri de
büyüyen Türk Özel Tohumculuk firmaları
küreselleşen dünyada, çok uluslu
firmalarla rekabet etmek durumunda
kalmıştır. Temelleri yüzlerce yıl önce
atılmış olan yabancı firmalar -tohumluk
üretimlerini dünyadaki ucuz el emeği
sunan ülkelerde yaptırıyor olmaları
nedeniyle- yerli firmalarla rekabette
avantajlı durumdadırlar. Gerçekten de en
eskisi ancak 20 yılını yeni doldurmuş
olan, küreselleşme baskısı altındaki
Türk Tohumculuk firmalarının;
uluslararası firmaların rekabeti
karşısında işleri hiç de kolay değildir.
Özel sektörün allogam (yabancı döllenen)
bitkilere yönelmesi bir yerde, devlet
olanakları ile donatılmış olan autogam
(kendine döllenen) tohum üreticisi
vepazarlayıcısı TİGEM’le rekabet
şanslarının sınırlı olmasından
kaynaklanmıştır. “Islahçı Hakları”
yasasının 2004 yılına kadar devreye
sokulamaması da bu konudaki başlıca
etkenlerdendir.
Diğer taraftan mevzuatı dört ayrı genel
müdürlük tarafından yürütülen bu
sektörün çok hızlı gelişen uluslar arası
ilişkilere uyumu dahi sorun olacaktır.
Çünkü Batı ülkelerinde tohumculuk
mevzuatı artık kamunun da devrede olduğu
sivil kuruluşlarca yürütülmektedir
(Hollanda: NAK, Fransa: GNIS).
TÜRK-TED’e üye olan firmalar dört grupta
toplanabilir:
· Yabancı sermayeli, kendi markaları ile
tohum pazarlayanlar;
· Yabancı sermaye ile ortak, genetik
materyali dışardan gelen, pazarlamayı
kendi veya partner firma markası ile
yapanlar;
· Tamamen yerli sermayeli, genetik
materyali dışarıdan gelen, pazarlamayı
kendi veya partner firma markası ile
yapanlar;
· Tamamen yerli sermayeli, hiçbir
yabancı ortaklığı olmayanlar.
Şimdi Türkiye’de
tohum gereksiniminin karşılanması ile
ilgili verilere bir göz atalım. Çizelge
1’de bazı bitkilerin ekim alanları
görülmektedir. Bu çeşitlilik içinde
çiftçimizin gereksinim duyduğu
sertifikalı tohumluğun karşılandığını
söyleyebilmek ise pek mümkün değildir.
AB açısından konuya yaklaşıldığında,
Türk Tohumculuk Endüstrisinin yeniden
yapılanmak zorunda olduğu çok açıktır.
Özellikle tahıl tohumculuğunda söz
sahibi TİM’in özelleştirme çerçevesinde
kısmen devreden çıkmasının ardından,
Türk tohumculuk firmalarına büyük
görevler düşecek ve rekabet şansları
artacaktır. Tohumculukla ilgili
yasaların AB’ne uyumuyla çağdaş
yapılanmaya kavuşulacak ve tohumculuk
mevzuatının uygulamaları kamudan teslim
alınabilecektir.
|
Çizelge1: Tohumculukta 2001
yılı gereksinimlerinin
karşılanma durumu |
|
Ürün
|
Alan(m.
Ha) |
Karşılama
(%) |
|
Buğday |
9400
|
9,0
|
|
Arpa |
3750
|
2,4 |
|
Patates |
203
|
8,2
|
|
Ay çiçeği(Melez) |
568 |
53,5
|
|
Pamuk(delinte) |
755
|
69,4
|
|
Yem Bitkileri |
569
|
29,7
|
|
Sebze |
880
|
10,0 |
Özellikle, tahıllar ve baklagil
tohumculuğu şimdiye kadar özel sektörün
pek ilgisini çekmemiştir. Bunda, konunun
ticari albenisinin olmayışı etkilidir
diyebiliriz. Nitekim bu ürünlerde
sertifikalı tohum değişim süresinin 3-5
yıla varabilmesi, üreticinin serbest
fiyat ortamında kamu ürünlerini tercih
edeceği beklentisi gibi nedenlerle özel
sektör şimdiye kadar bu konularda
istekli olmamıştır. Buna rağmen son
yıllarda özel sektörün bu alanda da
görev aldığı bir gerçektir (Çizelge 2).
| |
Çizelge 2. Özel
sektörün1986 ve 2000’lerde
|
|
bazı ürün
tohumculuğundaki payları
|
|
Ürün |
1986
(%) |
2000
(%) |
|
Buğday |
0,2 |
13,5
|
|
Arpa |
0,0
|
13,3
|
|
Mısır (Melez) |
91,2
|
99,8
|
|
Yem Bitkisi |
10,9
|
52,7 |
|
Pamuk |
0,0
|
23,4
|
|
Patates |
48,9 |
99,9
|
|
Sebze |
94,4
|
99,8
|
|
|
|
|
|
İşletmelerinin
bazılarının özelleştirilmesine rağmen
TİGEM, tohumculukla ilgili
faaliyetlerine devam etmektedir. Bununla
beraber buğday, arpa gibi kendine
döllenen bitkilerin tohumculuğunda özel
sektör büyük hamle yapmış, hatta
yıllardır yeri doldurulamayan TOKAK arpa
çeşidini geride bırakan TARM92’yi satın
alarak adeta bir rekabet ortamı
yaratmışlardır. Bunda ıslahçı hakları
yasa ve yönetmeliklerinin uygulamaya
konmasının büyük etkisi vardır.
Aslında Türkiye’de tohumculuk
firmalarının büyük geleceği vardır. Bazı
ürünlerde sertifikalı tohum kullanımının
yüzde yüzleri bulmasına karşın, diğer
birçoğunda henüz %50’leri bile
bulmamıştır .
Çeşit geliştirme ve tescil konusunda
Türk Tohumculuk Firmalarının -araştırma
belgesi almış dahi olsa- bir dizi
eksikliği vardır. Özellikle tahıl
tohumculuğunda söz sahibi olan TİM’lerin
özelleştirme çerçevesinde devreden
çıkmasının ardından henüz genç olan Türk
tohumculuk firmalarına büyük görevler
düşmesi doğaldır. Bu aşamada yarının
çeşitlerini geliştirmede gereksinim
duyulan bilgi ve tecrübe sermaye
birikimlerini henüz tamamlayamamış
tohumculuk firmalarının; Bakanlık, TUBA,
Üniversite işbirliğinde desteklenmesiyle
sağlanabilecektir.
2. TÜRK TOHUMCULUĞU GELECEK VAAT
EDİYOR!: Tohum, Genetik Yatırım Aracı
Her yıl birçok türün yok olduğu
şeklindeki haberlere günlük hayatta
sıklıkla rastlanır. Gerçekten de uygun
ekolojik ortamı bulamadığında üreme
şansı kalmayan her canlı, ortadan
kaybolacaktır. Olayı tür değil de çeşit
bazına indirgediğimizde durum bundan
farklı değildir. Çeltik çeşitlerinden "Sarıçeltik",
"Mısır" gibi eski çeşitler kaybolmuş,
onların yerine günümüzde "Osmancık",
"Halil Bey" gibi yeni çeşitler devreye
girmiştir. Bu çeşitler bir kamu
araştırma kuruluşu tarafından ıslah
edilip tohumcu şirketlere belirli bir
bedel karşılığı tohumculuğu yapılmak
üzere devredilmiştir. Üretici, tercihi
doğrultusundaki çeşidin tohumluğunu
satın alıp üretimini yapar ve doğal
olarak da en verimli çeşitlerin kaliteli
tohumluğunu ekmek ister. Buğday, arpa
gibi kendine döllenen türlerde -her yıl
yeni tohum alma gerekliliği olmadan-
kendi ürününden tohum olarak
yararlanabilir. Fakat mısır, ayçiçeği
gibi yabancı döllenen bitkilerde her yıl
tohumluğun yeniden satın alınması
gerekir.
Tarımsal üretim ticari bir olaydır. Bu
nedenle karlılık hiçbir zaman göz ardı
edilemez. Maksimum verimi sağlamada
tohum ilk akla gelen öğedir. Uygun çeşit
- tohum ekilmediğinde gübre, su, ilaç
gibi girdiler etkisini yeterince
gösteremeyebilir. Çeşitlerin ömrü de
sınırlıdır. Çünkü doğadaki hastalık ve
zararlı etmenleri değişerek mevcut
çeşidi dayanıksız, daha az verimli
duruma düşürebilmektedir. Çeşitlerin
ömrü kısıtlı olmakla beraber, doğal
olarak bazı istisnalara rastlanabilir.
Örneğin 1937 yılında tescil edilen "Tokak"
arpa çeşidi hala daha ekilmektedir.
Çeşitler yurt içinde veya yurt dışında
bir araştırma kuruluşu tarafından ıslah
edilerek, tescil ettirilirler.
Türkiye’de söz konusu işlem genellikle
kamu araştırma kuruluşlarınca
gerçekleştirilip, tohum firmaları
tarafından üreticilere ulaştırılır.
Tigem gibi kamu birimleri de birer
tohumculuk kuruluşu olarak kabul
edilmelidir. Gelişmiş ülkelerde kamu
kuruluşları genellikle çeşitleri değil
de, geliştirdikleri genleri - hatları
tohumculuk firmalarına devreder, satar.
Yani tohumculuk firmaları geliştirilmiş
hat veya çeşitlerin sürekli alıcısıdır.
Bu bağlamda özelleştirmeler çerçevesinde
daralacak olan kamu araştırma
kaynaklarının yerinin nasıl
doldurulacağı merak konusudur.
Tohumculukta çeşidin önemi büyüktür.
Çünkü tohumu aslında çeşit sattırır.
İsim yapmış bir çeşidin getirisi çok
fazla olur. Ülkemiz tohumculuk
stratejilerini buna göre geliştirmek
zorundadır.
3. YENİ
TOHUMCULUK YASASI NELER GETİRECEK
22 Eylül 2006 tarihinde TBMM gündemine
alınan TOHUMCULUK KANUNU ile ülkemizde
devletin küçülmesi yönünde bir adım daha
atmış oldu. Tümü Tarım ve Köy İşleri
Bakanlığına ait dört genel müdürlükteki
şube veya dairelerde yürütülen tohumla
ilgili bürokratik işlemlerin büyük
oranda kamu kuruluşu niteliğindeki
meslek kuruluşuna (Türkiye Tohumcular
Birliği - TTB) devredilmesi, aslında
küreselleşme sürecinde “devletin
küçülmesi” planının bir parçasıdır.
Kanun tarla bitkileri, bağ-bahçe
bitkileri, orman bitki türleri ve diğer
bitki türleri çoğaltım materyaline ait
çeşitlerin ve genetik kaynakların kayıt
altına alınması, tohumlukların üretimi,
sertifikasyonu, ticareti, piyasa
denetimi ve kurumsal yapılanmalar ile
ilgili düzenlemeleri kapsamaktadır. Söz
konusu işlemler batıda da benzeri
kuruluşlara bırakılmıştır. Örneğin söz
konusu işlemlerden Fransa’da GNIS,
Hollanda’da NAKK sorumludur.
Türkiye’de tohumculuk 308 sayılı yasa
ile yürütülmektedir. Fakat bu yasanın 40
yılı aşkın ömrü, özellikle hibrit,
transgenik tohumluk gibi yeni kavramlara
yeteri kadar eğilmeye fırsat
vermemektedir. Bu nedenle hazırlanan
yeni bir yasa taslağı TBMM’ne
sunulmuştur. Bu yasadan amaç:
· Bitkisel üretimde verim ve
kaliteyi yükseltmek,
· Tohumluklara kalite
güvencesi sağlamak, tohumluk üretim ve
ticareti ile ilgili düzenlemeleri
yapmak,
· Tohumculuk sektörünün
yeniden yapılandırılması ve
geliştirilmesi için gerekli olan
düzenlemeleri gerçekleştirmektir.
Kanun taslağında tarla bitkileri,
bağ-bahçe bitkileri, orman bitki türleri
ve diğer bitki türleri çoğaltım
materyaline ait çeşitlerin ve genetik
kaynakların kayıt altına alınması,
tohumlukların üretimi, sertifikasyonu,
ticareti, piyasa denetimi ve kurumsal
yapılanmalar ile ilgili düzenlemelerin
kapsam içine alınması öngörülmüştür.
Söz konusu taslakta alt birlikler,
tohumculuk sektörünün geliştirilmesi ile
sektörde faaliyet gösteren gerçek veya
tüzel kişiler arasında meslekî
dayanışmayı sağlamakla yükümlü
kılınmıştır. Meslekî faaliyetleri
kolaylaştırmak, tohumculuk faaliyetinde
bulunanların ekonomik ve sosyal
haklarının korunmasını sağlamak ve
mevzuatla verilen görevleri yerine
getirmek amacıyla şu birimler bir araya
getirilmiştir: Bitki ıslahçıları, tohum
sanayicileri ve üreticileri, fide
üreticileri, fidan üreticileri, tohum
yetiştiricileri, tohum dağıtıcıları,
tohum kullanıcıları, süs bitkileri
üreticileri ve tohumculukla ilgili diğer
konularla uğraşan en az yedi gerçek veya
tüzel kişi. İşte bu kuruluşlar tüzel
kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde
meslek kuruluşları olarak kabul edilen
“Türkiye Tohumcular Birliği”nin meslek
üst kuruluşu olarak tanımlanmaktadır.
80’li yıllara kadar,
araştırma kuruluşlarının geliştirdiği
tescilli çeşitler, TİGEM’lerde (eski
Devlet Üretme Çiftlikleri) sertifikalı
tohumluk olarak çoğaltılmış ve yine
Zirai Donatım Kurumu gibi kamu
kuruluşları tarafından dağıtımı
yapılmıştı. 1984 yılında “Tohumluk
İthalatının Serbest Bırakılması” ve
1985’de de “Tohumluk Teşvik
Kararnamesi”nin yürürlüğe girmesi ile
“Türk Tohumculuk Özel Sektörü” oluşmaya
başlamıştır. Bir yıl sonra bu sektör
“TÜRK-TED” adı altında dernekleşmiştir.
Bu örgüt günümüzde yarıya yakını
araştırma yapma yetkisine kavuşmuş 70’i
aşkın firmayı bir çatı altında
toplamıştır. Seracılığın, dondurulmuş
gıda endüstrisinin ve yaş sebze
ihracatının hızlı gelişmesi karşısında;
hedefleri de büyüyen Türk Özel
Tohumculuk firmaları küreselleşen
dünyada, çok uluslu firmalarla rekabet
etmek durumundadır. Gerçekten de, en
eskisi ancak 20 yıllık olan,
küreselleşme baskısı altındaki Türk
Tohumculuk firmalarının, uluslararası
firmaların karşısında işleri hiç de
kolay değildir. Acaba söz konusu yasa bu
doğrultuda Türk tohumculuğuna yeterli
güç katacak mı?
Türkiye’de tohumculuk mevzuatı 1963
yılında çıkartılan 308 sayılı yasa ile
yürütülmekte idi. Fakat bu yasanın 40
yılı aşkın ömrü, özellikle hibrit ve
biyoteknoloji ürünü gibi yeni kavramlara
yeteri kadar açıklık sağlayamamakta idi.
İşte yeni yasa: bitkisel üretimde verim
ve kaliteyi yükseltmek, tohumluklara
kalite güvencesi sağlamak, tohumluk
üretim ve ticareti ile ilgili
düzenlemeleri yapmak, tohumculuk
sektörünün yeniden yapılandırılması ve
geliştirilmesi için gerekli olan
düzenlemeleri yapmak amacıyla
hazırlanmıştır.
Söz konusu yasada alt birlikler,
tohumculuk sektörünün geliştirilmesi ile
sektörde faaliyet gösteren gerçek veya
tüzel kişiler arasında meslekî
dayanışmayı sağlamakla yükümlü
kılınmıştır. Meslekî faaliyetleri
kolaylaştırmak, tohumculuk faaliyetinde
bulunanların ekonomik ve sosyal
haklarının korunmasını sağlamak ve
mevzuatla verilen görevleri yerine
getirmek amacıyla kurulan TTB şu dernek,
birlik veya kuruluştan oluşmaktadır:
Bitki ıslahçıları,
tohum sanayicileri ve
üreticileri, fide ve
fidan üreticileri,
tohum yetiştiricileri, tohum
dağıtıcıları, tohum kullanıcıları.
İşte bu aşamada yasanın
uygulanabilirliği sorgulanabilir. Çünkü
birliği oluşturacak kuruluşlardan bir
çoğu henüz kendini ispatlamış değildir.
Hatta bazıları henüz kurulmamıştır.
Sevindirici olan yasa taslağını da
hazırlayan tohum sanayici ve
üreticilerinin (TURKTED -
http://www.turkted.org.tr/) bu
konuda danışman sistemlerini de
çalıştırarak işi profesyonelce ele
almalarıdır. Nitekim Türk Tohumcular
Birliği tüm tohumculuk konuları ile
ilgili işlemleri batıdaki örneklerinde
olduğu gibi kontrolör, koordinatör ve
komitelere bırakarak dinamik bir yapı
sergilemektedir.
4 TÜRK TOHUMCULUK FİRMALARI
YENİ YASADAN NELER BEKLİYOR!
4.1 FİRMALAR
NELERİ BAŞARDI!
Yeni yasa 1963 tarihli Tohumlukların
Tescil, Kontrol ve Sertifikasyonu
Hakkındaki 308 sayılı yasanın günümüzün
gereksinimlerini karşılamadığı için
değiştirilmek durumunda kalınmıştır.
Tohumculuk sektörünün yapısal değişimini
de bunlara eklersek yeni yasanın
gereksinimi iyice anlaşılır. Son zamanda
sektör faaliyetlerine bir göz atacak
olursak:
Ø Günümüzde özel tohum sektörümüzde
% 95 i yerli sermayeli olan 120’ nin
üzerinde firma faaliyet göstermektedir,
Ø 1980 öncesi melez sebze
tohumlarının tamamı ülkemize kaçak
girip, karaborsada yüksek fiyatlardan ve
garantisiz olarak satılmışken, günümüzde
ülkemizin her yerinde yetiştiricilerimiz
her istedikleri tohumu ekimden 15 gün
önce garantili olarak bulma şansına
sahiptirler,
Ø 1980 öncesi sadece iç pazarda
satılan 2 veya 3 adet yerli markalı
tohum firması varken bugün tam bir
rekabet ortamında iç ve dış pazarlarda
satılan 70 ila 80 yerli tohum markası
bulunmaktadır,
Ø 1980 öncesi ülkemizde kamunun
dışında araştırma yapan hiçbir yerli
tohum firması yok iken bugün sayıları 50
yi özel sektör araştırma kuruluşu her
geçen gün alt yapılarını geliştirerek
faaliyet göstermektedir,
Ø
1980 öncesi araştırma merkezlerinde
istihdam edilen personelin çoğunluğu
eğitim ve staj için yurt dışına
gönderilmekte iken, bugün yerli ve
yabancı sermayeli bir çok kuruluş çok
sayıda elemanı gelecek yıllar için
yetiştirmektedir,
Ø Tohumculuk sektöründe 3.000 i
geçen ziraat mühendisi çalıştırmaktadır,
Ø Son yıllarda ortalama tohum dış
alımı 70 milyon USD, dış satımımız ise
30 milyon USD’a ulaşmıştır,
Türkiye’nin yaş sebze
dış satımı yıllık yaklaşık 250 milyon
dolara, işlenmiş sebze dış satımı da 200
milyon dolar seviyesine erişmiştir.
Kabul etmek gerekir ki yerli, köy
populasyonları ile bu miktara
ulaşılamazdı
Bugün yediğimiz “badem tipi” kısa
hıyarların ve çarliston biberlerin %
100’ü Türk özel sektör ıslahçıları
tarafından ülkemizde geliştirilmiş ve
ülkemizde üretilmiştir.
Türk özel sektörü kendine döllenen
türlerde de ispatlamıştır. “Çeşit koruma
yasa”sının çıkartılması ve “sertifikalı
tohumluk kullanımının teşvik edilmesi”
sonucu 2006 da tahminen 200.000 ton
satıldı. Hatırlatmakta yarar görülen bir
saptama: 2001 yılında kamunun buğday
fiyatına sattığı tohumluklardan ancak
56.000 tonu dağıtılabilmişti (ülke
ihtiyacı 626.000 ton/yıl).
Özel firmalar tohumculuğunu yapmak üzere
kamu araştırma kuruluşlarının ıslah
ettiği bir çok çeşidi sınırlı sürelerle
sözleşmeler çerçevesinde
devralmışlardır. Çizelge 4’de 2005 yılı
itibarı ile söz konusu işlemlere ait
istatistikler izlenebilir. Bu
anlaşmalarla kuruluşlara eski
çeşitlerde: %0,5; yenilerde ise %1-7
arasında ıslahçı hakkı ödenilecektir.
Bu meblağ ile kuruluşların araştırma
giderleri karşılanabilecek ve ayrıca
araştırmacılara “ıslahçı hakları”
ödenecektir. Anlaşmalar 5-10 yıllık
periyotlar için yapılmıştır. Bir kamu
kuruluşu olan TİGEM’in de tohumculuk
yapmak üzere hangi türlerden çeşit satın
aldığı aynı çizelgeden izlenebilir.
Çizelge 3. Kamu tescilli
çeşitlerin satış bilgileri
|
|
Tür |
Satılan çeşit sayısı
|
Tigem |
Özel sektör sayısı |
|
M. Buğday |
10 |
* |
2 |
|
E. Buğday |
27
|
* |
9 |
|
Arpa |
|
|
|
Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz
* Bu makale 17
Ekim 2006 tarihinde Tüm Ziraatçiler
Dayanışma Derneğinde verilen konferans
notlarına dayanılarak kaleme alınmıştır.
|
|
|
|
|
|
|
09 Kasım 2006
TEMA TOHUMCULUK KANUNU İÇİN CUMHURBAŞKANINA BAŞVURDU
“Tohumculukta üretim – dış ticaret ve denetimin yabancı egemenliğine terk
edilmesi yolunun açılması, ulusal bağımsızlığımızla bağdaşamaz.
İnsan sağlığı açısından büyük tehlikeler taşıyan GDO tohumlarının üretimi ve
ithalatına olanak tanınması, kamu yararına olduğu kadar ve sağlıklı ve dengeli
çevrede yaşama hakkına da aykırıdır.”
Kamuoyu ve ilgili toplum kesimlerinin yoğun ve yaygın karşı çıkışlarına rağmen
Tohumculuk Kanunu 31.10.2006 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek
yasalaşmıştır.
TEMA’ya göre; Kanun tohumculuk sürecini kavramak ve sektörün gerek duyduğu
ihtiyaçları karşılamak açısından kimi olumlu düzenlemeler getirmesine rağmen,
ulusal bağımsızlığımız ve kamu yararının korunması ilkeleri bakımından son
derece sakıncalı hükümler taşımaktadır.
Kanunun on beşinci maddesiyle “ülkemizde tohum üretimine ve ithalatına izin
verilmesi ile tohumluk sürecinin denetlenmesi” gibi yetkilerin, özel sektöre
devrinin yolu açılmaktadır. Bu maddenin uygulanması sonucunda, ulusal
bağımsızlık ve kamu yararları açısından devletin elinde bulunması gereken
kamusal yetkilerin, tümüyle yabancıların egemen olduğu özel kesime geçmesi
kaçınılmaz olacaktır. “Hangi tohumun, hangi koşullarda, nerede üretileceğine,
hangilerinin ithal edileceğine ve sürecin nasıl denetleneceğine”, doğal olarak
kendi yararlarını düşünecek olan bu kesim karar verecektir.
Öte yandan, Kanunun üçüncü maddesindeki “çeşit” beşinci maddesindeki “üretim
izni” ve yedinci maddesindeki “dış ticaret” başlıklı hükümler; genetiği
değiştirilmiş organizma (GDO) tohumlarının ülkemizde üretimine ve ithalatına
olanak tanıyan özellikleri ile kanımızca toplum sağlığına dönük ağır tehlikeler
içermektedir. Kanunda, insan sağlığına zarar verdiği kanıtlanmış GDO’ların
tohumlarının üretimini ve ithalini engelleyici hiç bir hüküm bulunmaması, doğal
olarak ve teorik açıdan GDO tohumlarının da Kanun kapsamına girdiğini
göstermektedir.
Kanunda kamu yararı adına devletin görev alanı yeterli açıklıkla
tanımlanmamıştır.
Tohumculuk örgütlerinin işleyişlerine ilişkin olan tüzük ve yönetmelik gibi
hukuksal metinlerde düzenlenmesi gereken hususlar gerekmediği halde Kanuna
koyulmuş ve metnin yarısını oluşturmuştur.
Belirtilen nedenlerle 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu; ulusal bağımsızlık ve kamu
yararının korunması ilkelerine açıkça aykırı hükümler taşımaktadır.
Kanunun, yeniden görüşülerek ülke ulus yararları doğrultusunda değiştirilmesi
olanağının sağlanması bakımından Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha
görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderilmesini, toplumumuzun geleceği adına
diliyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanının her zaman sergiledikleri ulusal duyarlılıklarıyla,
Kanunun geliştirilmesine olanak sağlayacak bir karar alacaklarına içtenlikle
inanıyor ve güveniyoruz.
TEMA VAKFI
EK : Cumhurbaşkanlığı Makamından Kanunun geri gönderilmesini talep eden
gerekçe metni
EK
CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMINA
Hükümetçe hazırlanan Tohumculuk Kanun tasarısı, 31.10.2006 tarihinde TBMM Genel
Kurulunca kabul edilerek, 5553 sayılı Kanun olarak yasalaşmıştır.
Ülkemizin başta toprak ve su olmak üzere doğal varlıklarının korunarak verimli
kılınmasını temel görev edinen TEMA Vakfı, bu kaynakların korunması ile ilgili
olarak bu düzenlemenin, ulusal bağımsızlık, kamu yararı, tarımsal gelişim
amaçları ve genel hukuka uygunluk açılarından, sorumlulukla incelenmesini ve
değerlendirmesini gerekli görmüştür.
Bu değerlendirme sonunda yasanın kimi yetersizliklerine karşın; “ıslah, üretim,
sertifikasyon, iç ve dış ticaret, tohumculuk meslek kuruluşlarının oluşumu ve
denetim” aşamalarına ilişkin hükümleriyle tohumculuk sürecinin bütününü
kavradığı ve getirdiği öngörülerle sektörün duyduğu ihtiyaçları karşılamaya
katkı vereceği görüşlerine varılmıştır.
Bununla birlikte TEMA Vakfı; çıkarılmış olan yasanın aşağıda kısaca özetlenen ve
ekte ayrıntıları sunulan nedenlerle, bir kez daha TBMM tarafından görüşülmek
üzere Sayın Cumhurbaşkanımızca geri gönderilmesinin gerekli olacağı
düşüncesindedir.
1- Ulusal bağımsızlık ilkesi ve kamu yararının korunması amaçları ile
kullanılması gereken “tohumluk üretimi ve dış ticaret izni verilmesi ve denetim
yapılması” gibi kamusal yetkilerin, yasanın on beşinci maddesi ile esasen
yabancı şirketlerin yönetim ve denetiminde bulunan tohumculuk özel kesiminin
yararlarına kullanılabilecek biçimde özel hukuk tüzel kişiliklerine devredilmesi
öngörülmektedir. Yasanın bu şekliyle uygulaması durumunda; “hangi tohumun, hangi
koşullarda, nerede üretileceğine, hangi tohumların ithal ve ihraç edileceğine
veya edilmeyeceğine, nasıl bir denetim yapılacağına” yabancıların yönetim ve
denetiminde olduğu bilinen özel firmalar karar verebilecektir. Bu konuda özel
firmalara devredilen karar yetkisinin, anılan tohumları kullanacak olan kişilere
bugün ve ileriki tarihlerde verilebilecek zararların yeterli değerlendirmesini
içermesi temel koşul olmalıdır. Bu tür kararları alanların topluma ve kamu
makamlarına hesap verebilmeleri asıldır. Bunu sağlayacak, anılan karar
süreçlerini kamu adına özenle izleyecek bağımsız denetim kuruluşlarına ve
mekanizmalara önemli ihtiyaç vardır.
2- Yasanın üçüncü maddesinde yer alan “çeşit”, beşinci maddesinde bulunan
“üretim izni” ve yedinci maddesinde açıklanan “dış ticaret” hükümleri teorik
açıdan, insan ve çevre sağlığına zararı olduğu dünyaca kanıtlanmış Genetiği
Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) tohumlarını da kapsamakta ve içermektedir.
Anayasamızın elli altıncı maddesinde tanımlanan “herkesin sağlıklı ve dengeli
bir çevrede yaşamak hakkına sahip olduğu” ilkesi ve toplum sağlığının korunması
temel sorumluluğu bakımından, GDO tohumlarının yasa kapsamından çıkarılmasını
sağlayacak bir düzenlemeye gerek bulunmaktadır.
3- Yasanın on altıncı maddesinden başlayıp otuz dokuzuncu maddesine kadar devam
eden hükümlerinde, oluşturulması öngörülen tohumculuk meslek kuruluşlarının
işleyişlerine ilişkin olan ve tüzük ve yönetmeliklerle düzenlenmesi gereken
hükümler bulunmaktadır. Tanımlanan bu niteliklerinden dolayı, bir yasa konusu
olmaması gereken bu hususların, genel hukuk kuralları bakımından yasa metni
dışına çıkarılması uygun olacaktır.
4- Yasanın otuz sekizinci maddesi; kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu
özelliği nedeniyle esasen ticaret yapması ve ticari yükümlülüğü olmaması gereken
ve yasada anılan “alt birlikler” ile yine yasada yer alan “Birliğe”, aslında bu
nedenlerle gerekmeyen ve hukuksal olmayan mali ayrıcalıklar tanımaktadır. Hukuka
uygun olmadığı ekte sunulan görüşlerimizle açıklanan bu maddenin de yasa
metninden çıkarılması uygun görülmektedir.
Toprak, su ve doğal varlıklarımızın korunması ve bunların verimli kılınması
amacı doğrultusunda toplumsal sorumluluğumuzla hazırladığımız ve takdirlerine
sunduğumuz önerinin Makamlarınca anlayışla karşılanmasını diler.
Prof. Dr. Çelik KURTOĞLU
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı
EKLER:
1. 5553 sayılı Tohumculuk Kanununun bir kez daha görüşülmesi için TBMM’ne geri
gönderilmesine ilişkin TEMA Vakfı gerekçe özeti.
2. Tohumculuk Kanunu değerlendirme raporu
|
|
10 Kasım 2006
Değerli Grup Üyeleri,
Yeni tohumculuk yasasının ana konusu olan GDO'lu ürünler hakkında tartışma
grubumuzda bu konunun pek üzerinde durulmadığını görmek beni üzüyor.( Bu yazıyı
dün yazmıştım neyse bu sabah birkaç mail geldi. Aslında göndermekten
vazgeçmiştim ama dayanamadım)
Türk tarımı zaten dışa bağımlı hale getirilmeye çalışılıyordu
ancak Türk halkı şimdide kobay olarak kullanılacak. Eğer biraz ileriyi
görebilmeye çalışırsak, bu yasanın ne götüreceği açık ve net bir şekilde
bellidir.
Konu; "Ülke çıkarları, Türk Tarım sektörünün geleceği, İnsan sağlığı, Gıda
güvenliği, Doğal hayat, Sürdürülebilir tarım dahilindedir."
Çok uluslu şirketlerin bitip tükenmek bilmeyen yok ederek kazanma arzularının
bir sonucudur. Çok büyük bir biyolojik zenginliğe, endemik türlere sahip olan
Anadolu toprakları tehdit atındadır. Konuyla ilgili söyleyecek çok şey var...
Kaç yıldır Ulusal Biyogüvenlik Yasası meclise neden hala gelemiyor?
GDO'nun o kadar çok zararlı yönleri varki sonunun ne olacağı belli değil GDO'lu
ürünlerin alerji, kanser, antibiyotiğe dayanıklı mikroorganizma oluşumuna neden
olması gibi birçok sağlık sorununa yol açacağı riski vardır ve örnekleride
görülmüştür. Tüm bunlara karşın neden GDO'lu ürünlerin kobayı olalım ?
Bu tür konularda 1-2 yıl değil en az 10- 20 hatta 100 yıl yıl gibi sürede ne
olabileceği de düşünülmelidir. Hiçbir üründen artık organik diye
bahsedilemeyecektir.
Organik tarım tam anlamıyla bitecektir. Bugün Amerika, bırakın GDO'yu
Konvansiyonel tarımla bile yetiştirilen ürünlerin bebek mamalarında kullanımını
yasaklamış,
0-2 yaş bebek mamalarının "organik" olma şartını resmen getirmiştir. Avrupa
birliği GDO'lu ürünlere başta İngiltere, Fransa olmak üzere neredeyse tamamen
karşıdır.
Bu ürünlerin ne olduğu belli değil!!!! Madem bu kadar bir üretim azalması var
neden Tarım , özelliklede Türkiye'de bu kadar kötüye gidiyor? Son raporlarda FAO
ve BM bir kıtlığa dikkat çekmektedir ama açlık sorunu zaten çözülebilmiş midir!
Neden çözülmemiştir? Çünkü Afrika çok zengin doğal kaynaklara sahiptir.
Unutulmamalıdır ki nice dolaplar dönüyor bu işlerin arkasında. Basit bir oyun,
önce dünya korkutuluyor sonra ilacı veriliyor, ilaçta GDO!! (İlerde daha çok
ilaç göreceğiz)
Çok uluslu fimalar;
1- Her ülkenin kendi bölgesine adapte olmuş ürünlerden para kazanamaz $
2-Bu bitkilerde oluşabilecek hastalık zararlılar için eskiden daha fazla ilaç
satabilir, yeni hastalık ve zararlılara karşı yeni ilaçlar geliştirip satacaktır
$
( Eskiye oranla ne kadar çok ilaç kullanıldığı unutulmamalıdır.)
3- Bu ürünlerden hastalanan insanlarda ne ile tedavi görecekler? İlaçlarla $
4- Ve zaten İnsan bedenine yabancı olan birçok kimyasal maddeleri tükettiğimiz
için, birçok sağlık sorunuyla karşı karşıyayız$ Bunların birçok bilimsel
raporları var!!!!!!!!
Veya üretmemeye devam eden sadece satın alan ülke olalım!!!!!! Böylelikle
hiçbir şeyi de sorgulayamayız.
"Bilim maddi kazancı değil insanı | |